Ziya Gökalp; Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak / Kitap Analizi

Öz

Bu yazıda Türk sosyolojisinde ulusalcı ve uyuşmacı modelin ilk temsilcisi olarak kabul edilen Ziya Gökalp’in sırasıyla Türklük, İslamlık ve Batılılaşma gibi kavramları tartışmaya açtığı “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” kitabının incelemesi yapılacaktır.

 

Kitabın Künyesi

Kitabın Adı: Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak

Kitabın Yazarı: Ziya Gökalp

Sayfa Sayısı: 88

Konu: Başlıkta belirtilen 3 terim üzerinden açıklama yapılarak Türklerin varlığını devam ettirmesi ve benliğini kaybetmeden varlığını sürdürmesi için izlenmesi gereken yol özet olarak anlatılmaktadır. 

Yayınevi: Ötüken Yayınevi – İstanbul – 2017

 

Ziya Gökalp Kimdir?

18 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğan ve asıl adı Mehmet Ziya olan yazar, 1895’te eğitim hayatı için İstanbul’a gelmiştir. Burada İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılan Gökalp, katıldığı eylemler sonucunda bir yıl cezaevinde kalmış, çıktıktan sonra ise doğduğu şehir olan Diyarbakır’a sürgüne gönderilmiştir.

Yazar, 2.Meşrutiyet sonrası Diyarbakır’da İttihat ve Terakki’nin bir şubesini açar. İlerleyen yıllarda delege olan ve zamanla yönetime seçilen Gökalp, 1910’da öncülüğünü yaparak kurulan Terakki İdadisi’nde sosyoloji dersleri vermeye başlar. 1912’de Diyarbakır milletvekili olarak seçilen Ziya Gökalp Istanbul’a taşındıktan sonra İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri vermeye başlar ve hala varlığını sürdüren Türk Ocağı’nın kurucularından olur. 

Ermeni soykırımını savunduğu iddiası ile işgal mahkemeleri tarafından yargılanan Gökalp, İngilizler tarafından Malta’ya sürgüne gönderilmiştir. 2 yıllık sürgün hayatından sonra Diyarbakır’a dönen yazar, 1923’te 2. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Atatürk tarafından Diyarbakır milletvekili olarak atanmıştır. Yaşadığı hastalık sebebiyle 1924’te hayatını kaybetmiştir.

 

Giriş

“Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp’tir.

M. Kemal ATATÜRK 

Giriş, önsöz ve kavramlar ve isimler sözlüğü bölümleri dışarıda bırakıldığında 11 bölümden oluşmaktadır. Gökalp, kitapta, bulunduğu dönem içerisinde kavramlar arasında verilen savaş ve bölünmeyi önlemek adına bu kavramları açıklayarak, Türk toplumunun izlemesi gereken yolu tarif etmektedir. “Gökalp, Devletin ve milletin kurtuluşunu bu üç fikrin uzlaşmasında aramış” ve 11 bölüme dağıtarak bunu okurlara anlatmaya çalışmıştır. Bu üç görüşün uzlaşmasını savunsa bile okurken kendisinin Türkçülüğe daha yakın olduğunu hissetmek mümkündür.

İncelemesi yapılan kitapta yazar sadece üç kavram üzerinden ilerlemekle kalmamış Türk milletinin, gerçek anlamda vatanına bağlı bir toplum olabilmesi için yerine getirmesi ve edinmesi gereken özelliklere değinmiş; ülkülerin, amaçların, gelenek ve göreneklerin yanında dilin ve millet dininin öneminden bahsetmiş, Türk milletine adeta aydınlatılmış bir yol haritası çizmiştir.

 

1. Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak Bağlantısı

Bu üç fikrin birbirinden bağımsız olmadığının anlatılmasıyla başlayan ve adını da bu fikirlerden alan kitabın birinci bölümünde Gökalp, tarihi bir sıralama yaptığında muasırlaşma hareketinin Üçüncü Sultan Selim devrinde başladığını ve inkılap sonrası İslamlaşmanın da bu fikirle birleştirildiğini en son ise Türkleşmek fikrinin ortaya çıktığını ‘Üç Cereyan’  başlığı altında bizlere anlatmaktadır.

Üç akımın ortaya çıkışını anlatırken, Muasırlaşmanın herkes tarafından savunulduğunu ve tek bir isim vererek belirtilemeyeceğini ancak İslamlaşmak fikrinin savunucularının ‘Sırât-ı Müstâkim – Sebilürreşat’  Türkleşmek fikrinin ise ‘Türk Yurdu’  dergileri olduğunu söylemektedir. 

Kitapta ayrıntılı şekilde de görüleceği üzere, Gökalp’in anlatımıyla, bir millette ilk olarak dini kitaplar daha sonrasında ahlak, hukuk, edebiyat gibi dallara ayrılan, oluşum ve ihtiyaç durumuna göre kitaplar kaleme alınmaktadır. Dolayısıyla Türkleşme fikrinin ortaya çıkmasında rol oynayan dergiler gibi,  gazeteler de milliyet duygusunun doğmasında etkili olmuşlar, kitaplar da dini kural, ilke ve kanunları kesin dille ileterek ‘beynelmileliyet’  ruhunu oluşturmakta büyük rol oynamaktadır.  “Beşeriyata göre aynı teşrihî enmûzece mensup fertler bir ırksa, içtimaiyata göre de bir medeniyete mensup milletler bir beynelmileliyettir.”  

Mevcut dil ailelerine göre Türkler kendilerini İslam milletlerinden kabul etmiş olmalarıyla beraber, İslam Medeniyetine giriş yaptıktan sonra da dili, harfleri ve terimleri ona göre şekillenmiştir. Bu doğrultuda bakıldığında ise Gökalp’in tarifi ile “Türklükle İslamlık, biri milliyet diğeri beynelmileliyet mahiyetlerinde oldukları için aralarında asla teâruz yoktur.”  Türkleşmek ve İslamlaşmak birbirini tamamlayan fikirlerdir ve Türkleşmek gerçekleştiği an itibariyle İslamlaşma ihtiyacı hissedilecektir.

Muasırlaşmanın ise bilgi ve sanatın Avrupa ülkelerinden alınmasına ihtiyaç duyulmadığı, kendi bilimimizi ve sanatımızı üretmeye başladığımız an muasırlaşmış olacağımız şeklinde tanımlandığı kitapta, tıpkı Türkleşmek ve İslamlaşmak arasında bir zıtlık bulunmadığı gibi bu fikir ile de aralarında bir zıtlığın değil bir devamlılığın söz konusu olduğu belirtilmektedir. Gökalp’e göre bu üç fikrin de ihtiyaç doğrultusunda meydana geldiği göz önünde bulundurulmalı ve ‘Muasır İslam Türklüğü’ oluşturma amacıyla hareket edilmelidir.

 

2. Ziya Gökalpe Göre Türk Milliyetçiliği 

Mevcut zaman diliminde kendilerini ‘şehirli’  olarak adlandıran heyet, kendilerini herhangi bir milliyete bağlı saymazken, Türklerin de aralarında bulunduğu başka milliyetlerden kin, nefretle aşağılayıcı sözlerle bahsediyordu. Şehirliler tarafından diğer bütün milliyetlere karşı bir düşmanlık söz konusuydu. Bu dönemde çıkarılan eserler incelendiğinde milliyetlere ait aşağılayıcı ve utanç verici sözlerin mevcut olduğu görülmektedir. Kitapta Türkler için verilmiş olan örneklerden birkaçı ise şu şekildedir:

“Türk pohpohu, Acem pehpehi sever”

“Türk ne bilir bayramı laklak içer ayranı”

Bahsi geçen dönemde şehirlilerin mevcut davranışlarından dolayı Türklüğüyle övünen kişilerin aksine Türk olduğunu kabul eden kişiler bile yok denecek kadar az sayıdaydı. Türk olduğu kesin olan bireyler bile kendilerini başka milliyetten göstermeye çalışıyor ve Arnavut, Arap ya da Kürt olduklarını öne sürüyorlardı. Türkler için acı verici durumlardan birisi olan bu durumu Gökalp “Tarihte bu acıklı hale bir ikinci misal gösterilemez” şeklinde açıklamaktadır.

Ziya Gökalp’in kitapta “Milliyet fikrini İslam alemine ilk ithal edenler Araplar ve Arnavutlardır.” şeklinde kurduğu cümle ile milliyetin İslam alemi içerisinde Türklere nasıl sirayet ettiğini anlatmaya başlarken, devamında ise milliyetin sadece basit bir söylemden ibaret olmadığını bunun bir ülkü (amaç) olduğundan ve kuvvetlendirilmesi gerektiğinden bahsetmektedir. Mevcut ülküyü kuvvetlendirmenin ancak milli muhabbet’  ve ‘milli kin’  duygularının harmanlanmasıyla mümkün olduğundan bahseden Gökalp; Türklerin o zamanlarda bu duygulardan mahrum olduğunu, milliyet duygusunu ve ülküsünü yakalayamadıklarını üzülerek dile getirmektedir. 

Meşrutiyet sonrasında isyan eden Arnavutlar fark gözetmeksizin iyi yerlerde görev alan tüm Türkleri kovarken, yakaladıkları Türk subay ve askerleri ise öldürdü. Tanzimat esnasında ise tanzimatçılar Türklüğü yok etmeye çalıştılar.

Zaten mevcut zaman diliminde kullanılan bir Türk dili bulunmamakta ortak bir Osmanlıca kullanılmaktaydı. Bütün bunlar olurken her milliyet kendi okulunda kendi tarih ve lisan eğitimini vermekteydi.

Meşrutiyet sonrası Osmanlılaşma adı altında kendilerinin Türkleştirilmeye çalıştığını iddia ederek ayaklanan grubunun feryadını Gökalp haklı bulmakta ve Osmanlılaştırmanın aslında Türkleştirmek için kullanılan gizli bir silah olduğunu söylemektedir. Çünkü Osmanlıca Türk lisanından başka bir şey olmadığı gibi, Osmanlılık olarak bahsedilen durum bir devlet ise her Osmanlı vatandaşının da bu devlete bağlılığının aksi mevcut gözükmemektedir. Bu unsurlar göz önününe alındığında oluşturulan yeni millet Türk milleti olacaktır. 

Farkındalık oluşmaya başladığında ve insanlar mevcut durumu kabullendiklerinde, kendilerine ve milletlerine çeki düzen vermek adına çalışmaya başladılar. Bu esnada Türk gençleri de; dil ve edebiyat alanında sadelik esas alınmazsa, milli ülkü ruhu kimsede etkisini göstermezse ve iktisadi hayatta yer alınmazsa Türklüğün ve devamında doğal olarak Osmanlılık ve İslamlılığın da yok olacağının farkına varmış durumdaydılar. Oluşan bilinç sonunda Türk milliyetçiliği, Türklük ülküsü insanlar tarafından kabul edildi ve yaşamlarını düzenlemelerinde öncülük eder hale geldi. Dilde sadeleşmeye gidildi, edebiyat Yunan ve İran mitolojisinden arındırıldı, milli duygunun hissedilmesiyle ayrılmaz parçası kabul edilen dini duyguların hissedilmesi gerçekleşti, milli iktisat ve  milli ahlakın geliştirilmesi gibi birçok fayda toplum içerisinde baş gösterdi.

“Görülüyor ki, Türk kavmi ‘ben varım’ dedikten sonra mesuliyetini daha iyi takdir ediyor ve bugün milliyet duygularından feragat etmeleri mümkün olmayan dindaş ve devlettaşlarıyla daha güzel anlaşmak yollarını bulabiliyor”.

 

Sonuç

Birbiri için oldukça önemli üç kelimenin bağlantısının anlatıldığı Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak kitabı okuduğunuz esnada size birçok kelime katacaktır. Sayfalar ilerledikçe Gökalp’in aslında birbirine çok uzak gördüğümüz bu kelimelerin bağlantısını ortaya çıkarışına şahit olmak ve üzerinde düşünmek, gerçekten çalışmak istediğiniz konu bu doğrultuda ise, size tahmin edemeyeceğiniz bir damak tadı verecektir. 

Her ne kadar kitabı elinize aldığınızda kısa ve özet anlatım gibi gözükse de dönemin edebi dilinin vermiş olduğu ağırlık, kelimelerin bazılarının Osmanlıca olması ve anlatılan konunun yoğunluk ve önemi bir okur olarak sizi düşündüğünüzden biraz daha zorlayacaktır. Bazı sayfaları ilk okuduğunuzda anlamamış olmanın verdiği rahatsızlık hissi, kitabı bitirip kafanızda anlatılmak istenen temel konuyu oturttuğunuzda kendiliğinden yok olacaktır. 

Gökalp’in ilk okuduğum kitabı olması ve yukarıda belirttiğim sebepler dolayısıyla bu analizi yapmanın beni oldukça zorladığını sizlerle paylaşmadan yapamayacağım. Bu analiz, kitabı okumama vesile olmuş olsa da ilerleyen zamanlarda daha iyi anlamak adına dönüp tekrar okumam gerektiği inancındayım. Eğer kitabı okumak isterseniz yanınıza küçük not defterinizi ve kaleminizi hazırlamayı unutmayınız. 🙂 Keyifli okumalar.