Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Kieślowski
letterboxd.com’dan alınmıştır.

Yüzlerle Konuşmak: Kieślowski’nin İnsanlığın Ortak Paydasını Arayışı

Filmin Künyesi

Orijinal Adı: Gadające Głowy

Yönetmen: Krzysztof Kieślowski

Editör: Alina Sieminska

Sinematografi: Jacek Petrycki

Tür: Belgesel / Kısa film

İlk Gösterim: 1980

birdunyafilm.co’dan alınmıştır.

Giriş

Krzysztof Kieślowski, Polonyalı bir auteur yönetmendir. Dekalog, Véronique’in İkili Yaşamı ve Üç Renk üçlemesi gibi filmleri ile uluslararası tanınırlığa ulaşmıştır. Hayatının çoğunu savaş sonrası komünist rejimin kontrol ve sansürünün yaygın olduğu bir dönemde geçiren Kieślowski kariyerine belgesel filmlerle başlamıştır ve ilk uzun metrajlı kurgusal filmini 1975 yılında çekmiştir. Yüzlerle Konuşmak onun son belgesellerinden biridir.

1996 yılında aramızdan ayrılmış olan Kieślowski halen Avrupa’nın en etkili yönetmenlerinden biri kabul edilmektedir. Filmleri onun hümanist felsefesini yansıtır ve eğer irdelenirse her insanın içinde saklı olduğunun görüleceğine inandığı eşsiz ama basit değer ve güzellikleri beyaz perdeye taşımayı amaçlar. Detaycı ve titiz yönetmenliği ve basit görünen obje veya eylemlere yüklediği derin anlamlarla bilinir. Filmlerinde yaygın temalar olarak metafizik, tesadüfler, karşılıklı bağlantılar, kimlik, kader gibi evrenin paradoksları görülür.

letterboxd.com’dan alınmıştır.

Kieślowski henüz kurgusal filmlere odaklanmadığı 1980 yılında oldukça basit bir fikirden yola çıkarak bugün bile izleyicisini derinden etkileyen ve kendisini tekrar tekrar izleten 14 dakikalık kısa bir belgesel olan Yüzlerle Konuşmak filmini çekmiştir. Film, yaşları 1-100 arası değişen, birbirinden farklı meslek ve sınıflara ait Polonyalılar ile yapılan röportajlardan oluşur. Konuşmacılara, hangi yılda doğdukları sorusu dışında yalnızca iki “basit” soru daha sorulur: Kimsin ve ne istiyorsun? Bu basit fikirle ortaya çıkan kısa film bir belgesel niteliği taşısa da oldukça duygusal ve etkileyici olmasıyla onun kurgusal filmlerindeki şiirselliğe hazırlık niteliğindedir.

Tarihsel Arka Plan

Kieślowski sadece bu iki soruya aldığı cevaplarla adeta dönemin Polonya halkının portresini çizer. 1980 yılında Sovyetler Birliği’nin uydu devletlerinden biri olan dönemin Polonya Halk Cumhuriyeti’nde verilen cevaplarda demokrasi, özgürlük, barış, adalet ve bireyselliğe saygı arzuları öne çıkar. Polonya, Sovyet uydu devletleri arasında Sovyetlere karşı en sürekli muhalefet hareketinin olduğu ülkedir.[1] Polonya halkı kendisini Nazi işgalinden kurtarmış olan Sovyetler Birliğine bir kurtarıcı gözüyle bakmaz. Örneğin belgeselde bir taksi şoförü kendisini özgür hissettiğini ancak bireysel özgürlüğün bir anlam ifade etmediğini, gerçekten “özgürleştirilmiş” olmak için demokrasi ve güvenliğin şart olduğunu söyler. Burada “özgürleştirilmiş” kelimesini kullanması oldukça önemlidir çünkü Sovyetler Birliği’nin Polonya’yı Nazi işgalinden kurtarmasına “Sovyet özgürleştirmesi” denilmiştir. Röportaj yapılan kişilerin “Ne istiyorsunuz?” sorusuna verdikleri cevaplarda Nazi işgalinden kurtulup Sovyet hegemonyası altına giren Polonyalıların özlemleri görülür.  Örneğin bir tarih öğretmeni, kendisi için en önemli şeyin kendi kaderini tayin edebilme özgürlüğü olduğunu söyler. Kendisini bir hümanist olarak tanımlayan biri de “gerçekçi gelmese de” hayatta en çok istediği şeyin ülkesine gerçek demokrasinin ve toleransın getirilmesi olduğunu söylemektedir. Bir yazar, ‘Yazma yeteneği demokrasinin köküdür.’ dedikten sonra kendisini en çok endişelendirenin kamusal tartışma eksikliği olduğunu belirtir. Soğuk Savaş döneminde yaşayan ve dönemin en gergin evrelerine de şahit olan birinin bu söyledikleri oldukça anlamlıdır. Ona göre insanların fikirlerine değer verilmemesi, daha az kitap okumak, daha az düşünmek ciddi bir endişe kaynağıdır. Yazar, bundan “demokrasinin alacakaranlığı” olarak bahsetmektedir.

Soğuk Savaş’ın en çekişmeli yıllarını gören neslin istedikleri de tarihsel arka planı yansıtır: insanların korkudan etkilenmeksizin hayatlarını normal şekilde idame ettirebilmesi, etik ilkelere saygı, kurgusuz ve yalansız bir dünya. Sorular iki dünya savaşını da gören nesle yöneltildiğinde ise cevaplar daha karamsardır. Bu kişiler hayallerini gerçekleştiremediklerini ama çocuklarının ve torunlarının gerçekleştirmesini umduklarını, istediklerinin ülkeleri ve dünya için daha az acı ve daha az aşağılanma olduğunu söylerler. Hayatını mahkumlarla geçiren ve kendini bir hümanist olarak tanımlayan 1900 doğumlu bir kadın şöyle söylemektedir: “Artık eminim. En önemli şeyler; insan hakları, adalet, kişilik hakları, öz saygı ve saygınlık.” Dileği ise dünya savaşlarını ve Soğuk Savaşı deneyimlemiş biri olarak kendisi ve dünya için huzurdur.

Yönetmenin yaptığı iş aynı zamanda oldukça evrenseldir de. Çünkü sorulara verilen cevaplar dünyanın her yerinde, her zaman duyulabilecek türden cevaplardır. Kieślowski’nin filmlerinde insan olmanın evrenselliği görülür. İnsanlar bütün farklılıklarına rağmen duygulara sahip olmak noktasında birleşirler ve bu sanıldığından büyük bir ortak noktadır. Bu ortaklık amaç ve benlik arayışında, hayatın belirsizliklerinin yarattığı bunalımda ya da hayatın iniş çıkışlarıyla mücadelede bir ortaklıktır. Yaptığı röportajlar hayalperest, gerçekçi, hümanist, umutlu, halinden memnun, acı içinde ya da arayış içindeki insanların cevaplarıyla sanki zamansızdır. Bugün izleyen birinin de konuşmacılardan en az biriyle kendisini ilişkilendirmesi muhtemeldir. Örneğin 20’li yaşlarındaki konuşmacıların hisleri ve arzuları bugünün 20’li yaşlarındaki gençleriyle benzerdir. Cevaplarda; çocukluğun hayalciliğinden gerçekliğe ve gerçekçiliğe sert geçiş, beklentileri karşılayabilme çabası, hayatı nasıl yaşamak gerektiğini kavramaya çalışmak, sorumluluklar, belirsizlikler ya da radikal değişimlere karşı mücadele edilen bir dönemden geçen 20’li yaşlarındaki gençlerin hissettikleri görülür. Bunlar bugünün gençleri için de oldukça tanıdık hislerdir.

Film bir yaşındaki bir bebeğe soruların yöneltilmesiyle başlayarak komik bir giriş yapar ve ardından iki yaşındaki Waldek’in ne istiyorsun sorusuna “hiçbir şey” cevabını vermesiyle devam eder. Finalinde ise aynı soruları 100 yaşındaki konuşmacıya yöneltir. Verilen cevap insanın yaşıyla beraber büyüyen arzularını gösterir ve film bitip de siz sorulara cevap aramaya başlamadan önceki birkaç saniyede yüzünüzde bir gülümsemeye sebep olur: “Daha ne isteyebilirim? Daha uzun yaşamak. Çok daha uzun…”

Sonuç

Kieślowski oldukça popüler uzun metrajlı filmlerine nazaran göz ardı edilen bu kısa belgeselinde sıradan insanlara basit sorular sorarak hayat hakkında samimi ve gerçekçi fikirler edinmemizi sağlıyor. Kieślowski’ye göre halihazırda siyaset, milliyetçilik ve dinler gibi insanları bölen çok fazla şey vardır. Ona göre kültür, bütün insanları birbirine bağlayacak olan şeyi bulmaya kadirdir ve onun filmlerinde amaçladığı da bu ilişkiyi kurmaktır. Bu konuda “Kim olduğun ya da benim kim olduğum önemli değil; eğer ikimizden birinin dişi ağrıyorsa bu aynı acıdır. İnsanları birbirine bağlayan duygulardır.” der. Nitekim Yüzlerle Konuşmak filmi, aradan yıllar geçse de izleyicisinin kendisini konuşmacıların çoğuyla ilişkilendirebilmesi ve insan olmanın evrensel ve zamansız bir tözü olup olmadığı konusunda düşündürebilmesiyle Kieślowski’nin amacına ulaştığını gösteren filmlerinden biri. Yüzlerle Konuşmak, Kieślowski’nin sadece hikaye anlatıcılığı ve kamerada değil; insan ruhu konusunda da ustalığını bir kez daha gösteriyor. Yönetmen, gösterişli kamera tekniklerine ya da titizlikle hazırlanmış bir senaryoya başvurmadan anlatmak istediğini olabilecek en sade yolla anlatmayı da başarıyor. Üstelik izleyicinin film bittikten sonra da üzerine düşünmesini, soruları kendine yöneltmesini sağlıyor. Bu noktada basit görünen bu sorulara yanıt vermenin zannedildiği kadar kolay olmadığı ve ciddi bir öz farkındalık gerektirdiği gerçeğiyle yüzleşiyor. Öyle ki Kiéslowski dahi bir röportajında filmden sonra bu sorulara kendisi de yanıt vermeye çalıştığını ancak kim olduğunu ya da ne istediğini bilmediğini söylemiştir.

Yüzlerle Konuşmak, hayatı aynı anda hem basitliği hem kompleksliği ile olduğu gibi yansıtabilen etkileyici ve zamansız bir film. Üstelik daha uzun yıllar insanları etkilemeye ve konuşulmaya da devam edecekmiş gibi görünüyor. Bütün bu özelliklerinin yanı sıra henüz aşina olmayanlar için Kiéslowski sinemasına merak uyandırabilecek, fragman niteliğinde bir kısa film olarak da izlemeye değer.

 

 


Kaynakça

Talking Heads, https://www.imdb.com/title/tt0080770/ , (Erişim Tarihi: 06.02.2021).

Kıvanç, Ümit; Polonya, ‘‘Birikim Dergisi’’, 42/43/44, Ağustos/Eylül/Ekim, (İstanbul: Birikim Yayınları, 1978), s. 66.

Dipnotlar

[1] Kıvanç, Ümit; Polonya, ‘‘Birikim Dergisi’’, 42/43/44, Ağustos/Eylül/Ekim, (İstanbul: Birikim Yayınları, 1978), s. 66.