https://bahaiteachings.org/league-nations-failed.jpg

Yitirilen Bir Teori: İdealizm

Özet

20. yüzyılda Birinci Dünya Savaşının gerçekleşmesi sonucunda akademik anlamda çalışmalara başlayan uluslararası ilişkilerin ilk teorisi, savaş ve barış üzerine tartışmalar gerçekleştiren ve savaşların nasıl önlenebileceği ve kalıcı barışın nasıl sağlanabileceği sorularına cevap arayan İdealizm olmuştur. Birinci Dünya Savaşından sonra hızla etkisini artırarak ikinci bir savaşı engellemeyi amaçlamış ancak hüsrana uğramış olsa da Soğuk Savaş döneminde etkisini tekrar göstermiştir. Ancak 21. yüzyıla geldiğinde ise adını uluslararası ilişkiler kitaplarında bile görmekte zorlandığımız bir teori haline gelmiştir. Bu kadar önemli bir teori iken günümüzde bu kadar etkisiz kalmasının sebepleri ise kendisinden sonra gelen teorilerin özellikle Realizmin etkisi ve İdealizmin zamanla güçlü devletler tarafından çıkarları için siyasi bir araç olarak kullanılmasıdır.

Anahtar Kelimeler: İdealizm, Realizm, Uluslararası İlişkiler, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş.

Summary

The first theory of international relations, which began to work in the academic sense as a result of the realization of the First World War in the 20th century, was the idealism, which debated the questions of war and peace and how to prevent wars and how to achieve perpetual peace. After the First World War, it aimed to prevent a second war by increasing its influence, but although it was frustrated. It showed its influence again during the Cold War. However, when it came to the 21st century, it became a theory which we had difficulty in seeing even in international relations books. The reason why Idealism is so ineffective nowadays is that the theories that come after Idealism are very effective, like Realism. And most of the powerful states used Idealism as a political tool for their interests.

Keywords: Idealism, Realism, International Relations, First World War, Second World War, Cold War.

Giriş
Birinci Dünya Savaşı uluslararası sistem ve ilişkiler açısından büyük bir öneme sahiptir. Dünyanın böyle büyük bir felaket ile karşılaşması ve oldukça büyük bir zararın oluşması savaşların sona erdirilmesi eğer bu mümkün olmuyorsa yinelenmemesi, felaketlerin önüne geçilmesi ve kalıcı barışın sağlanması için çeşitli arayışlara sebep olmuştur. Dönemin en önemli soruları devletlerin neden birbirleri ile savaştıkları ve bunun nasıl önlenerek kalıcı bir barışı sağlayabileceği olmuştur. Özellikle 1918 sonrasında üniversitelerde Uluslararası İlişkiler kürsülerinin kurulması ile bu bağlamda ilk somut adımlar atılmış sayılmaktadır[1]. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson’un ortak güvenlik ve güçler topluluğu düşüncesi Kantçı bir anlayışla idealizmin ortaya çıkmasını ve yükselmesini sağlamıştır. Bu bağlamda idealistler, barışın nasıl tesis edileceği konusuna yoğunlaşmışlardır ve savaşın önlenmesi için barışçıl dayanışmanın esas olduğu bir uluslararası yapının tahsil edilmesini savunmuşlardır.[2] Tam da bu noktada Milletler Cemiyeti önemli bir nokta olmuştur. Ancak ortak güvenliğin sağlanmasında öncü olacağı düşünülen Milletler Cemiyeti bu konuda başarısız olmuş, bu da ilerleyen dönemlerde idealist düşüncenin sarsılmasına sebebiyet vermiştir[3]. Savaş sonrası ortaya çıkan ideolojik çatışmalar ve büyük devletlerin çıkarları idealizmin etkisini azaltmış, özellikle realistler tarafından idealizmin bir ütopya olarak anılmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, kendisinden sonra gelen teoriler İdealizmi yoğun olarak eleştirerek 21. yüzyıla geldiğimizde İdealizmin -önemli bir teori olmasına rağmen- etkisini kaybetmesine ve uluslararası ilişkilerde artık kendisine yer edinememesine sebep olmuştur. Bu çalışmada savaşın bir ürünü olarak ortaya çıkan uluslararası ilişkiler bağlamında yeni ve barışçıl bir dünya düzeni oluşturmayı amaçlayan idealizm ele alınacak, idealizmin tanımı, doğuşu ve yükselişi, etkisini neden kaybettiği ve 21. yüzyılda yeniden nasıl güçlenebileceği incelenecektir.

1. İdealizm Nedir?

Birinci Dünya Savaşı ile üzerinde akademik anlamda konuşulmaya başlanan uluslararası ilişkilerin ilk teorisi olarak ortaya çıkan İdealizm, devletlerin birbirleri ile neden savaştıkları ve bu savaşın nasıl önleneceği ve kalıcı barışın nasıl sağlanabileceği şeklinde temel sorulara cevap arayarak savaş ve barış konusunda kapsamlı fikirleri ortaya çıkarmıştır.[4] Ancak, iki savaş arası dönemde etkili olan İdealizm yalnızca savaş ve barış konusu üzerinde durmamış insanlığın genel sorunlarıyla da ilgilenerek görüşler ortaya koymuştur. Kökenleri eski dönemlere kadar dayanan, Immanuel Kant, John Locke gibi önemli isimlerin şekillendirdiği ve realistlerin aksine evrensellik olgusuyla ortaya çıkan idealizm[5] iyilik ve kötülük olguları bağlamında insan doğasının özünde iyi olduğunu savunarak aslında olumlu bir yaklaşım sergilemiştir. Özellikle büyük savaşlar sonrasında bir umut arama yolu olarak görülen idealizm, kötüyü “sistem düzeyinde”[6] arayarak kurallar çerçevesinde bir barışı sağlamayı hedeflemiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisinden sonra kalıcı barışı sağlayarak yeni bir dünya düzeni oluşturmayı amaçlayan İdealizm bütüncül bir uluslararası hukuk fikri ile savaşların önüne geçilebileceğini öne sürmüştür. İdealizm insanın doğası gereği iyi olduğuna inanması sebebiyle, onun her zaman barıştan yana ve karşılıklı olumlu ilişkilere ve iş birliğine açık olduğunu ve kötü davranışların olumsuz çevreden kaynaklandığını savunmaktadır.[7] Bu nedenle dünya genelinde bir düzen ve barış sağlayabilmek adına iş birliği çerçevesinde uluslararası bir yapının varlığına ihtiyaç duymuştur. Barışın tesisi için uluslararası bir yapıyı oluşturmayı hedefleyen İdealizm söylemlerinde silahsızlanma ve demokratikleşmeye yer vermiştir[8]. Çünkü silahlanma ve bunun bir yarış haline dönmeye başlaması savaşlara yol açan en büyük etkenlerden biri olmuştur ve oluşturulacak uluslararası yapının silahsızlanmayı sağlaması ve demokrasiyi dünya geneline yayması İdealizmin hedeflerinden biri olmuştur. Bunlara ek olarak, İdealizm kalıcı barışın sağlanabilmesi için oluşturulacak uluslararası yapının self-determinasyona ve demokrasiye sahip olan ülkelerin artması ile ortaya çıkabileceğini savunmuş[9] ve bu sebeple self-determinasyonun önemine dikkat çekmiş, yaygınlaşması için çalışmalarda bulunmuştur.

Realizmin negatif bakış açısına karşın bardağın dolu tarafına odaklanıp pozitif bir tutum sergileyen İdealizm, düşmanlıkların sona erdiği ve tüm sorunların barış çerçevesinde çözüldüğü ideal bir dünya için sadece siyasi ilişkilere değil aynı zamanda ticari ilişkilere de önem vermiş, savaşların çıkar çatışmalarından kaynaklandığını göz önünde bulundurarak devletlerin karşılıklı ekonomik çıkarlarını sağlamaları durumunda savaşların önlenebileceğini savunmuştur.

Tüm bu iddia ve savunmalar İdealizme göre savaşın önlenemez bir olgu olmadığını göstermektedir. Realizmin aksine, karşılıklı çıkarların sağlanması, uluslararası hukuka bağlı bir uluslararası yapının kurulması gibi gerekli şartlar sağlandığı takdirde savaşlar son bulabilir ve barış kalıcı bir hale gelebilir. Var olan yerine olması gerekene odaklanan idealizm, bu sebeple realistler tarafından ütopyacı olarak tanımlanmıştır.

2. Uluslararası İlişkiler Teorisi Olarak İdealizmin Ortaya Çıkışı ve Yükselişi

Savaşların, sebep olduğu olumsuz sonuçlar dolayısıyla yeni bir düzen kurulabilmesi için, barışa olan ihtiyacı artırdığı kuşkusuz bir gerçektir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı gibi büyük felaket ve kayıplara sebep olan olaylar, barışın sağlanması hususunda farklı düşüncelerin doğumuna sebebiyet verir. Bu açıdan bakıldığı zaman, Birinci Dünya Savaşı, uluslararası ilişkiler teorilerinin ortaya çıkmasına sebep olmuş, bu da özünde barışçıl bir uluslararası ilişkiler teorisi olan İdealizmi doğurmuştur.

Uluslararası ilişkilerin akademik anlamda konuşulmaya başlandığı ve bununla birlikte ilk teori olarak nitelendirilen İdealizmin ortaya çıkışını inceleyebilmek için ilk olarak 1920’lere baktığımız zaman, büyük bir tahribata neden olan böylesi büyük bir savaşın ortaya çıkmasının asıl sebebinin ve bu tür felaketlerin tekrar ortaya çıkmaması için neler yapılması, nasıl mekanizmalar kurulması gerektiğinin incelendiği bir dönemin var olduğunu görmekteyiz. Yine savaş sonrası yakın döneme baktığımızda, İdealizmin yükselişe geçerek dönemin siyasetinden etkilendiği ve bununla birlikte dönemin siyasetini etkilediği görülmektedir.[10] Bu düşünceyle birlikte, dönemin siyasetini etkileyecek en önemli belge ve teorik olarak ilk örnek 14 ilkeden oluşan ve kalıcı barışın tesisi için ilk adımın atılmasını sağlayan “Wilson İlkeleri” olmuştur. Wilson İlkelerinin en büyük ideali, bütün ulusları kapsayan bir yapı ile birliğin sağlanması ve barışın güvence altına alınması olmuştur. Barışın önündeki en büyük engellerden birinin gizli diplomasiler olduğunu savunan İdealizm Wilson İlkeleri ile bunu önlemeyi, aynı zamanda karşılıklı güvence ile orduların azaltılmasını sağlamayı amaçlamıştır, çünkü silahlanmanın ve orduların artması güvenliği tehdit etmektedir. Bu bağlamda 1920’li yıllar incelendiğinde İdealizmin teorik kısmı olan Wilson İlkelerinden sonra pratiğe dökülmüş hali olarak Milletler Cemiyeti görülmektedir.[11] Yeni dünya düzeninin oluşumu ve kalıcı barışın sağlanabilmesi için ihtiyaç duyulan uluslararası yapı olarak ortaya çıkan Milletler Cemiyeti ülkeler arasında yaşanılabilecek sorunların barışçıl yollarla çözülmesini amaçlamıştır.

İdealizm, iki savaş arası dönemde yükselişe geçerek oluşturduğu uluslararası yapı haricinde savaşta etkisi büyük olan ülkeler arasında da pek çok barış antlaşmalarının imzalanmasını sağlamıştır. Yalnızca iki savaş arası dönemde değil, günümüze kadar uluslararası ilişkiler için büyük önem taşıyan pek çok gelişmenin öncüsü olmuştur. Helsinki Nihai Senedi ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı bakımından İdealizmin etkisi ve önemi oldukça fazladır. Bunun yanında, yukarıda bahsi geçtiği gibi demokrasi kavramının İdealizm için önemli bir olgu olması demokrasi, liberalizm gibi kavramların SSCB ve Doğu Bloku tarafından öğrenilmesini sağlamış bu gibi pek çok gelişmeyi sağlamıştır.[12] Uluslararası hukuk normlarının güçlenmesi, insan hak ve özgürlüklerinin daha geniş bölgelere yayılması İdealizmin yükselişinin en büyük göstergelerinden olmuştur.

3. İdealizme Karşı Eleştiriler

Uluslararası İlişkilerin akademik anlamda konuşulmaya başlamasıyla beraber ilk teori olarak ortaya çıkan İdealizm, kendisinden sonra gelen teoriler tarafından sürekli olarak eleştirilmiştir. Kuşkusuz en büyük eleştiriler Realistlerden gelmiştir. Basit bir şekilde ifade edecek olursak, İdealizm var olanı değil de var olması gerekeni görmesi, savaşın realitesini kabul etmeyişi ve ortak çıkarların sağlanarak kalıcı barışın elde edileceğini iddia etmesi sebebiyle ütopya olarak adlandırılmıştır. Daha teorik ve özel anlamda bakmak gerekirse İdealizmin sanal düşüncelerden oluşması ve gerçeklere yeteri kadar önem vermemesi, ahlakın rolünün abartması gibi sebeplerle eleştiriler gelmiştir. Bu açılardan bakıldığında Edward H. Carr’ın Realist eleştirileri ele alınabilir. Teori ve pratiğin farklı olduğunu savunan Carr, güç ve çıkarların ahlaki değerler karşısında önceliğe sahip olduğunu ileri sürerek İdealizmin ahlakın rolüne verdiği büyük önemi eleştirir, iddiasının savunmasını ise evrensel bir ahlakın ve değerin olamayacağını söyleyerek yapmaktadır. Ayrıca İdealizmin gerçekleri görmezden gelerek sanal projeler üretmesini eleştiren Carr, İdealistlerin sebep-sonuç ilişkilerine önem vermedikleri ve bu sebeple gerçekliği gözden kaçırdıklarını savunmaktadır.[13]

İdealizme karşı diğer eleştiriler şu şekilde sıralanabilir: Yine Realistlerin bir eleştirisi olarak, İdealizm devletlerin birbirlerine güvenmesini ve ortak güvenlik için iş birliği yapılmasını savunmuştur ancak Realizme göre bu devletlerin gücünü ve devletin tek başına ayakta kalabilme gücünü büyük ölçüde zayıflatacaktır. Marksist bir eleştiri olarak ise, yeni dünya gerçekliklerine bakıldığı zaman terörizm, küresel ısınma gibi pek çok endişe verici olaylar güçlü hale gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında İdealizmin kurumsallık ve iş birliği kavramları bencil devletlerin kendi çıkarlarını elde etmeleri için diplomatik bir yol olarak kullanılmaktadır.

Genel ve kısa bir özetleme yapmak gerekirse, İdealizmin yeni dünyanın gerçekliklerini görmezden gelmeye devam etmesi birçok eleştiriye maruz kalmasına sebep olmaktadır.

4. İdealizm Etkisini Neden Kaybetti?

Birinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan, uluslararası ilişkilerin ilk teorisi olarak nitelendirilen, İkinci Dünya Savaşından sonra Realizmin yükselmesine karşın Soğuk Savaş’ın sona ermesini sağlayan İdealizmin bu kadar güçlü görünüp, hızlı bir şekilde teoride ve pratikte pek çok yarar sağlamasına rağmen bugün neden etkisini kaybederek uluslararası ilişkilerde yer edinemediği ele alınması gereken bir soru haline gelmiştir. Savaşların önüne geçilmesi ve yeni bir dünya düzeni kurulması, bununla birlikte dünya adına kalıcı barışın sağlanması, ekonomik çıkarların karşılıklı olarak dengelenmesi ve demokrasi, insan hakları gibi kavramların dünya geneline yayılmasını sağlayan İdealizmin etkisini kaybetmesinin sebeplerinden biri Realizmin ortaya çıkarak özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra yükselişe geçmesi olmuştur. Ancak özellikle savaş ve barış kapsamında önemli bir yer edinen böyle bir teorinin etkisini kaybetmesi yalnızca başka bir teorinin var oluşundan kaynaklanamaz, bu açıdan bakıldığında İdealizmin etkisini kaybetmesinin farklı nedenleri sıralanmalı ve tek tek incelenmelidir.

Öncelikli olarak İdealizmin etkisini kaybetmesinin temel sebepleri dünya barışını sağlamak amacıyla ilkeler ortaya koyan Wilson’un kendi ülkesi olan ABD’den destek alamaması ve Milletler Cemiyeti’nin Avrupa devletleri tarafından siyasi bir araç haline gelmesi ve savaşları sona erdirmesi beklenen bu yapının ortak bir güvenlik sistemi kuramayarak başarısız olması olmuştur. Wilson’un 14 ilke ile ortaya koyduğu idealist projenin başarısız olma sebebi ABD Kongresi’nin Wilson’un Milletler Cemiyetine üyeliğini reddetmesi ve savaş öncesi Yalnızlık Politikasına dönmesi olmuştur.[14] Bunun sonucunda ABD’nin idealist politika girişimleri sona ermiş Milletler Cemiyeti İngiltere ve Fransa öncülüğünde işlemeye başlayarak gücün, çıkarın ve rekabetin kurbanı haline gelmiştir. Rekabetlerin giderek artması İkinci Dünya Savaşını kaçınılmaz hale getirmiş bu da aslında bir bakıma savaşın realitesini kanıtlayarak Realizmin yükselişe geçmesini tetiklemiştir. Birinci Dünya Savaşından sonra kalıcı barışın tesis edilebilmesi için ortaya çıkmış bir teori olarak İdealizmin, İkinci Dünya Savaşına engel olamaması etkini kaybetmesinin ve hatta iflasının ilk sebebi olmuştur.

Diğer bir açıdan İdealizmin düşüşe geçerek zamanla etkisini kaybetmesinin sebeplerini genel olarak ele almak gerekirse esasında bütün sebepler İdealizmin kendi tanımı ve anlayışı içerisinde açık bir şekilde ortadadır.

Tanımı ve genel anlayışı bağlamında bakıldığında, İdealizm insanın özünde iyi bir varlık olduğunu bu nedenle barışçıl bir tutum sergilediğini savunur ve eğer insan kötü bir davranışa yöneliyorsa bunun sebebi kötü çevre ve koşullardır. Ancak burada önemli olan husus, kötü çevre ve koşulların yine insan tarafından oluşturuluyor olmasıdır çünkü insan, özünde çıkarcı bir varlıktır ve menfaatlerine yönelir, zaten savaşların ya da çatışmaların çıkma sebebi de bundan kaynaklıdır. İdealizmin en başından beri sergilediği bu iyimser bakış açısı çıkarlar ve menfaatler uğruna her türlü çatışma ile gücün elde edilmek isteneceği gerçeğinin önüne bir perde çekmiştir. Yine aynı şekilde, İdealizmin var olan yerine olması gerekene, “ideale” odaklanması gerçekliği gizlemiştir. 21. yüzyılda yeni dünya düzenine ve dünyanın gerçekliklerine bakıldığında güç, çıkar, menfaat, terörizm, savaş, çatışma, rekabet gibi kavramların varlığı ve etkisi şüphesizdir. Ancak İdealizmin bu gerçekliklere halen yeterince önem vermemesi etkisini kaybetmesinde rol oynamıştır.

Öncesinde bahsedildiği gibi, İdealizmin temel amacı olan kalıcı barışı sağlamak adına kurulmuş bulunan Milletler Cemiyeti’nin idealizmi bir siyasi araç olarak kullanması, Wilson İlkeleri ile idealizmin büyük bir yükselişe geçmesini sağlayan Wilson Yönetimi’nin ABD kongresi tarafından Milletler Cemiyetine katılma isteğinin reddi ve bunun sonucunda gelişen olaylar ile İngiltere ve Fransa’nın güç yarışı ve çıkarlarına yönelmesi İdealizmin bütün popülerliğini sarsmış, özellikle İngiltere ve Fransa’nın realist politikaları sonucunda kutuplaşmaların başlaması ile İkinci Dünya Savaşı’nın önü açılmıştır. Bütün bir felaketle sonuçlanan bir savaşın ardından idealist bir yaklaşım sergileyerek barışı kalıcı hale getirmeye çalışılmasına rağmen izlenen yolların bir fayda göstermemesi ve dünyanın ikinci büyük bir savaşa gitmesi İdealizmin çöküşünün en büyük etkeni olmuştur. Bu bağlamda günümüz dünyasına baktığımızda, İdealistlere göre İkinci Dünya Savaşından sonra Wilson’un ideallerinin hayata geçirilebileceği yapılar kurulmuştur, bunlardan en önemli ikisi Birleşmiş Milletler -ayrıca Birleşmiş Milletlere bağlı uluslararası örgütler- ve Avrupa coğrafyasında bütünlüğü sağlayan Avrupa Birliği olmuştur.[15] Bu uluslararası yapılar yine İdealizmin temeli olan kalıcı barışı sağlamak için kurulmuştur. Özellikle Soğuk Savaş döneminde pek çok barışı sağlamıştır. Avrupa Birliği ile Avrupa coğrafyasında uzun bir süre sonra bütünlük ve barış süreci yaşanmıştır. Ancak yine 21. yüzyılın gerçeklerine baktığımız zaman görülen gerçeklik şu ki savaşın olmaması barışın olduğu anlamına gelmemektedir. Konuya Avrupa Birliği açısından bakacak olursak, idealist amaçlarla kurulmuş olan bu yapı Avrupa’da bir bütünlük ve barış sağlayıp kendi içerisinde bir iş birliği ve ortak çıkar sağlamıştır. Ancak bu ortak çıkar yalnızca Avrupa Birliği’nin kendi içerisinde sağlanmış olup diğer ülkelerle rekabete, sorunlara, olumsuz diplomatik ve dış ilişkilere sebep olmuştur. Bu konuya örnek olarak Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri gösterilebilir. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmek istemesi ancak Avrupa Birliği ile çıkarlarının uyuşamaması hem doğrudan Avrupa Birliği’nin kendisi ile hem de dolaylı olarak Avrupa Birliği ülkeleri ile olan diplomatik ve dış ilişkilere zarar vermekte, krizlere ve diplomatik çatışmalara sebep olmaktadır. Bu örnekten de görüldüğü üzere, İdealizm yine bir ortak çıkar sağlayamamış ve çatışmaların, krizlerin önüne geçememiştir.

Bunların yanı sıra, daha öncesinde bahsedildiği üzere İdealizm yalnızca politik bir tutum sergilememiş aynı zamanda ticari ilişkilerin işlevine de değinmiştir.[16] Bu bağlamda İdealizm Gümrük Birliği, serbest ticaret ve tüm ticari ilişkiler açısından büyük gelişmeler sağlamıştır. Günümüz dünyasına baktığımızda bu idealin gerçekleştiği görülmektedir[17], ancak ticaret ne kadar serbest olursa olsun ülkeler arasında ekonomik çıkar dengesi oluşturmak kolay değildir. 21. yüzyıla baktığımız zamanda da görüyoruz ki dünya da bir “kapitalizm” gerçekliği var, haricinde ülkeler serbestçe ticaret yapabildikleri halde halen ülkeler arasında ekonomik krizler yaşanıyor, bu ise çatışmalara sebebiyet vererek barışın önünde bir engel haline geliyor.

İdealizm için önemli olgulardan olan “demokrasi”, “özgürlük” ya da “insan hakları” açısından bakmak gerekirse, İdealizm kalıcı barışın sağlanabilmesi için demokrasinin ve self-determinasyonu önemine dikkat çekmektedir ve aynı zamanda barışı sağlayacak olan uluslararası yapının insan hakları ve özgürlüklerin sağlandığı uluslar ile var olabileceğine değinmiştir. Ancak tarihsel örnekleri göz önünde bulunduracak olursak demokrasi, özgürlük gibi idealist yaklaşımlar özellikle SSCB gibi yerlerde çatışmalara sonucunda ise böyle büyük devletlerin yıkılmalarına sebep olmuştur. Zaten Milletler Cemiyeti örneğinde de olduğu gibi ulusların idealizmi kendi ulusal çıkarları için kullanmaları barışı sağlamaktan çok savaşlara ve çatışmalara sebebiyet vermiştir. Yakın geçmişten de bilindiği üzere, Amerika’nın Irak işgali yine aynı şekilde idealist bir düşünce olan demokrasi adına gerçekleşmiş ve büyük bir felakete yol açmıştır. Aslında bu noktada güçlü olanın haklı olduğu düşüncesi oluşmuş bu da İdealizme olan ilgiyi azaltmıştır.

Dünya tarihinin her döneminde var olan savaşlar insan doğasının ve dünyanın bir gerçeğidir. İdealizmin bu gerçeği kabul etmemesi ve realistlerin aksine savaşları önüne geçilebilecek bir olay olarak görmesi ancak buna rağmen Birinci Dünya Savaşı sonrasında çok popüler olduğu halde İkinci Dünya Savaşı’na engel olamaması İdealizmin yıkımı olmuştur. Her ne kadar Soğuk Savaşın sona ermesinde etkili olsa da bu yıkımın enkazından kurtulamamıştır. Savaşların büyük felaketlere sebep olması, savaşlarda galip gelen devletlerin bile uzun bir süre kendilerini toparlayamamaları ve her türlü önleme rağmen güç ve çıkarın önde olması Realizmin gücünü artırmış, Realizmin kalıcı barışın sağlanamayacağı konusundaki vurguları önem kazanmış, savaşların özünde bir gerçek olduğu düşüncesi daha da ilgiyle karşılanmıştır. Zaten artık böyle bir savaşın ve felaketin yaşanmış olması bu gerçekliği gösterirken, galip ve mağlup devletler için “güç” kavramının daha büyük önem kazanması ve gerçeklik haline gelmesi bundan sonra da savaş ve çatışmaların yaşanacağını göstermektedir.

İdealizm her ne kadar gelişmeler sağlamış olsa da iki savaş arası dönemdeki güç ve çıkar gerçeklikleri inkâr edilemez. Tarihsel gerçeklik ve örnekler de göz önünde bulundurulduğunda gücün önemli bir etken olduğu görülmektedir. Bu bağlamda Realizmin savunduğu gibi savaşları engelleyebilmek için yüzümüzü o gerçekliklere dönmemiz gerekmektedir.[17] Zira bugüne baktığımızda Realizmin de savunduğu üzere çıkarların ve gücün hala birer gerçeklik olmaları İdealizmin etkili olmasını engellemektedir çünkü zaten İdealizmin geçmişten de tecrübeli olduğu gibi, idealist projeler özellikle büyük devletlerin çıkarları için kullanılmakta ve bu da İdealizmin barışı sağlamadaki etkisini önemli ölçüde azaltmaktadır.

Tüm bunlarla birlikte yeni bir dünya düzeninin kurulması ve kalıcı barışın sağlanabilmesi konusundaki inanç genel olarak başarısız olmuştur. 21. yüzyıla baktığımızda İdealizmin sağladığı Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesi Mahkemesi gibi birçok örnek olsa da tüm bunlara rağmen pek çok devletin barış, demokrasi, insan hakları nidaları atmalarının yanında diğer ülkeler ile silahlanma yarışına girdikleri, savaşların sebebiyet verdiği mülteci krizleri bağlamında mültecilerin insan haklarının ellerinden alınmaya çalışıldığı gibi örnekler görülmektedir.

Tüm bu olaylar ve örnekler göz önünde bulundurulduğunda İdealizmin etkisini kaybetmesinde siyasi bir araç olarak kullanılmaktan kendisini kurtaramaması önemli bir rol oynamıştır.

5. İdealizm 21. Yüzyılda Tekrar Ortaya Çıkabilir mi?

Birinci Dünya Savaşından bugüne kadar oluşturduğu projelerle, kurduğu uluslararası kuruluşlarla bazen başarılı olurken bazen başarısızlığa uğrayan, uluslararası güç dengesinin oluşumu ve savaşların önüne geçerek kalıcı barışın sağlanması konusunda en etkili ve hatta tek teori olan İdealizm gerek Realizmin etkisini artırması gerekse kendi içerisinde yaşadığı problemler dolayısıyla uluslararası ilişkilerdeki önemini kaybetmiştir. Pek çok uluslararası ilişkiler kitabında İdealizm başlığı dahi bulunmaması ve İdealizm hakkında çok sınırlı kaynak olması bu düşüşün bir kanıtı niteliğindedir. 21. yüzyılın gerçeklikleri ele alındığında devletler arasındaki rekabetin, çıkar ilişkilerinin, güç arzusunun dünya çapında büyük krizlere, çatışmalara ve hatta savaşlara sebep olabileceği kuşkusuzdur. Ancak yaşanan bu gerçeklikler barışı sağlayabilmek adına İdealizmin etkili bir uluslararası ilişkisi olarak tekrar gündeme gelmesini sağlayabilir. Yalnız, Birinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkarak ikinci bir savaşı engellemeyi hedeflediği halde büyük bir hüsrana uğrayan İdealizmin, kendi içerisinde bir değişiklik yapmadan ve kendisini yenilemeden tekrar gündeme gelebilmesi elbette çok zordur. Bu bağlamda İdealizmin kendisine yönelik yapılan eleştirileri değerlendirmesi, tıpkı Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan Neo-İdealizm gibi döneminin gerçekliklerini kabul etmesi ve bunlar üzerinden çalışmalarını ilerletmesi gerekmektedir ancak Neo-İdealizmde olduğu gibi İdealistlerin attığı temeli diğer teorilerin geliştirmesi engellenmelidir, eğer bunun önüne geçilemezse İdealizm yine etkili bir teori olamayacaktır. 

Sonuç

20. yüzyılın başlarında savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkan uluslararası ilişkiler teorisi olan İdealizm savaş ve barışı kendisine temel konu edinmiş, savaşların önüne geçerek dünyada kalıcı barışı sağlamayı hedeflemiştir. Bu bağlamda teoride ve pratikte pek çok örneği bulunmaktadır. Ancak zamanla devletlerin İdealizmi kendi çıkarları uğruna kullanmaları ve savaş, güç, rekabet gibi kavramların dönemin gerçekliğini yansıtarak Realizmin güçlenmesini sağlaması kendisinden sonra gelen teorilerin İdealizmi eleştirmesine ve sonucunda bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak idealizmin etkisini kaybetmesine sebep olmuştur. Birinci Dünya Savaşından sonra hızlı bir yükselişe geçmiş, ancak İkinci Dünya Savaşına engel olamadığı için etkisini kaybetme sürecine girmiş olan İdealizm buna rağmen İkinci Dünya Savaşından sonra Wilson ideallerinin hayat bulmasını sağlamış, ilerleyen dönemlerde Soğuk Savaşın bitmesinde büyük rol oynamıştır. Her savaş sonrası dönemde çeşitli uluslararası yapılar kurarak bir sonraki savaşı engelleme çabalarına giren İdealizm, bazı teorisyenler tarafından iki savaş arasındaki dönemde İdealistler neredeydi şeklinde eleştirilmişlerdir.

Her şeye rağmen, günümüz dünyasının gerçeklikleri göz önünde bulundurulduğunda İdealizmin özü gereği etkisiz bir teori olarak kalması doğal bir hale gelmiştir. Eğer İdealizm 21. yüzyılda tekrar etkili bir uluslararası ilişkiler teorisi olmayı hedefliyorsa bunun ancak kendisine karşı yapılan eleştirileri değerlendirip, içeriğini günümüz dünyasının şartları ve gerçekliklerine uygun bir şekilde yenilemesi gerekmektedir.

[toggle title=”Kaynakça” state=”close”]

1) Ashworth, M. Lucian. “Where Are the Idealists in Interwar International Relations?”, Review of International Studies, Vol. 32, No. 2 (April, 2006) (erişim 24-04-2019)

2) Brightman, S. Edgar. “Modern Idealism”, The Journal of Philosophy, Psychology and Scientific Methods, Vol. 17, No. 20 (September, 23, 1920) (erişim 28-04-2019)

3) Çalış Şaban ve Erdem Özlük. “Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizm-Realizm Tartışması” Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2007)

4) Gözen, Ramazan, Uluslararası İlişkiler Teorileri. İstanbul: İletişim Yayınları, 2017

5) Karabulut, Bilal. “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”. Akademik Bakış (2014)

6) Ozan, Emre. “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkiler Disiplininin Doğuşu Üzerine Bir Değerlendirme”. Akademik Bakış (2014)

DİPNOTLAR

[1] Emre Ozan, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkiler Disiplininin Doğuşu Üzerine Bir Değerlendirme”, Akademik Bakış, (2014): s.198

[2] Şaban Çalış ve Erdem Öztürk, “Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizm-Realizm Tartışması”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (2007): s. 226, 231

[3] Emre Ozan, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkiler Disiplininin Doğuşu Üzerine Bir Değerlendirme”, Akademik Bakış, (2014): s.202

[4] Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri (İstanbul: İletişim Yayınları, 2017), s.68

[5] Bilal Karabulut, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”, Akademik Bakış (2014): s.66

[6] Bilal Karabulut, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”, Akademik Bakış (2014): s.58

[7] Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri (İstanbul: İletişim Yayınları, 2017), s.90

[8] Bilal Karabulut, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”, Akademik Bakış (2014): s.66

[9] Şaban Çalış ve Erdem Öztürk, “Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizm-Realizm Tartışması”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (2007): s.231

[10] Bilal Karabulut, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”, Akademik Bakış (2014): s.61

[11] Bilal Karabulut, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”, Akademik Bakış (2014): s.58

[12] Bilal Karabulut, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”, Akademik Bakış (2014): s.69

[13] Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri (İstanbul: İletişim Yayınları, 2017), s.84

[14] Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri (İstanbul: İletişim Yayınları, 2017), s.80

[15] Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri (İstanbul: İletişim Yayınları, 2017), s.85

[16] Bilal Karabulut, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkilerde İdealizmin Yükselişi”, Akademik Bakış (2014): s.67

[17] Şaban Çalış ve Erdem Öztürk, “Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizm-Realizm Tartışması”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (2007): s.233

[/toggle]