Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
S-400
Kaynak: Shutterstock

Yaptırımların Gölgesinde: ABD-Hindistan İlişkileri ve S-400 Alımı

Ekim 2018’de ABD’nin yaptırım uygulamasına ilişkin uyarılarına rağmen Hindistan, 5 adet Rus yapımı Triumph S-400 hava savunma sistemi satın almak için Moskova ile 5 milyar dolar değerinde bir anlaşma yaptı. Rusya, Hindistan’ın S-400 hava savunma sistemlerini 2021 yılı sonuna kadar teslim edilmesi amacıyla 800 milyon dolar tutarındaki ilk ödemesini Kasım 2019’da yaptığını doğruladı. Haziran 2020’de Çin ve Hint kuvvetleri arasında Fiili Kontrol Hattı’nda çıkan çatışmaların ardından Hindistan, Rusya’dan ilk S-400 savunma sistemlerinin teslimatını hızlandırmasını talep etmişti. ABD’nin Aralık 2020’de Türkiye’ye aynı savunma sistemi satın alımına yönelik yaptırımları açıklaması, ABD’nin Hindistan’a benzer yaptırımlar uygulayıp uygulamayacağı sorusunu gündeme getirdi. Hindistan’ı Triumph S-400 Rus füze savunma sistemlerinin satın alınmasına karşı yaptırımlara tabi tutup tutmama yönündeki bu belirsiz karar, ABD’nin Hindistan’a yönelik nükleer yaptırım geçmişini yeniden canlandırıyor ve ikili ilişkilerinin sürekli bir belirsizlik içinde oluştuğunun altını çiziyor.

1963 yılında Hindistan-ABD İkili Atom Enerjisinin Sivil Kullanım Anlaşması uyarınca ABD, Hindistan’ın Tarapur’daki ilk enerji reaktörünün yapımına yardım etmeyi ve reaktör için 1993 yılına kadar düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum yakıtı sağlamayı kabul etmişti. 1974’te Hindistan’ın nükleer testinin ardından ABD, uranyum arzının nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanmak yerine Hindistan’ın nükleer programının silahlandırılması için yönlendirildiğinden şüpheleniyordu.

Hindistan’ın 1974’teki ilk yeraltı nükleer denemesinden sonra, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, “kamuoyunda azarlamanın olayı geri getirmeyeceğini” söyledi ve “Biz nükleer silahların yayılmasına karşıyız.” diye savunarak yanıt verdi. ABD Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı Dixie Lee Ray ayrıca Hindistan Atom Enerjisi Komisyonu (IAEC) Başkanı Homi Sethna’ya bir mektup yazarak, ABD’nin 1963 anlaşmasının anlayışının Hindistan’ın ABD tarafından tedarik edilen herhangi bir teknoloji veya malzeme kullanmasına nükleer bir patlama için kullanılmasına izin vermediğini hatırlattı.

ABD, Zangger Komitesi tarafından Ağustos 1974 anlaşmasının üzerine eklenecek maddeler için diğer devletleri, NPT’nin (Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme Anlaşması) Hindistan gibi imzacı olmayanlara ihraç edilmeyecek bir “tetikleyici liste” oluşturması için bir araya getirerek, kademeli bir şekilde daha katı bir pozisyon benimsemeye başladı. Bu, aynı zamanda tetikleyici listenin birleştirilip Nükleer Tedarikçiler Grubunun (NSG) kurulmasına da yol açtı. Dahası, ABD’yi Hindistan’a yaptırım uygulayan ve utandıran Kanada, Japonya ve İsveç gibi ülkeler izledi, ki bahsi geçen ülke de nükleer testi nükleer enerjinin sivil kullanımından yararlanmak için “barışçıl” olarak savundu.

Hindistan’ın nükleer testine cevaben, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kenneth Rush “Hindistan’ın testi nükleer silahların yayılmasının önlenmesi için bir gerileme; Hintlilere, bu örnekte barışçıl bir nükleer patlama olarak etiketlenmiş bir test olsa bile onlar tarafından yapılan bir teste karşı olduğumuzu açıkça belirtmiştik.” dedi. ABD, ayrıca Hindistan’a ilişkin 1978 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Yasası’nı (NNPA) başlattı. Bu yasa “ABD’ye nükleer reaktör tedarik etme taahhüdünü yerine getirmede güvenilir bir şekilde hareket etmesini sağlamak için gereken önlemleri alma yetkisi veriyor ve nükleer silahların yayılmasını önleme konusunda etkili politikalara uyan uluslara yakıt sağlıyor.”

Nükleer Düzenleme Komisyonu, NNPA’yı genişleterek, Senato’nun onaylamama çözümüne 46’ya karşı 48 oyuyla Tarapur’daki reaktörlere herhangi bir nükleer yakıt tedarikini reddetti. 1980’de Carter yönetimi Hindistan’a 38 ton düşük zenginleştirilmiş uranyum sevkiyatını onaylarken, ABD’nin Hindistan’a yönelik tüm nükleer ihracatı kısa süre sonra NNPA kapsamında kesildi.

Clinton yönetimi, 1998’de Hindistan’ın beş nükleer testinden sonra Hindistan ekonomisini baskı altına almak için çoğu dış yardımı durdurmak, ABD savunma ürünlerinin satışını sona erdirmek, ABD kredilerini ve borçlarını reddetmek, Hindistan’ın uluslararası finans kuruluşlarından talep edeceği herhangi bir mali yardıma karşı çıkmak ve benzeri durumlar için Silah İhracatı Kontrol Yasası (AECA) ve İhracat-İthalat Bankası Yasası’nı başlattı. Daha spesifik olarak, AECA’nın 102. paragrafındaki Glenn Değişikliği, Başkan’ın nükleer silahı olmayan bir devlete, (NPT tarafından tanımlandığı gibi) eğer söz konusu devlet bir nükleer patlayıcı cihazı patlatmış sayılırsa yaptırımları istemesine izin verdi.

ABD ayrıca diğer G-8 ülkelerinden kendi yaptırımlarını uygulamalarını istedi ve Hindistan’a 143 milyon dolarlık yardımı kesti. 1998 nükleer testleri göz önüne alındığında, Başkan Clinton, ABD’nin testlerle “kategorik muhalefet” içinde olduğunu ve Hindistan’ın “bölgede tehlikeli yeni bir istikrarsızlık yaratan korkunç bir hata” yaptığını belirtti. Aslında, Hindistan nükleer yönetişimde kendisi için haydut bir kimliği kalıcı olarak sağlamlaştırmaya çok yakındı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nda eskiden politika danışmanlığı yapmış Robert Manning, Hindistan’ın artık “haydut bir demokrasi” olma yolunda olduğunu belirtti. Ayrıca, 1998 nükleer testlerinin ardından The Washington Post, “Hindistan Hile Yaptı” başlıklı bir haber yayınladı.

1974 nükleer testinin aksine Hindistan, 1998 testlerini “barışçıl” olarak gerekçelendirmek yerine kendisini bir nükleer silaha sahip devlet ilan etti ve Ağustos 1999’da Ulusal Güvenlik Danışma Kurulu’nun bir taslak raporu, Hindistan’ın resmi nükleer doktrinini ortaya koydu: Kullanan ilk taraf olmama ve minimum caydırıcılık politikası. Bununla birlikte, ABD’nin 1998 nükleer testlerindeki tepkilerine yanıt olarak Hindistan Başbakanı Vajpayee, Clinton yönetimine Hindistan’ı nükleere gitmeye zorlayan nedenin “kötüleşen güvenlik ortamı ve özellikle de nükleer ortam” olduğunu iletti. Araştırmacılar ayrıca Hindistan’ın 1974 testinden sonra nükleer silah devleti olma konusundaki tereddütlerinin, Hindistan’ın bağımsızlığı sırasında İngiliz sömürge yönetimine karşı şiddet içermeyen mücadelesine bağlanabileceğini iddia ettiler.

Hindistan’a yönelik katı ABD yaptırımları, Glenn Değişikliği’nin daha önceki dayatmasına ilişkin ilk Brownback Değişikliği’nin Ekim 1998’de Kongre’de onaylanmasına kadar devam etti. Başkan Clinton, ilk Brownback Değişikliği’ni (1998 Hindistan-Pakistan Yardım Yasası olarak da bilinir.) kullanarak Hindistan ve Pakistan’a yönelik bazı ekonomik yaptırımlardan bir yıllığına feragat etti. Daha sonra Kongre, Başkanın önümüzdeki beş yıl için feragatnameyi uzatmasına izin veren ikinci Brownback Değişikliği’ni kabul etti ve Başkan Bush, 2001 yılında Hindistan’a yönelik 1998 nükleer testleriyle ilgili tüm yaptırımların kalıcı olarak kaldırılması çağrısında bulundu.

2003 yılında Hindistan ve ABD, “ABD-Hindistan ilişkisini demokrasi, ortak ilkeler ve ortak çıkar” açısından “yeniden tanımlamaya” çalışan ortak bir anlaşma yayınladı. Sonraki yıllarda ABD, Hindistan’la 123 anlaşmasını imzaladı ve Hindistan’ın NPT’yi imzalamamasına rağmen Hindistan’ın fiili nükleer statüsünü tanıdı. Hindistan ve ABD, son zamanlarda uzay, enerji ve jeo-mekansal bilgi paylaşımı alanlarında daha fazla iş birliği hakkında konuşmak için 2+2 görüşmeleri yaptı.

ABD, Hindistan’ın Rus yapımı yerli Triumph S-400 hava savunma sistemini satın alması nedeniyle Hindistan’ı yaptırım konusunda uyarırken, Hindistan-ABD ilişkileri, zamanı 2001 öncesine geri döndürme riski taşıyor. Ayrıca sıklıkla yeniden ortaya çıkan iki taraflı kaygı nedeniyle, Hindistan-ABD ilişkisi “çok güvensiz”, “maksimuma ulaşmayan” olarak tanımlandı ve “karşılıklı hayal kırıklığı” ile dolu.

S-400 dünyanın en gelişmiş uzun menzilli karadan havaya füze sistemlerinden biri olarak görülüyor ve 30 km rakım ve 400 km menzil dahilinde her türlü hava hedefini (36 tane aynı anda) hedef alabiliyor. Bu sadece Amerika’nın beşinci nesil hayalet savaş uçağı olarak en pahalı silah sistemi olan F-35’ler için bir tehdit oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda ABD tarafından geliştirilen Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması’ndan (THAAD) daha gelişmiş bir uzun menzilli karadan havaya füze sistemi olmaya devam ediyor. Ayrıca S-400 hava savunma sisteminin satın alınması, konuşlandırıldığı bölgelerdeki hava gücü dengesine avantaj ve Hindistan’ın şiddetli çevresine karşı hava güvenliği sağlıyor ve Çin’in kendi Rus S-400 teknolojisini satın almasına stratejik bir karşılık vermiş oluyor.

ABD’nin Hindistan’a yönelik son yaptırım tehdidi, 123 Anlaşması’nın Hindistan’ın nükleer programını 1968’de NPT’yi imzalamayı reddetmesinden bu yana tanımış olmasına rağmen, Hindistan’ın ABD ile sorunsuz bir ilişkiyi pekiştirmekten çok uzak olduğunu vurguluyor. Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da ABD’nin yaptırım tehdidine yanıt olarak Hindistan’dan gelen tepkinin değişmesidir. Vajpayee’nin Clinton yönetimine testlerin nedenlerini açıklayan bir mektup yazdığı 1998 nükleer testlerinden farklı olarak, Hindistan’ın ABD’nin yaptırım tehdidine verdiği yanıt daha çok “Hindistan her zaman ulusal güvenlik çıkarları tarafından yönlendirilen [Hindistan’ın] savunma edinimleri ve malzemeleri için de geçerli olan bağımsız bir dış politika izledi.”

Son olarak, son zamanlarda gizliliği kaldırılan Hint-Pasifik ABD Stratejik Çerçevesi, ABD yönetiminin Hindistan’ı Çin’in emellerine karşı bir karşı ağırlık olarak kullanma politikasını yeniden gözden geçiriyor. Bununla birlikte, ABD’nin, Hindistan’ın Rusya’nın S-400 anlaşmasına karşı tepkisini yönetme biçimi, bu çerçevenin uygulanmasında kilit rol oynayabilir. Biden yönetimi yaptırım yapmaya çağırırsa bu durum, Hint ortaklığı aracılığıyla Güney Asya’daki Amerikan gücünü potansiyel olarak bozacak ve Hindistan-ABD ilişkilerinde son ilerlemeyi geri alacaktır. Alternatif olarak, Hindistan’a bir muafiyet tanınırsa, Amerikan ulusal güvenliği, muafiyetin gelecekte benzer savunma anlaşmaları yapacak diğer devletlere sağlayacağı potansiyel teşvik, Hindistan’ın tercihli muamelesine karşı hesap verebilirlik ve ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasına otomatik olarak daha fazla katkıda bulunacağı konusunda sorular gündeme gelebilirdi.

Yazar: Aniruddha Saha

Aniruddha Saha, King’s College London’ın savaş çalışmaları bölümünde doktora öğrencisidir. Araştırması, Hindistan’ın ABD ile olan nükleer politikasını inceliyor ve şu anda King’s Uluslararası Lisansüstü Araştırma Bursu tarafından finanse ediliyor.

Kaynak: E-International Relations