Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
sosyal
Progress'den alınmıştır.

Weberyan Anlayışa Göre Sosyal Sınıf Teorisinin Tarihsel Analizi

Öz

Çalışmamızın giriş bölümünde Max Weber’in hayatı ele alınmakla birlikte konumuz açısından önem arz eden eserleri ele alınacaktır. Weber’in tarihsel nedensellik ve sosyolojik nedensellikleri incelenecek ve Weber’in tabakalaşmaya bakış açısında uyguladığı olasılığa dayalı çok boyutlu nedensellik yöntemi ve öznel faktörlere verdiği önem üzerinde durulacaktır. Weber’in sosyolojisinde eşitsizlik ve tabakalaşma olasılığa dayalı çok boyutlu nedensellik bağlamında tabakalaşma çerçevesinde sosyal sınıf ve sosyal statü, temellendirilmektedir.Weber’in eşitsizlik ve tabakalaşma teorisi, modern toplumların karmaşık gerçeklerini anlamak bakımından günümüz tabakalaşma araştırmalarında da esnek teorik temeller sağlamaya devam etmektedir. Çalışmamızda genel olarak Weber’in sosyolojinin temel kavramlarından “sınıf ve statü” terimlerini nasıl anladığı ve analiz ettiği ; ekonomi temelli sınıf kavramının toplumsal tabakalaşmayı izah etmede yetersiz kaldığında statü kavramını nasıl devreye soktuğu, tarihsel analiz çerçevesinde gösterilecektir.

Anahtar Kavramlar :Max Weber, Sınıf , Statü, Tabakalaşma.

 

Giriş

Max Weber[1], 21 Nisan 1864’te Prusya’nın Erfurt kentinde Max ve Helene Weber’in yedi çocuğundan ilki olarak dünyaya geldi. Hem anne hem baba tarafı Protestandı: babasının ataları Avusturyalı Lutherci mülteciler , annesinin ataları ise Fransa dan gelmiş Huguenot[2] göçmenlerdi.

Annesi ve Babası arasındaki önemli farklılıkları onun hem entellektüel yönelimi hem de psikolojik gelişimi üzerinde derin bir etkisi oldu.

Weber 2 yaşında menenjite yakalanmakla birlikte sakatlıkla hatta ölümle sonuçlanabileceği düşünülen bu hastalık erken yaşta annesinin büyük endişe ve kaygı kaynağı haline geldi, bütün bunlar sonraki hayatında büyük ölçüde musallat olacak birçok kaygı ve sinir bozukluğuna neden oldu. Sonraki dönemde iki kız kardeşinin de çok küçük yaşta ölmesi Weber’in ve anne-babasının duygusal rahatsızlıklarını arttırdı. anne ve babası arasındaki çeşitli çatışmalar özellikle de babasının annesine sözlü sataşmaları ve münakaşacı tutumu rahatsız etmekteydi. Daha çocuk yaşta araştırma ve düşünme dünyasına çekilerek anne babası arasındaki tartışmalardan kaçmayı öğrendi.Çok geçmeden babasından nefret etmeye başladı, bu sosyal-psikolojik gelişmenin onun daha sonra- öğretmenleri ve profesörleri dahil- bütün otorite şahsiyetlerden hoşlanmamasına neden olduğu düşünülür[3]. Bu doğrultuda çeşitli bilginler erken dönem çatışmalarının ileride zayıf düşürücü sinir bozukluklarına yol açacak psikolojik rahatsızlıklarına büyük ölçüde katkıda bulunduğu söylenir.

Babası avukatlık ve yargıçlık yapmış olmakla birlikte, siyasal yapının oldukça önemli bir parçasını oluşturan tipik bir Alman Burjuva politikacıydı. Siyasal kariyerine Berlin’de belediye meclisi üyesi olarak başlamış ve daha sonra Landtag ( Bölge Meclisi) ve Reichtag ( İmparatorluk Meclisi) üyesi olmuştur. Baba Weber, maddi başarıya önem veren dini duyguları zayıf ve hazcı olmakla beraber ailesine karşı son derce katıydı. Kendisinden farklı düşünen geçlere hoşgörü ile yaklaşmıyor ve ataerkil olarak karısının davranışlanı oldukça farklı yollarla kontrol altına almaya çalışıyordu. Gençlik dönemlerinde babasına yakın olan Weber olgunlaştıkça ondan uzaklaşmaya başlayacaktır.

Max Weber önemli bir iktisatçı olduğu gibi aynı zamanda bir toplumbilimci ve tarihçidir. Oldukça evrensel bir nitelikte bir bilim insanı olan Max Weber, aynı zamanda etkin bir siyaset adamıdır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı yıllarından önce savaş ve savaş sonrası yıllarında gündelik gazetelerde çok sayıda önemli yazı yayımlamıştır.

Weber bir hukuk öğrencisi olmasına ve ilk akademik işine hukuk alanında başlamasına karşın onun erken kariyerine, tarihe duyduğu ilgi egemen oldu. Weber, görece yeni olan sosyoloji alanına doğru daha fazla yöneldikçe bu alanın , yerleşik tarih alanıyla ilişkisine açıklık getirmeye  çabaladı.

Weber’in görüşlerinin Alman düşünce tarihi ve özellikle tarihsel idealist düşünce okulları bağlamında konumlandırılması gerekir. Weber başından beri toplumsal gerçekliğin kendi döneminin pozivitizminden ve Alman idealizminin egemen metafiziğinden ayrıca bilhassa tarihsel düşünce okullarından bağımsız bir bilimini geliştirmeye koyulur. Weber sosyal bilimde tarih araştırmasının zorunluluğunu kabul eder, tarihi birey aktörün içinde yaşadığı, düşündüğü ve seçimlerini yaptığı bir bağlam-ortam- olarak kullanır (ve burada alman idealizminin onun üzerindeki etkisi görülür). Weber, bir aktörün kendi eylemleri veya kararlarına atfettiği anlamları ve kavramanın önemini vurgulamaya başlar. Tarihsel perspektifler, Alman idealizmi ve farklı sosyologların çalışmaları Weberin sosyal teorisi açısından önemlidir.

Tarihçiler Treitschke ve Mommsen’e ek olarak Weberdeki idealist düşünce eğilimlerinin kaynağı Kant, Dilthey ve Heinrich Rickert’tir (1863-1936). Weberin düşüncesi üzerinde bütün düşünce okullarıyla eşit ve hatta onlardan daha fazla etkiye sahip kişiler Nietzsche ve Marx’tır. Toplumsal eylemde fikirlerin rolü ve gücü konusundaki perspektifinde Kant , Dilthey ve Rickert’ten etkilenmesine, onun içsel olgulara (ruh hali /bilince) ilgisinin oluşmasında Nietzsche etkili olmasına rağmen , Weber, Marx’ın sınıf ve güç üzerine çalışmasını toplumsal- yapısal perspektifler üzerinde temellendirir. [4]Weber bu bilginler ve düşünce okullarının mirasını kendi öğretisi ve araştırmalarına taşır.

Doktora tezi sonrasında, Weber’in ilgisi çağının sosyal politikalarına kaydı. 1888’de “Verein für Socialpolitik”e katıldı. Bu birlik, tarih ekolüne bağlı Alman ekonomistlerin kurduğu yeni bir meslek örgütüydü. Orada, sosyal problemlerin birçoğunun ekonomi ile çözümlenebildiğini, ve ekonomik problemleri çözümlemede istatistik yöntemleri kullanmaya öncelik etti. Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı. 1890, “Verein” Polonya Sorunu “Ostflucht” diye bilinen, yabancı çiftçilerin Doğu Almanya’ya girişleri ve yerli çiftçilerin ise hızla sanayileşen Alman şehirlerine göç etmelerini üzerine bir araştırma programı açtı. Weber, bu programa katıldı ve geniş bir sonuç bildirgesi kaleme aldı. Bu sonuç bildirgesi, muhteşem bir ampirik çalışma denilerek övüldü ve Weber’in tarım ekonomisi dalındaki uzmanlığını perçinledi.

Kısaca Max Weber’in çalışmaları dört katagoride toplanabilir :

  1. Yötembilim , eleştiri ve felsefe incelemeleri. Esas olarak düşünce , insan bilimlerinin konusu ve yöntemleri, tarih ve sosyoloji ile ilgili incelemelerdir. Aynı zamanda epistemolojik (bilgi kuramsal)ve felsefidir, çünkü tarih içinde bir insan felsefesine , bilim ve eylemin ilişkileri düşüncesine ulaşır. “Bilimin Kuramı Üzerine Denemeler” başlığı ile çevrilen Gesammelte Aufsatze zur wissenschaftslehre adlı derlemede bir araya getirilmiştir.
  2. Tamamen tarihsel eserler : İlkçağ tarımında üretim ilişkileri üzerine bir inceleme , Max Weber’in verdiği ve ölümünden sonra yayımlanan genel ekonomi tarihi dersleri , Almanya’nın yada çağdaş Avrupa’nın ekonomik durumu , özellikle Polonya köyülüleri ile Alman yönetici sınıfları arasındaki ilişkiler üzerine bir inceleme.[5]
  3. Din sosyolojisi çalışmaları. Öncelikli tanınmış eseri “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu”isimli incelemesidir. Max Weber bunu büyük dinlerin ve ekonomik koşullar, toplumsal durumlar, dinsel inançlar arasındaki ilişkilerin karşılaştırılmalı bir incelemesi ile sürdürmüştür.
  4. Son olarak temel eseri , “Ekonomi ve Toplum “başlıklı genel sosyoloji incelemesi vardır. Bu son eser de ölümünden sonra yayımlanmıştır. Weber I. Dünya Savaşı sonrasında İspanyol gribine yakalandığı sırada bu eser üzerinde çalışıyordu. [6]

 

1. Tabakalaşmanın Çok Boyutlu Temelleri : Sınıflar ve Statü Grupları

Tarihsel ve sosyolojik bilimler sadece davranışların öznel anlamlarının anlaşılır yorumları değil aynı zamanda nedensel bilimlerdir. Weber’e göre nedensel araştırma iki yönde gelişebilir. Bunlara basitleştirmek için , tarihsel nedensellik ve sosyolojik nedensellik adı verilecektir. Birincisi belirli bir olayı yaratan benzersiz koşulları belirler ikincisi iki olgu arasında düzenli bir ilişkinin kurulmasını varsayar. Bu ilişki mutlaka A olgusu kaçınılmaz olarak B olgusunu yaratır biçimini almaz; am şöyle formüle edilebilir. Bir A olgusu , bir B olgusunu az çok kuvvetlendirir. Despotik bir rejim , devletin , ekonominin Yönetimine karışımını arttırır, biçimindeki bir öneri- doğru olsun olmasın- bu tipten bir öneridir.

Weber sosyal olguları irdelerken olasılık kavramını sıklıkla dile getirir. Weber’e göre sosyal bilimlerde çoğu zaman ‘X’ ‘Y’nin nedeni olabilir ama her zaman ve her koşulda X’in ‘Y’ye neden olduğunu iddia etmek gerçekçi değildir. Örneğin, Marx’ın bir toplumda baskın fikirlerin aslında egemen sınıfların fikirleri olduğu görüşünü ele alırsak, Weber’e göre, bu bazı hatta pek çok durumda geçerli olabilir ancak her baskın düşüncenin egemen sınıfın düşüncesi olduğunu iddia etmek gerçek dışıdır

Tarihin nedensel çözümlemesi , belirli bir anda genel koşulların etkisi ile belirli bir rastlantının ya da belirli bir kişinin etkisinin ne olduğunu ayıt etme eğilimindedir. Bireylerin ve rastlantıların tarihte bir rolü olduğundan , gelişimin yönü önceden belirlenmediğinden şu yada bu kararın alınmasına göre tarihin şu ya da bu yönde geliştiği anda bazı insaların yüklendiği sorumluluları belirlemek için yazgının kuşkularını bulmak için geçmişin nedensel bir çözümlemesine girişmek ilginçtir. Tarihsel evrimin bu tasarımı Weber’e eylem adamının büyüklüğü duygusunu koruma olanağı veriyordu. insanlar eğer önceden yazılmış bir yazgının kolaylaştırıcıları iseler , siyaset önemsiz bir etkinliktir. Gelecek belirsiz olduğu için birkaç insan onu oluşturabileceği için siyaset insanlığın en saygın etkinliklerinden biridir.

Weber , tabakalaşma analizinde, araştırmacılara tabakalaşma sisteminin unsurlarını ana hatlarıyla gösteren kavramsal bir harita sunmaya çalışır. Weber bu tür bir kavramlar envanterinin modern kapitalist toplumlardaki tabakalaşma süreçlerinin nesnel bir betimlemesini sağlayacağına inanır. Onun şemasının merkezinde iki ideal tip vardır: sosyal sınıf ve sosyal statü.

Ne yazık ki Weber’in bu iki kavramla ilgili tartışması biraz karmaşıktır. Sınıf yönelimli davranış , ekonomik meselelerle ilişkilidir, amaçsal-rasyonel eylem örneğidir. Statü-yönelimli davranış değerlerle, esasen kişinin hayat tarzına atfedilen onur veya itibarla ilişkilidir. İnsanların değerleri; yaşanan mekanın arkadaş ve eş seçiminin , boş zaman etkinliklerinin ve hayat tarzlarının yansımalarından ibarettir. Bu nedenledir ki statü-yönelimli davranış , değer-rasyonel eylem örneğidir. Hayat tarzının gelire ve gelirin de hayat tarzına bağlı olması anlamında, şüphesiz sınıf ve statü karşılıklı ilişki içindedir. Nitekim statü grupları ve sınıflar arasında rekabet yoktur. Statü ve sınıf daha ziyade her tabaka içindeki , ekonomik çıkar ve değerlerini sürdürmeye çalışan insanların sergiledikleri farklı eylem zeminleridir. Aslında Weber kademeli konumlar setini ifade eden “tabaka” terimini nadiren kullanır. Ancak burada tabaka olarak nitelendirmemizin nedeni sınıf ve statü gruplanın sınırdaş oldukları yorumunu vurgulamak içindir.

Weber, ilgilendiği toplumsal konularda kavramları anlamak ve açıklamak için temelde iki yöntem kullanmaktadır:

-İdeal tip analizi

-Tarihi analiz

Weber’e göre toplumsal yapının anlaşılabilmesi bu yapının belirli özelliklerinin bilinmesine bağlıdır. Sözgelimi bürokrasi toplumsal bir olgu olarak ne olduğunun anlaşılabilmesi için onu diğer olgulardan ayıran özellikler ve temel karakteristikleri saptanmalıdır.Bu anlayış temelinde Weber böylece karşılaştırmalı bir temel üzerinde bir “ideal tip” formu geliştirir ve onun ayırd edici özelliklerine vurgu yapar. Weber bu ideal tipler olarak adlandırdığı kuruluşlardan hareketle insan gerçeğine varmayı amaçlar.Ancak bu ideal tipler gerçek değildir fakat gerçekle ilişkileri vardır.O bir ortalama durum, bir varsayım veya gerçeğin bir tasviri değil; deneysel, keyfi ve ütopya niteliğinde bir özellik taşıyan tiptir. Weber ideal tipler olarak sosyal ilişki tipleri, grup tipleri, iktidar, din, uygarlık tipleri önerir.

Weber daha sonra ,diğer bir teknik olarak benimsediği olay ve olguların tarihi analizi üzerinde durur.Çünkü sosyal bilimler ,toplumsal eylemlerin özgül tarihsel ortamlarıyla birlikte anlaşılması ve nedensel açıklamalarının yapılmasına ilgi duyar.Örneğin bürokrasinin ortaya çıkış nedenleri bazı tarihsel olaylarda gizlidir ve bundan dolayı bürokrasinin ortaya çıkış nedenlerini bu olaylarda aramak gerekir.

Yüzeysel bir bakışı benimsediğimizde ,Weber’in Marx’ı izlediği düşüncesine kapılabiliriz: Mülkiyet ya da mülksüzlük ‘bütün sınıf koşullarının temel kategorilerini oluşturmaktadır ve sınıfı doğuran faktör “ekonomik çıkar”dır. Buna rağmen ‘sınıf olma koşulu’ piyasada sunulabilecek hizmetlerin türüne göre farklılaşmıştır. Weber bu noktada hünerin sınıf içi farklılaşma doğurabilecek bir  mülkiyet biçimi oluşturabileceğinin altını çizerek Marx’tan ayrılmaktadır.: Hizmetleri sunanlar , tıpkı bu hizmetlerden nasıl yararlandıkları gibi hizmetlerinin türüne göre de farklılaşmış durumdadır. Weber , ‘mülk sahibi sınıflar’ (toprakların , madenlerin, fabrikaların sahibi olmaları nedeniyle rant elde edenler) ile ‘kazanç sınıfları’ (gerek bankerler ve semayedarlar gerekse yetenekleri yada eğitimleri nedeniyle ayrıcalıklı bir konumda bulunan ‘liberal mesleklerin üyeleri gibi piyasaya hizmet sunan ‘tipik girişimciler’) arasında bir ayırıma gitmekteydi. Weber bu grupları ne üzerinde tasarruf hakkı olan bir mülkiyeti ne de uzman hünerleri bulunan ücretli emekçiler gibi ‘negatif ayrıcalıklı’ grupların piyasadaki durumlarıyla karşılaştırarak ‘pozitif ayrıcalıklı olarak nitelendiriyordu. Sınıflar hiçbir zaman homojen bütünler değildi ; bağrında çok farklı çıkarı barındıran , oldukça farklılaşmış yapılardı.Weber kapitalizmin temel eğiliminin ‘kazanç sınıfları’nın büyümesi, bunun sonucunda daha çoğulcu bir toplumsal yapının , giderek öğrenim durumuna göre şekillenen bir yapının ortaya çıkması yönünde olduğunu savunmaktaydı.[7]

 

1.1. Sosyal Sınıf

Marx’a göre , modern toplumlar gelir-yaratıcı mülk sahibi kapitalistler ve hayatlarını sürdürebilmek için emek güçlerini satan proleterler biçiminde temel sınıfsal bir bölünme sergilerler. Onun sözleriyle “bir bütün olarak toplum giderek daha fazla iki büyük düşman kampa , birbirleriyle mücadele eden iki büyük sınıfa bölünmektedir : burjuvazi ve proletarya”.“Marx, sınıfı nesnel bir sosyal konumlar yapısı olarak kavramlaştırır. Weber’in sınıf analizi ise bir sosyal eylem teorisi formunda gelişmiştir”[8]. “Weber, Marx’ın büyük karşıtıdır. Ne var ki, bütün karşıtlıklarda ta- mamlayıcılık da olduğu için, Marx ve Weber sosyolog olarak zıt ikizler gibi görünmektedir”[9].

Weber, Marx’ın aksine , daha sistematik , soyut bir sınıfsal yapı modeli/haritası geliştirir. Weber’e göre bir sosyal sınıf , toplumda kendilerine  mal ve hizmetler sağlayacak konumlara ulaşabilecek benzer güçlere sahip olan ve uygun bir hayat tarzı sayesinde onlara ulaşabilen insanlardan oluşur. Bir sınıfın bir ölçüde statü faktörlerine – kişinin ait olduğu tabakanın hayat tarzına – göre tanımlandığı kabul edilmelidir. Ancak Weberin terminolojisinde sınıflar, gruplardan ziyade istatistik toplumlardır.

 

1.2. Sosyal Statü

Weber’in çalışmasında sosyal statü insanların birbirleri hakkında yaptıkları değerlendirmeleri anlatır. : Bir statü grubu ; olumlu veya olumsuz özel toplumsal itibar değerlendirmelerine sahip bireylerden oluşur. Önceden betimlendiği gibi , Weber “statü” ve ya “statü grubu” kavramlarını , insanların hayat tarzlarında ifadesini bulan itibar değerlendirmesi alanlarını onların ekonomik davranışlarında ifadesini bulan maddi çıkar alanlarından ayırmak için kullanılır. İlişkili olsalar da , ayrım insanların eylemlerinin sadece ekonomik terimler içinde anlaşılamayacağını vurgulamak için tasarlanmıştır. Statü gruplarının taşıdığı toplumsal onur da olumlu ya da olumsuz olabilir. Örneğin, tıp doktorluğu, üniversitelerde profesörlük, hâkimlik ve öğretmenliğin Türk toplumunda yüksek saygınlığı vardır.

Sınıf nesnel olarak veriliyken, statü insanların toplumsal farklılıklar hakkındaki değerlendirmelerine bağlıdır. Sınıflar, mülkiyet ve kazançla eşleşen ekonomik etkenlerden kaynaklanırlar. Statü ise grupların hayat tarzları tarafından belirlenir. “Bir statü grubu kendilerini eşitler, aynı değerde varlıklar olarak gören ve başka toplumsal grupların üstünde ve altında algılayan bir insanlar toplamıdır”[10] Statü tabakalaşmasını belirleyen hayat tarzlarının kökleri tarihsel derinlikte yatar.

Statü yapısının aşırı uçlara vardığı yerlerde, statü grupları kapalı bir kasta dönüşebilir. Aşırı formlarında yüksek kasttaki bir üyenin daha alçak kabul edilen statüdeki bireylerle teması, temizlenmesi gere- ken bir leke olarak görülür. Bu etnik topluluklar kan bağına inanır, dışarıdan evliliği ve sosyal ilişkiyi dışlarlar. Bu tür kast durumları ‘parya’ halklar olayının bir parçasıdır ve dünyanın her yerinde görülür. Kaçınılmaz durumlar dışında her türlü ilişkiden kesinlik- le kopuk bir ‘diaspora’ içinde yaşarlar. Durumları yasal açıdan belirsiz ve güvencesizdir”[11]En önemli tarihsel örnek Yahudilerdir.

Weber’e göre sınıf ve statü ne birbirinden çok farklıdır ve ne de aralarında tam bir uyum vardır. Sınıf ve statü farklı konumlardan kaynaklanır ve gerçek toplumsal yaşam- da aralarındaki ilişki saha araştırmaları ile belirlenebilir. Bu değerlendirme ne ekonomin rolünü inkâr eder ne de ekonomiden kaynaklanmayan statüyü. Ekonomi nihai çözümlemede en önemli güç ancak ekonomiden kaynaklanmayan statü ve sosyal onur da sosyal tabakalaşmada önemlidir ve bir diğer boyutunu meydana getirir.[12]

Sınıf ve statü arasındaki fark şöyle özetlenebilir. Bir yandan kişinin işinden elde ettiği gelir, malları satın alma ve onlara sahip olma gücü sağladığı için sınıf üyeliği salt maddi çıkarlar temelinde nesnel olarak belirlenebilir. Öte yandan, statü ve itibar insanların birbirlerinin kökenleri yetişmeleri , karakterleri , ahlakları ve topluluk içindeki konumlarına gör yaptıkları değerlendirmelere dayandığı için kişinin bir statü grubuna üyeliği her zaman öznel olarak belirlenir. Bu yüzden statü yönelimli davranış başlı başına bir değere veya değerlere sahip olduğuna inanılan eyleme örnek oluşturur. Bu yüzden statü yönelimli insanlar daha ziyade ekonomik çıkarlara göre değil özel bir hayat tarzını ve toplumsal onurunu paylaştıkları bir grubun üyesi olarak davranırlar.

 

Sonuç

Sosyal eşitsizlik ve tabakalaşma konusu insanlık tarihi boyunca hep önemli bir sorun olarak görülmüş ve sosyal bilimciler eşitsizliğin nedenleri, aldığı formlar ve sonuçları hakkında düşünmüşlerdir. Eşitsizlik sorunu ileriki yıllarda ülkelerin ve dünyanın en önemli sorunu haline gelecektir. Weber’in katkıları önemli teorilerden biri olarak hala bir başvuru kaynağıdır. Weber’in eşitsizlik ve tabakalaşma hakkında yazdıkları hala önemlidir çünkü çok boyutlu faktörler insanların yaşamlarını güçlü biçimde etkilemektedir.

Kısaca, ekonomik sınıf ve statü grupları bireylerin göreli güçlerini temsil eden iki farklı hiyerarşiye karşılık gelmektedir. Bu iki hiyerarşiden ekonomik bir kategori olan sınıf sosyal sınıfa dönüştüğünde grup bilinci gelişir. Grup bilincinin varlığı da statü gruplarının temel unsurudur. Bu iki öznel bilinç arasındaki temel fark, statü grupları sosyal onurla ilgiliyken; sosyal sınıf ekonomik güç ile bağlantılıdır. Ancak ekonomik güç, hem sosyal onur hem de grup bilincinin dayanağı olduğunda; sınıf ve statü grupları aynı düzlemde kesişebilir (Turner, 1988). Gündelik hayatta aynı kişi hem sınıf hem de statü olarak aynı mevkide yer alabilir. Ekonomik olarak en üst sınıfta yer alan birisi sıklıkla aynı seviyede statü onuruna da sahiptir. Özellikle mülkiyet sahipliği ile statü onuru arasında yakın bir ilişki vardır. Aynı statü üyeleri arasındaki öznel farkındalık, günlük etkileşimde genellikle toplumsal kapanmaya ve başkalarını dışlamaya yol açmaktadır. Bu dışlama şekli örneğin aynı statü grubundaki evlilik gibi gündelik hayatta her türlü sosyal aktiviteyi içerebilir. Grubun kapalılığından dolayı Weber’in ifadesi ile aynı vergi sınıfına dâhil olanlar kendi aralarında dans etmektedir.

Çoğu zaman sınıf ve statü grubu kesişmektedir fakat bunun her zaman böyle olacağını iddia etmek doğru değildir. Örneğin bazı toplumlarda bir statü grubu olarak din adamlarının gücü piyasa ilişkilerinden değil toplumun onlara atfettiği dini otoriteden kaynaklanmaktadır. Dolayısı ile ekonomik düzen ile statü düzeni arasındaki yüzde yüz bir kesişme ve korelâsyon yoktur ve bu ilişki ampirik bir araştırmanın konusudur.

Kaynakça

Argın, Ş. (1992). Neo-marksist sınıf analizinde weber hayaleti. Birikim, Nisan, 1992. http://www. birikimdergisi.com/birikim-yazi/6521/neo-marksist-sinif-analizinde-weber-hayaleti#. WJuIZNKLTMw.

Aron R. , Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, çev. Korkmaz Alemdar, Kırmızı yay.,İstanbul,2017.

Coser, A. L., Sosyolojik düşüncenin ustaları (H. Hülür, S. Toker ve İ. Mazman, Çev.). Ankara: De Ki Basım Yayım, 2008.

Cuff, E. C., Sharrock W. W. ve Francis D. W. (2013). Sosyolojide Perspektifler (Ü. Tatlıcan, Çev.), Say Yayınları , İstanbul, 2013.

Gerth H. H. ve Mills, C. W. (1987). Max Weber: Sosyoloji Yazıları (T. Parla, Çev.), Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul.

MacRae, G. D. (1985). Weber (N. Vergin, Çev.), Afa Çağdaş Ustalar Dizisi, Afa Yayıncılık, İstanbul.

Swingewood A. , Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi, çev. Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, İstanbul,2014.

Weber, M., Ekonomi ve Toplum. (Cilt I) (L. Boyacı, Çev.). Yarın Yayınları, İstanbul, 2012.

Dipnotlar

[1] Max Weber üzerine ilk elden biyografik bilgiler için bkz. eşi Marianne Weber , Max Weber : A Biography, çev. ve y. haz. Harry Zohn, New York , John Wiley & Sons, 1975 (926)

[2]Huguenot, 16. yüzyılda Reform hareketi sırasında Fransa da ortaya çıkan Protestan topluluğuna verilen ad.

[3] Louis Coser, Masters of Sociological Thought. 2nd ed. New York : Harcourt Brace Jovanovic. 1977, s.251-252.

[4]Louis Coser, Masters of Sociological Thought. 2nd ed. New York : Harcourt Brace Jovanovic. 1977, s.244-250.

[5] Weber’in ilkçağ ile ilgili incelemeleri çok sayıdadır ; ilk hocalarından birinin büyük tarihçi Mommsen olduğunu, yetişmesini o dönem Fransa’da olduğu gibi Almanya’da da Roma hukuku incelemesinin ağırlıklı bir yer tuttuğu hukuk fakültesine borçludur. Tamamlanmış baskısı 1909 tarihli Agrarverhlatnisse im Altertum  başlıklı kitaptan başka Weber “Les causes sociales de la decadence de la civilisation antique” (1986) başlıklı bir inceleme yazdı; doçentlik tezinin başlığı “L’histoire agraire romaine “idi. (1891). Bu incelemelerin hiçbiri Fransızca’ya çevrilmemiştir.

[6] Raymond Aron, Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, çev. Korkmaz Alemdar, Kırmızı yay.,İstanbul,2017, s. 353-354.

[7] Alan Swingewood, Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi, çev. Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, İstanbul,2014, s. 196.

[8]Şükrü Argın, Neo-marksist sınıf analizinde weber hayaleti. Birikim, Nisan, 1992.s. 8, http://www. birikimdergisi.com/birikim-yazi/6521/neo-marksist-sinif-analizinde-weber-hayaleti#.WJuIZNKLTMw.

[9]G. D. MacRae,Weber (N. Vergin, Çev.).Afa Çağdaş Ustalar Dizisi, Afa Yayıncılık, İstanbul,1985,s. 18.

[10]E.C. Cuff, W.W. Sharrockve W.D. Francis Sosyolojide perspektifler (Ü. Tatlıcan, Çev.).,Say Yayınları, İstanbul, 2013,s. 58.

[11]H.H. Gerth, ve C. Wright Mills, Max Weber: Sosyoloji yazıları (T. Parla, Çev.), Hürriyet Vakfı Yayınları, istanbul, 1987, s. 184.

[12]Max Weber,  Ekonomi ve toplum. (Cilt I) (L. Boyacı, Çev.). Yarın Yayınları, İstanbul, 2012,s.298.