Finansal imparatorluk
Kaynak: CNN

Vergi Cennetleri: Britanya’nın İkinci İmparatorluğu (II)

2012 Ağustos’unda Birleşik Krallık çıkışlı “Yeni Sol Projesi”, akademisyen Ronen Palan ile yapılan bir röportajı da içeren “Britanya’nın İkinci İmparatorluğu” adlı bir makale yayınladı. Makalenin temelindeki fikir şuydu; Britanya Dünya’daki artan miktarda para sorununu, vergi cennetlerinden yeni ve çok daha gizli bir finansal “imparatorluk” kurarak halletti.

Bu fikir “Hazine Adası” adlı kitapta daha önce belirtilmiş olup; ilişkin konular birçok çalışma ve girişimde, özellikle de Britanya’nın vergi cennetleri tarafından yönetilen “Kurumlar Vergisi Cenneti İndeksi”nde gösterilmiştir.

Ancak ne yazık ki bu röportajı ilk elden yayınlayan üç web sitesine şu anda ulaşılamıyor. Bu sebeple biz de Palan’ın ve “Yeni Sol Projesi”nden Jamie Stern-Wiener’ın izniyle bu röportajı yeniden yayınlamaya karar verdik. İlk bölümden sonra şimdi röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

Röportajın ilk bölümünü okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir dergideki makaleye göre, ABD ve Wall Street finansal hegemonya döneminin zirvesinde olsa bile, geleneksel bir şekilde önde gelen uluslararası finans merkezlerinin İngiltere ve eski İngiliz sömürgeleri olduğu görülüyor. İngiltere küresel finanstaki öncü konumunu nasıl koruyabildi?

Benim asıl ilgilendiğim, uluslararası borç verme ve mevduat verilerine ve konumlarına bakmaktı. Görünüşe göre en büyük uluslararası finans merkezi Londra, ardından ise New York geliyor. Ancak bu veriler Jersey, Guernsey, Cayman Adaları gibi İngiliz yargı yetkisinin alanındaki yerleri tamamen ayrı bağımsız bölgeleri ele alma eğiliminde. Hepsini bir araya getirirseniz, şu anda kabaca tüm uluslararası mevduatların üçte birinin ve yatırımların İngiliz imparatorluğunun kalıntıları olan ve İngiliz devletinin bir parçası olarak kalan bu yargı alanlarından geçtiğini görebilirsiniz. Singapur gibi bağımsızlığı nispeten yeni olan eski kolonileri de eklerseniz %40’lara ulaşırsınız.

Bu veri bir soruyu gündeme getirmektedir: Neden çoğu hala İngiliz devleti tarafından kontrol edilen, kimisi de ancak yakın zamanda bağımsızlık kazanmış olan bu yargı alanları küresel finansal piyasalarda bu kadar önemli bir rol oynuyor? Aslında iddialı olsa da bugün küresel finansal piyasaların özünde yer alan ikinci bir İngiliz imparatorluğunun olduğu sonucuna vardım.

Londra hakkında genel olarak konuşulan iki görüş var. Birincisi, şehirde gerçekleşen bu faaliyet ve işlemler bizlere şehrin kendi karakterinden kaynaklanmaktadır. Diğeri ise, Londra’nın kendisine bağlı olan ve özellikle Guernsey, Jersey, Man Adası, Bermuda, Cayman Adaları ve ayrıca İsviçre ve Lüksemburg gibi diğer bütün finans merkezleri ağının çekirdeği olmasıdır. Uluslararası finansın nasıl işlediğini anlamak istiyorsanız bu ikinci görüş daha yararlıdır. Pek çok durumda finansal işlemlere Londra’da karar verilir ancak çoğunlukla vergi ile ilgili çeşitli nedenlerden dolayı bu işlemler Cayman Adaları’nda kayıtlıdır. Sonuç olarak Cayman Adaları, istatistiksel olarak dünyanın dördüncü en büyük finans merkezi görünmektedir, ki bu da Frankfurt büyüklüğündedir; Tokyo’dan ise çok daha büyüktür. Ancak bu sadece kâğıt üzerinde bir merkezdir; kendisine atfedilen faaliyetlerin çoğu aslında Londra’da gerçekleşir.

Aynı makalede, Giovanni Arrighi ve Immanuel Wallerstein gibi teorisyenlerle ilgili “hegemonik döngü teorisi” hakkında konuşuyorsunuz. Bu bize şehrin rolünü anlamamızda nasıl yardımcı olabilir?

Uluslararası İlişkiler alanında güçlü bir teori var: hegemonyalar, yani büyük, güçlü devletler. Bunlar üretim merkezleri olarak ortaya çıkıyor, ticari merkezlere dönüşüyor, sonunda finansal merkezler haline geliyor, sonra da düşüş gösteriyorlar. Bu döngü Hollanda’nın, ardından Londra’nın ve şimdi ABD’nin yükselişini ve düşüşünü çok iyi gösteriyor gibi görünüyor. Ancak yukarıda açıklanan “ikinci İngiliz imparatorluğunun” rolüne bakarsanız ortaya çıkan tablo çok daha karmaşık: Eski İngiliz imparatorluğu reddedilmiş olsa da farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktı. İkinci imparatorluk o kadar büyük değil ve pek çok bölgeyi kapsamıyor, ancak finansal açıdan çok önemli. Dolayısıyla, basit olduğu kadar heyecan verici olan hegemonya döngüleri kavramı bir doğruluk payı içeriyor olsa da dünya, teorilerden çok daha karmaşık işliyor.

Düzenlenmiş küresel finansal piyasaların gelişimini anlattığınız yazı, iktisadi küreselleşmeyi devlet iktidarıyla ilintili olarak anlamamız gerektiğine dair çıkarımlar içeriyor mu?

Evet, küreselleşmeyi nasıl anladığımızla ilgili birçok kavramsal, teorik ve pratik sonuçlar içeriyor. Küreselleşme bu gelişimi en yalın haliyle, sonunda anakronist devlet sistemine zarar verecek piyasa güçlerinin genişlemesi olarak görüyor. Bununla birlikte, finansal piyasaların genişlemesi gibi süreçlere daha dikkatli bakarsanız, en düzensiz pazarın bile aslında devlet düzenlemesinin bir görünümü olduğunu görürsünüz, yani ancak bunu sürdürecek devletler ve devlet düzenlemeleri olduğu sürece hayatta kalabilir. Bunu anlamak zor bir fikir: ikisi ancak birlikte var olur.

Bu ise sonuçların her zaman kasıtlı olduğu anlamına gelmez, yani bir grup devletin bir komite gibi bir araya geldiği ve düzenlemeye tabi olmayan bir finansal piyasa geliştirmeye karar verdiği anlamına gelmez. Çoğunlukla ne yaptıklarını anlamış değildirler. Çoğu hükümet beş veya on yıl öncesini göremez ve planlayamaz. Bununla birlikte politikaları, amaçlamasalar da hayatımızı belirleyen bu yapıları yarattı.

Şehrin uluslararası finans merkezleri ağının kalbi olması İngiltere ile diğer devletler arasındaki güç dengesini etkiledi mi?

İngiltere, sahip olduğu konumu çaktırmama konusunda oldukça iyidir. İngiliz devleti için Cayman Adaları gibi yerlerin verilerde bağımsız devletler olarak sunulması büyük bir işgüzarlıktır. Diğer devletler, İngiliz devletinden fonun ne kadar etkin bir şekilde geçtiğini fark etseler çok daha temkinli olurlardı.

ABD gibi ülkeler Britanya’nın konumuna imrenerek mi bakıyorlar? Bazı etkileri kendilerine çekmeye çalıştılar mı?

UBT aracılığıyla kendi offshore finans merkezlerini tanıtarak ve Delaware, New Jersey, Vermont ve Nevada gibi yerlerdeki gizli yargı yerlerini (yani vergi cennetlerini) teklif ederek veya en azından bazı şeyleri görmezden gelerek kendilerine çekmeye çalıştılar. Amerikan finans merkezleri kendilerini Londra ile rekabet halinde olarak görüyorlar.

Bu noktada Londra’nın şehir içindeki, şehir olarak tuhaf hukuki statüsünden bahsetmemiz de gerekir mi?

Londra Tüzel Kişiliğinin İngiltere’de benzersiz bir siyasi varlık olarak rol alması çok ilginç. Bununla birlikte, Londra’nın başarısına ve önemine rağmen, İngiltere’deki siyasi yeri ve etkisi hakkında akademik bir çalışma bulamadığımı duyduğunuzda şaşıracaksınız. Belki bir tane vardır, ama ben bulamadım. Londra Tüzel Kişiliğini anlamıyoruz.

Burada Londra’nın kendi başına bir tema olarak göründüğü, yani finans ile incelemeden korunma arasındaki ilişki olduğu gösteriliyor.

Buradaki tüm sistemi kaplayan belli bir mantık varmış gibi görünüyor: takdir yetkisi, gizlilik ve kayıt dışılık. Bu dünya çapındaki finansal piyasaların tam kalbinde bir paradigma.

2007-2008 krizinden bu yana, İngiltere’nin uluslararası finans alanındaki konumunda herhangi bir kayma var mı?

Herkes gibi ben de mali düzenlemeyle ilgili süregelen bir tartışma olduğunu fark ettim. Açıkçası Avrupalılar çok daha katı düzenlemelerden yana ve İngiltere’de de devam eden bir tartışma var. Şu an Lord Turner tarafından yönetilen Finansal Hizmetler Kurumu (FHK), Londra’nın düzenlenmeden geçmesi hakkında daha radikal bir görüş aldı. Ama ne kadar başarılı olacağını bilmiyorum.

Bununla birlikte şaşırarak söylemeliyim ki, tartışmada konuşulmayan nokta piyasanın çoğunun düzenlenmemiş alanlarda var olduğu gerçeğidir. Bazıları temelde eski Avrupa Pazarı, bazıları ise borsa dışı pazarlar. Bu yüzden yeni düzenlemeler yapılmaktan bahsedildiğinde, bunların küresel olarak ne kadar uygulanabileceğinden emin değilim. Ve bu soruya cevap alamıyorum. Sadece karada olsaydı, resmi bankacılık sistemi düzenlenmiş olurdu. İşin içine offshore girdiğinde, ki bazı tahminlere göre küresel finansal piyasaların neredeyse yarısını oluşturmaktadır, gölgeli bankacılığın çeşitli yönleri devreye girer ve değişim olmazsa, o zaman hiçbir şey elde edemeyiz.


Kaynak: https://www.taxjustice.net/2019/09/29/tax-havens-britains-second-empire/