Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Kitap Analizi / Vamık Volkan Kıbrıs: Savaş ve Uyum Kitap Analizi

Vamık Volkan Kıbrıs: Savaş ve Uyum Kitap Analizi

Yazan: İlkay TÜRKEŞ

Kitabın Künyesi:

Kitabın adı: Kıbrıs: Savaş ve Uyum, Çatışan İki Etnik Grubun Psikanalitik Tarihi

Yazar: Vamık Volkan

Çevirmen: Berna Kılınçer

Yayınevi, Yayın Yılı: Everest, Haziran 2008

Sayfa Sayısı: 245

GENEL BİR BAKIŞ

Kıbrıs sorunu, 1950’lerden başlayarak günümüze kadar süregelen bir olay olarak hayatımızda yer almaktadır. Öyle ki Türkiye’de küçük yaştan yetişmeye başlayan çocuklar birer “yavru vatan” ve adacık ile karşı karşıyadırlar. Bu kitabı şahsen seçip incelemek istememdeki temel etken ise bir Kıbrıslı Türk olarak bu sürecin içine doğmuş olmamla yakından ilgilidir. Türkiye’nin uluslararası ilişkiler gündeminde çoğu kez gündeme gelmiş ve özellikle Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerini her dönem germiştir. Üzerine çokça çalışmalar yapılmış Kıbrıs’ı, psikanalitik çerçevede toplum açısından değerlendirmek alışılagelmişin dışında bir araştırma alanı olmuştur.

Bu kitabı yazarken de Kıbrıslı Türk kökenini taşıyan ünlü psikiyatr Vamık Volkan, adada çoğunlukta bulunan iki ana toplum olan Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumları farklı perspektiflerden inceleme şansını yakalamış olduğunu görmekteyiz. Kitabın yoğunlaştığı noktayı; Kıbrıs’ta yaşayan toplulukların kimlik ve aidiyet duyguları, yaşananların toplum üzerindeki psikolojik etkileri ve birarada yaşamanın ortaya çıkardığı durumları ele alması olarak özetleyebiliriz.

Eserin temelini; olaylar 1955 ve sonrası yıllara dayansa da 21 Aralık 1963 “Kanlı Noel”in patlak vermesi ardına geçen 11 yıllık savaş süreci sonucu 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adaya “Barış Harekatı”nda bulunması ve 1978’de yaşanan psikolojik olaylar oluşturmaktadır.

ÇATIŞMA VE NARSİSİZM

Vamık Volkan, uluslararası çatışmanın narsisizmine öncelikle dikkat çekmektedir. İki etnik grup arasındaki çatışmanın hatlarını kısaca özetlemek gerekirse, bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

-Kendilik ve Ulus Kimliği

-Tarihsel Mağduriyetler

-“Öteki”ne karşı tutumların kuşaktan kuşağa aktarılması

-Bölme, Dışsallaştırma ve Yansıtma

-Kurbanlaştırmanın Egoizmi

-Terapi Olarak Savaş

-Saldırganlık ve Yas Tutamama

Yazar, kitabını dokunaklı biçimde yazmış olsa da tek taraflı bir yorumlamaya bürünmemiş, sağıyla ölmüşüyle hem kuzeyden hem de güneyden adada yaşayan herkese örnek olacak bir tavır ve objektivizm benimsemiştir.

Karşılaşılan ilk şaşkınlık verici olaylardan bir tanesi 1968 yazında geçmektedir. (O dönemler 1960’ta kurulan ortak Kıbrıs Cumhuriyeti devamlılığını sağlayamamaktadır ve adada kargaşa hüküm sürüyordur.) Yazar, her yerde muhabbet kuşlarının kafeslerde yetiştirildiğini ve sahiplerinin üzerlerine titrediğini gözlemlemiştir. Psikolojik açıdan bunu “kafese hapsolmuş özgürlük”olarak niteliyor Volkan. Kuşatılmış bölgelerde yaşayan insanları simgeliyordu.

BEN HEP İYİYİM SEN HEP KÖTÜSÜN

İlk bölümde karşılaştığımız kavram “tümü iyi” ve “tümü kötü” olguları olmuştur. Kernberg iyi birimlerin libidoya, kötülerin ise saldırganlığa meyilli olduğunu söylemektedir. Kıbrıs açısından da ele aldığımızda gördüğümüz manzara, iki toplum açısından da, birinin iyi diğerinin ise kötü olduğunu doğalarına yerleştirme ve bunu kuşaktan kuşağa aktarma yönelimlerinin olduğunu görüyoruz. Yani bir Kıbrıslı Türk için kendi toplumunun tümü iyi, Kıbrıs Rumların ise tümü kötüdür. Aynı döngü Kıbrıslı Rumlar için de geçerli oluyor. Ancak bu iyi-kötü meselesi sadece insanlar üzerinden yaratılmamaktadır. Örneğin birer Osmanlı mimarisi, Türklere has geleneksel yemekler bir Kıbrıslı Türk için tümü iyi iken, bir Kıbrıslı Rum için kiliseler, Megali Idea vs. iyidir. Bunları kendileriymiş gibi ve temsillerinin uzantısı olarak görürler.

Adaki Enosis (Adanın Yunanistan’a bağlanması) düşüncesi yüz yıl kadar geriye dayansa da Kıbrıs tarihinden kısaca söz etmek gerekirse şöyle bir özet ortaya çıkarabiliriz:

Tarih 1 Nisan 1955’i gösterirken Enosis’i kendine ilke ve hedef olarak belirlemiş EOKA (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston) kurulur. Başında bulunan örgüt lideri Grivas’ın ilk amacı adadaki İngiliz sömürgesini yok etmek ve İngilizleri katletmektir. Ancak sonradan oklar Kıbrıslı Türklere de çevrilecektir. Kıbrıslı Türklerle-Rumların çoğu bölgede birarada yaşamalarına rağmen köylere yapılan baskınlar sonucu 1 Ağustos 1958’de Kıbrıslı Türkleri temsilen TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) kurulur. İşte bundan sonrası kanlı bir dönem olacaktır. İki taraf da rehin alınıyor ve birbirlerini canavarlıkla suçluyorlardı. Devam eden düşmanlık sonucu adaya 1964’te Birleşmiş Milletler Barış Gücü müdahale etti ama kesin bir netice gelişmedi. Bugün ara bölge hala daha Barış Gücü’nün kontrolündedir.

BİR DİZİ LABORATUVAR DENEYİMİ

İkinci bölümde, Vamık Volkan Kıbrıs’ın bir laboratuvar görev gördüğünü söyleyerek çalışmalarına devam etmektedir. Burada çeşitli uluslar arası ilişkiler akademisyenlerinin ada hakkında görüşlerine yer verir. Örneğin, Couloimbis ve Georgiades için Kıbrıs “uluslararası sistemlerde ve alt sistemlerde, jeopolitik ve güç dengesinin etkilerini gösteren canlı ve süreğen bir örnek”tir. Ada aynı zamanda vekalet savaşlarının olduğu bir bölge olarak da ele alınıyor. Yani iki büyük güç olan Yunanistan ile Türkiye kozlarını bu topraklarda paylaşıyor. Ancak ve ancak yazar şurada önemli bir noktaya değinmektedir. Bir ulusal grup diğeriyle karşı karşıya kaldığında işleyen psikolojik süreçleri anlamak üzere çalışan psikiyatrların uluslar arası düzeydeki sorunlara çözüm getirmeleri beklenmemelidir. Psikiyatr bu süreçte karşısına çıkacak değişkenleri kavrayıp buna göre yol çizme eğitimi ve bilgisine sahip değildir.

Önceki paragrafta da bahsettiğimiz üzere araştırmacı Tenzel ve Gerst de  “labaratuvar” yöntemiyle çalışmalarda bulunmuşlardır. Hem Türkler hem de Rumları kapsayan çeşitli görüşmelerde ve testlerde bulundular. Araştırmalar sonucunda Türk grubun hiyerarşik, ataerkil, yetkeci olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Kamu yararı hizmeti ilk sırada iken zenginlik son sırayı almıştır. Rumlarda ise bunun tam tersi göze çarpıyor. Kısacası yatay, rekabetçi ve bireycidirler. Araştırmacılar Rumlar’ı genellikle küçük yaştan rekabetçi yetiştirildiklerini, özdeğerliliklerini yüksek kabul ettiklerini, kültürel mirastan duyulan gururun ise küçük yaşlardan itibaren aşılandığı şeklinde tasvir etmişlerdir. Buna karşın Kıbrıslı Türkler bu yabancı araştırmacılar tarafından daha içe kapanık, heyecanlı olmayan, sessiz olarak nitelenmiştir. Sonuç olarak Kıbrıs’taki her alt kültür kendi grubunun kişilik özelliklerini ve değerlerini benzer şekillerde algılamaktadır. Her grup diğerinin olumsuz özelliklerini önplanda tutar. Bunları otostereotip çerçeveler ile tanımlamışlardır. Varılan sonuçtan bir diğeri ise adadaki çözümsüzlüğü çözüme kavuşturmanın en temel yolunun, iki toplumun da birbirine benzediğini göstermek ve bunu kanıtlamaktan geçtiğidir. Kendi şahsi fikrime göre zaten uzun yıllardan beridir iki toplum birarada yaşamış ve ortak bir kültüre sahip olmuşlardır. Türklük ile Rumluk bir yana, birer Kıbrıslılık olgusu çerçevesinde hareket edildiği zamanlarda ortak geleneksel yemekler, dans vs. gibi kültürleri birlikte oluşturmuşlardır.

BAĞIMSIZLIĞINI KAZANAMAYAN TÜRKLER

Kitabın üçüncü bölümü “Kıbrıslı Türkler Kimlerdir?” başlığıyla Türk tarihinden başlayarak adadaki Türklerin yerleşimleri konusunda geniş detaylar vermektedir. Bu bölümün ana konusunu Türk aile yapısına yönelik yazarın yaptığı tespitler ve özellikle de “Türk aile yapısında çocuk geliştirme anlayışı” oluşturmaktadır. Burada yazar birey olarak Türkleri aile çevresi içinde uydu durumunda olarak görür. Buradan varılan netice ise ayrılma-bireyselleşme sürecini tam olarak benimsemedikleri için tamamlayamadıklarıdır. Kısacası çocuk özerkliğini kazanıp anne babasından ayrı hareket edemez, ana figürü sürekli çocuğun ileriki yaşamında da bulunmalıdır. Buradan da “sınır kişilik örgütlenmesi”nden bahsediliyor. Yani bireyin, “tümü iyi”kendilik ve nesne imgelerini “tümü kötü” kendilik ve nesnelerini birleştirmemesi sonucu doğmaktadır.

Dışsallaştırma da Kıbrıs Cumhuriyeti çerçevesinde önemli olarak görülmüştür. Psikolojik mesafenin devamı ve her iki tarafın da yaygın bir şekilde kaygı oluşturarak bu mesafeyi güçlendirme çabası bu kavramı doğurmuştur.

ZİHİNLERDEKİ ÖZGÜRLÜK

Yazar dördüncü bölümde savaşta sağ kalanların psikolojileri üzerine çeşitli yöntemlerle araştırmalarda bulunmuştur. Volkan’ın deyişiyle, psikiyatrlar çevresinde birçok “görünmez duvarlar” inşa eden hastalarla karşılaşırlar. Bunlar pek çok kez obsesif saplantılı hastanın “soyutlama” ya da “zihinselleştirme”si olarak da adlandırılıyormuş. Bu durum Kıbrıs’ta gerçeğe bürünmüştür. İki toplum da kendisine karşı gelecek her türlü tehlikeye beton duvarlar örmüştür. Bu yasal olmasa da psikolojik olarak ciddi bir durum olarak nitelendirilmektedir.

Lefkoşa’da 1963-64 yıllarından sonra sağ kalan Kıbrıslı Türkler mahkumlukları devam ettiği için “sağ kalma sendromu”na giren duygular sergilememişlerdir. Bir sonraki felaketin ne zaman gerçekleşeceğini bilmemelerine rağmen, bekledikleri ve güvenli bir bölgede yaşadıkları aldatmacasıyla hayatlarına devam ettiklerinden bahsedilmektedir. Bunlar aslında “interim survivors” (tehlike ile kurtuluş arasında sağ kalanlar) olarak adlandırılmaktaydı.

“Kafesteki kuşlar gibiyiz ama uçan kuşlar kadar özgür olmak istiyoruz.”

Yazının başında belirttiğim kafesteki kuş hikayesine de geri dönmekte yarar vardır. Kıbrıslı Türkler baskıdan dolayı gerilemişlerdir. Freud’un tanımlamasına göre bu kişiler dış yetkeye bağımlı hale gelirler. Fakat Kıbrıslı Türkler uzun süre kuşatılmış bölgelerde kendilerine liderlik edecek birisinden yoksun olmuşlardır. Kafesteki kuşlar onların muhtaç tarafıydı. Kurtarıcıyı ise Türkiye olarak benimsedikleri görülür. Kuşlara olan ilgi, kuşatılmış bölgelerin dışına çıkmaya başlandıktan birkaç ay sonra azaldığından bahsediyor Volkan. Hatta yazar, o dönem ergenlik çağını geçiren birkaç kişiye kafesteki kuşları sorduğunda, kuşları zar zor hatırladıklarından bahsetmektedir.

Beşinci bölümde yazar Barış Harekatı’nın Kıbrıslı Türkler ile Rumlar üzerindeki etkisini tartışmaktadır. Özellikle Kıbrıslı Türkler 1974 Temmuz’unu büyük bir sevinç ile karşılarken Rumlar için bu tarihin kara lekesi ve en büyük korkusu, utancı olmuştur. Kıbrıslı Türkler için ise en dehşet olaylar 1963’te kalmıştı. Yani savaş, olumlu görenler için “ego-sintotik”tir. 1974’te adaya çıkarma yapan asker ise yıllar boyunca adadaki kardeşlerine yardım eli uzatamamanın acısı ve siniri içinde saldırıyorlardı.

SAVAŞTAN SONRA YAS TUTMA VE UYUM

Şahsi kanaatime göre kitapta en önemli sonuçlara varan bölüm altıncı bölüm olmuştur. Kitap 1974 sonrası kuzey-güney ayrımı yapılınca göç eden Türklerin kuzey tarafta “battaniyeleri yakması” konusu ile devam ediyor. Bu battaniyelerin yakılmasında psikolojik arkaplan nedir? Vamık Volkan’ın gözlemlerine göre bu battaniyeler Rumların giysilerinden yapılmıştır ve ayrılığı kanıtlamak isteyen Kıbrıslı Türkler ise bu yola başvurmuşlardır. Aynı zamanda bu insanlar “yas tutma dönemi”nden geçmekteydiler ve bu “semptomatik bir edim” olarak tanımlanmaktadır. Buna benzer olay bir Rum tarafından da yaşanıyor. Daha önce Türklerin kaldığı bir eve yerleşen Rumi camları kırıyor. Peki neden? Kuzey-Güney ayrımı olmuş ve belli ki bu adama Türklerle aynı paylaşımda bulunmak rahatsızlık verecekti. Bir ayrım yapılması şart idi. O da böyle bir yola başvurarak psikolojisini rahatlaştırmıştır. Savaştan geçen üç yılın ardından Rumlara ait olan portakal bahçelerine yavaş yavaş bakmaya alışan Türkler olacaktır.

Öte yandan Kıbrıslı Türklerin yas tutma periyodu tamamen farklı sebeplere dayanır. Kıbrıs mücadelesinde ölenler, kötü bir lideri desteklemek yerine halkın özgürlüğü için ölmüşlerdi.

“İdealleştirilmiş hayaletleri öldürmek zordur.”

YAŞAYAN ANITLAR

Yaşayan Anıtlar olarak adlandırılan yedinci bölümde baskıya yönelik bir değerlendirme vardır. Kıbrıs toplumu ister Türk olsun ister Rum, savaş ortamı süresince kendine “yaşayan anıt”lar yaratmıştır. Kısaca özetlemek gerekirse, toplum; savaştan sağ çıkan ve bu olaylara tanık olan şahısların, yaşadıklarını asla ama asla unutmaması için baskı yapıyor ve bunu bir propaganda aracı haline getiriyor. İşte bu yüzden Türk kesimde savaşta ölenlerin anısına yaşayanlardan anıtlar oluşturulduğundan bahsedilmektedir. Bunların arasında travmatik olaylar yaşayan bir çok Kıbrıslı Türk’ün yıllar sonra dahi rüyalarında buna benzer şeyleri gördüklerinin üzerinde duruluyor.

Savaşın etkisi öylesine sürüyor ki, çocuklar savaş oyunlarını, top tüfeklerle ve kendi aralarında şifreli mesajlarla oynuyorlar. Diğer yandan yeni doğan çocuklara “Savaş” adının verilmesi yaygın bir durum olarak gözlemlenmiştir. Özellikle ünlü Türk edebiyatçısı Özker Yaşın’ın oğlunun adı da Savaş’tır ve ona ithafen yazdığı şiir kitaba da konu olmuştur. Bunun acı tarafı ise, çocuk kendisini adadaki Türk mücadelesinin bir sembolü olarak görüyor ve Atatürk heykeliyle özdeşleştiriyordu. Derisi kaşındığında bile heykelin yüzünün parçalanması gibi kendisinin de döküleceğinin sanmasından bahsedilmiştir.

Kendi ailemden de örnek vermem gerekirse, annemin halası 1974 savaş ortamında bir bebek dünyaya getiriyor. Lohusa döneminde geçirdiği sıkıntılı günler üzerine bir de bu travmalarla karşılaşınca daha sonradan kendisine şizofreni teşhisi koyularak akıl hastanesine yatırıldı.

Kitapta bahsedilen bir diğer yaşayan anıt örneği ise, toplu mezarların açıldığı sırada ailesinden birinin olup olmadığını teşhis etmek isteyen Bay T.’dir. Kitapta yapılan tasvirlere uygun olarak kendisinin olay yerindeki fotoğrafını buldum ve bunu yazımın yanında oluşturacağım fotoğraf galerisinde paylaşacağım. Bay T.  ne yazık ki ailesinden tam yedi kişinin cesedine katliam çukurlarında rastlamıştır. Ana odağının küçük oğlu olduğu gözlemlenmiştir. En belirgin semptomlarından birisi de zayıf belleği idi. Buradan kasıt, günlük işlerini unuttuğu takdirde, geçmişte ona acı veren olayları asla ama asla unutmadığı, aksine her detayına kadar hatırladığıdır.

SONUÇ

Bugün adada iki bağımsız cumhuriyet vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti ve 1983’te kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Güney kısım bir bütün olarak dünya tarafından tanınıp AB’ye üye olsa da, KKTC’nin tanınmaması uluslar arası hukuk literatürüne göre “devlet” statüsüne sahip olamaması için bir neden sayılmamaktadır.

Bilinenlerin aksine 1974’ten sonra günümüze kadar devam eden bir “ateşkes” süreci vardır.

Geçmişin ortak kültürünü oluşturan iki toplum günümüzde siyasi malzemelere alet olduğu için yeterince birbirlerinden uzaklaşmışlardır. Yapılan müzakereler düşmüş, yapıcı sonuçlar elde edilememiştir.

Toplumun psikolojisine sonuç getirecek olursak bu çok çetrefillidir. Son 7-8 yıldır belirli kesimler tarafından yaratılmaya çalışılan “Kıbrıslılık” olgusunun yerleşip yerleşmeyeceği çok muğlaktır ancak şimdilik mümkün gözükmemektedir.

1974’te savaşan, bunun için eğitime dahi giden başta dedem olmak üzere birçok yaşlı Kıbrıslı Türk’ün günümüzde güneyde yaşayan Rumlarla arkadaşlığı devam etmektedir. Savaştan sonraki yıllarda yaşanan yaslar ve travmalar etkisini yavaş yavaş kaybediyor. Yeni doğan nesile barış tohumları serpilmektedir ve genç Kıbrıs Türkü’nün beklentisi büyük ölçüde tanınabilirlik, bağımsızlık, eşitliğe dayanan bir devlet oluşturma gayesidir.

Yaşanan acılar hiçbir zaman unutulmayacak olsa da dünü hatırlayıp ders çıkarmalı ve savaşın nelere mal olduğunun bilincinde olmamız gerekmektedir. Yarına sağlam adımlar atabilmek için ise savaş ortamını sürdürmek değil, barışı güzel adamıza yaymamız lazım ve kendi kendinimizin sesi olmak zorundayız.

 

KAYNAKÇA

  • Kızılyürek, Niyazi. (2011) “Vamık Volkan ve Gizli Kuşatılmışlık” http://www.yeniduzen.com/vamik-volkan-ve-gizli-kusatilmislik-10503h.htm.
  • Şahin, K. (?) “Kıbrıs Savaş ve Uyum Kitap Analizi” http://www.uidergisi.com.tr/wp-content/uploads/2014/12/Kibris-Savas-ve-Uyum.pdf.
  • Volkan, V. (2008) “Kıbrıs:Savaş ve Uyum Çatışan İki Etnik Grubun Psikanalitik Tarihi” s:1-221, İstanbul, Everest Yayınları.
  • Yolu, Taşra. (?) “İktibas: Kıbrıs Savaş ve Uyum” http://tasrayolu.blogspot.com.tr/2016/05/kbrs-savas-ve-uyum-catsan-iki-etnik.html

 

Yazar Hakkında

İlkay Türkeş / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı / Çevirmeni

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir