Ana Sayfa / Çeviriler / Makale Çevirileri / Ütopik Düşünme: Tam Anlamıyla Feminist Bir Toplum Nasıl İnşa Edilir ?

Ütopik Düşünme: Tam Anlamıyla Feminist Bir Toplum Nasıl İnşa Edilir ?

Hiçbir insanın zengin yaşam deneyiminin bir parçasının bile reddedilmediği, kadınlarının ve erkeklerinin zayıf ve güçlü, cesur ve korumacı olmasına izin veren bir dünyada yaşamak istiyorum.
Bazen geçmiş on yıllık dönemler, yavaş olsak da adım adım cinsiyet-eşit ütopyaya yaklaşıyormuşuz gibi görünüyor. Ama bazen de, “özgür dünyanın lideri” olarak bir kadın düşmanının seçilmesi, feminist bir cennette yaşamaktan uzaklaşıyormuşuz gibi hissettiriyor. Dünya çapında kadınların Trump’a karşı yürümesi, onun göreve başlamadan çekilmesinin neler hissettirdiğini göstermenin bir yoluydu.
Bu yüzden bu, nereye ulaşmak istediğimizi düşünmek için iyi olabilir. İşte bana göre feminist ütopya: cinsel organların, hormonal düzenin veya cinsel kimliğin hiç önemli olmadığı bir dünya. Duyguların cinsiyetle özdeşleştirilmediği; herkesin hem zayıf hem de güçlü, hem saldırgan hem de korumacı olabildiği, rahatlıkla kendine güvenebildiği ve uzlaşmacı yapıya sahip olduğu, hem şefkatli hem de baskın olabildiği yer. Zengin insan benliğimizin hiçbir kısmından, “erkekler ağlamaz” veya “kızlar komik değildir” diyerek, bunların hiçbiri sırasıyla söküp atılamaz veya kesip çıkarılamaz.
“Erkek oyuncaklarının” ve “kız oyuncaklarının” olmadığı bir dünya burası. Kadın işi ve erkek işi ayrımı yok. Bizi disipline eden, dayatmacı kültürel normlar yok. Bize çizilen sınırların dışına adım attığımızda bizi tekmeleyecek kimse de yok. Bu dünya, salt kadınların giyebileceği veya salt erkeklerin giyebileceği kıyafetlerin olmadığı ama herkesin istediği gibi giyinebileceği bir yer. Eğer tek istediğin işçi tulumu giymekse, bu gayet uygun. Eğer bir gün takım elbise diğer gün ise tiril tiril bir elbise giymek istiyorsan, buradaki sorun ne?
Benim istediğim, ne toplumsal cinsiyetin (gender) ne de biyolojik cinsiyetin (sex) kader olmadığı bir dünya. Hiçbir çocuğa sırf “kız olduğu” veya “erkek olduğu” için bir şey yapması gerektiği veya bir şeyi yapamayacağının söylenmediği bir dünya. Bu dünya; birilerinden bir şeylerin “alındığı” değil, herkesin geniş imkânlara sahip olduğu bir yer.
Bugün bu dünyadan çok uzaktayız. Peki, buradan oraya nasıl ulaşacağız? Büyük küçük, milyonlarca adım. Ama birkaç fikir var. İş hukukumuz ile kadınların “doğuştan çocuk bakıcısı” olarak görülmesi ve erkeklerin çocuklarıyla fazla ilgilenmek istememesine göre şekillenen velayet yasalarımıza bağlı ortaya çıkan tavrımıza acilen yönelmeliyiz.* İngiltere’de doğum iznini paylaşmak mümkün ama yasanın çizdiği çerçeve şu şekilde; eğer heteroseksüel bir çift bunu seçerse, erkeğin evde bebeğiyle geçirdiği süre kadınınkinden düşülecek. Eğer çocukların hayatında baba figürüne ciddi anlamda ihtiyaç duyuyorsak –ben duyuyorum-; ebeveynlerin ikisinin de çocukları ile vakit geçirmeleri için, her ikisine de en az üç ay vererek,  ebeveynlerin izin sürelerini ayırmalıyız. Tabi ki baba bunu kullanmamayı seçebilir; ama bu süre, anneye eklenmezse elden gitmiş olur.
Ve boşanmadan sonra “paylaşılmış ebeveynlik” fikrinin –belki bir hafta birinde bir hafta diğerinde şeklinde- nadir olması yerine bir kural haline gelmesine de ihtiyacımız var. Ayrıca büyük şirketler için zorunlu kreşlere, küçük şirketler için ise çalışanlarına çalıştıkları yerde ve ortak bir şekilde çocuk bakma olanağı sunmasını sağlayacak kaynak ve teşviklere gerçekten ihtiyacımız var.
Kız ve erkek çocuklar, anne sürekli yanlarındayken babanın nadir gelen bir ziyaretçi konumunda olduğu durumda büyüyemezler. Bence bu durum çocukların ve ilerde yetişkin olduklarında ki duygusal hayatlarında çok büyük fark yaratacaktır, belki yetişkin ilişkilerinin dinamiklerini derinlemesine değiştirecektir.
İşverenlerin, aile kurmaya hazırlanan kadınları işe alıp almamaları konusunda düşünmek için daha az nedenleri olurdu ve cinsiyetler arası gelir dağılımını iyileştirmek ve aynı düşünceyi erkeklere uygulamak için bir nedenden fazlası.. Bu konuyu konuşuyorken, büyük şirketlerin (50-100 elemanı olan), bireysel maaşları ortaya çıkararak değil aynı işe verilen maaşları bir araya getirerek, toplumsal cinsiyete dayalı ücret denetimlerine bakalım. Sonra bu ücret denetimi sohbetini bırakalım da işini yapsın.
Ülke çapında evlerde yapılan tartışmalarda, tamamen mantıklı insanlar “hangimiz okuldan sonra çocuğu alabilmek için part-time işe geçmeliyiz?” konusunu düşündüğünde – Fawcett Society’nin* çalışmasında bulduğu gibi eğer kadınlar erkeklerin maaşının %86’sı kadarını alıyorsa- bu tamamen mantıklı konuşma neredeyse her zaman tek yönde ilerleyecek. Erkekler çocuklarıyla geçirdiği zamandan, kadınlarsa ekonomik bağımsızlıklarından mahrum olur. Bu döngü bu şekilde devam eder. Hadi bunu bitirmeyi önerelim.
Bitmeyen döngülerden konuşurken, İngiltere’de erkeklerin hapse girme oranı kadınlara göre 22 kat daha fazla. Erkeklerin hem şiddet uygulama hem de şiddet mağduru olma ihtimalleri kadınlara göre daha fazla. Erkeklerin daha suçlu, daha fazla şiddete eğilimli olduğunu düşünmek olmaz. Ama bazı hormonal farklılıklar işin içine girse de bence biz erkek çocukları ve erkekleri yüzüstü bırakıyoruz; onlara şiddet içermeyen cevaplar olduğunu, şiddetin onların ne kadar “erkek” olduğunu göstermediğini, saldırganlığın çoğu durumda en iyi cevap olmadığını öğretirken başarısız oluyoruz. Acilen bu konudaki kültürel algımızı değiştirmeye ihtiyacımız var.
Okulda erkek çocuklarına kişisel ve ekonomik açıdan değerli olan kendini ifade etme ve duygusal zeka, meditasyon ve problem çözme yeteneklerini öğretin. Bunlar, anlaşmazlıkların kafaya yarım bir tuğlayla değil kelimelerle, düşünmeyle ve nezaketle çözülebileceği umudunu getirir. Bu işi aydınlığa kavuşturmak kadınlardan çok erkeklere fayda sağlayacaktır çünkü erkekler genellikle erkek şiddetinin mağduru oluyorlar.
Bu demek değil ki kadınlara fayda sağlamayacak. İstatistiklere göre Galler ve İngiltere’de her hafta 3 kadın erkekler tarafından öldürülüyor.* Kadınlara sözde “önleyici” tedbirler konusunda vaaz verilir; karanlıkta sokakta yürüme, dar kıyafetler giyme; bunun sonucunda başka bir kadın –vaazı verenler değil- sokakta gezen sadistin kurbanı oluyor. Buna ne diyorsunuz? Okulda 5-16 yaş arasındaki her kız çocuğuna kendini savunmayı öğretin. Bu netball*a göre son derece önemli. Bu dersleri en azından, takım sporlarına yönelik derslerin bir kısmında verin. Kaçmak için yeterli zamanı sağlayacak olan kendinden iri birini incitme becerisi, okuldan sonra her kadının kolaylıkla uygulayabileceği bir şey olmalı.
Tecavüze uğrayan kadınlar konusunda; ben artık fotoğraflanmış kadın cesedi içeren veya çıplak, çürümüş kadınla başlayan televizyon programlarını izlemekten vazgeçtim, şaşırtıcı derecede fazla televizyon programını göz ardı ediyorum. Ben sansürlemezdim; kreatörler yaratmakta özgür olmalı, biz izleyiciler kendi seçimlerimizi yapabiliriz. Fakat insanların Game of Thrones gibi kadınlara yerlerde tecavüz edildiği sahneler içeren programları, bunlar onların sürekli savaş halindeki sahte orta çağ dünyalarında “oluyor” diyerek, savunduğunu duydum.
İyi peki. Ama yaklaşık 6 tecavüzden bir tanesinin* mağduru erkek oluyor. Eğer savaşta “ne olacağından” bahsediyorsak, diğer programlardaki birçok erkek karaktere olacağı gibi Jamie, Tyrion ve Theon’a da tecavüz edilirdi. Bazen erkekler ben buna dikkat çektiğimde bana şöyle cevap veriyor, “Bu karakterler sembolik olarak tecavüze uğruyor”. Ama kadınlar bu programlarda “sembol” haline gelmek zorunda değil. Onlar gerçek bir şey halindeler. Ya “gerçekçi” olun ya da yapmayın. Kadınlar her zaman güzel kurbanlar olur ve erkekler asla olamazmış gibi davranmayın ama.
Aslında bütün bunların ve neden duygular hakkında konuşmaya başladığımın özü bu. Birçok alanda kadınların “zayıf” ve erkeklerin “güçlü”  olduğu konusunda hala ısrar ediyoruz.  Erkek çalışır, kadın bakar. Kadınlar naziktir, erkekler şiddete eğilimlidir. Kişilik, içsel yaşam ve yaşam tecrübeleri “kızlar” ve “erkekler” olarak ayırmaz. Bu basit gerçeği reddetmek bizi birçok anlamda incitir ve bunların her birini özenle çözmeye ihtiyacımız var.
Çeviri Notları
-Netball: Basketbola benzeyen bir top oyunu.
-Tecavüz mağduru olanların cinsiyet dağılımı istatistiği için:http://rapecrisis.org.uk/statistics.php
Çevirmen Hakkında

Ceren Dıvarcı
İstanbul Üniversitesi
ÇEKO Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir