Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Uluslararası Hukuktan Güçlülerin Hukukuna

Uluslararası Hukuktan Güçlülerin Hukukuna

Eşit egemen devletlerin olduğu bir sistemde uluslararası hukuktan nasıl bahsedilir? Bu soruya yetkin ve tutarlı bir şekilde cevap verebilmemiz için öncelikle soruyu, soruda bulunan çok tartışmalı kavramlar üzerinden ele almamız gerekmektedir.
Egemen devlet nedir? Devletler gerçekte eşit midir? Eşit egemen devletten kasıt nedir?  Hukuk nedir ve uluslararası hukuk var mıdır?

Eğer cevaplamaya devletin egemenliğinden başlamak gerekirse, karşımıza çıkacak olan iç ve dış egemenlik kavramlarından konuyla alakalı olarak dış egemenlik kavramını seçmemiz gerekmektedir. Dış egemenlik olgusu bir devletin diğer devletlerle olan ilişkilerinde hiçbir devlete bağlı olmadığı ve diğer devletlerle aynı statüde bulunduğu anlamına gelir.[1] İşte eşit egemen devletten kasıt da budur. Oysa devletler gerçekten de tanımlandığı gibi eşit derecede egemenliğe sahip midir ?

Bunu anlamak için karşımıza bir başka soru daha çıkıyor; ”Devletleri birbirleri ile karşılaştırabilir miyiz ? ”

“Devletler çoğul halde bulunan ve bu yüzden birbirleriyle karşılaştırılabilecek siyasi oluşumlardır. Dickson’un bu konu hakkında fikir beyan eden tarihi kaynaklar üzerine ilk çalışmalarında ifade ettiği gibi; devletler arasında eşitlik, evrensel imparatorluğun reddedilmesinin ve “hukukun egemen olduğu bir uluslararası toplumda ayrı devletler olarak bir arada yaşama iddiasının” zorunlu sonucudur.[2]

Bir önceki sorunun yanıtını ise BM’den almak mümkündür. Devletler arasında egemen eşitlik ilkesinin var olduğunun kabulü BM Metninde de yer almıştır.2.maddenin 1.fıkrası; örgütün tüm üyelerinin egemen eşitliği prensibi üzerine kurulduğunu söyleyerek uluslararası hukuk tarihinin en önemli örgütü olan BM’nin egemen eşitlik ilkesi üzerine kurulduğunu belirtmiştir. Egemen eşitlik ilkesinin en somut tezahürü bir devletin iç işlerine müdahalesinin yasaklanmasıdır.[3]     

İşte en büyük sorunda bu tanımlarda gün yüzüne çıkmaktadır. “Teori, pratikte maalesef bir etki alanı oluşturamamıştır.”

BM şartındaki egemen eşitlik ilkesinin, uluslararası alanda dağıtıcı eşitlik bir yana dağıtıcı adalete bile güvence oluşturmaması gibi özelikle zengin ve yoksul uluslar arasındaki derin ekonomik uçurumlar sebebiyle oluşan devletler arasındaki büyük eşitsizlikler hakkındaki yakınmalarda tamamen doğrudur.[4]

Devletlerin gerçekte eşit egemenliğe sahip olmadığı ve “eşit egemenlik ilkesi” ve “iç işlerine müdahale etmeme ilkesi”nin büyük devletler tarafından defalarca kez ihlal edildiği bir düzende sarılacağımız yegane kurtuluş yolu ise uluslararası hukuktu. Ne yazık ki uluslararası hukuk da buna bir dur diyememiş ve maalesef ‘’güçlülerin hukuku’’na göz göre göre evrilmiştir.

Fakat bu yeni olan bir durum değildir. Tarih boyunca anarşik olan bir devletler sisteminde uluslararası hukuk ve onu temel alan(!) hukuki bir yapı, bir devlete- ki o devlet sistem üzerinde bir etki alanına sahip-nasıl olur da yaptırım uygulayabilir ki?
Peki üzerinde tartıştığımız uluslararası hukuk nedir? En basit ve en temel tanımıyla Uluslararası hukuk, devletler arası ilişkileri düzenleyen kurallar ve antlaşmalar bütünüdür. Ve hepsinden önemlisi bir “hukuk” dalıdır. Bu yüzden ihlalinde mutlak bir yaptırım öngörür. Yaptırım kapasitesine sahip olmayan bir hukuk ise ne kadar meşru olabilir? Peki halihazırdaki uluslararası hukuk yapısı hiç mi yaptırım öngörmez? Elbette yaptırım gücüne sahiptir ki bu yüzden halen “hukuk” olarak nitelendirilmektedir. Fakat burada çok önemli bir ayrıntıyı kaçırmamamız gerekir. Bir hukuk olabilmesi için sadece yaptırım gücü önemli değildir aynı zamanda bu yaptırım gücünün uygulanma alanı da önemlidir. Uluslararası hukukun ise yaptırım gücü sınırlıdır. Bu sınır, en başta bahsettiğimiz “eşit egemen devletler(!)” in sınırlarının dışındadır. Bu sınır, sadece devletlerin karşılaştırılmasında, karşılaştırılmaya tabi tutulmayacak kadar önemsiz olarak görülen ülkeler ile sınırlıdır. Bu yüzden sınırlı da olsa bir hukuktan bahsedebiliriz ama bu hukuka “uluslararası hukuk” demek “uluslar” kısmını özellikle “Uluslararası” kısmını muallakta bırakır. Böyle bir hukuk’a net bir isim bulmak gerekirse bu “uluslararası hukuk” tan ziyade “güçlülerin hukuku” olmalıdır. Hukukun tek taraflı işlem gördüğü bir düzende ise böyle bir hukukun ne kadar meşru olduğunun tartışması yıllarca sürecek ve bir sonuca varılmayacaktır.

Kaynakça

1- ÖZMEN, Aydoğan. Devletlerin Egemenliği ve Milletlerarası Teşekküler, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2- Dickson,The Equality of States in İnternational Law p.4 (ayrıca bkz; Koajmens, The Doctrine of the Legal Equality of State p.44-52 )

3- SUR, Melda Uluslararası Hukukun Esasları,İstanbul Beta Yayınevi, 4.Basım 2010 p.112

4- Yvonne King, Are Some States More Equal Than Others? The United Nations And The Principle of Sovereign  Equality of States, 36 (3) İndian J Int L s.67-76 (1996)

 

Yazan Hakkında

Buğra Özsaydı

Selçuk Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir