Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Biyografi / Uluğ Bey ve Semerkant Rasathanesi
Kaynak: https://bilimdili.com/dusunce/ulug-bey-bilim/

Uluğ Bey ve Semerkant Rasathanesi

Özet

Birçok medeniyete yaşam alanı sunan ve imkânlarından faydalandıran Amuderya (Ceyhun) ve Sırderya (Seyhun) arasında bulunan, Arapçada nehrin ötesi anlamına gelen Maveraünnehir özellikle ortaçağ İslam bilim ve medeniyetine çok önemli âlimler, ilim adamları yetiştirmiş bir bölgedir. Genel kabule göre bu bölgede iki önemli gelişme yaşanmış ikiye ayrılmıştır. Bunlardan birincisi, Maveraünnehir’de Moğol istilasına kadar yani IX-XII. yüzyılları kapsayan devirdir. Bu devir Harezmî, Ferganî, Farabî, Birunî, İbn Sina gibi filozof ve ansiklopedik bilim adamlarının yetiştiği ve Harezm Memun Akademisi’nin inşa edildiği devirdir (CELAL, 2014). İkinci gelişmenin yaşandığı devir de Amur Timur ve onun sülalesinin hüküm sürdüğü XIV. yüzyıldan sonraki devirdir. Bu devirde yaşayan ve önemli eserler meydana getiren bilim adamları da Sadeddin Taftazanî, Seyyit Şerif Cürcanî, Muhammet Taragay Ulugbek, Alaaddin Ali b. Muhammet Kuşçu gibi mütefekkirlerdir.[1]  Bu bölge içerisinde yer alan Buhara, Semerkant gibi şehirler döneminin en gözde ilim merkezlerinden biri olmakla beraber dünyaya açılan kültür penceresi olmuştur. Türkler ve İranlıların hâkim olduğu bölgede birçok devlet kurulmuş ve yıkılmıştır. Bu süreç içerisinde ilim faaliyetleri her zaman devamlılığını korumuş ve canlılığını hep diri tutmuştur.

 

Anahtar kelimeler:  Astronomi, XV. yüzyıl, Uluğ Bey, Maveraünnehir, Semerkant, Rasathane

 

Giriş

XIV. ve XV. yüzyıllar arası Semerkant şehrinin zirve dönemi olarak adlandırılır. XV. yüzyılda Türk hanedanlarının hâkimiyeti altında olan Semerkant ve etrafındaki Türk şehirlerine muhtelif İslam ülkelerinden talebe ve ilim adamları gelerek burayı bir ilim yuvası haline getirmişledir. Revaçta olan Semerkant’ta matematik, astronomi, felsefe ilimleri verilmiş ve bu alanlarda nitelikli çalışmalar yapılmıştır. Semerkant aynı zamanda müneccim ve matematikçileri ile nam salmış bir şehirdi. Kadızâde-i Rûmî, Gıyâseddin Cemşîd el-Kâşî, Ali Kuşçu gibi matematik ve astronomi alanlarında çok ciddi çalışmalar yapmış ilim adamlarıdır. Bu isimler yazımızın asıl meselesi olduğu için ileride daha etraflıca zikredeceğim. Diğer bir yandan İslam mimarisinin en canlı ve güzide örnekleri burada olmakla beraber Avrupa mimarisini etkilemiştir. Bu yapılara birkaç örnek mahiyetinde; Bîbî Hatun Camii, Gevher Şad Camii, Timur Türbesi verilebilir. Tabi yapılar bunlarla sınırlı değildir. Konumuzdan sapmamak amacı ile bu kadarıyla iktifa edelim.

Hayatı ve Siyasi Yaşantısı adlı bölümde Uluğ Bey’in doğumundan ölümüne kadar olan süreci anlatılacaktır. Siyasi yaşamında nelerle karşılaştığı ve nasıl bir hükümdarlık hayatı geçirdiğinden bahsedilecektir. İlmi hayatı adlı ikinci bölümde bahsedeceğimiz mesele, Uluğ Bey’in ilme olan merakı ve kimlerde etkilendiği anlatılacaktır. Zamanın önde gelen ilim adamlarından bahsedilecek ve ilmi hayatının şekillenmesindeki payı işlenecektir. Bu bölümde bahsettiğimiz şahsiyetler üzerinde pek fazla durulmayacaktır. Semerkant Rasathanesi adlı üçüncü ve son bölümde Iluğ Bey’in astronomiye olan ilgi ve merakının nasıl başladığı, ilerleyen süreçte bir rasathane kurma fikrinin nasıl oluştuğu anlatılacaktır. Rasathanenin yapısı işleyişi ve çalışanlarından üzerinde durulacak ve çalışmamız sonuç kısmıyla nihayete erdiricektir.

Yaptığımız bu araştırmada, Türk- İslam bilim dünyasının önemli simalarından biri olan Uluğ Bey’in yaşamı ve çalışma hayatı anlatılmıştır. Çalışmada varılmak istenen, bir devlet adamının ilmi faaliyetler içerisinde olması ve devrinin çalışmalarına nasıl bir yön verdiğinin önemine atıfta bulunmaktır. Diğer bir nokta, bir devlet adamının hangi vasıflara sahip olması hususunda Uluğ Bey’in bizler için ne denli önemli olduğunun vurgulanmasıdır.

Araştırma XV. yüzyıl dönemini kapsadığı için bir sınırlılığı da beraberinde getirmiştir. Kaynak sınırlılığı, verilerin düzensizliği gibi olgular titiz ve dikkatli bir şekilde incelenmiştir. Çalışma, ikincil veri kaynakları üzerinden yapılmış, konu ile alakalı bilimsel yayınlar ve kitaplar taranmış ve konumuza ait kısımlar derlenmiştir. Araştırmamız da ilgili dönemin tasviri yapılmış daha sonra bu veriler ışığında inceleme ve tespitler yapılmıştır.

 

Uluğ Bey’in Hayatı ve Siyasi Yaşantısı

Asıl adı Muhammed Taragay olan Uluğ Bey Timur’un,  nam-ı diğer ‘Sahipkıran’ın’[2] torunudur. 22 Mart 1394 tarihinde Azerbaycan Sultâniye’de doğan Uluğ Bey’in annesi Gevher Şad, babası Şâhruh’tur.  Çocukluk yılları pek bir serüvenli geçen Uluğ Bey oradan oraya gezmiş tabiri caizse küçük yaşta Timur’un ordusunun bir neferi olmuştur. Timur çıktığı çoğu sefere onu da götürmüştür. Sürekli askerlerle beraber olan ve sarayda yaşayan Uluğ Bey akranlarına nazaran daha farklı bir şekilde yetişmiştir. Dedesi Timur’un yanından hiç ayrılmamış ve onun gibi olmayı hayal etmiştir. Bu istek ve arzusu onu genç yaşta ağır ve önemli sorumlulukların altına almıştır. Babası Şahruh Mirza’nın ölümü üzerine onun yerine tahta geçer.  Semerkant’ın yönetimi artık kendisine verilmiştir. Fakat Uluğ Bey’in tahtı devralmasıyla birlikte taht kavgaları yaşanmaya başlamıştır. Karakter bakımından sakin huylu bir mizaca sahip olan Uluğ Bey diğer bir yandan devlet idaresinde ihtiraslı bir hükümdar olmasına karşın sık sık isyanlarla ve savaşlarla uğraşmıştır. Uluğ Bey’in siyasi hayatı çalkantılarla geçmiştir. Özellikle babası Şâhruh’un vefatından(1447) sonra hanedanlıkta taht kavgaları yaşanmış ve kargaşalı bir dönem başlamıştır. Oğlu Abdullatif ile aralarında çok sert kavgalar yaşanmıştır. Baba ile oğlun zihni yapıları farklı olduğu için şiddetli tartışmalar yaşanmasının yanı sıra Uluğ Bey toplanan vergileri etrafındakilere dağıtmayıp özellikle Abdullatif’e payını vermemesinden dolayı husumet başlamıştır. Abdullatif babasına karşı seferler düzenlemiş ve Uluğ bey yönetimi kendi rızası ile oğluna bırakmıştır.  Bu olaydan sonra Uluğ Bey tahtını ve şöhretini kaybetmiş tekrardan Semerkant’a sığınmak istemiştir. Fakat şehre alınmamıştır. Oğluna esir düşmek istemeyen eski hükümdar bulunduğu yeri terk etmek zorunda kaldı. Farklı kaynaklarda belirtildiğine göre, tekrardan oğlunun himayesine sığınmak isteyen Uluğ Bey Abdüllatif’in yanına gelir. Bu hadiseyi bilmekte fayda var.

Vaktiyle babası, Uluğ Bey tarafından öldürülen Abbas adlı bir kimse, babasının intikamını Uluğ Bey’den almak için fırsat beklemekteydi. Bu sırada Abdüllatif Mirza ile babası Uluğ Bey arasındaki son durumu gören Abbas, hemen yeni hükümdar Abdüllatif’e başvurarak intikamını almak için fırsat verilmesini ister. Hain oğul Abdüllatif Mirza babası Uluğ Bey’in öldürülmesi hususunda gereken müsaadeyi Abbas’a verir. Uluğ Bey’in düşmanları ile zamanının din adamlarından bazıları da Abbas’ın lehinde fetva verirler. Bunun üzerine Abbas, Semerkant yakınlarında Bağrın köyünde misafir bulunan Uluğ Bey’i adamları vasıtasıyla yakalatarak 256 Ekim 1449(h.8 Ramazan 853) cumartesi günü kılıçla feci bir şekilde katleder. [3]

 

İlmi Hayatı

Uluğ Bey siyasi ve hükümdarlığının dışında tüm vaktini ilim ile geçirmiş, hem kendi etrafının hem de Türk-İslam ilim erbabının faaliyetlerini yakından takip etmiştir. Bu, onun ilime bakış açısının ne kadar geniş olduğunu göstermektedir.  Ünü Türk-İslam bilim tarihinde sınırlı kalmamış dünya bilim tarihine damgasını vurmuştur desek hata etmiş sayılmayız. Öyle ki bilim tarihinde adı ‘Bilgin Hükümdar’  olarak anılmaktadır. Uluğ Bey’e gelinceye dek İslam dünyasında bir bilginin tahtta oturduğu görülmemişti. İslam tarihçileri bu konuda Uluğ Bey’i ancak Aristo’nun hükümdar öğrencisi ile mukayese edebiliyorlardı.(İskender)[4] Genç bir şehzade iken bir ilim adam olması ve ilme yönelmesinin sebepleri hakkında pek bir malumata sahip olmamakla beraber yazılmış eserlerden yola çıkarak farklı çıkarımlar yapma şansımız oluyor. Yetiştiği saray ahalisinin ilmi yetersizliği bilinmekle birlikte Uluğ Bey’in böyle bir çevrede merakını uyandıran şeyin farklı bir dürtü olduğu aşikâr görünmektedir. Uluğ Bey’in ilim ile uğraşma hevesinin ne zaman uyandığı ve kimin telkini ile başladığı meselesi kaynaklarda açık bırakılmıştır. Bu hususta ilk mürebbiyesi olan Saray Mülk hanıma veya dedesine medyun olması hayli şüphelidir.[5]Bir bakşa deyişle Timur devrinde Semerkant’a getirilen İranlı bilginlerin bir kısmı Uluğ Bey zamanında da Semerkand’da bulunuyorlardı. Moğol hâkimiyeti zamanında İran’da rağbet bulan müspet(pozitif)  ilimlere Uluğ Bey’in meylini işte bu bilgilerin tesiri ile anlamak mümkündür.[6] Ve aynı zamanda yaşadığı devrin ünlü ilim adamlarından haberdar olan Uluğ Bey’in, bu kişilerin etkisinde kalmış olması ihtimal dâhilindedir. Ünlü tarihçilerden Hafız Ebru, Filozoflardan Ali Cürcani bu dönemde yaşamış ve tanınmış şahsiyetlerdi.

Uluğ Bey’in küçük yaşta Azerbaycan’ın Meraga kenetinde 1259 senesinde yapılan Meraga Rasathanesi’nin yıkıntılarını ziyaret ettiği bilinir. Gördüğü manzara karşısında astronomiye ve göklere merakını uyandırır. Bir yandan Bursalı Kadızâde-i Rûmî’nin Uluğ Bey’in hocalığına tayin edilmesi ondaki ilmi düşüncenin teşekkülünde ki etkilerini anlayabiliriz. Diğer bir yandan Kâş şehrinde bunan Gıyasüddin el-Kâşî’nin Semerkant’a gelişi, bu şehrin ilim ve kültür merkezi haline gelmesinde büyük katkıları olmuştur. Semerkant’ta oluşmuş bir bilim atmosferi zaten mevcuttu. Ali Kuşçu, Kadızâde-i Rûmî,  el-Kâşî gibi isimlerin Uluğ Bey’in etrafında olması hem Semerkant’ın hem de kendisinin ilim hayatında önemli etkileri olmuştur. Yukarıda anılan isimlerin ilerde kurulacak olan Semerkant Rasathanesi’ndeki etkilerini göreceğiz.

 

Semerkant Rasathanesi

Rasathane hakkında bir şeyler söylemeden kısaca astronominin serencamından bahsedersek daha faydalı bir süreç izlemiş oluruz. Astronomi insanlık tarihinin en eski bilimlerinden kabul edilir. Astronomi insanların gökyüzünde olup bitenlerin merakını cezp etmesi ile başlamış ve duyduğu bu merakı giderme yönünde giriştiği faaliyetler neticesinde ortaya çıkmıştır. Gökyüzündeki cisimlerin konumları, yer değiştirmeleri, görünüp kaybolmaları, yılın belirli vakitlerinde belirip ardından görünmemeleri, insanları bunun nedenini sormaya ve öğrenmeye itmiştir.  Hayatlarını idame ettirebilmeleri, günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri ve en önemlisi içindeki bu merak arzusunu giderebilmeleri için birtakım girişimlerde bulunmaları gerekiyordu.  Fakat bu girişimler için çeşitli gözlemler, araştırmalar yapmaları gerekiyordu ve doğru olana ulaşmanın gayretindeydiler.  İlkel gözlemler astronomik faaliyetlerin ilk nüvelerini ortaya atmış oldu. Kazılarda elde edilen bazı tabletler ya da taşların üzerine kaydedilmiş astronomik gözlemlerin ilk örnekleri M.Ö 6500 civarlarına dayandırılmaktadır. Mezopotamya, Yunan Çin ve özellikle Hint’te yapılan astronomi faaliyetleri çeşitli vasıtalarla tevarüs edilmiş ve İslam medeniyetinde zirve dönemini yaşamıştır. İslam’ın yedinci yüzyıldaki doğuşunu takiben Araplarda ve sonrasında Osmanlının da dahil olduğu Müslüman dünyada astronomi bilgisi ayrı bir önem kazanmış, dini günlerin, namaz ve oruç vakitlerinin tayini ve kıble yönünün belirlenmesinde kullanılmıştır. Bu faaliyetlerin yapılması için gözlemevlerine olan ihtiyaç vaki olup inşalara başlanmıştır. Hükümdarların bizzat himayesinde inşa edilen rasathaneler astronomi alanında yapılmış olan ilgiyi ve katkıyı göstermektedir. Abbasiler döneminde Şam ve Bağdat’ta kurulan Kâsiyyun ve Şemâsiyyun Rasathaneleri, Moğol Hükümdarı Hulagû himayesinde Azerbaycan’ın Meraga kentinde Nasiruddin Tûsî tarafından yaptırılan Meraga Rasathanesi ve devamında Uluğ Bey tarafından Semerkant Rasathanesi astronomi bilimine gösterilen ihtimamı çok iyi bir şekilde yansıtmaktadır.

Uluğ Bey’in astronomiye ve özelde yıldızlara olan merakı etrafındakilerce bilinmekteydi. Bu ilgisini bilen hocası Kadızâde Uluğ Bey’i,  El-Harezmi’nin trigonometri, matematik ve astronomi eserleriyle tanıştırdı. Ve Bîrûnî’nin yazmış olduğu Tahkîku Mâ li’l-Hind adlı eserini okuyan Uluğ Bey  Soğdların, Arapların, Farsların ve Yunanların takvim ve zamanı hesaplama özellikleriyle ile ilgili çok ilginç bilgiler elde etti.  Aradan geçen birkaç yıllık süre zarfında kendisi de çok karışık olan bu konu hakkında önemli çalışmalar yapmış ve Yıldızlar Kitabı adlı eserinde bunlara yer vermiştir. Uluğ Bey kendisinden önce yapılan çalışmaları titizlik ile incelemiş ve yaptığı çalışmalarda bunları kullanmakta bir sakınca görmemiştir. Özellikle Nasıreddin Tûsî!nin astronomi çalışmalarından etkilenen Uluğ Bey  Tûsî’nin hazırlamış olduğu yıldız tablosunu büyük bir dikkatle incelemiştir.

Uluğ Bey’in küçük yaşta Meraga Rasathanesine yapmış olduğu ziyaretten ilham alarak bir gözlemevi kurma fikri Uluğ Bey’in sürekli gündemindeydi. Kendiside artık gözlem yapmak istiyor ve bunun için bir yapının gerekliliğini çevresiyle tartışıyordu.[7] Bu rasathane fikrinde hocası Kadızâde-i Rûmî’nin önemli bir payı vardı. Uluğ Bey’i destekliyor ve teşvik ediyordu. İşe Semerkant’ta bir rasathane kuyusu açtırmakla başlayan Uluğ Bey rasathane için yer tespitini yapması için Semerkant’a çağırdığı Gıyâseddîn el-Kâşî’yi tayin eder. .Rasathane’nin inşası için hata kabul etmek istemeyen Uluğ Bey nitelikli mühendis ve alet yapım ustalarını Semerkant’a çağırır. Semerkant’ın Kûhek Tepesi[8] denilen bölgede çalışmalara başlanır. Bu tepe doğu- batı yönünde 85 metre eninde ve kuzey-güney yönünde de 170 metre enindeydi. Abdürrezzâk es-Semerkandî, rasathânenin şehrin kuzeydoğu yönünde bulunan kayalık bir tepe üstünde ve 48 m. genişliğinde, çinili tuğlalardan yapılmış yuvarlak bir bina olduğunu söylerken Bâbürnâme’de binanın üç katlı olduğu belirtilmektedir[9]. “Bu rasathane binası üç kattan ibaret muazzam bir bina idi. Dokuz tabakalı semanın; derece, dakika ve saniye ile saniyenin onda birini gösteren taksimatlar, sabiteler, iklim ve dağlar, denizler, sahralar vb. gösterir. Kürre-i arzın tasviri olduğunu Abdürrezzak söylemektedir.”[10]

Rasathanenin yapımı tamamlandıktan sonra kişiler ve görevleri tayin olunmaya başladı. Rasat ve hesaplama işlemlerinin yapılması ve yürütülmesi aynı zamanda rasathanenin müdürlüğü Gıyâseddîn el-Kâşî’ye verildi. Bu görevin el-Kâşî’ye verilmesinin sebebi matematik ve nitelikli astronomi bilgisiyle donanımlı olmasıydı. Miladi 1429 tarihine kadar bu görevi yürüten el-Kâşî’nin ardından Kadızâde-i Rûmî rasathane müdürlüğüne tayin olunur. Fakat Kadızâde-i Rûmî’nin ölümünün de ardından rasathanein yapımından itibaren birçok görevde bulunan Ali Kuşçu rasathanenin son müdürü olarak tayin edilmiştir. Bilindiği üzere Ali Kuşçu , Osmanlı  padişahı Fatih’in özellikle İstanbul’a getirttiği bilim adamlarından biridir ve Kadızâde-i Rûmî’nin öğrencisidir. Uluğ Bey, yazdığı Ziyc’in önsözünde Ali Kuşçu’dan ‘Ferzendi Encümendimiz’ yani ‘Saygıdeğer oğlumuz’ diyerek söz etmiş yardımlarından dolayı saygı ve minnet duygularını belirtmiştir. [11]

Rasathane’de kullanılan  rasat aletlerinden birkaçını sayarsak eğer şunları söyleyebiliriz: İki bacaklı alet, Çemberli alet, Ekvatoriyal Çember, İki çember, Azimut ve yükseklik belirleme aleti, Sinüs ve ters sinüsü belirleme aletleri olarak sıralayabiliriz. Bu saydığımız aletlerin bir kısmı yapılan kazılar sonucu ortaya çıkartılmış diğer bir kısmı ise belirtildiğine göre yukarıda belirttiğimiz bilim adamlarının çalışmalarında geçmektedir. İsimlerini saydığımız aletler bu kadar ile sınırlı kalmamakla beraber isimleri bilinmemektedir.

 

Sonuç

Uluğ Bey’in vefatından sonra Semerkant Rasathanesi çalışmalarına uzun süre ara verildi. Rasathane gereken önemi görmedi ve zamanla çeşitli yıkımlara uğrayarak bir enkaz şeklinde kaldı. Yıllarca toprak altında kalan bu yapı 1908 yılında Sovyet Arkeolog V.L. Vyatkin tarafından ortaya çıkarıldı. Tabi bunda ünlü Şarkiyatçı Wilhelm Barthold’un Orta ve Doğu Asya Araştırmaları Komitesi’ne yaptığı ısrarın öenmli bir payı vardır.[12] Kendisinden sonra gelen hükümdarlar bilime ve bilim adamına yeterince önem vermediler. Bu durum gerek bilim faaliyetlerini gerekse kurumlar ve yapıların rağbet görmemesine neden oldu. Genel kabule uygun düşen görüşlerden birisi de özelde astronomi faaliyetlerinin Uluğ Bey’in vefatından sonra bir ilerleme kaydedilmemiş olmasıdır. Astronomi bilimiyle uğraşan kimi astronomlar faaliyetlerden ya uzak kaldılar ya da kendilerini tamamen geri çektiler. Rasathanelerin yerine bundan daha küçük bir yapıda olan muvakkithaneler (vaktin tayin edildiği yer) kuruldu. Ve burada muvakkitler ( namaz vakitlerini tayin eden ) görev almaya başladı. [13]

Bibliography

Bibliography

CELAL, Vahit, Maveraünnehir’de Astronomi ve Ulugbek Mektebi, International Journal of Cultural and Social Studies, 2016; 2(2): 221-227

GÖKER Lütfi, Uluğ Bey Rasathanesi ve Medresesi, MEB Yayınları, İstanbul, 1995.

BARTHOLD, Wilhelm, Uluğ Bey ve Zamanı, çev. İsmail Aka, TTK Yayınları, Ankara, 1997.

AYDÜZ, Salim, TDV İslam Ansiklopedisi, 36.cilt ( İstanbul: TDV Yayınları, 2009),

Babür-Şah, Baburnâme, çev. Reşit Rahmeti Arat, MEB 1000 Temel Eser, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul,1970.

GOLUBEV, Gleb, Uluğ Bey, çev. Abdrasul İsakov, TTK Yayınları, Ankara, 2011

Dipnotlar

[1] Vahit Celal, “Maveraünnehir’de Astronomi ve Ulugbek Mektebi”, International Journal of Cultural and Social Studies, 2016; 2(2): 221-227

[2] Sahipkıran: Şanslı yıldızın sahibi anlamına gelmektedir. Saray katipleri tarafından Timur’a verilen lakaptır.

[3] Lütfi Göker, Uluğ Bey Rasathanesi ve Medresesi, İstanbul, M.E.B Yayınları,1995,s.27

[4]  Wilhelm Barthold, Uluğ Bey ve Zamanı, çev. İsmail Aka, Ankara, TTK Yayınları, 1997, s.113

[5] Wilhelm Barthold, a.g.e, s.113

[6] Wilhelm Barthold, a.g.e, s.114

[7] [7] Gleb Golubev, “uluğ Bey”, çev. Abdrasul İsakov, TTK Yayınları, Ankara, 2011, s. 83

[8] [8] Gleb Golubev, a.g.e, s 83

[9] Salim Aydüz, TDV İslam Ansiklopedisi, (İstanbul:TDV Yayınları, 2009), 36: 486-487 “Semerkant Rasathanesi” maddesi

[10] Babür-Şah, Baburnâme, çev. Reşit Rahmeti Arat, MEB 1000 Temel Eser,  Milli Eğitim Basımevi, İstanbul,1970, 1: 71

[11] Lütfi Göker, a.g.e, s 61

[12] Gleb Golubev, a.g.e, s.136

[13] Lütfi Göker, a.g.e, s 64

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Burakcan Kaymaz

Burakcan Kaymaz
TESAD Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir