Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Kitap Analizi / TÜRKLERİN TARİHİ: Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl Kitap İncelemesi
Jean-Paul Roux

TÜRKLERİN TARİHİ: Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl Kitap İncelemesi

Günümüzde Türkoloji ya da Türk tarihçiliği hakkettiği değeri görememiş bir çalışma alanıdır. Çünkü ülkemiz gerekli kaynakça çalışmasını yürütebilecek donanımlı tarihçi yönünden eksik olmakla birlikte, Batı dünyasında da ise yeterli ilgiyi çekememektedir. İşte tam da bu soruna yönelik yazılan bu kitap öncelik olarak geniş kapsamıyla konuya ilgi duyanların her zaman başvurabileceği bir baş ucu kitabı işlevi görüyor. Sibirya ormanlarından başlayan yolculuğu, Anadolu’da kurulan bir modern devlet ile sonlandıran yazar adeta bu koskoca tarihin geniş bir özetini çıkartıyor. Ayrıca kitap sonundaki kaynakçası, kronolojisi ve haritalarıyla tam bir el kitabı işlevi görüyor.

Kitabın bir diğer işlevi ise, yazarın ön sözünde bahsettiği üzere Batı Dünyasında gerekli önemi ve ilgiyi göremeyen Türk tarihine insanların merakını toplayabilmek. Basit anlatımıyla her kitleye ulaşan kitap basımından kısa süre sonra özellikle Fransa’da popüler olarak bu amacına da ulaşmıştı.

Kitabın Bölümleri:

I. Bölüm: Türk Olgusu

Kitabın ilk  bölümünde yazar kitabın diğer bölümlerinden farklı olarak teorik bir biçimde “Türkler kimlerdir?”, “ortak paydaları nelerdir?”, “bugünkü Türkiye Türkleri ile bağları var mıdır?” gibi soruların üzerinden ilerleyerek bir girizgah yapıyor. Özellikle belli konularda kalıplaşmış algıları yıkmak isteyen yazar bu bölümde biraz daha tartışmacı bir üslup kullanıyor. Örneğin göçebe bir toplum oldukları için sanat ve zanaatten uzak oldukları düşünülen Türkler  hakkında oluşan bu önyargıyı kırmak için yazar şu ifadeleri kullanıyor: “Victor Hugo’nun ünlü ‘Bir Türk geçmeye görsün bir yerden, geriye sadece yas ve harabe kalır!’ deyişinin bir yalan olduğunu görmek için Anadolu’yu dolaşmak yeterlidir.”

II.Bölüm: Kuzeyin Barbarları ve Diğer Hunlar

 Türklerin atalarını yani Proto-Türkleri anlatan bu bölüm hepimizin malumu olan yazılı kaynak yetersizliği nedeniyle Dil Bilim temelli olarak ilerliyor. Farklı topluluklar (boylar) arasında ortak kelimeler ve coğrafyalar üzerinden bir bağ kuran yazar bunları farklı alt başlıklar altında inceliyor. Bu boylar arasındaki mücadeleyi uzun uzun anlatan yazar, Türk tarihindeki en büyük devrimlerden birisi olarak ‘ormandan bozkıra geçiş’i görüyor.  Bölümün son kısımlarında ise Hunlar’ın iç mücadelelerine ve Attila önderliğindeki Avrupa Hunları’ndan bahsediyor. İlk çağ’ın en önemli siyasi oluşumu hakkındaki az kaynağımıza rağmen yazarımız, dönemin Avrupalı tarihçilerinden ve Çin yıllıklarından büyük bir özveri göstererek yararlanıyor. Ayrıca Hunlar’ın neden çöktüğü sorusuna tartışmacı bir üslupla değinen Roux, günümüzde Türkler ve Macarlar arasında süregelen ‘Hunlar kimin atası?’ tartışmasında Türkçe ile Hun dili arasında benzerlikler kurarak taraf oluyor.

III. Bölüm: Türklerin Ortaya Çıkışı

Öncelikle yazarın da bahsettiği üzere dönemin (5.-7. Yüzyıllar) bir Türk Dünyası haritası çıkarmak imkansızdır çünkü ana kaynak görevi gören Çin yıllıklarında çeviri problemi nedeniyle Türkçe ve Moğolca isimler birbirine karışmıştır. Ancak yazar, ilk Oğuz kavimlerinden başlayarak Proto-Türklerden, ilk Türklere bir geçişin tarihine başlıyor. İlk Türkler’in izini Çin kaynaklarından bulan yazar karakteristik özelliklerini çıkartmayı başarıyor. Demirci bir kavim olarak nitelendirdiği Türkler’in efsane ve mitleri üzerinden genel bir kimliğe ulaştığımız bu bölüm Budizmi kabul eden ve İran etkisine giren Türklerin, çevreleriyle etkileşim halinde olan uygar bir topluluk olduğunu da bizlere öğretmiş oluyor. Ayrıca bölüm içerisindeki Hazarlar, Bulgarlar, Kırgızlar gibi altbaşlıklar altında incelenen Türk kimliğinin alt kimlikleri bizlere Türkler’in birden fazla coğrafyada eş zamanlı yaşayan, farklı yaşam biçimlerine ve dinlere sahip geniş bir topluluk olduğunu gösteriyor.

IV. Bölüm: İlkçağ ve Ortaçağ Başında Türk Uygarlığı

Roux, bu bölümde siyasi ve askeri yaklaşımdan ziyade Türkler’in yaşam biçimi üzerine odaklanıyor. Bozkırda yaşayan bu göçebelerin kültürlerinden, sanatlarından ve ekonomilerinden detaylıca bahsediliyor. Ardından Türk kimliği üzerine eğilen yazar, ilk Türk yazıtlarından ve Türklüğün temelini oluşturan at, şölen, savaş gibi kavramların önemini tartışıyor. Ayrı bir başlık altında incelediği din meselesinde ise İslamiyet öncesi Türklerin döneminde görülmeye bir hoşgörüye sahip olduğundan ve bir çok farklı dine mensup olduklarına değiniyor. Yazara göre bu mesele Türkler’e tarihte ilk defa gördüğümüz bir kimlik kazandırıyor: evrensellik (ekümenizm).

V. Bölüm: Uygurlar

 Bizim okul kitaplarımızda her zaman kısa bir şekilde geçilen İslamiyet öncesi bu son devlet’e başlı başına bir bölüm ayıran Roux bir kez daha kitabını ayrı bir noktaya taşıyor. Arapların gelmesi ve Talas Savaşı ile başlayan yeni dönemi ve dönemin yeni dinamiklerini anlayabilmemiz için çok önemli olan bu geçiş dönemini anlatan bu bölüm ayrıca devam etmekte olan göç hareketini bizlere açıklıyor. Aralarındaki mücadele sebebiyle Karadeniz’in kuzeyine göç eden kavimler ileride Bizans ile mücadele edecekken aynı dönemde Moğolistan’da kurulan Uygur İmparatorluğu ise Çin’in en önemliği müttefiği olacaktı. Ondan önceki kavimlerin aksine seslerini savaş ile duyurmayı reddeden Uygurlar Manieizm ve Budizm gibi düşünsel odaklı dinlere bağlanarak, tarihte özel bir konum elde etmişlerdi. Tarihin savaşlar ve kanla yazıldığı o yıllarda, Uygurlar’ın farklı kimliğini anlayabilmek için yazarın şu sözlerini okumamız gerekir: “ Uygur kentleri içinde, en az üç büyük dine, Maniheizm, Budizm, Hristiyanlık ve animist bir tapım olan Türklerin en eski ulusal dinine bağlı insanlar yan yana yaşıyorlardı. Sokaklardan ya da meydanlarından, serbestçe vaaz ederek, malını satmak amacıyla pazarlık ederek, Yahudiler, Müslümanlar, Zerdüştler geçiyordu.”

VI. Bölüm: İslamiyetin Kabulü

Türk Tarihi’ni ortadan ikiye ayırmak istesek, bu nokta hiç kuşkusuz İslamiyet’in kabulü olacaktır. Bu bölümün ilk başlarında Abbasiler için paralı asker olan Türk kavimleri üzerine bir inceleme görüyoruz. Kültürel olarak asimile edilemeyen Türklerin, Mısır’da kurdukları devletlere değindikten sonra Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ile bu bölümü bitiriyoruz. Arada Karahanlılar ve Gazneliler hakkında temel bilgileri vermeyi esgeçmeyen yazarımız , özellikle Türklerin İslamlaşması tezinde genel kanıya birçok kez karşı çıkıyor. Bu sebeple kitabın bu bölümü okuyucuları tarafından özel bir ilgiyi hakediyor.

VII. Bölüm: Selçuklu Dünyası

 Türklerin İslam Dünyası’nın liderliğine başladığı bu dönem, her anlamda bir geçiş sürecini temsil ediyor. Gerek Anadolu ile Orta Asya arasında bir köprü kurması olsun gerekse Eski Türk Kültürü ile İslam Kültürü arasındaki geçişi sağlaması sebebiyle önemli bir süreci anlatıyor. Kitapta ise kısa bir girizgahın ardından, Alp Arslan yönetiminde Malazgirt’e yürüyüşün hikayesinin ve Bizans ile kurulan ilişkilerin anlatıldığını görüyoruz. Ardından Anadolu ve Suriye’deki Selçuklu yönetimlerine değinen yazar, devamında Haçlı Seferleri’nden bahsediyor. Anadolu Beylikleri hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra yazar bizleri tekrar Doğu’ya götürüyor. Bölümün son kısımlarında Gazneliler, Harezmşahlar ve Delhi Sultanlığı hakkında bilgiler alıyoruz.

VIII. Bölüm: Müslüman Dünyada Türkler

Kitapta daha önce de gördüğümüz üzere, bu bölümle siyasi-askeri tarih yazımına kısa bir ara veriyoruz. Artık büyük ölçüde İslamlaşan Türkler’in kültürel, ekonomik ve idari hayatındaki değişimleri gözlediğimiz bu bölümde kadınların konumuna ayrı bir bölüm ayırıldığını görüyoruz. Sanattan, mimariden ve edebiyattan bahseden yazar, bizleri kan ve savaş dolu sürecin içinden ustalıkla çıkartıyor. Şamanizmden geçişte tasavvufun rolüne değinen Roux, bu önemli geçişin ne kadar yavaş gerçekleştiğini bizlere bir kez daha gösteriyor. Yazarımız, iktisadi hayatı anlattığı bölümde ise İslam ile gelen yeni toprak ve vergi sistemini detaylandırıyor ve özellikle Osmanlı dönemini iyi anlayabilmemiz için bir temel atıyor.

IX. Bölüm: Moğol Egemenliğinde Türkler

Bu bölümde  Türk Tarihi’nin en karanlık dönemlerine girerken kronolojik olarak en baştan Moğol-Türk ilişkilerini inceliyoruz. Ardından Moğolların Cengiz ile başladığı akınların Türklere etkilerini izleyerek konuyu biraz daha Moğol tarihine getiren yazarımız, bizlere bu konuda da gerekli bilgiyi sağlıyor. Altınordu Devleti’ni, Cengiz ve sonrası dönemi anlattıktan sonra yine dönemin Türk devletlerine bir kez daha değiniyoruz. Selçuklular’ın yıkılışında önemli rol oynayan Hülagü Han’a değinmeden geçmeyen yazar, bizlere birçok konuda kaynak bilgiyi sağlamış oluyor.

X. Bölüm: Timur Depremi

“Moğol egemenliği Türk dehasını soldurmak ya da zayıflatmak şöyle dursun tersine ona hayat verdi. Türk dehası aslında görünüşte karanlık bir dönem geçirdikten sonra yeniden olanca gücüyle gün ışığına çıktı ve evrende yeniden yankılanmaya başladı.”  Bölümün girişini bu cümleler ile yapan Jean-Paul Roux, bu bölümü ‘Osmanlı’dan önce dünyayı sarsan devlet’ olarak nitelendirdiği Timur Devleti’ne ayırıyor. Çağatay Hanlığı, bölünüşü ve Timur’un ortaya çıkışı ile özetlenebilecek başlangıçtan sonra Timur’un seferlerine, kişiliğine ve dinsel yaşamına odaklanan yazar, her zaman olduğu gibi Timur ile karşılaşan Türk devletlerine de değiniyor. Anadolu beyliklerinden ve Memlükler’den bahsettikten sonra bölümün ikinci kısmında ise Osmanlı’nın kuruluşuna değiniyor. Ankara Savaşı’na kadar olan bölümde kısa bir Osmanlı tarihi anlattıktan sonra konuyu tekrar Timur’a bağlayıp bölümü bitiriyor.

XI. Bölüm: Düşüşler ve Yükselişler

İsminden de anlaşılacağı gibi bu bölümde Türk tarihinden başarı ve başarısızlık örnekleri görüyoruz. Zaferler kadar çöküşlerin de yaşandığı bu uzun tarihte özellikle Timur’un ölümü sonrası dönemin sanat, kültür, edebiyat ve elbette siyasi olarak zirve noktalarına değiniliyor. Genel bir kapsamı olan kitapta Özbek ve Kazakların siyasi varlığının başlangıcından da bahsediliyor ve hemen ardından Osmanlılara bağlanan konu kültürel bir bütünlük oluşturuyor. Osmanlı tarihinde ise konuyu Sultan Selim’e kadar getiren yazar, ardından bölümü bitiriyor. Bu noktada şunu tekrarlamakta fayda olacaktır ki incelediğimiz kitap dönemsel bir tarih kitabı değildir. Dolayısıyla Osmanlı veya Selçuklu tarihi ile ilgili genel bilgiler verilmekte ayrıntılı bilgi isteyenler için ise kaynakça hizmete sunulmaktadır.

XII. Bölüm: Büyük İmparatorlukların Doğuşu

Türk tarihinin görkemli dönemlerinin incelendiği bu kısımda başlangıç tahmin edilebileceği üzere Kanuni dönemi Osmanlı Devleti ile yapılıyor. Kanuni döneminin askeri ve siyasi başarılarının dışında sanat ve kültüre de eğilen kitap, bizlere genel bir perspektif sunuyor. Bir diğer önemli nokta ise çağın önemli gelişmelerine değinilmesi. Yeni Dünya’nın keşfi ve değişen dünya ticareti hakkındaki kısa bilgiler bizlere ileriki dönemi daha rahat anlamamız için bir kez daha temel sağlıyor. Osmanlı kısmını kapattıktan sonra Kuzey Afrika, Orta Asya, Rusya, Hindistan ve İran’daki dönemin diğer Türk devletleri hakkında yeterli sayılabilecek bilgiye ulaşıyoruz.  Bilindiği üzere Osmanlı tarihçileri çöküşün başlangıcı olarak Sultan Süleyman dönemini gösterirler. Bu fikre katılan Roux, Süleyman dönemini başarılı bir şekilde eleştirip neden bu şekilde değerlendirildiğini bizlere anlatıyor.

“Ancak bozulma ve çözülme de böylece erdemin ve gayretin yerini almaya başlar. İnsanlar hak ettiklerinden fazlasıyla ödüllendirilir olmuşlardı. Yapılan her işte altın kazanma hırsı vardı. Her görev ondan nasıl çıkar sağlanabileceğiyle değerlendiriliyordu.”

XIII. Bölüm: XVII. Yüzyıldaki Yükseliş ve Çöküş

Bu bölümde farklı olarak bir yüzyıllık süreç konu edilmiş. Elbette sadece Osmanlı değil, Moğollar ve Sibirya dolaylarındaki Türk hanlıklarından da bahsediliyor. Ancak bölümün uzun bir kısmını kaplayan kısımda Osmanlı çöküşünü kendince tartışan yazar malesef bu konuda bilinen ana akım tezlerin dışına çıkmayı başaramıyor. Klasik tarihçilik tarzımızda olduğu gibi temel sebepler olarak bozulan düzen, saray yönetiminin el değiştirmesi ve kafes sistemi gösteriliyor. Elbette bunların hepsini birer etken olarak almalıyız ancak özellikle son yıllarda bu konularda daha farklı düşüncelere sahip genç tarihçilerimiz önümüze farklı tezler getirmeye devam ediyorlar. Elbette bu eleştiriyi yaparken kitabın 1984 tarihli olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca bölüm içerisinde Osmanlının görkemli sanat, edebiyat ve mimarisine değinmek unutulmamış.

XIV. Bölüm: Çöküş

Türkler için her anlamda çöküşün başladığı bölüme gelmiş bulunuyoruz. Sırasıyla Nadir Şah dönemi ardından İran’da iktidardan düşen Kacarları, Hindistan’da kurulan İngiliz rejimini, Orta Asya’yı ele geçiren Çin’i ve Türk hanlıklarını yok eden Rusya’yı anlattıktan sonra Osmanlı’nın çöküşüne gelen yazarımız dönemin Osmanlı Devleti’ni ve onu kurtarmak için yürütülen hareketlerden bahsediyor. Artık iyice zayıflayan Türk idaresinden çıkan Mısır ve Kuzey Afrika için ayrı bir bölüm hazırlanmış durumda. Geniş bir şekilde anlatılan bu olayları okuduktan sonra başlık seçimi için yazarın hakkını vermemek elde değil.

XV. Bölüm: Diriliş

Artık yakın tarihimize ve kitabımızın da sonuna yaklaşıyoruz. Yazar, bir kez daha temel bilgi verebilmek için Osmanlı’nın son yıllarını bizlere anlattıktan sonra Mustafa Kemal önderliğinde yürütülen Kurtuluş Hareketi’ne ve Türk Devrimi’ne büyük bir yer ayırıyor. Ardından genç cumhuriyetin sorunlarından bahsederek neredeyse 90’lara kadar tarihi ve gündemi özetliyor. Elbette kitap boyunca gördüğümüz üzere konuyu sadece Türkiye ile bitirmeyen Roux, İran’daki Türklerin durumuna bir pencere açtıktan sonra Sovyet Devrimi ve Sovyet idaresinde Türklerin ahvaline de değiniyor. Orta Asya’daki Türklerin bağımsızlık mücadelesinden sonra Çin idaresindeki Uygurların durumundan da söz ederek bu bölümü bitiriyor.

Sonuç Bölümü

Genel bir özet geçilen bu bölümde Türkçülük ve İslamcılık gibi fikir akımları hakkında kendi görüşlerini paylaşan yazar, detaylıca incelediği Türk Tarihi hakkında saptadığı sorunları bizlerle paylaşıyor.

Bir hülasa vermek gerekirse Jean-Paul Roux bizlere başından sonuna tüm dünyadaki Türklerin tarihini bazen detaylandırarak bazen ise özetleyerek anlatıyor. Öncelikle konuya ilgi duyanlar için önemli bir el kitabı olacağını düşündüğüm bu eser ayrıca bizlere Batı’daki Türk imajını göstermiş oluyor. Kitabın son kısmındaki Kaynakça kısmı bizlere her bölüm için okunması gereken eserleri sunuyor. Umuyorum ki bu yazı Türk Tarihine ilgi duyan okurlar için yeni bir kaynağın keşfine vesile olacaktır.

Künye:

Jean-Paul Roux, Türklerin Tarihi: Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, Üçüncü Basım, 2007.

 

Jean-Paul Roux Hakkında

1925-2009 yılları arasında yaşayan Fransız Türkolog Jean-Paul Roux, yaşadığı dönemde Avrupa’da az bilinen Türk Tarihine tüm ömrünü adamış saygın bir kişilik. Konu hakkında 100’den fazla makalesi ve 25 kitabı bulunan yazar, 1973 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından “Devlet Ödülü”,  1998 yılında ise “Liyakat Madalyası” ile ödüllendirildi.

 

Yazar Hakkında

Hüseyin B. Güven/ TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Tarih Bölümü 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir