Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Güncel Analizler / Türkiye’nin Avrupa Birliği Serüveni

Türkiye’nin Avrupa Birliği Serüveni

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren muasır medeniyetler seviyesine yükselme hedefi ile dış politikada birçok atılımda bulunmuştur. Uluslararası ve bölgesel birçok örgütte aktif rol oynayan Türkiye, 1958 yılından bu yana Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda Birlik ile ilişkilerini sıkı bir şekilde devam ettirmiştir. 1952 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak kurulup 1958 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu olan bu kuruma kurulduktan bir yıl sonra 1959 yılında Türkiye ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Türkiye adına bu başvuruyu, dönemin Demokrat Parti lideri ve Başbakanı Adnan Menderes yapmıştır. AET başvuruyu kabul etmiş ve üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar uygulanacak bir ortaklık anlaşması önermiştir. Söz konusu Anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Ankara Anlaşması, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin hukuki temelini oluşturmaktadır[1]. Ankara Anlaşması, Türkiye’nin AET’ye entegrasyonu için hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç devre öngörmüştür. Anlaşmanın yapılmasında temel amaç Türkiye’nin tam üyeliğidir. Geçmişten bugüne kadar çeşitli dönemlerden geçen Türkiye-AB ilişkileri günümüze kadar kimi zaman gergin kimi zaman çok iyi ve tam üyeliğe kesin gözüyle bakıldığı dönemlere tanıklık etmiştir. Avrupa Birliği ile ilişkiler Türkiye için her zaman çok önemli, bir o kadar da zorlu bir süreci ifade eder. Ankara Anlaşması’nın imzalanmasıyla başlayan ve günümüze değin farklı evrelerden geçen ilişkileri şekillendiren gelişmeler kimi zaman tarafların birbirlerinden beklentilerinde değişikliklere yol açsa da ne Türkiye tam üyelik kararından vazgeçebilmiş, ne de Avrupa Türkiye’yi tamamen reddedebilmiştir[2]. Türkiye’nin AB üyeliğine adaylığı 1999 yılında Helsinki’ de onaylanmıştır. Bu geçen 20 yıllık süreçte birçok fasıl açılmıştır. Bugün Türkiye AB ilişkileri zaman zaman gerilse de hala sıkı bir şekilde devam etmektedir ve Türkiye’nin üyelik ısrarı devam etmektedir.

Türkiye ve AET arasında imzalanan Ankara Antlaşması sonrası hatıra fotoğrafı

 

TARİHSEL SÜREÇ

Avrupa, 18. Yüzyıldan itibaren orta çağ düzenini tümüyle geride bırakarak, kendisini “medeni” olarak tanımlamaya başlamıştır. Geçmişten gelen bir gelişmişliğin sonucu olarak da Avrupa Birliği, çağdaş uygarlığı temsil eden en yüksek standartları benimsemiş, tek pazarın ardından para birliğini de gerçekleştirmiş, müşterek bir dış politika ve güvenlik siyaseti geliştirmeye başlamış, uluslararası arenada etkin bir birliktir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1856 Paris Antlaşmasıyla Avrupa sistemi içinde resmen yer alması Türklerin Avrupa topraklarında geçmişten beri var olduğunun ve bu sisteme entegre olduğunun göstergesidir.Türkiye Cumhuriyeti birliğe üye olarak muasır medeniyetler seviyesine yükselerek bölgesinde aktif rol sahibi olmayı hedeflemektedir. Avrupa Birliği üyeliği, esas itibariyle, Türkiye’nin kurucu felsefesine, dayandığı değerler sistemine uygundur. Bu nedenle 1959’dan bu yana Türkiye Cumhuriyeti AB’ye üyelik için çeşitli başvurular yapmış ve bu süreçte birçok reforma imza atmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı bloğu içinde yer alan Türkiye’nin NATO üyeliği sonrası 1959 yılında Avrupa Topluluğu’na başvurması ile başlayan süreç 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile de resmiyet kazanmıştır. Taraflar arasındaki ekonomik farklılıkları azaltmaya yönelik ‘Hazırlık Dönemi’ olarak belirlenen bu dönemde, Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemiştir. Tesis edilen ortaklık ilişkisinin işleyişine yönelik olarak iki taraf arasında bazı kurumlar oluşturulmuştur. Bunlar arasında en üst düzey karar alma organı ise Ortaklık Konseyi’dir[3].  Sonrasında 1970 yılında imza edilen ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol ile hazırlık dönemi sona ermiş ve ‘Geçiş Dönemi’ne ilişkin hususlar belirlenmiştir.Bu süreçte taraflar arasında sanayi ürünleri, tarım ürünleri ve kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ve Gümrük Birliği’nin tamamlanması hedeflenmiştir.Türkiye ile AET arasındaki ortaklık ilişkisindeki son dönem Ankara Anlaşması[4]’nın 5. maddesinde şu şekilde vurgulanır: “Son dönem gümrük birliğine dayanır ve AKİT Tarafların ekonomi politikaları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesini gerektirir.”[5]1973 yılında ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkileyen petrol krizinin etkileri ve Türkiye’nin ekonomik sorunlarının ülkede giderek daha fazla hissedilemeye başlanması ile Türkiye yükümlülüklerindeki öncelikten vazgeçmiş ve yerine getirmekte zorluk çekmiştir.Ekonomik alanda yaşanan sıkıntılar, dış politikada yaşanan Küba füze krizi ve Johnson mektubuyla başlayıp Kıbrıs müdahalesinin işgal olarak değerlendirilmesiyle şiddetlenen olaylar da ayrıca ilişkilerin yavaşlamasında önemli etkenlerdendir.Türkiye-AB ilişkileri, 1970’li yılların başından 1980’lerin ikinci yarısına kadar, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı istikrarsız bir seyir izlemiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ilişkiler resmen askıya alınmıştır[6].

1983 yılında seçimlerin yapılıp sivil iradenin başa geçmesi ile Türkiye AET ile olan ilişkilerini yeniden canlandırmayı hedefleyerek 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması’nda öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden, üyelik başvurusunda bulunmuştur. Fakat bu başvuru 1989 yılında topluluk tarafındankabul edilmemiştir. Komisyon kendi iç bütünlemesini tamamlamadan yeni bir üye kabul edemeyeceğini de öne sürerek Türkiye’deki siyasal sorunlar kabul edilmemenin temel sebeplerinden olmuştur. KPK’nın(Karma Parlamento Komisyonu) yeniden toplanmasını sağlayan AP kararının alındığı 15 Eylül 1988 tarihine kadar Parlamento, azınlık hakları ve Kıbrıs konularında eleştirilerine devam etmiş, Türkiye’nin başvurusunu değerlendiren 17 Aralık 1989 tarihli Komisyon raporunda da bu konular başvurunun reddinin siyasal dayanakları olarak yer almıştır[7]. Ayrıca AET’nin o dönemde genişlemeden çok, karar alma sürecinin hızlandırılması ve Avrupa Tek Pazarı’nın kurulması gibi yapısal hedeflere yönelmesi de raporun olumsuz bir içerik taşımasında önemli bir nedendir. Topluluk tarafından üyelik müzakerelerinin açılması için bir tarih belirlenmemesi ve Ortaklık Anlaşması çerçevesinde ilişkilerin geliştirilmesi önerilmiştir. Bu öneri Türkiye tarafından olumlu değerlendirilmiş ve Gümrük Birliği’nin tamamlanması için hazırlıklar başlamıştır. Yapılan müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece, Türkiye-AB Ortaklık İlişkisinin “Son Dönem”ine geçilmiştir. Böylelikle Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir boyut kazandırılmıştır. Gümrük Birliği’ne kadar olan bu süreçte Avrupa Birliği, 1993 yılında, üyelik için gerekli gördüğü “Kopenhag kriterleri” ni benimsemiştir.Bu kriterlere göre “üyelik, aday ülkenin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan hakları ile azınlıkların korunmasını ve saygı görmesini teminat altına alan kurumlarının istikrara kavuşturulmuş olmasını, işleyen bir piyasa ekonomisinin mevcudiyetini, AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle başetme kapasitesini” gerektirmektedir. Ayrıca aday ülkelerin, siyasi, ekonomik ve parasal birliğe katılım da dahil olmak üzere, üyeliğin getireceği yükümlülükleri üstlenebilip üstlenemeyeceğine bakılmaktadır[8]. Daha sonra 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde Türkiye’nin genişleme sürecinin dışında tutulması üzerine Türkiye, AB’yle siyasi diyalogu askıya almıştır.

Nihayet, 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığı resmen onaylanmış ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.Helsinki Zirvesi’nde, diğer aday ülkeler için olduğu gibi Türkiye için de Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlanmasına karar verilmiştir. İlerleyen süreçte Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program hazırlanarak Türkiye’nin adaylık süreci hızlanmıştır. Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda kararlılığını her fırsatta ortaya koyan siyasi irade, reform çabalarına da ivme kazandırmıştır. Böylece, müzakerelerin açılması için ön şart olan siyasi kriterlerin karşılanmasına yönelik uyum yasası paketleri yoğun bir şekilde Meclisten geçirilmiştir.2002-2004 yılları arasında 8 Uyum Paketi, 2001 ve 2004 yıllarında da 2 Anayasa Paketi TBMM’de kabul edilmiştir[9]. Türkiye’nin üyelik süreci her geçen gün hızlanmış ve yeni aşamalara geçilmiştir. 2004 yılında Brüksel’de yapılan Zirve’de Türkiye’nin siyasi kriterleri yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlanması kararlaştırılmıştır. Bu tarih Türkiye için bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye resmen AB’ye katılım müzakerelerine başlamıştır. Bu süreçten sonra Türkiye’nin adaylığına kesin gözle bakılmaya başlanmıştır ve Türkiye de birçok reforma imza atarak AB üyeliğinin önemini göstermiştir. Ayrıca Türkiye ile AB arasındaki inişli çıkışlı ilişki, çok önemli bir dönüm noktasını aşarak yepyeni bir sürece girmiştir.Katılım Müzakerelerinde mevcut durumda şu ana kadar 16 fasıl müzakerelere açılmış, bir tanesi geçici olarak kapatılmıştır. Günümüze kadar olan süreçte ise Türkiye ile Avrupa Birliği çeşitli görüşmeler yapılmış fakat Türkiye hala tam üye olamamıştır.

DEĞERLENDİRME

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanan 1963 tarihli Ankara Anlaşmasının üzerinden 56 yıl geçmiş ve Türkiye 56 yıldır AB üyeliği için çalışmalar yürütmektedir. Bu süreçte iki taraf da zaman zaman ilişkileri karşılıklı olarak kopma noktasına getirmiştir. Fakat iki taraf da birbirinin öneminin farkına varmış ve birbirlerinden kopamamıştır.

Katılım süreci Avrupa Birliği tarafından değerlendirildiğinde AB, Türkiye’nin soğuk savaş sonrası dönemde yeni boyutlar kazanan stratejik ağırlığı ile ekonomik dinamizminin, küresel rekabet ortamında Birliğe getireceği katkının bilincindedir. Türkiye’nin katılımı küresel anlamda siyasi ve ekonomik olarak ciddi bir güç haline gelen Birlik için önem taşımakta ve Türkiye’nin Birliğe katacağı stratejik boyut ayrıca önem arz etmektedir. AB eğer küresel bir güç olma yolunda ilerleyecek ise ulaşım, enerji nakil ve ticaret merkezi konumunda bulunan Türkiye’yi bünyesine almak durumundadır.Türkiye’nin Avrupa’daki barış, istikrar, ekonomik refah ve sosyal adalet alanına dahil olması, bu alanın Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’ya doğru daha da genişlemesine katkıda bulunabilecektir.

Türkiye açısından değerlendirildiğinde ise Avrupa Birliği’ne katılım Türkiye için ciddi anlamda önemlidir ve uzun yıllar boyunca dış politikasının önemli bir parçasını oluşturmuştur. AB üyeliği Türk halkının yaşam standartlarını yükseltecek olup Türkiye’nin her alanda modern sistemleri benimsemesine katkıda bulunacaktır. Ayrıca üyelik Türkiye’nin bölgedeki gücünü olumlu yönde etkileyecek ve söz sahibi olmasına yardımcı olacaktır.Ekonomi, Avrupa ekonomisinin bir parçası olarak, daha istikrarlı bir hale gelecektir. Mal ve hizmetlerin, küresel çapta daha geniş bir alanda pazarlanabilmesi mümkün olacaktır.  Devlet sistemi AB ülkelerinde olduğu gibi daha şeffaf, etkin ve modern bir yapıya sahip olacaktır.  Siyasi yaşam, Avrupa siyasi yaşamıyla bütünleşecektir. Küresel sorunlara,Avrupa Birliği platformunda çözüm aramak mümkün olacaktır. Küreselleşmenin getirdiği sorunlar, diğer Avrupa Birliği üyeleriyle birlikte göğüslenecek, küreselleşmenin avantajları da gene bu bağlamda paylaşılacaktır.Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan Avrupa’yla bütünleşmesi, Türkiye’yi çağdaş uygarlığın ön sıralarına taşıyacak, Türk halkı enformasyon teknolojisiyle iç içe bir bilgi toplumu haline gelecektir.

1995 yılında Türkiye, AB ile Gümrük Birliği Anlaşması imzalamıştı. Dönemin başbakanı Tansu Çiller bunun çok önemli bir adım olduğunu söylemişti.

 

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDEKİ SORUNLAR VE GÜNCEL ANALİZ

Uzun yıllar süren Türkiye-AB münasebetleri sonucunda Türkiye hala tam üye olamamış ve 60 yıldır üyelik için beklemektedir. Türkiye-AB ilişkilerindeki sorunlar esas itibari ile siyasi kriterlerde düğümlenmektedir. AB tarihsel süreç içinde demokrasi ve insan haklarına öncelik vermiş bir kurumdur. Fakat Türkiye demokrasi ve insan haklarına dair bazı normları uygulamakta gecikmiş bir ülke olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’nin kendine özgü bir coğrafyası ve çoğu bu coğrafyadan kaynaklanan mevcut ve potansiyel sorunları bulunmaktadır.  Bunların başında terör başlıca önem arz etmektedir. Siyasi kriterlerin yerine getirilmesi, müzakerelere başlamak için ön şart niteliğinde. Siyasi kriterlere uyulmadığı sürece tam üyelik müzakerelerine başlanması mümkün olmayacaktır. Ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi ile müktesebat uyumu ise, kısmen tam üyelik müzakereleri sırasında, hatta Türkiye tam üye olduktan sonra gerçekleştirilebilecektir[10]. Türkiye ulusal programının yayınlanmasını takip eden bir yıllık süre zarfında Kopenhag siyasi kriterleri bağlamında çok önemli adımlar atmıştır fakat bunlar hala yeterli değildir. Bu bağlamda Anayasada birçok değişiklik yapmıştır. Ancak Türkiye’nin tam üyelik için yerine getirmesi gereken diğer hususlar mevcuttur.

15 Temmuz 2016 yılında yaşanan darbe girişiminden sonra Türkiye önceliklerini değiştirmiş ve AB ile olan ilişkiler durma noktasına gelmiştir.15 Temmuz darbe girişiminden sorumlu terör örgütü Gülen hareketini çökertmeyi, bir yandan da Türkiye’de art arda saldırıların gerçekleştiği bir zeminde terörle mücadeleyi desteklemeyi hedefleyen OHAL uygulaması yaklaşık 2 yıl sürmüştür. Bu çerçevede geniş kapsamlı ihraçlar, tutuklamalar ve gözaltılar gibi, darbe girişiminden bu yana olağanüstü hâl kapsamında alınan geniş çaplı, kolektif uygulanan ve orantısız tedbirler, bu süreçte Avrupa Birliği için ciddi endişe yaratmıştır. 2018 yılında Komisyon tarafından yayımlanan Türkiye raporuna göre, Olağanüstü hâl kapsamında bugüne kadar çıkarılan 31 kanun hükmünde kararnameye ilişkin ciddi eksiklikler söz konusudur. Bu kararnameler TBMM tarafından titiz ve etkili bir incelemeye tabi tutulmamıştır. Sonuç olarak, söz konusu kararnameler uzun süre yargı denetimine açılmamıştır ve hiçbiri Anayasa Mahkemesi kararına henüz konu olmamıştır. Olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve usuli haklar da dâhil olmak üzere belirli medeni ve siyasi haklar kısıtlanmıştır. Ayrıca, bu kararnamelerle kilit mevzuatta, olağanüstü hâl kaldırıldığında etki doğurmaya devam edecek değişiklikler yapılmıştır[11]. Ayrıca raporda, ‘Türkiye’deki yasal çerçeve, insan hakları ve temel haklara saygıya ilişkin olarak genel güvenceleri kapsamaktadır, ancak söz konusu güvenceler bir dizi olağanüstü hâl kararnamesiyle daha fazla sorgulanır hâle gelmiştir ve zarar görmüştür’[12]ifadelerine yer verilmiştir. Ekonomi açısından değerlendirildiğinde raporda ‘Ekonomik kriterler ile ilgili olarak, Türkiye ekonomisi gelişmiş bir ekonomi olup işleyen bir piyasa ekonomisi olarak nitelendirilebilir. Hükûmetin teşvik tedbirleri ile desteklenen ekonomi, 2016 darbe girişiminin ardından yaşanan daralmadan toparlanmayı başarmıştır ve 2017’de güçlü bir büyüme kaydetmiştir. Ancak yüksek büyüme önemli makroekonomik dengesizlikleri beraberinde getirmiştir. Cari işlemler açığı yüksek düzeyde seyretmeye devam etmektedir ve 2017’nin sonuna doğru artmıştır. Bu durum ülkeyi sermaye girişlerine bağımlı ve dış şoklara karşı kırılgan hâle getirmektedir. Enflasyon oranının 2017’de iki haneli rakamlara (%11,1) çıkması ve Türk lirasındaki değer kaybının devam etmesi, para politikasını belirleyenlerin fiyat istikrarına verdikleri önem konusunda endişeleri ön plana çıkartmıştır. Yüksek düzeyde kayıt dışılık Türkiye ekonomisinin belirleyici özelliği olmaya devam etmiştir. Genel olarak, bu alanda gerileme olmuştur. Ekonomik alanda devlet kontrolünü artırma eğilimi ile şirketleri, iş adamlarını, siyasi rakipleri ve bu kişilerin işlerini hedef alan eylemler, iş ortamına zarar vermiştir[13]’ ifadelerine yer verilerek Türkiye’nin önündeki engellere bir kez daha değinilmiştir. Bir diğer önemli konu olarak Vize Serbestisi Diyaloğuna ilişkin olarak Türkiye, vize yol haritasında yer alan ve henüz karşılanmamış yedi kriterin yerine getirilmesine ilişkin çalışma planını Avrupa Komisyonuna Şubat başında sunmuştur. Komisyon Türkiye’nin önerilerini değerlendirmektedir.

Bunlara ek olarak Türkiye’nin son yıllarda Avrupa ülkeleri ile yaşadığı sorunlar AB üyeliği yolundaki Türkiye’yi zora soktu. 2017 yılında yapılan referandum öncesinde bazı Türk bakanların seçim çalışmalarının engellenmesi ilişkileri neredeyse kopma noktasına getirdi. Ayrıca aralarında Alman ve Fransızların da bulunduğu çok sayıda gazetecinin “teröre destek” gerekçesiyle gözaltına alınması Avrupa’da olumsuz yankılandı. Almanya ve Avusturya’da iktidar partileri genel seçimler öncesinde Türkiye ile fiilen donmuş müzakere sürecine resmen son verilmesini istedi. AB’nin temel gücü Almanya ile yaşanan ikili kriz ister istemez AB ile ilişkilere olumsuz yansıdı[14]. 2017 yılında yapılan referandum sonucunda kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de AB tarafından Türkiye için olumsuz olarak nitelendiriliyor. Yeni sistemde yürütme erkinin fazla güçlü olduğu, yargıdaki değişiklikler ile birlikte güçler ayrılığı ilkesinin tam olarak uygulanamadığı ve yasama erkinin zayıflatıldığına dair eleştiriler ilişkileri daha da zora sokmakta. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, “insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti alanlarındaki gerileme” nedeniyle Türkiye’yi 2004 öncesinde olduğu gibi yeniden “denetim” sürecine aldı. Avrupa Konseyi’ne bağlı Venedik Komisyonu 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL uygulamasıyla ilgili olumsuz raporlar yayımladı. Bu karar ve belgeler AB için de bir referanstı. Avrupa Parlamentosu’nun (AP) “Türkiye-AB müzakereleri askıya alınsın” çağrısıyla ilişkiler daha da sarsıldı[15].

Son dönemde taraflar arasında yaşanan bazı gelişmeler iyileşme sürecini yeniden başlattı denilebilir. Türkiye, Ağustos ayında Reform Eylem Grubu’nu yeniden harekete geçirdi.Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Faruk Kaymakçı yaptığı değerlendirmede üç yıl aradan sonra Ağustos ayında toplanan Reform Eylem Grubunun, Türkiye’nin AB üyelik yolunda kararlılığını bir kez daha gösterdiğini belirterek, “Türkiye yeniden AB üyeliği yolunda reform sürecini başlattı.” vurgusunu yaptı.Türkiye’nin AB üyelik sürecini yeniden canlandırdığını ve üyelik konusunda gerekli adımları atmaya hazır olduğunu belirten Kaymakçı, AB kanadında yaşanan bazı sorunlar nedeniyle Türkiye’ye yönelik yeterli teşviğin gerçekleşemediğine de dikkati çekti[16]. 2019 yılında Romanya’nın, Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmayan Avusturya’dan dönem başkanlığını devralması ile ilişkilerin iyi yönde seyretmesi de beklentiler arasında. İlerleyen dönemlerde, 4 yıldır toplanamayan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin toplanması, bakan düzeyinde Brüksel’e ziyaretler ve diyalog toplantıları gibi gelişmelerle ilişkilere ivme kazandırma hedefleniyor. Ayrıca Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için çalışma yapılması da gündemde. Türkiye-AB Zirvesinin de 2019’un ortasında ya da sonunda yapılma ihtimali bulunuyor. Buna rağmen bu yıl yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimleri ilişkileri zora sokabilir. Hem Türkiye’de yapılacak yerel seçimler hem de AP seçimleri nedeniyle ilişkilerde ciddi anlamda bir ilerleme beklenmiyor. Türkiye-AB ilişkilerinde 2019’da Türk tarafının izlediği konuların en önemlilerinden biri AP seçimleri olacak. Seçimlerde AB ülkelerinin çoğunda sosyalistlerin oy kaybedebileceği, daha korumacı, radikal, aşırı sağcı, dışlayıcı bir parlamento çıkma ihtimali ilişkileri zora sokabilir. Geçen yıl Avrupa Parlamentosu’nun müzakerelerin askıya alınmasını talep eden çağrısı taraflar arasında olumsuz etki yarattı. Fakat AP’nin bu kararı tavsiye niteliğinde. AP Türkiye raportörü Kati Piri Türkiye’nin kırmızı çizgiyi aştığını ama bundan Avrupa Konseyi’nin de sorumlu olduğunu belirterek ‘Avrupa Parlamentosu’nun defalarca talep etmesine rağmen Türkiye ile demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusunda ciddi görüşmeler yürütülmedi, bu konu ile ilgili müzakere fasılları açılmadı ve fırsatlar kaçırıldı”[17] ifadelerini kullandı.Türkiye’yi üyeliğe hazırlayan IPA fonlarındaki kesinti ve Türkiye’deki Suriyeliler için AB’nin taahhüt ettiği fonların yavaş ilerlemesi de sorunlu konulardan biri. AB, 2014-2020 dönemi için Türkiye’ye 4,5 milyar avro fon tahsis etmiş ancak son dönemde ilişkilerde yaşanan gerginlikten sonra bunun yaklaşık 1 milyar dolarında kesintiye gidildi. Ayrıca, 18 Mart 2016’daki sığınmacı mutabakatından sonra Türkiye’deki Suriyeliler için 3+3 olmak üzere toplamda 6 milyar avro taahhüt etmişti.[18]. Avrupa Parlamentosu içindeki tartışmalarda 4,5 milyar avroluk ve 6 milyar avroluk fonun fazla olduğu da dile getiriliyor. Türkiye ise bu ve bunun gibi birçok konuda AB’nin sözünde durmadığını ve mülteciler konusunda yük paylaşımı yapılmasını istiyor.

SONUÇ

Türk toplumu, sağduyusuyla, Avrupa Birliği üyeliğine üçte ikiye varan oranlarda güçlü bir destek vermektedir. Uzun yıllar boyu AB üyeliği Türkiye’nin dış politika konularında önemli yer edinmiştir. Geçmişten bu yana taraflar arasında iki taraftan da kaynaklanan hatalar nedeni ile gerginlikler yaşanmıştır. Fakat artık gerginliklerin ve sorunların aşılarak yeni bir dönemin açılması gerekmektedir. Bu süreçte iki tarafa da önemli görevler düşmekte. Hem Birliğin hem de Türkiye’nin elinden geleni yaparak bu süreci tamamlaması gerekmektedir. Türkiye’nin AB tarafından öngörülen kriterleri tamamlaması Türk toplumunun yaşam standartlarını yükseltecek olup Avrupa toplumu için de bir kazanç olacaktır. Türkiye, Avrupa Birliği’ne üyeliği kendi değerlerinden ödün vermeden tamamlayarak iki kültürü harmanlamalıdır. AB ise uzun yıllar boyu Avrupa topraklarında etki ve söz sahibi olan Türk toplumunun Birliğe katılımı için gerekeni yapmalıdır. Türkiye’nin kendine özgü sorunlarını göz önünde bulundurmalı ve üyelik sürecinin buna uygun bir şekilde değerlendirmelidir. Türkiye’nin Avrupa’nın Asya ve Ortadoğu bölgelerine açılan bir kapı ve doğu ile batı arasında bir köprü rolü olduğunu kavrayarak Türkiye’ye gereken önemi vermelidir. Türkiye’nin bu anlamda doğu ile batı arasında model bir ülke olduğunu unutmamalıdır. Buna bağlı olarak Türk halkı geçmişten bugüne iki farklı kültür ile birlikte yaşamış ve dünya tarihinde yer edinmiştir. Nihayetinde Avrupa Birliği Türkiye’nin modern sisteme uygun bir toplum olduğunun farkına varmalı, AB’denbaşka alternatifleri olduğunu da anlamalıdır.

1963’ten bugüne kadar olan süreçte iki taraf da birbirinden kopmamıştır. Avrupa Birliği Türk halkına kapıları hiçbir zaman kapatmamış, Türkiye de Avrupa toplumuna olan bağlılığını yitirmemiştir. Bundan sonraki süreçte iki tarafa önemli görevler düşmektedir. Türkiye ile Avrupa Birliği’nin menfaatleri, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği ekseninde, birbirini tamamlar ve güçlendirir niteliktedir.Türkiye’nin Batı’nın ve dolayısıyla medeniyetin dışında kalmaması açısından elinden gelen tüm imkânları seferber etmesi gerekmektedir. AB’nin ise küresel bir güç olmasında da Türk toplumunu benimsemesi ciddi önem arz etmektedir. Önümüzdeki yıllarda iki taraf da sağduyulu davranmalı ve gereklilikleri yerine getirerek üyelik sürecini tamamlamalıdır.

Kaynakça

Kaynakça

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html

Uysal, Ceren, ‘TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNİN TARİHSEL SÜRECİ ve SON GELİŞMELER’, Akdeniz İ.İ.BF Dergisi, 2001, s. 140-153

Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html,( 25 Ocak 2019 tarihinde erişildi)

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma (Ankara Anlaşması)-12 Eylül 1963, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-ile-avrupa-ekonomik-toplulugu-arasinda-bir-ortaklik-yaratan-anlasma-_ankara-anlasmasi_-12-eylul-1963-.tr.mfa (25 Ocak 2019 tarihinde erişildi)

Çayhan Esra, Ateşoğlu Güney Nurşin, , Avrupa’da Yeni Güvenlik Arayışları: NATO-AB-Türkiye, İstanbul, TÜSES Vakfı, 1996, s.53-54

Türkiye ve Avrupa Birliği’ne Tam Üyelik Süreci, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-ve-avrupa-birligi_ne-tam-uyelik-sureci.tr.mfa( 6 Şubat 2019 tarihinde erişildi)

AB Genişleme Politikasına İlişkin 2018 Bilgilendirmesi, Strazburg, Avrupa Komisyonu, Nisan 2018

Karaca, Kayhan, 2018: AB gerçeğiyle yüzleşmek, DeutscheWelle, 29 Aralık 2017, https://www.dw.com/tr/2018-ab-ger%C3%A7e%C4%9Fiyle-y%C3%BCzle%C5%9Fmek/a-41965583

Çetin, Şerife, ‘Avrupa Birliği Başkanı Kaymakcı: Türkiye AB yolunda reform sürecini yeniden başlattı’, Anadolu Ajansı, 1 Aralık 2018, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupa-birligi-baskani-kaymakci-turkiye-ab-yolunda-reform-surecini-yeniden-baslatti/1326679

Alan, Gülsüm, ‘AB-Türkiye ilişkileri kopuyor mu?’, Euronews, 15 Kasım 2018, https://tr.euronews.com/2018/11/14/ab-turkiye-iliskileri-kopuyor-mu

Türkiye-AB ilişkilerinde 2019’da zorlayıcı konular var!’, Habertürk, 21 Aralık 2018,https://www.haberturk.com/turkiye-ab-iliskilerinde-2019-da-zorlayici-konular-var-2268280#

DİPNOTLAR

[1]Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html, (25 Ocak 2019 tarihinde erişildi)

[2] Ceren Uysal, TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNİN TARİHSEL SÜRECİ ve SON GELİŞMELER, Akdeniz İ.İ.B.F. Dergisi (1) 2001, 140-153

[3]Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html, (25 Ocak tarihinde erişildi)

[4]Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma (Ankara Anlaşması)-12 Eylül 1963, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-ile-avrupa-ekonomik-toplulugu-arasinda-bir-ortaklik-yaratan-anlasma-_ankara-anlasmasi_-12-eylul-1963-.tr.mfa, (25 Ocak tarihinde erişildi)

[5] Uysal, s.144

[6]Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html, (29 Ocak tarihinde erişildi)

[7] Esra Çayhan ve Nurşin Ateşoğlu Güney, Avrupa’da Yeni Güvenlik Arayışları: NATO-AB-Türkiye, İstanbul, TÜSES Vakfı, 1996, s.53-54

[8]Türkiye ve Avrupa Birliği’ne Tam Üyelik Süreci, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-ve-avrupa-birligi_ne-tam-uyelik-sureci.tr.mfa, (1 Şubat 2019 tarihinde erişildi)

[9]Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html, (1 Şubat 2019 tarihinde erişildi)

[10]Türkiye ve Avrupa Birliği’ne Tam Üyelik Süreci, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-ve-avrupa-birligi_ne-tam-uyelik-sureci.tr.mfa, (6 Şubat 2019 tarihinde erişildi)

[11]AB Genişleme Politikasına İlişkin 2018 Bilgilendirmesi, Strazburg, Avrupa Komisyonu, Nisan 2018, s.3

[12]AB Genişleme Politikasına İlişkin 2018 Bilgilendirmesi, s.5

[13]AB Genişleme Politikasına İlişkin 2018 Bilgilendirmesi, s.7

[14]Kayhan Karaca, 2018: AB gerçeğiyle yüzleşmek, Deutsche Welle, 29 Aralık 2017

[15] Karaca, 2018: AB gerçeğiyle yüzleşmek

[16] Şerife Çetin, ‘Avrupa Birliği Başkanı Kaymakcı: Türkiye AB yolunda reform sürecini yeniden başlattı’, Anadolu Ajansı, 1 Aralık 2018, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupa-birligi-baskani-kaymakci-turkiye-ab-yolunda-reform-surecini-yeniden-baslatti/1326679

[17] Gülsüm Alan, ‘AB-Türkiye ilişkileri kopuyor mu?’, Euronews, 15 Kasım 2018

[18]‘Türkiye-AB ilişkilerinde 2019’da zorlayıcı konular var!’, Habertürk, 21 Aralık 2018,https://www.haberturk.com/turkiye-ab-iliskilerinde-2019-da-zorlayici-konular-var-2268280#

 

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Furkan Karabacak

Furkan Karabacak
TESAD Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir