Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Cumhuriyet Tarihi / TÜRKİYE’DE TOPRAK REFORMU DENEMELERİ

TÜRKİYE’DE TOPRAK REFORMU DENEMELERİ

Yazan: Eray KONYA

GİRİŞ

29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin ilanıyla birlikte, tüm ülke çapında kapsamlı bir
inkılap hareketi başlamıştı. Eğitimde ve devlet kademelerinde laiklik, kılık ve kıyafette
çağdaşlaşma, hilafet ve saltanatın kaldırılması gibi büyük ölçekli dönüşümler birbirinin peşi
sıra hayata geçirilirken, bu dönemde, siyasi ve kültürel atılımların halk nazarında karşılık
görmesi için iktisaden de yeniliklerin yapılması fikri doğmuştu. Bu fikirden hareketle,
cumhuriyetin kurucu önderleri, Anadolu köylüsünün temel problemi olarak görülen
topraksızlık meselesini aşmak gayesiyle, Toprak Reformu adı altında radikal bir düzenlemeyi
ülke gündemine getirdiler. Reformun çıkış noktası, toprak mülkiyetini elinde bulunduran
derebeyi ve toprak ağalarından alınacak toprakların, kendi arazisi olmayan köylülere eşit bir
şekilde dağıtılması prensibine yaslanıyordu. Ancak Türk siyasi hayatında birçok kez gündeme
gelen ve “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu”nun çıkarılmasıyla birlikte ilk kez 1945’de
yasalaşan Toprak Reformu, mecliste ele alındığı andan itibaren büyük bir muhalefetle
karşılaşmıştır. 1937’deki ilk denemede yükselen İtalyan faşizmi ve büyük savaşın yaklaşması
nedeniyle hayata geçirilemeden gündemden düşen Toprak Reformu, 1945’den itibaren
uygulanmaya çalışılsa da hedeflenen toprak dağıtımı çok kısıtlı kalmıştır. Toprak Reformu’na
muhalif devlet adamlarının kurucusu oldukları Demokrat Parti döneminde ise konuya ilişkin
hiçbir siyasi adım atılmamıştı. DP’nin iktidardan düşüşüne neden olan 27 Mayıs 1960 darbesi
sonrası Cemal Gürsel hükümetinin yönetimi sivillere devretmesini takiben kurulan Devlet
Planlama Teşkilatı’nın çalışmalarına başladığı dönemde de toprak mülkiyetinde reform
konusu bir kez daha gündeme gelmiş ancak uygulanamamıştır.

Bu çalışmada, cumhuriyet tarihinin hatırı sayılır bir dönemini meşgul eden ve 70’lere
kadar bürokrat ve politikacı kadrolarında kendisine karşılık bulmuş Toprak Reformu kavramı,
tüm yönleriyle irdelenecektir.

1. Toprak Reformu Kavramı ve Gerekçeleri

Yakın Cumhuriyet Tarihinin üzerinde en çok tartışılan konu başlıklarından birisi de,
popüler kültürde Toprak Reformu ismiyle bilinen, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ve bu
reform denemesinin kapsamıdır. Temel anlamıyla, belli zümre ve kişilerin tekelinde
toplanmış bulunan tarım arazilerinin, devlet ve kanun inisiyatifiyle kamulaştırılarak topraksız
köylülere dağıtılmasını öngören Toprak Reformu, 1920’li yıllardan 1970’li yıllara değin Türk
tarım politikasında ana madde olarak görülmüş, tüm tarım politikasının temelini teşkil
etmiştir. 1

Daha önce çeşitli ülkelerde uygulanan Toprak Reformu fikri, cumhuriyet devrimlerinin
iktisadi sahada pekiştirilmesi noktasında önem arz ediyordu. Köylünün yaşamında somut
iyileştirmeler olmadıkça halk kesiminin yeni rejime sempatiyle bakması kolay olmayacaktı.
İnkılapların devamlılığı ve ekonomik göstergelerin pozitif seyre kavuşturulması için yenilikler
gerekiyordu. Bu nedenle, köylünün “Esir” statüsünden kurtararak “Toprak Sahibi” grubuna
dahil edilmesi düşüncesi gündeme geldi. Hızlı tarımsal kalkınma, tek kişinin elinde biriken ve
üretim yapılamadan atıl durumda bekleyen bu toprakların topraksız köylülere pay edilmesi
sonrası ancak artırılabilirdi. İşlenmeyen topraklar da bu sayede değerlendirilebilecekti. 2 Diğer
yandan, 1868 Arazi Kanunnamesi, hükümleri itibariyle oldukça sınırlandırılmış olsa da,
Medeni Kanun’un geçerli olduğu ortamda toprak sahiplerine belli kolaylıklar sağlıyordu. Türk
İnkılabının temel parametrelerinden olan tarım mülkiyetinde reform hamlesi, CHP’nin
ideolojik kökenleri itibariyle hayata geçirilmesi gereken bir kavram haline gelişti.

Geç Osmanlı’nın ekonomik sisteminin demirbaşlarından olan Sanayi Sektörü bölgesel
olarak eşit dağılım göstermeyen, homojen olmaktan uzak bir yapı arz etmekteydi. 1923-1924
yılları arasında gerçekleşen Mübadele Göçü sonrası bu endüstri işletmelerinin sahibi ve
çalışanı konumunda bulunan Rumların ülkeyi terk edişi, ciddi bir iş gücü açığı oluşturmuştu.
Bu sonuç, devlet kademelerinde endüstrinin ikamesi olarak tarım politikalarının modernize
edilmesi fikrinin doğmasına neden olmuştu. Osmanlı’dan cumhuriyete miras kalan verimi
kısıtlı, daha çok ilkel materyaller üzerinden sürdürülen tarımsal üretim, aynı zamanda tek tip
sahiplik yapısına da sahipti. Yalnızca bir toprak ağası, binlerce dönüm araziyi sahiplenebiliyor
ve oldukça zor koşullarda köylüleri çalıştırıyordu. Bu yapı, yalnızca Doğu ve Güneydoğu
bölgelerinde değil, Ege gibi ülkenin Batı bölgelerinde de etkili olmaktaydı. Feodal yapının
analizi yapılmak istendiğinde, I. Dünya Savaşı öncesindeki tarım sayımları önemli bir veri
sunmaktadır. Bu dönemde hiç toprak sahibi olmayan aileler görüldüğü gibi, derebeyi ve
ağalar, tüm tarım alanlarının %65’i üzerinde tasarruf hakkına sahiptiler. 3 Savaş yıllarında
artan yoksullaşma, bazı toprak sahibi köylülerin, kendi mülkü üzerinde kiracı konumuna
düşmesine neden olmuştu. 4 Buna karşın tarım sektörünün, cumhuriyetin ilanını takiben ortaya
konan veriler irdelendiğinde, GSMH’nin yaklaşık yarısını oluşturacak ölçüde büyük bir etki
alanına sahip olduğu göze çarpmaktadır. 5

Kurucu kadro ve devrin kanaat önderleri, Toprak Reformunu inkılap hareketlerinin bir
gerekliliği olarak görmekle birlikte, 20’li yılların başı itibariyle, bu radikal hamlenin
yapılabilmesi için henüz gereken koşulların yeşermediğini düşünmekteydiler. Cumhuriyetin
ilanı sonrası ilk karşı reaksiyon, Şeyh Sait İsyanı’yla ortaya çıkmıştı. Bu hadise, rejimin,
henüz toplum katmanları üzerinde tam bir otorite kuramadığını ortaya koymuştu. Bu nedenle
halk ile rejimin arasının açılmaması amacıyla Toprak Reformu fikri aydınların fikirsel
şemasında geçerli olsa da, pratik bir kimlikte değildi.

Henüz cumhuriyetin ilan edilmediği dönemde dahi, Mustafa Kemal Paşa’nın meclis
nutuklarında Toprak Reformu vurgusuna rastlanmaktadır. İmparatorluğun son yönetici
kadrosu olan İttihat ve Terakki Partisi idarecilerinin, milli bir burjuva yaratma düşüncesinden
hareketle, bilhassa son dönemde uygulamaya çalıştığı reform denemeleri sonuç vermemişti.
Cumhuriyet aydınları, tıpkı ittihatçılar gibi, toprakların, binlerce dönüm araziye sahip toprak
ağalarından istimlak edilerek mağdur durumda bulunan köylülere dağıtılması arzusundaydılar.
Ancak tüm bu hedefler, gerek ülkenin siyasi atmosferinden bağımsız oluşan dış gelişmelerin
gerekse de kanun bağlamında dönen meclis tartışmalarının ortaya çıkardığı muhalefetten
ziyadesiyle etkilenecekti.

Tam anlamıyla tarım egemen bir toplum olan Türkiye’nin tarımsal hacminin arttırılması,
ihracat kalemlerinde tarımın payının yükseltilmesi gibi kısa vadeli hedeflerin gerektirdiği
temel bir sosyo-politik hamle olarak sivrilen Toprak Reformu kavramı, kökeni ve uygulanma
biçimi hasebiyle her zaman zıt kutupların çarpıştığı bir konu olagelmişti. Özellikle I.Dünya
Savaşı’nda, ekonomik anlamda tümden dışa bağımlı olan ülkenin tarımsal verimlilik
anlamında zaafiyetler içerisinde olduğunu görmek mümkün olmuştu. 1914 başında yapılan
tarım hesaplamalarında, 1913 yılında havaların da iyi gitmesinin etkisiyle, ülkenin hiç ihracat
ve ithalat yapmadan kendisini ancak 6 ay götürebilecek kadar gıda stoğu olduğu anlaşılmıştı.
Savaşın uzayarak 4 yılı bulması, verileri güvensiz kılmış ve söz konusu 4 yıl boyunca tarımda
azalan işgücü ve üretimi kontrol edebilmek amacıyla bazı ekonomik önlemler alınmıştı.
İttihatçıların ilk kez gündeme aldığı ve cumhuriyete de bir politika olarak miras kalan Milli
Sermaye yaratma hedefi, savaşın beraberinde getirdiği tarımsal işgücündeki geriliği ortadan
kaldıracak bir unsur olarak görülmekteydi ve bu politikanın en önemli sacayağı da Toprak
Reformuydu. 1920’li yılların başına gelindiğinde, Anadolu’da baş gösteren Tifüs gibi bazı
salgın hastalıklar, savaşta 1 milyona yakın askerin kaybedilmesi, gazilerin bir kısmının evine
döndükten sonra toprağı işleyemeyecek durumda olması ve tarım hayvanlarının ordunun
himayesine verilmesi nedeniyle işgücüne ihtiyaç artmıştı. İşgücü noksanlığıyla beraber,
tarımda endüstrileşme hemen hemen yok denilecek düzeydeydi. 6 Tüm bu gerekçeler ışığında
ülkede kapsamlı bir Toprak Reformu yapılarak tarım sektörüne ivme kazandırılması
planlanmaktaydı.

1. Tek Parti Döneminde Toprak Reformu Denemeleri

1.1 Birinci Hamle(1937)

Toprak Reformu kavramı, ülkemizde daha çok Cumhuriyet Halk Partisi ile özdeşleştirilmektedir.
Bu konuda inisiyatif alarak reformu Anadolu coğrafyasında uygulanması yönünde sistemli çabalar,
yeni rejimin halk nazarında tanınmaya başlandığı ve tüm mekanizmalarıyla işlevsel hale geldiği
1930’lu yılların başından itibaren dile getirilmeye başlanmıştır. Bu savı güden kemsin içinde milli
mücadelenin gazi subayları da vardı. Büyük savaşın subayları arasında ülkenin kalkınması
için kolları sıvayanlar olmuştu.

Bu kesim, öteden beri Batılılaşma mefhumu ekseninde irdelenmeyen ve Milli
Sermaye’nin gelişimine müspet etki yaratmayacağı düşüncesiyle üzerinde revizyona
gidilemeyen tarım sektörüne neşter vurmada kararlıydı. Devrin Cumhurbaşkanı Mustafa
Kemal Atatürk de, 1929 Ekonomik Buhranı’nın yarattığı ekonomik darboğazı aşmanın
mümkün olabilmesi amacıyla Türk köylüsünün zenginleştirilmesini, toprak dağıtımı
mevzusuyla eş güdümlü ele almaktaydı. 7 Ancak İstiklal Harbi süresince toprak ağaları hem
maddi açıdan, hem de mahiyetleri dahilindeki işçilerin Türk ordusuna kazandırılması
noktasında yararlılıklar göstermişlerdi. Geçmişte kurulmuş olan bu bağ, rejimin ağaları odak
noktasına alan bir harekata girişmesini ilk etapta engellemişti. Bu süreçte Milli Mücadele’nin
çekirdek kurmay kadrosuyla, taşranın başat gücü toprak ağaları arasında geçici bir ittifak
yapılmıştı. Bu toprak ağaları içerisinde daha sonra reform meselesi gündeme geldiğinde tek
partiye karşı cephe alan Adnan Menderes ve Cavit Oral gibi Halk Partisi bünyesinden isimler
ve imparatorluğun savaşa giriş sürecinde aktif rol oynamış Halil Menteşe gibi eski bir
parlamento reisi de yer almaktaydı.

Toprak reformu öncesi Cumhuriyet köylüsünü 12 yıllık (1911-1923) savaş yıkıntılarından
kurtarmak maksatlı bir takım zirai önlemler alınmıştı. 1925’de, cumhuriyet devrimlerinden
birisi olan Aşar Vergisi’nin kaldırılması köylüyü ferahlatmıştı. Aynı şekilde, İsmet İnönü’nün
başvekilliği döneminde kır yaşamına yönelik olarak eşkıyalıkla mücadele gibi olumlu etki
yaratan gelişmeler söz konusu olmuştu. 8 Ek olarak Ziraat Mektepleri işlevsel hale getirilmişti
ancak bu mekteplerden çıkan mezunlar çok sınırlıydı. Öte yandan pulluk ve tohum dağıtımı da
sürdürülmekteydi. Ancak tüm uygulamalar, radikal bir Toprak Reformu’nu dışlayacak ölçüde kapsamlı
faaliyetler değillerdi. 9 Buna karşın süreç bir an evvel başlatılmalıydı. Zira 1927 tarım sayımı
sonuçları, nüfusun 1/9’inin doğrudan çiftçi olduğu sonucunu vermekteydi ve ekonomisi zirai
üretime bağımlı ülkenin kalkınması için köylünün yaşamında somut yenilikler yaratılmalıydı.
10

Bu dönemde “küçük arazi sahibi” olarak nitelendirilen köylülerin yaklaşık yüzde 50’si,
hayatını idame ettirecek kazanç düzeyine sahip olmaktan uzaktaydı. Bu nedenle köylüler,
toprak sahibi olmadıkları gibi, ağaların yanında çalıştıkları sürece elde ettikleri para birikimi
bağlamıyla da güç koşullarda yaşamaktaydılar. 11 29 Ekonomik Buhranı, Türkiye’yi dış ticaret
üzerinden vurduğu kadar, tarımsal üretimi de dolaylı yollardan sekteye uğramıştı. Artık
tarımsal ürünler daha ucuza alıcı buluyor, borcunu ödeyemeyen köylüler tefeciye başvurmak
zorunda kalıyordu. Çoğu zaman da tefeciler, köylülerin yanında çalıştığı toprak ağaları
olmaktaydı. 12 Ülkedeki toprak dağılımı ve işlenmesi hususlarındaki çarpık ilişki ağını gözler
önüne sermesi bakımından, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın 1934 yılının Haziran ayında
mecliste yaptığı konuşma dikkat çekicidir.

Bakanın söylemleri, ağaların toprak edinme noktasında hukuki kıstasları dikkate
almadıkları, hatta toprağın sahibi küçük çiftçilerin topraklarına zorla toprakla el koydukları
şeklindeydi. 13 Diğer yandan Fethi Okyar’ın başkanlığındaki Serbest Fırka’nın İzmir mitingi
sırasında halktan gördüğü ilgi anımsandığında, Halk Partisi bünyesinde bir kabuk değişimi
olması kaçınılmazdı. Halk Partisi, kısmi Toprak Reformu olarak da nitelendirilebilecek bir
müdahaleyle, 1925 yılından itibaren devlete ait hazine alanlarının tarım yapmak üzere
köylüye devredilmesi yönünde kararlar almış olmasına karşın, bu noktada somut adımlar
atılamamıştı. 14 Bu açıdan bakıldığında, Toprak Reformu hamlesi, ekonomik olduğu kadar
politikti de. Sık sık rejime başkaldıran radikal unsurların yeni rejime intibak edilmesi,
reformun muhtemel pozitif sonuçları arasında hedefleniyordu. Kır yaşamında ortaya
çıkarılacak bu mülkiyet değişimi esnasında, devlet otoritesinin ve ideolojisinin taşraya
taşınması planlanıyordu. Bu nedenle başkaldırıların kendisini hissettirdiği 20’li yıllarda henüz
dizaynını oturtamamış bulunan iktidar, ağa kesimini karşısına almaktan kaçındı. Ancak
I.Sanayi Planı’nın yarattığı müspet dalgalanma ve ekonomideki iyiye gidiş devletin elini
güçlendirdi ve ilk kez, 1936 yılında toprak reformu meselesi, ciddi anlamda tartışılmaya
başlandı.

1936’da İsmet Paşa’nın (İnönü) gündeme getirdiği ve 1937’de meclise gelen kanun,
görüşülmeye başladığı ilk andan itibaren büyük bir muhalefetle karşılaştı. Özellikle Halil
Menteşe gibi isimler, Toprak Reformu’nun mülkiyet haklarına aykırı olduğu yönünde görüş
bildirmekteydiler. Hükümet, toprak istimlakının karşılıksız olmayacağını, bilakis, alınan
topraklar karşılığında tahvil çıkarılarak karşılığının ödeneceğini ifade etmekteydi. Ancak bu
tahvillerin karşılığının ne zaman verileceği belirsizdi.

Toprak Reformu’nun karşısında duran grubun söylemleri irdelendiğinde, karşı çıkışa dair
argümanlardan birisi de, toprağın kimlerin elinde toplandığından çok, ne kadar verimli olduğu
şeklinde kendisini hissettirmekteydi. Hatta, ağa-maraba ilişkisinin umulanın aksine “fena
olmadığı” fikri de dillendirilmekteydi. 15 Bu dönemde bir toprak sahibinin emrinde çalışan
toplam ziraat işçisi istihdamının 161 bin dolayında olduğu sonucuna ulaşılabilmektedir. 16
1926’da kabul edilen ve özel mülkiyeti kutsayan yeni Medeni Kanun’un sağladığı mülk
edinme hürriyeti, reform karşıtlarının yasal dayanak noktalarını teşkil etmekteydi.

Toprak reformu, iç politikada ciddi bir karşı reaksiyon görmesinin yanı sıra, dış politik
alanda da reformu engelleyebilecek gelişmeler yaşanmaktaydı. İtalya’da Kara Gömlekliler
adıyla anılan faşistlerin iktidara gelişi sonrası partinin lideri Benito Mussolini, yayılmacı bir
politika izliyordu. İtalya’nın Akdeniz üzerindeki tehditkar söylemleri, Türk hükümetlerinin
ilgisini bu yöne çevirmesine neden oldu.

İtalya’nın, Avrupa’nın en büyük askeri gücü olan Almanya ile olan müşterek planları
da artık belirginleşmeye başlamıştı. Bu artan baskı hükümetin toprak reformu meselesini
gündeminden çıkarmasını kaçınılmaz kıldı.

Toprak reformu bu süreçte hayata geçirilmese de, kanun kapsamında, toprak dağıtımını
takiben planlanan bataklıkların kurutulması ve devlet arazilerinin tarıma açılması gibi planlar
kısmen uygulanabilmişti. Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılması Hakkında Kanun’un
sonuçlarından birisi olarak, kapatılan bu dini merkezlerin mülklerinin bir kısmı topraksız
köylülere hibe edilmişti. 17 Ayrıca, tarım alanında 30’ların sonuna doğru başlayan, sulama
kanallarının ıslahı ve Devlet Su İşleri gibi Kamu İktisadi Teşekkülleri’nin temelinin atılışı
bağlamında, Toprak Reformu’nun geciktiği 30’lu yıllar önemlidir. 18

1.1 İkinci Atılım (1945)

Türkiye, 1939-1945 yılları arasında gerçekleşen ve tarafı olmadığı İkinci Dünya
Savaşı’nın asker kaybı dışındaki tüm olumsuz sonuçlarını derinden hissetmişti. Savaş
sırasındaki ekonomik uygulamaların tamamının çerçevesini tayin eden Milli Koruma Kanunu
1940 yılında çıkarılmıştı. Devlete işçi çalıştırma ve mesai belirleme hakkı tanıyan bu kanun,
özellikle geçimlik düzeyde tarım yapan arazi sahipleri üzerinden olumsuz bir etki bırakmıştı.
Benzer şekilde II. Dünya Savaşı’nın başında 1 milyona ulaşan Türk ordusunun mevcudunun
yaklaşık %75’ini köylüler oluşturmaktaydı. 19 Bu nüfusun emir altında tutulduğu süreçte
üretimde büyük düşüş olduğu gibi, ihtiyaç da her geçen gün katlanmıştı. Milli Koruma
Kanunu çerçevesince artan vergiler köylünün karşılayabileceği düzeyin ötesindeydi. Çoğu
zaman köylü, üretmediği malın vergisini vermek durumunda kalıyordu. Devletten kaçamayan
kesim bunları yaşarken, büyük tahıl ambarlarına sahip toprak ağaları ise, devletten vergi
kaçırmaktaydı. Yine de 1940-44 yılları arasındaki 4 yıllık süreçte, toplamda 53 bin aileye, 875
bin hektar alan toprak dağıtılmıştı. 20 Ancak bu oran, savaş sonrası için yeterli olmayacaktı.
Hızlı bir kalkınma gerekliydi ve devletin elindeki tarıma elverişli hazine arazileri de sınırlıydı.
Dönemin başvekili İsmet İnönü de, bir konuşmasında çiftçinin çok sefil ve zor koşullarda
yaşadığını belirterek, bu alanda bir düzenleme yapılması gerektiği üzerinde durmuştu. 21 Bu
noktada devletin halka güvence verecek reformlar yapılması elzemdi. Daha önceki dönemlerde
sağlanan toprağın devlet güvencesinde olması koşulu, sel baskını, afet gibi durumlara karşı
köylü adına bir tür sigorta görevi görmüştü. 22 Aynı şekilde, aşiret üyeleri arasında pay edilmiş
olan geniş ölçekli topraklar, zorunlu iskan hareketleri neticesinde aşiretin reisinin
inisiyatifinde, tek kişide toplanmaya başlamıştı.

Bu durum, Anadolu’daki toprak rejimini tek tipleştiren etmenlerden birisi olarak
zikredilebilir. 23

Türkiye’de II. Dünya Savaşı yıllarında, Varlık Vergisi, Yol Vergisi ve Toprak Mahsulleri
gibi vergiler çıkarılmış olması nedeniyle Halk Partisi ile halkın arası açılmıştı. Vergi tahsili
sürecinde, mal memurları gibi memur kadrolarından taşraya gitmesi yönünde görevlendirilen
kişiler, vergilerin toplanması noktasında bazı sorunlara yol açmıştı. Halk ile memurlar
arasında rüşvet alıp-verme durumları görülmüştü. Hükümetin vergileri jandarma yoluyla
temin etmeye çalışması ise hoşnutsuzluğu zirveye taşımıştı. Her kesimin Halk Partisi ile bir
derdinin olduğu bu dönemde, başta İsmet Paşa ve beraberindekiler, yeni bir slogan, köylüyü
saflarına çekecek yeni bir hareket alanı aramaktaydılar. Bu çerçevede, 1936’te gündeme gelen
ve yukarıda izah edilen çeşitli gerekçeler nedeniyle hayata geçirilemeyen toprak kanunu
yeniden meclis gündemine alındı. Hükümet cephesi bu kez daha kararlıydı. Çiftçiyi
Topraklandırma Kanunu, artık 1937 yılında ele alındığından daha kapsamlı bir şekilde 1945
yılının ilk günlerinden itibaren kendisine yer bulmaya başlayacaktı. Kanun bu defa
yasalaşacaktı. Ancak pratik süreç uzun ve meşakkatliydi. Bu noktada, mecliste yaşanacak
tartışmaların öncesinde, halkta toprak meselesine dair bir bilinç uyandırılmak istenmekteydi.
Parti, devrin propaganda olanaklarından istifade etmekteydi. Bu kapsamda Türk
edebiyatından birçok yazar ve şair, kır yaşamını, köylünün zorluklarını anlatan
çalışmalarında; geri teknolojinin bir sembolü olarak görülen kara saban, tefeci ve ağalık gibi
kavramlar üzerinden giderek, devletin resmi tavrının ardını doldurmaktaydı.

Rejime yakın isimlerden birisi olan Yunus Nadi’nin tarım politikalarına eğildiği kitabına
verdiği isimde olduğu gibi, bu durum, “Türkiye’de Zirai Kalkınmanın Temel Meselesi” idi. 24
Benzeri şekilde parti sekreteri Recep Peker’in fikirsel önderliğini yürüttüğü Ülkü Mecmuası
gibi bazı yayın organları, Müdafaa-i Hukuk hareketinin devamı olan Halk Partisi’nin, yalnızca
kültürel devrim değil, ekonomik anlamda da inkılapçı bir muhtevaya bürünmesini sağlamaya
çalışmaktaydılar. 25 Bu bağlamda atılan bir adım olarak, 14 Haziran 1934’de çıkarılan İskan
Kanunu kısmi toprak istimlakını meşrulaştıran hukuksal güvenceyi hükümete sağlamaktaydı. 26

Tüm tarımsal problemleri çözecek radikal bir hamle olarak görülen Toprak Reformu
konusu, uzun günler boyunca mecliste hararetli tartışmalara neden oldu. Beklenildiği gibi
mecliste tasarıya karşı gruplar vardı. 1937 tasarısına da şerh koyan Halil Menteşe, bu kez
CHP’den henüz ayrılmamış bulunan ve Halk Partisi Aydın Teşkilatı idarecilerinden birisi olan
Adnan Menderes ve Cavit Oral gibi isimler kanun tasarısının karşısındaydı. Özellikle Adnan
Menderes’in konuya dair mecliste yaptığı konuşmalar, diğer vekiller arasında yıldızının
parlamasını sağlayacaktı.

Menderes’in başını çektiği bu muhalif hareket, daha sonra 1925’te Şapka Kanunu’na dair
önergeyi meclise sunan İçel menbusu Refik Koraltan, Atatürk’ün son başbakanı Celal Bayar
ve Kars vekili Fuat Köprülü tarafından “Dörtlü Takrir” adıyla meclise verilen öneri sonrası
kurulacak olan Demokrat Parti’nin üst kadrosunu oluşturacaktı. 27

Karşıtları, Toprak Reformu’nu mülkiyet hakkına aykırı olarak görmekteydi. Ayrıca,
devletin toprakların tapulaştırılması noktasında karşılık olarak toprak sahiplerine vereceği
tahvillerin geri dönüş sürecini de peşinen bildirmesi isteniyordu. Bu durum 1937 tasarısında
yoktu. Cavit Oral ve Emin Sazak gibi isimler şiddetli tenkitlerde bulunuyor, Çiftçi
Ocakları’nın kapsamı itibariyle orta ölçekli işletmeleri tedirgin edebileceği noktasına dikkat
çekiyorlardı. Soyadı Kanunu’yla Menteşe soy ismini alan Halil Paşa ise, zaten Ziraat Bankası
eliyle halka yeterli kredilerin verildiğini, bu nedenle reform hareketinin gereksiz ve faydasız
olduğunu düşünüyordu. 28 Kanuna muhalefet ağırlıklı olarak toprak sahiplerinden gelmekteydi.
Öyle anlaşılıyor ki, bu tavrın arkasında kişisel ve ekonomik kaygılar yatmaktaydı. Artan
muhalefet İsmet Paşa’yı geri adım atmaya mecbur etti. Tasarının özü kabul edilen Çiftçi
Ocakları kanundan çıkarıldı. Çiftçi Ocakları, toprağı işleyen çiftçilerin kendileri ve ailelerine
yetecek kadar toprak edinebilmeleri yönünde adımlar atılmasını olanaklı kılan bir yapı arz
ediyordu. Ayrıca Çiftçi Ocakları’yla dağıtılan topraklar, yeni sahipleriyle sınırlandırılıyordu.
Bu sayede paylaştırılan toprağın satılarak yeniden tek elde toplanmasının önüne geçilmesi
umuluyordu. 29

Tasarıya taraftar vekiller, yurt savunması ve toprağın verimliliğinin arttırılmasında bir
ivme olarak Toprak Reformu hareketine sahip çıkmışlardı. Ayrıca, ideolojik olarak da
Halkçılık fikrinin Türk köylüsüne, Toprak Reformu süresince aşılanabileceği fikri ön plana
çıkmaktaydı. 30 Ancak baskılar sonrası Çiftçi Ocakları kanundan çıkarılsa da, İsmet Paşa
ağalara karşı yeni bir hamle yaparak, kanuna meşhur 17. maddeyi ekletti. 31 Bu madde, 50
dönümden daha büyük topraklarda çalışan marabaların toprak edinebilmelerini hedefliyordu.
Paşa, adeta kulağı tersten göstermişti. Toprak Reformuyla CHP, yalnızca eski bir davayı
yeniden açmakla kalmamış, ayrıca Halk Partisi bünyesinde nüvelenen radikal hiziplerin ayrı
bir parti oluşturacak kadar güçlenmelerini önleme gayesi de gütmüştü. 32

Ocak ayından bu yana mecliste bulunan tasarı nihayet 5 Haziran günü kabul edildi.
Dağıtılacak araziler 500-1000- 5000 gibi dönüm hesapları üzerinden ayrılmıştı. 5.000 dönümü
aşan araziler mutlak surette kamulaştırılacaktı. Bu kıstas, toprak hacminin dar olduğu
bölgelerde yeniden tanzim edilecekti. Ancak kanunun nasıl izleneceğini ve esaslarını saptayan
tüzük henüz çıkarılmamıştı. Bu süreçte, tüzüğün çıkacağı tarihe kadar, Toprak Reformu’nun
halk ve bürokratlar nezdinde kanıksanmasını sağlamak için çok yönlü bir propaganda süreci
izlemeye karar verilmişti.

Bu konuda CHP iktidarı, kanunun yasalaşmasından hemen sonra reformu halka
anlatabilmek ve ağalara karşı müşterek bir bilinç uyandırabilmek maksatlı olarak ulusal çapta
çalışmalara start verdi. Bunlardan ilki, Toprak Bayramı adında milli bir bayram yaratmak ve
toprak istimlakına yönelik gelişmeleri halka aktarabilmekti. Ancak Toprak Reformu’nun
uygulanabilmesini olanaklı kılan tüzük 1947 yılında çıkacaktı. Bu nedenle 1945’ten itibaren
kutlanmasına başlanan bayramlar, ortada henüz bir toprak dağıtımının olmadığı tarihte ortaya
çıkmıştı. 33

Bayram etkinlikleri, İstiklal Marşı’nın okunması ve Atatürk büstüne çiçek konması gibi
diğer ulusal bayram ritüellerini kapsayan etkinliklerle İstanbul ve Ankara gibi şehirlerde
yoğun olarak kutlanmaya başlandı. İstanbul ve civar köylerden gelen köylülerin at
arabalarıyla katıldığı ve halaylar çekilerek kutlanan bayram, özellikle de Halkevlerinde yoğun
programlarla kutlanmaktaydı. 34 Toprak Reformu’nun faydalarını halka aktarmak niyetiyle bir
de Aydın Heyeti kurulmuştu. Gerek Ziraat Okulu öğrencileri, gerekse de aydınlar aracılığıyla
halkı bilinçlendirme faaliyetleri sürdürülüyordu. 35 Hükümet, Köy Enstitüleri’nde okuyan
öğrencilerin yerinden bildirdiği bazı raporlara, reformun gerekliliğini anlatma noktasında
başvurmaktaydı. Bu raporların bir tanesinde, köylüler arasında başlayan bir toprak
tartışmasının büyüyerek sonu hapiste bitecek bir anlaşmazlığa dönüştüğü bilgisi geçilmişti. 36
Toprak Reformu uygulamalarını yasalaştıran kanunun çıkmasından hemen sonra köylüler
nazarında müthiş bir bekleyiş başlamıştı. Özellikle de toprak dağıtımına dair bir bayram
kutlanacak olması, işin ciddiyetini gözler önüne seriyordu. Köylülerde, ağalardan alınacak
toprakla refaha kavuşacakları fikri hasıl olmuştu. Bu gerçekleşirse, Halk Partisi ve Türk
köylüsü, II. Dünya Savaşı yıllarındaki küslüklerini sonlandırabileceklerdi. Bu noktada
köylüler ile devlet memurlarının koordinasyonunun sağlanması amacıyla, görüşmeler
gerçekleştirmek üzere köylere heyetler gönderilmekteydi. Bu kapsamda kurulan Toprak
Teşkilatı idari faaliyetleri üstlenmişti. Köylerde tespitler yapılıyordu. Ayrıca, bu tespit ve
idare faaliyetlerinde görev almak üzere memur alımları yapılıyordu. 37 Tarımda
endüstrileşmenin henüz gerçekleştirilmediği bu dönemde, zirai bir seferberlik söz konusu
ediliyordu.

Ancak kapsamlı hazırlık evresinin başladığı 1945-1946 arası bu dönemde henüz
kamulaştırma başlamamıştı. Buna karşın, dağıtım işlemleri uygulanmadığı gibi,
kamulaştırmaya karşı önlem almaya çalışan bazı toprak sahiplerinin haberleri gelmekteydi.
Örneğin, İstanbul Alibeyköy’de, elindeki mevcut toprakların büyüklüğü nedeniyle istimlaka
tabii tutulacağını öğrenen bir vatandaş arkadaşlarıyla elindeki toprağı bölüşmüştü. 38
Aralarında devrin Tarım Bakanı şevket Raşit Hatipoğlu gibi isimlerin de yer aldığı devlet
bürokratları, zorluklarla karşılaşılabileceği öngörüsünden hareketle, önceden önlem almaya
başlamışlardı.

Rejimin baskın sözcülerinden olan gazeteci Nadir Nadi, bu noktada asıl görevin devlet
mekanizmasının payı olduğu fikrini dile getiriyordu. 39

Reform yasalaşmadan hemen önce, 1 milyonun üzerinde çiftçi ailesi ya tümden topraksız
ya da kısmen toprak sahibiydi. 1947 yılının 29 Ekim Bayramı gününe gelindiğinde, tüm
yapılan kapsamlı faaliyetlere karşın, bu 1 milyon nüfusa yönelik olarak, ancak 7 ilin 10
ilçesinde, toplam 52 bin dönüm toprak dağıtımı olmuştu. 40 Bu göstergelerin ışığında, ilerleyen
yıllarda Toprak Bayramı etkinliklerine katılan köylülerin sayısı da peyderpey azalacaktı.
“Doğmadan Ölen Bir Kanun” olarak nitelendirilen kamulaştırma eksenli bu çalışmalar, adeta
halkın gözünden düşmüştü. Toprak dağıtımındaki bu sınırlı hareketlilik, iktidarı da geri adıma
atmaya itmekteydi. Artık bir türlü pratik edilemeyen bu kavramın daha fazla sahiplenilecek
bir yanı kalmamıştı. Öte yandan, savaş yorgunu Avrupa’nın yeniden kalkındırılarak Sovyet
yükselişine set çekme gayesi güden Amerika Birleşik Devletleri ile iyi ilişkiler kurulmak
istenmekteydi. ABD, Türkiye’den liberal bir politika izlemesini bekliyordu. Bu nedenle
içerisinde Şevket Süreyya Aydemir gibi önemli isimlerin de katkılarının bulunduğu III. 5
Yıllık Kalkınma Planı’nın uygulanması yönündeki kredi talebine red yanıtı verilmişti.

İsmet Paşa giderek kan kaybeden reform hamlesi kararından geri adım atarak, tasarının en
ateşli muhaliflerinden birisi olan Cavit Oral’ı 1949 yılında Tarım Bakanlığı görevine atadı.
Yaklaşan 1950 seçimleri öncesi, kanun tamamen kaldırıldı ve Toprak Reformu hayali bir daha
uygulanmamak üzere tarihi tozlu raflarına gömüldü. Süreç boyunca kamulaştırma çok zayıf
kaldı ve daha çok devlet arazilerinin halka dağıtılması söz konusu oldu. Bununla birlikte,
Toprak Reformu’nu uygulamaya koyulmuş bir ülke, yalnızca devlete ait hazine ve tarım
arazilerini halka açıyorsa, burada tam manasıyla bir Toprak Reformu’ndan söz edilemez.
Reformun asli pratiği, toprak sahiplerinden alınacak toprakların, topraksız köylülere pay
edilmesidir. Ayrıca, toprak dağıtımı sonra hızlı bir endüstrileşme gerekir. Artık bir toprağı
bulunan köylülerin bu arazileri sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için tarımda makineleşme de
peşi sıra sağlanmalıydı. Halk Partisi’nin reform sonrasına dair programı sürecin sağlıklı
işletilebilmesini sağlayacak olası çalışmaları da böylelikle gündemden düşmüştü.

3. Demokrat Parti Devrinde Toprak Reformu

Cumhuriyet Halk partisi, neredeyse %80’i köylerde yaşayan, tüm Türkiye nüfusunu savaş
yıllarında oy kaybetme pahasına karşısına almıştı. 41 İzlenen ağır vergi politikaları köylü ve
eşrafta yeni bir partinin kurulması yönünde bir istek uyandırmıştı. Demokrat Parti’nin
kurulması sonrasında muhalifler, iktidar ile ters düşen köylüyü saflarına çekebilme noktasında
büyük bir koz ele geçirmişti. DP, köylü kesimine yönelik politikaları ortaya koyarken, son
dönemde yaşanan sorunları göz önünde bulunduracak politikaları yürürlüğe sokacaktı. Henüz
köylülerin kredi bulma noktasında olanakları da zayıftı.

Ziraat Bankası, DP devrinde seçici olmaktan uzak, kolay kredi verebilir bir yapıya
bürünecekti. 42 Demokrat Partili idareciler, köylüye kredi verme noktasında seçici
olunmamasını istiyorlardı. Ekonomik göstergelerin pozitif seyrettiği 1950-1954 arası
dönemde, bu yardımlar arttırılacaktı. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin düşük fiyat bandından
piyasaya arz yaptığı bu dönemde, eşraf ve tüccarlar, yeni iktidar partisi tarafından büyük
destek gördüler. CHP dışında yeni bir muhalif partinin iktidara gelmesi isteği, uzun zamandır
ekonomik sistemden memnun olmayanlar tarafından kendisine taraftar bulmaktaydı ve
nihayet bu beklentiye gerçeğe dönüşmüştü. 43

Demokrat Parti, CHP’den iktidarı aldıktan sonra Toprak Reformu eksenli politikaları
benimsemedi. DP’nin önderleri, iktidara gelirken fazlasıyla yardım gördükleri eşraf ve köy
ağalarının ekonomik ve oy bağlamındaki desteklerini elinin tersiyle itemezdi. Bu nedenle
Toprak Reformu yapılmadan tarım politikalarının iyileştirilmesi yoluna gidildi. Bu süreçte,
dönümü fark etmeksizin, ağaların topraklarında kamulaştırmaya gidilmedi. Ancak DP, hazine
arazilerinin ve meraların tarıma açılması, bataklıkların kurutulması gibi tarımsal üretimi
iyileştirecek girişimlerde bulundu. Bu sayede feodal yapıya darbe indirilemese de, ülkenin
farklı bölgelerinde geniş toprak sahibi beylerden hariç, küçük üretici sayısında artış yaşandı. 44
Elverişli hava koşulları ve Kore Harbi nedeniyle ABD’nin tahıl ambarlarını açmaması
Türkiye’yi 1950’li yılların başı itibariyle Avrupa’da bir numaralı tarım ihracatçısı konumuna
getirdi. Bu iyi gidiş, 1954 yılına kadar devam etti. Ancak 1954 sonrası Kore Savaşı’nın sona
ermesi ve ABD’nin tahıl ihracatına başlaması ve Avrupa ülkelerinin kendi üretimlerine
geçmesi, Türkiye’ye olan ihtiyacı azalttı. ABD ile imzalanan 1958 Antlaşması’nı takiben,
ülke ekonomisinin kötü gidişini müspet seviyeye çekecek girişimlerde bulunulduysa da,
Toprak Reformu fikri, bu düzenlemeler arasında yer almadı. 1950-1960 arasındaki on yıllık
evrede, Demokrat Parti kurmayları, Toprak Reformu noktasında adım atmayarak, mazisi 60
yılı aşan bu politikanın yeniden masaya gelmesi 1960 Darbesi sonrasına kaldı.

4. 27 Mayıs Sonrasında Toprak Reformu Fikri

1950’li yıllarda DP’nin sağladığı müspet ekonomik veriler, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da devam ettirilmek istenmişti. Hem kamuoyu bağlamında, hem de bürokratlar nezdinde göstergeleri pozitif seyreden politikaların devamı öngörüldü. Ancak bu dönemde, özellikle 1954 sonrasında ülkede baş gösteren ekonomik tatsızlıklar, DP’nin güttüğü seçmen odaklı popülist politikaların sonucu olarak görülmekteydi. 45 Bu çerçevede daha istikrarlı ve planlı bir kalkınma hedefinden hareketle, Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu. Milli Birlik Komitesi’nin görevi sivillere devredişini takiben, Devlet Planlama Teşkilatı adında bir kamu teşekkülü hayata geçirilmesi ekonomide planın uygulanacağının göstergesiydi.

DPT’nin kuruluş aşamasında OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) gibi
kurumlar yardımlarda bulunmuşlardı. DPT’nin hareket noktası, Atatürk döneminde uygulanan
ve pek çok açıdan sanayi sektöründe sıçrama yaşatan I. Sanayi Planı’nı, tüm sektörlere
uygulanabilecek şekilde genişletmekti. Yalnızca sanayi değil, tarım ve ticaret benzeri
sektörlerde de planlı bir ilerleme hedeflenmekteydi.

DPT’nin kuruluş döneminde, Toprak Reformu meselesi bir kez daha gündeme geldi.
Kurucu delegeler arasında ülkenin ekonomik gidişatına olumlu tesir edebilecek bir hamle
olarak, daha önce iki kez denenen ancak bir türlü başarıya ulaştırılamayan Toprak
Reformu’nu içeren bir kalkınma programı önerenler vardı. Ancak DPT bünyesindeki diğer
delegeler, Toprak Reformu’na taraftar değillerdi. Ateşli tartışmalar sonunda DPT’deki
görevinden istifa eden bürokratlar söz konusu oldu. Nihayetinde varılan nokta, içinde Toprak
Reformu barındırmayan bir ekonomi politikasının benimsenmesi şeklinde kendisini gösterdi.

İthalat kalemlerini oluşturan malların, iç piyasadaki kamu ve özel sektör üretimiyle ikame
edilmesini öngören İthal İkamesi politikasının başarıyla uygulandığı bu dönemde ülkede milli
gelirde artış görüldü ve iç piyasaya yönelik birçok ürün, ülkede üretilebilir hale geldi. Ancak
toprak tanzimi noktasında bir reform yapılması düşüncesi popüler olmadı ve Toprak Reformu
meselesi Türk siyasetindeki ağırlığını tamamen yitirdi.

SONUÇ

Toprak Reformu, birçok kesim tarafından Türkiye’nin yaşadığı en önemli iktisadi
dönemeçlerden birisi olarak nitelendirilmektedir. Fikrin gündeme gelmesiyle birlikte
alevlenen tartışmaların gölgesinde sağlıklı bir faaliyet alanı bulamayan kavram, hiçbir zaman
Türkiye’de tam manasıyla uygulanamamıştır. Toprak Reformu yönündeki faaliyetler,
meraların tarıma açılması ve hazine arazilerinin halka verilmesi gibi reformun temel tanımına
dahil olmayan uygulamalarla sınırlı kalmıştır. Oysa reform, özü itibariyle toprak beylerinin
feodal yapı üzerinde sürdürdüğü mutlak hakimiyete ve mal sahipliğine pranga vurma gayesi
gütmektedir. Ancak bu konuda, izlenecek yöntemlere dair kapsamlı bir şekilde yol haritası
hazırlanmış olmasına rağmen, bir türlü istenilen netice elde edilememiş ve çok az bir düzeyde
halka toprak dağıtılmıştır.

Toprak Reformu, sonuçları itibariyle 1970’li yıllarda tamamen gündemden düşmüş ve
koalisyonların hakim olduğu bu dönemde, radikal değişikliğe girişecek siyasal bir gücün
olmaması nedeniyle bir kez daha uygulanamadan bağlamını yitirmiştir.

DİPNOTLAR

1 S.Yelda Kaya, İskan ve Toprak Dağıtımı Politikaları Işığında Çiftçiyi Topraklandırma
Kanunu, Journal of Life Economics, Sayı: 5, 2015, s.78, 77-105

2 Serkan Tuna, Tek Parti İktidarında Toprak Bayramı Kutlamaları ve Toprak
Reformu (1945-1949), ATAM, Ankara, 2007, s. 181

3 İbrahim İnci, Atatürk Dönemi Türkiye’sinde Toprak Mülkiyet Dağılımı İle İlgili Bazı
Düzenlemeler, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı:44, Erzurum, 2010, s.
347, 345-359

4 Yıldırım Koç, Türkiye’de Kırsal Kesimde Mülksüzleşme (Osmanlı’dan Günümüze),
EPOS Yayınları, Köylülükten Sonra Tarım, 2014, s.2, 125-194

5 İnci, a.g.e., s. 346

6 Koç, a.g.e., s. 2

7 Erdal Akbaş, Türkiye’de Çiftçi İle Köylüleri Topraklandırma Söylemleri ve
Uygulamaları (1923-1939), VAKANÜVİS Uluslar arası Tarih Araştırmaları
Dergisi/İnternational Journal of Historical Researches, Mart/March 2017, Yıl/Vol. 2, No:1,
s.13

8 Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam Cilt 2 1938-1950, Remzi Kitapevi, Ankara, 2001,
s.318

9 Aydemir, a.g.e., s. 321

10 Akbaş, a.g.e., s. 9

11 Akbaş, a.g.e., s. 6

12 Akbaş, a.g.e., s. 7

13 Bilsay Kuruç, Belgelerle Türkiye İktisat Politikası (1933-1935) Cilt 2, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, No: 580, 1993, s.208-209

14 İnci, a.g.e., s. 351

15 Akbaş, a.g.e., s. 4

16 Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Türkiye’de İdari Reform Çalışmaları
Türkiye’de Toprak Reformu, İdari Reform Serisi VI, s.10

17 Koç, a.g.e., s. 7

18 Aydemir, a.g.e., s. 328

19 Murat Tekinsoy, İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye Gündelik Yaşamda Devlet ve
Toplum, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016, s.56

20 İnci, a.g.e., s.357

21 Kaya, a.g.e., s. 84

22 İsmail Cem, Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
İstanbul, 2007, s. 40

23 Kaya, a.g.e., s. 81

24 Akbaş, a.g.e., s. 18

25 Akbaş, a.g.e, s. 18

26 Akbaş, a.g.e., s. 20

27 Osman Akandere, Bir Demokrasi Beyannamesi Olarak “Dörtlü Takrir’”in Amacı ve
Mahiyeti, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 2003, Sayı: 9, s. 7

28 Tuna, a.g.e., s. 40

29 Tuna, a.g.e, s. 32

30 Tuna, a.g.e, s. 52

31 Şevket Pamuk, Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, İstanbul, 2012, s. 208

32 Pamuk, a.g.e., s. 208

33 Tuna, a.g.e., s. 87

34 Tuna, a.g.e., s. 96

35 Tuna, a.g.e., s. 107

36 Tuna, a.g.e., s.63

37 Tuna, a.g.e., s. 130

38 Tuna, a.g.e., s. 143

39 Tuna, a.g.e., s. 191

40 Tuna, a.g.e., s. 234

41 Pamuk, a.g.e., s. 208

42 Kaya, a.g.e., s. S. 83

43 Cem, a.g.e., s. 261

44 Pamuk, a.g.e., 228

45 Pamuk, a.g.e., s. 235

KAYNAKÇA

AKBAŞ, Erdal, Türkiye’de Çiftçi İle Köylüleri Topraklandırma Söylemleri ve Uygulamaları
(1923-1939), VAKANÜVİS Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi/İnternational
Journal of Historical Researches, Mart/March 2017, Yıl/Vol. 2, No:1
http://dergipark.gov.tr/download/article-file/290087

AKANDERE, Osman, Bir Demokrasi Beyannamesi Olarak “Dörtlü Takrir’”in Amacı ve
Mahiyeti, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 2003, Sayı: 9, p.p 5-
28
http://dergisosyalbil.selcuk.edu.tr/susbed/article/view/783/735

AYDEMİR, Şevket Süreyya, İkinci Adam Cilt 2, Remzi Kitapevi, Ankara, 2001

CEM, İsmail, Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
İstanbul, 2007

İNCİ, İbrahim, Atatürk Dönemi Türkiye’sinde Toprak Mülkiyet Dağılımı İle İlgili Bazı
Düzenlemeler, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı:44, Erzurum, p.p 345-
359
http://e-dergi.atauni.edu.tr/ataunitaed/article/view/1020006007/1020005793

KAYA, S. Yelda, İskan ve Toprak Dağıtımı Politikaları Işığında Çiftçiyi Topraklandırma
Kanunu, Journal of Life Economics, Sayı: 5, 2015, p.p 77-105
http://www.jlecon.com/Makaleler/101883631_5%20S.YeldaKAYA.pdf

KOÇ, Yıldırım, Türkiye’de Kırsal Kesimde Mülksüzleşme (Osmanlı’dan Günümüze) EPOS
Yayınları, Köylülükten Sonra Tarım, 2014, p.p. 125-194
http://www.yildirimkoc.com.tr/usrfile/1491375497b.pdf

KURUÇ, Bilsay, Belgelerle Türkiye İktisat Politikası (1933-1935) 2. Cilt, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, No: 580, 1993
http://kitaplar.ankara.edu.tr/dosyalar/pdf/163.pdf

PAMUK, Şevket, Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, İstanbul, 2012

TEKİNSOY, Murat, İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye Gündelik Yaşamda Devlet ve
Toplum, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016

Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Türkiye’de İdari Reform Çalışmaları
Türkiye’de Toprak Reformu, İdari Reform Serisi VI
http://www.todaie.edu.tr/resimler/ekler/518329f3e563fbb_ek.pdf

TUNA, Serkan, Tek Parti İktidarında Toprak Bayramı Kutlamaları ve Toprak Reformu
(1945-1949), ATAM, Ankara, 2007

Yazar Hakkında

Eray KONYA

İstanbul Üniversitesi

İnkılap Tarihi Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir