Türkiye Krizin Neresinde?

Türk lirasındaki değer kaybı ve döviz  kurundaki oynaklık  döviz cinsinden borçlanan şirketler için  önemli bir risk faktörünü beraberinde getirmektedir Kurlardaki oynaklık  özel sektörün borcunun artmasına neden olmaktadır. Geçmiş yıllara bakılarak kur farkında yaşanan oynaklık ve TL’nin değer kaybı Arjantin krizine benzediğini açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’de yaşanan kur farkı ve TL’nin değer kaybı  küresel çapta bir krizin nedeni olabilir mi?

Türkiye ekonomisinin güncel kriz dinamiği döviz faiz kıskacı tarafından şekilleniyor. Nominal faizlerin düşüş eğiliminde olmasına rağmen TL’nin değerli olması sona eriyor. 2013 sonrasında Türkiye ekonomisi üç kere stagflasyonist krizin eşiğine geldi şimdi ise üçüncüsüne doğru ilerliyoruz.

2013’ten beri ekonomi yönetiminin ekonomik büyümeye zarar vereceği gerekçesiyle ironik bir şekilde 2014, 2017 ve 2018’de üç defa yüklü miktarda faiz artışı yapılmıştır. Nedeni; faiz artışının gecikmesi ile ülkenin döviz krizinin eşiğine gelmesiydi. Döviz krizi aynı zamanda bankacılık krizi anlamına geliyor. 2008 krizin etkisini azaltmak için  özel sektörün döviz biçiminde borçlanmasına olanak sağlandı. Böylece  TL’nin hızlı ve büyük oranlı değersizleştirilmesini ve döviz borçlusu firmaların batmasını göze almak gerekiyordu. Yavaşlayan ekonomide sert faiz etkisi yavaşlamanın hızını artırdı. Döviz şoku nedeniyle sallantıda olan firmaların bankacılık sisteminin üzerine yıkılması risklidir. Doğuş gibi dev grupların banka borçlarının yeniden yapılandırılması ile başlayan bu süreç 20 milyar doları bulmuştur. [1] 20 milyarı aşan yeniden yapılandırma baskısı bankacılık sisteminin dayanabilmesini giderek zorlaştırmaktadır. Türkiye’de kriz sadece dolar ve faizin yükselişine bağlı değil. Türkiye’nin ihracatı ithalata bağlı olması, cari işlemler açığı, istihdam olanakları ve yüksek enflasyona neden olan kamu açıkları büyümenin önünde engel olarak durmaktadır. Kamu kesiminin sürekli olarak mali sisteminin kanını emdiği ekonomide büyük sorunlar yaratıyor. Piyasalarda oluşan çelişkili sinyaller birbirini izliyor. Finansal kesimde “istikrar” giderek uzaklaşıyor, “belirsizlik” ise giderek artıyor. [2] Belirsizlik ve riskin arttığı bu ortamdan faydalananlar yüklü paralar kazanıyorlar. Ancak ekonominin bütününde, mali ve vatandaş açısından bu ortamın iyi hiçbir yanı yok. Geleceğe dönük sağlıklı bir karar almak isteyen bireyin kendine uygun yön bulması son derece zor. Türkiye’nin hem dış hem de uluslararası finans çevrelerindeki görünümü açısından sıkıntılı bir durum söz konusudur.

TL’nin değer kaybıyla yaşananlar 1995 Arjantin krizi ile benzerlikler içermektedir. Ülke birkaç yıl boyunca yüksek enflasyona maruz kalmıştır.  Döviz cinsinden borçlanıp , ülke borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir.

 

Peki Arjantin krizinde neler yaşandı?

Arjantin cari ve sermaye hesaplarının liberasyonu devletin sahip olduğu varlıkları özelleştirmesi sıkı para politikası ve Arjantin pezosunu Amerikan dolarına sabitlenmesi içeren “KONVERTİBİLİTE PLANI” 1 Nisan 1991’de ortaya konulmuştur. Bu programın hedefi enflasyonist baskıyı kırmak ve parasal istikrarı sağlamaktır. Programın ilk yansımaları olumlu olmuştur. Enflasyon 1992 yılında %24.9’a, 1994’de  %4.1’e ve 1999’da %1.2’ye gerilemiştir. 1999 yılında Brezilya parasını %70 devüle etmiştir. Brezilya’da yaşanan devalüasyon Arjantin ekonomisini olumsuz etkilemiştir. Arjantin’in bozulan dış dengesi ile Arjantin ekonomisi cari açığı vermiştir. Açık, kısa vadeli sermaye hareketi ile kapatılmıştır. Arjantin’de temel kırılganlıklardan biri mali disiplinin sağlanamamış olmasıdır. Yurt içi bankacılık sektöründe borçlanma git gide artmıştır.1999 yılında yapılacak seçim öncesi mali disiplinsizliği  zirveye ulaştırmıştır. Ticarette yaşanan bozulma Arjantin’in borçlarının faizini ödeyecek miktarda para kazanamamasına yol açmıştır.[3] Dış borçların faizini ödemek için uluslararası piyasalardan borç almak zorunda kalmış ve dış borcu katlanarak artmıştır. Likidite sıkışıklığı ülkede tedirginlik yaratmıştır. Bankalardaki mevduatların sadece bir kısmının tutulduğu mevduat sahipleri paralarını çekebilmek için bankaların önünde kuyruklar oluşturmuştur. Mevduat sahiplerinin taleplerini karşılayabilmek için bankalar borç alma yoluna gitmişlerdir. Ülke geneline yayılması ile  borç bulamayan bankalar varlıklarını satmak durumunda kalmışlardır. Varlıkları değerinin altına satmış ve birçok banka iflas yoluna girmiştir. Doğu Asya para birimlerin çoğu %38 değer kayıpları görülmüştür. Kriz dalgası gelişmekte olan ülkelere de sıçramış. GSYH oranı %60’dan az iken pezonun değer kaybı ile %178’e ulaşmıştır.

Sonuç olarak: Finansal tarih kredi verenler tarafından yazılmaktadır. Finansal kriz meydana geldiğinde suçlanacak olan borçlu kesimdir. Arjantin   krizin tek sorumlusu değildir. Ülkede ciddi hatalar olsaydı sermaye akımının belli noktada zayıflamış olması gerekirdi. Ancak krizin meydana geldiği süreye kadar yoğun sermaye girişi yaşanmıştır. Finansal kırılganlık ve  kendini besleyen kötümserlik bu ülkede temel sebeptir.


Kaynakça

  • Küresel Ekonomik Ve Finansal Kriz ( Nobel Akademik Yayıncılık 2011 Ankara) syf: 6-27, 27-65
  • Krize Adım Adım ( Milliyet Yayınları 1994 İstanbul ) syf:138-140, 168-170

Web Sayfaları

Dipnotlar