Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
son
Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden alınmıştır.

Türkiye Ekonomisinde Gerçekleşen Son Gelişmeler Neler İfade Ediyor?

Giriş

Son dönemde yaşanan gelişmeler Türkiye’nin sahip olduğu ekonomik yapının uzman çevrelerce tekrar yoğun bir şekilde sorgulanmasına sebep oldu. Zira içinde bulunduğumuz ekonomik yapı senelere bağlı olarak düzenli bir şekilde Türkiye’den döviz çıkışını öngördüğü gibi özellikle mevcut küresel konjonktürde dolara olan kolay ulaşım imkanlarına rağmen ekonomi yönetiminin, ülkeden çıkan (veya ülkenin ihtiyacı olduğu) döviz miktarını kompanse edecek gelir araçlarına ulaşımda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Son dönemde Türkiye’nin ihtiyacı olan kısa vadeli borç stoğunun sirküle edilebilmesi için dışarıdan kaynak ihtiyacına gerek duyulduğu bu dönemde ihtiyaç duyulan kaynağa erişimin birkaç yolu var. Bu yazıda Türkiye’nin ihtiyacı olan döviz miktarına kısa vadede hangi araçlarla ulaşabileceği incelenecek, her birinin fizibilitesi üzerinde tartışılacaktır.

1.Dövize Ulaşım Araçları

Son zamanlarda gerek siyasi istikrarsızlıklar gerek ekonomide yaşanılan ulusal ve uluslararası ölçekteki gelişmeler gerekse de Türkiye’nin ihtiyacı olan dövizin ülke içerisindeki yokluğu döviz piyasasını olumsuz etkilemiş, son dönemde uzmanlar yeni bir kur şoku ihtimali üzerine tartışmalara başlamışlardı. Dövizde son dönemdeki yükseliş ise kısa vadeli borçların nasıl çevrileceği konusundaki belirsizliğe bağlı olarak oluşan güvensizlik neticesinde 7,26’lara kadar ilerlemişti. Özellikle yakın dönemde yapılmış olan telekonferanstan somut bir neticeye ulaşılamaması, Merkez Bankasının ileri dönük enflasyon tahminlerinin piyasa tarafından gerçekçi karşılanmaması gelişmelerin TL aleyhinde gerçekleşmesine sebep olmuştur. Bu bağlamda, ihtiyaç duyulan kaynak miktarının büyük ihtimalle aşağıda belirtilecek döviz ulaşım araçlarından biri olan swap işlemi aracılığıyla elde edileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Fakat ihtiyaç duyulan yabancı paraya hangi yolla ve ne şekilde ulaşılacağı noktasında süren belirsizlik her geçen gün piyasalarda tansiyonun yükselmesine sebep olmaktadır. Bu durum doğal olarak TL’yi olumsuz yönde etkiliyor. Dövizdeki TL aleyhinde gerçekleşen her fiyatlanmanın enflasyon üzerinde ciddi etkilerinin olduğu göz önünde bulundurulduğunda pandemi sonrasında dalgalanan piyasaların gerek fiyat artışları gerekse de krediye ulaşımdaki zorluklar şeklinde reel ekonomiye yansıması sonrasında hem tüketicinin hem de üreticinin ciddi zorluklarla karşı karşıya kalacağı önümüzdeki sürecin getirileri arasında değerlendirilebilir. Ek olarak hem yaşadığımız dönemin sahip olduğu belirsizlik ortamı hem de Türkiye’de yabacı yatırımcı nezdinde ekonomi yönetimine olan güvenin son yıllarda büyük oranda sarsılması yatırımcıların Türkiye’ye karşı risk iştahını azaltan faktörler arasında gösterilebilir. Yine son dönemlerde faizlerde gidilen gevşeme politikası getirileri azaltıp risk iştahını yok ettiği gibi yerliler nezdinde de paranın ekonomiye kazandırılmasını sağlamamış aksine yerlilerin döviz ve altına yönelmesine sebep olmuştur. Böylelikle yabancı yatırımcının ülkemize yatırım yapma isteğinin azalmasına bağlı olarak piyasada var olan dolar miktarının azalmasına ilaveten yerlilerin döviz talebinin artması dövizde zaman içerisinde çok ciddi bir yukarı yönlü hareketi beraberinde getirdi.

Ekonominin talep-arz dengesi bakımından en soğuk dönemini yaşadığı bu dönemde gelen enflasyon verilerinin de ne düzeyde olduğu dikkate alındığında ileride gidilecek ekonomik normalleşmeye bağlı olarak ekonominin ısınmaya başlamasıyla faizlerde çok ciddi bir yükselişin gerçekleşmesi olası senaryolar arasında. Dolayısıyla bir müddet Türkiye ekonomisinin büyümesini beklemek rasyonel opsiyonlar arasında gösterilemez.

Dövizde son zamanlarda meydana gelen ısınmanın çözümleri ve bu çözümlerin yapılabilirlikleri aşağıda 6 maddede derlenmiştir. Buna göre:

1.1 Faiz Artırımı

Bir ülkenin uygulayacağı faiz artırımı o ülkenin sahip olduğu hem enflasyon baskısını hafifletir hem de o ülkenin yerel para biriminin yabancı para birimlerine karşı değerinin korunmasına yardımcı olur. Enflasyon baskısını hafifletir çünkü ülkenin yerel parasının maliyetini artırdığı için mal ve hizmetlere olan talep azalır böylece enflasyon baskılanmış olur. Bu durum enflasyonun talep kökenli olduğu durumlar için geçerlidir. Enflasyonun maliyet kökenli olduğu durumlara çözüm olarak ise artan faizler ülkeye sıcak paranın girmesini sağlayacaktır. Bu da yerel para biriminin yabancı para birimlerine karşı değer kazanmasına, böylece mal ve hizmet üretimindeki maliyetlerin düşüp enflasyonun kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır.

Konumuza dönecek olursak, şu an ivedilikle çözülmesi gereken husus olan dövizdeki hareketlilik ve artan dolar ihtiyacına olan kısa vadeli çözüm seçeneklerinden birinin de faiz artırımı olmasının nedeni artan faizlerin döviz sahibi yatırımcıların Türkiye’ye olan risk iştahının kabartmasını sağlamasıdır. Böylelikle ülke ekonomisine kazandırılacak döviz hem kurdaki oynaklığı baskılayabilir hem de yükümlülüklerin ödenmesi açısından gerekli fon akışını sağlayabilir.

Faiz miktarlarında yukarı yönlü değişimler aynı zamanda ekonomi yönetiminin kararlılığını ortaya koyması bakımından da önemlidir. Bir ekonomide fiziksel unsurlar kadar kararlılık ve güven faktörü de önemlidir. Dolayısıyla Merkez Bankasının faiz politikasında yapacağı değişiklikler hem dışarıya kararlılık mesajı verilmesi hem de piyasaya TL’nin korunması için gerekli tüm meşru işlemlerin yapılacağı sinyalinin verilmesi açısından azımsanamayacak kadar büyük bir önem taşımaktadır.

Faizlerin yükselmesi şu aşamada kısa vadede olumlu bazı değişimlere sebep olabilir fakat acil ihtiyaç duyulan kredinin sağlanması noktasında yetersiz kalabilir. Dolayısıyla faiz artırımı tek başına istenilen sonucu vermeyecektir. Bunun hem hükümet politikalarıyla desteklenmesi hem de şu veya bu şekilde piyasanın ihtiyaç duyduğu kredinin hızlı bir şekilde sağlanması için gerekli kredi miktarının bulunması gerekmektedir.

1.2 IMF İle Stand-by

Geçmişte IMF ile Türkiye arasında birçok stand-by antlaşması gerçekleşmiştir. Bunların en yakını mevcut siyasal iktidarın geldiği yıllarda imzalanmış olanıdır. IMF’nin ekonomi politikalarına dayalı bir modeli aslına bakıldığında 2001-2008 yılları arasında önemli ölçüde uygulanmış ve başta bankacılık olmak üzere özel kesim üzerinde de başarılı sonuçlar vermiştir. Tüm bunlara rağmen ülkemizin siyasal iktidarının sahip olduğu kaygılardan dolayı böyle bir seçenek masada olmaktan çok uzak gibi görünmekle beraber şu aşamada ileriki dönemin neler getireceğini bilmek oldukça güç.

IMF’nin stand-by antlaşması yaptığı ülkelere olan müdahaleleri inkar edilemez bir gerçektir. Fakat IMF’nin bir ülke ile böyle bir antlaşmaya gitmesinin amacı borçlu olanı değil alacaklı olanı kurtarmaya yönelik olduğu dikkat edilmesi gereken hususlar arasındadır. Dolayısıyla alacaklıyı kurtarmak adına özellikle maliye alanında memur alımlarının kısıtlanması, dar maliye politikalarının uygulanması gibi atılacak önemli adımlar, bir süre o ülke ekonomisinin dar boğaza girmesine doğal olarak da siyasal iktidarın halktan aldığı desteğin düşmesine sebep olacağından ötürü Türkiye’deki siyasal iktidarın da IMF politikalarına karşı çekimser davranması son derece doğal olarak karşılanabilir.

1.3 IMF Covid-19 Kredisi

Yaşanılan olağanüstü dönemin getirdiği koşullarda gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere fon akışlarının sağlanması, uluslararası düzeyde borç zincirinin kırılmaması, ülkelerin söz konusu dönemi en az hasarla atlatabilmeleri açısından yüksek prestije sahip Merkez Bankalarının almış oldukları önlemlerin yanında mart ayında IMF de ilgili ülkeler için 1 trilyon dolarlık bir fon oluşturduğunu açıkladı.[1] Bu bağlamda sözünü ettiğimiz fondan ülkeler ekonomik büyüklükleriyle orantılı bir şekilde pay alabilecekler. Sağlanan fon akışı bir stand-by antlaşması niteliğinde olmayıp ülkelerden beklenen fonun borç ödemek için değil, Covid-19’un yaratmış olduğu ekonomik açığı kapatmak için ilgili alanlarda kullanılması yönünde. Bu bağlamda Türkiye piyasada oluşan doviz açığını kapatmak ve ekonominin toparlanmasını sağlamak amacıyla bu fon imkanından yararlanabilir fakat IMF şimdiye kadar Türkiye’den böyle bir talebin gelmediğini açıkladı.

Geçmişte Türkiye’deki siyasal iktidarın IMF’ye karşı takındığı tutum, IMF geçmişini bir oy potansiyeli olarak görmesi dolayısıyla ilgili kurumu halka yansıtış şekli nedeniyle bugün ekonomi yönetiminin böyle bir fon alımı yoluna gitmesi haklı gerekçelerle de olsa halka anlatılması zor bir adım olacaktır. Dolayısıyla şimdilik uzmanlar tarafından böyle bir talepte bulunulacağı yönünde herhangi bir beklenti olmamakla beraber IMF’nin sağlamış olduğu kredi imkanı seçenekler arasında değerlendirilebilir.

1.4 Swap Antlaşması

Bugün için en olası çözüm yolu Swap olarak değerlendirilmekle beraber kısa zaman önce FED tarafından gelen haberler böyle bir antlaşmanın FED ile gerçekleşme olasılığını önemli ölçüde düşürdü. Bu bağlamda ihtiyaç duyulan swap işlemi muhtemelen başka bir merkez bankası ile gerçekleştirilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus piyasanın, swap işleminin hangi merkez bankasıyla gerçekleşeceğine bağlı olarak vereceği tepkinin de değişken olacağıdır.

1.5 Sermaye Kısıtlamaları

Önemli sermaye kısıtlamaları ihtimaller dahilinde değerlendirilmemekle beraber yapılabilecek olan kısmi ölçekli sermaye kısıtlamaları seçenekler arasında. Geçmişte uygulanan kayda değer ölçekteki sermaye kısıtlamaları politikalarıyla, bu politikaların başarılı olma oranlarına bakıldığında fayda ihtimalinin çok düşük olduğu tarihsel bağlama bakılarak rahatlıkla söylenebilir. [2]

Her ne kadar kapalı ekonomiye yatkın politikaların izlenebilmesi seçenekler arasında olsa da bu politika gerçekleşme ihtimali pek de mümkün olmayan bir opsiyon olarak değerlendirilebilir. Netice itibariyle bugün Türkiye yabancı yatırımcının ülkede yaratacağı döviz piyasasına muhtaçtır. Dolayısıyla bu gibi politikalar yatırımcı nezdinde Türk ekonomisine olan zayıf güveni önemli ölçüde düşürecektir. Türkiye’nin sahip olduğu ekonomik yapı dikkate alındığında bu gibi politikaların kısa vadede bir karşılığı olsa da orta ve uzun vadede yeni krizlerin kapısını aralamakla beraber ekonominin gelişmesini ciddi ölçekte yavaşlatacaktır. Her şeye rağmen döviz işlemlerine getirilecek vergi artırımları gibi yine sermaye kısıtlamalarına dayalı fakat büyük ölçekte bir kısıtlama olmaksızın uygulanacak olan politikalar Türkiye için şu aşamada yerel para biriminin değer kaybını yavaşlatmak adına yararlı olabilir. Dolayısıyla piyasa ekonomisine, kayda değer bir biçimde, zarar vermeden hayata geçirilecek küçük ölçekteki sermaye kısıtlamaları ülke ekonomisi için fayda sağlamakla beraber bu politikaların yabancı yatırımcıya şeffaf bir şekilde anlatılabilmesi Türk ekonomisinin yapısal devamlılığı açısından elzemdir.

1.6 Merkez Bankasının Döviz Satması

Yükselen kurların dengede tutulması adına kullanılacak bir başka yöntem ise Merkez Bankasının elindeki dövizleri satmasıdır. Böylelikle piyasada miktarı artan yabancı paranın değeri satılan döviz miktarına bağlı olarak düşüş gösterir. Bu yöntem Türkiye’de birkaç senedir yoğun bir şekilde kullanılmakla beraber istenilen sonucu verdiği söylenemez. Merkez Bankasının elindeki rezerv miktarının azalması aynı zamanda Merkez Bankasının piyasa üzerindeki otoritesini de sarsmaktadır. Böylelikle elinde bulundurduğu rezerv kozunun gücü azaldığından dolayı Merkez Bankasının piyasaya yönelik bulunduğu beyanatların geçerliliği ve tesiri azalmış olur. Dolayısıyla bu yöntem belki anlık iniş çıkışları dengeleyebilir fakat zaman içerisinde Merkez Bankasının kaybettiği dövizleri kompanse edememesi durumunda devletin piyasayı yönlendirmede zorlanması bakımından sonuçları da ağır olabilir. Nitekim son birkaç senedir Merkez Bankasının bu yöntemle elindeki rezervleri tüketme noktasına gelmesine rağmen bugün gelinen seviyede dövizin istenilen seviyenin çok daha üzerinde olması sebebiyle uzmanlar Merkez Bankasının bu politikasını eleştirmektedirler.

2.Çözüm Nedir?

Yukarıda kısaca değindiğimiz yöntemler bugünü kurtarmak için kullanılabilecek palyatif çözümlerdir. Bugün için ihtiyacı karşılamakla beraber mevcut sorunların daha köklü bir hal almasına sebep olurlar. Türkiye’nin ihtiyacı olan ise çözümün yapısal sahada olması gerekliliğidir. Bu bağlamda ilk önce gelinen noktanın sebepleri üzerinde durulmalıdır. Türkiye tarihinde yaşanılan krizler, çıkış noktası değişmekle beraber borçlulukla alakalıdır. Borçluluğun ana sebebi olarak da ülke içerisine giren döviz miktarıyla çıkan döviz miktarı arasında Türkiye aleyhinde bir yapının olması gösterilebilir. Bu durum elbette ihracatın ithalatı karşılama oranıyla ilgilidir. Türkiye geçtiğimiz yıllarda ciddi cari açıklar vermiş, 2013 yılında bu açık senelik 60 milyar dolar seviyesinin üstüne tırmanmıştır [3]. İç kaynaklar biriken borcun ödenmesine yetmediğinden dolayı açıklar, borçlanma yoluyla giderilmiştir. Böylelikle ülkenin sahip olduğu döviz miktarı pamuk ipliğine bağlı bir hal almış ve krizlere karşı dirençsiz bir yapıya bürünmüştür. Dirençsizdir zira döviz kaynaklarından biri borcun sirküle edilmesi için alınan borçtur ki bu borç miktarının her sene arttığından dolayı risk primleri de artmıştır bu da Türkiye’nin yeni borçlarını sirküle edebilmesi için ihtiyacı olan kaynağa her geçen yıl daha zor erişmesine sebep olmuştur. Ötekisi de Türkiye’ye yapılan dolaylı yatırımlardır. Bir başka deyişle sıcak para. Bir ülkeye gelen sıcak para o ülkede hızlı kar sağlamayı amaç edinir. Dolayısıyla ekonomik veya siyasi istikrarsızlıklara karşı dirençsizdir. Dolayısıyla döviz kaynaklarımızın 2 önemli ayağı genel itibariyle kırılgan bir zemine oturduğundan dolayı uzmanlar senelerdir Türkiye’nin kırılgan bir ekonomiye sahip olduğunu sıkça vurgulamaktadırlar. Bu sorunun çözümü ise Türkiye’nin sahip olduğu kaynakların bilinmesi, bu kaynakların en verimli şekilde kullanılabilmesi için gerekli hukuki zeminin yaratılmasının yanında ihtiyaç duyulan uygulamalara da gidilmesidir. Aynı zamanda teknolojinin gerçek zamanlı olarak takip edilmesi, teknolojik trendlerin nereye doğru evrildiğinin farkında olunup gerekli pozisyonların alınması kırılganlıkların giderilmesinde başlıca role sahiptir. Zira zaman içerisinde değişen ve gelişen teknoloji ekonominin gelir kaynaklarını değiştirmektedir. Örneğin imparatorluklar döneminde ekonominin temel ayağı tarımken sanayi devrimiyle beraber mekanik aksanlara kaymış, dijital dönüşüm ise ekonominin temel ayağını bambaşka bir alana kaydırmıştır. Dünyanın en güçlü şirketleri ve bu şirket türlerinin zaman içerisindeki değişimi incelendiğinde bu durum açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla dünyadaki teknoloji dönüşümünün doğru bir şekilde incelenmesi, özellikle sanayi 4.0 ve blokchain gibi tüm dünyanın konuştuğu popüler teknolojilerin edinilmesi ve ülkemizin bu teknolojik hamleleri yakalayabilmesi için gerekli adımların atılması kırılganlıkların giderilmesi için hayati bir öneme sahiptir. Bu gibi yüksek katma değerli ürünlerin ülke içerisinde üretilip dünyaya pazarlanması Türkiye ekonomisinin yapısını değiştirecektir. Bir başka deyişle borçlanan bir ekonomik modelden cari fazla veren bir modele geçilmiş olunacaktır. Bu durumun zaman içerisinde devletin piyasaya olan kontrol mekanizmalarının güçlenmesine sebep olacağı aşikardır. Böylece özellikle küresel kriz zamanlarında veya sermayeye ulaşımın zor olduğu dönemlerde kriz yönetimleri kolaylaşacaktır.

Türk ekonomisinin yapısal sorunları ve bunların giderilmesi elbette yukarıda belirtilen hususlarla sınırlı değildir zira belirtilen öznelerin çok ciddi biçimde incelenmesi ve ayrıntılarıyla ortaya konulması gerekmektedir fakat sözünü ettiğimiz unsurlar bu yazının konusu değildir. Bu yazı güncel sorunların giderilme yöntemleriyle ilgilidir fakat uzun vadede Türk ekonomisinin daha üretken bir forma bürünmesi için gerekli olan politikalar da ana hatlarıyla belli ve tüm nitelikli otoritelerce kabul edilen politikalardır.

Sonuç

Bu yazıda Türkiye’de son zamanlarda yaşanılan ekonomik sorunlara kısaca değilip palyatif fakat günü kurtarmak adına etkili çözüm alternatifleri ortaya konulmuştur. Bu bağlamda özellikle FED gibi tüm uluslararası Merkez             Bankalarının bu ölçekte geniş para politikalarına gittiği bir dönemde Türkiye’nin adeta bir dış kredi sıkıntısına girmesi kanımızca ders alınıp gelinen noktayı özetlemek için yeterlidir. Bundan sonraki dönemde piyasa üzerinde bir güven mekanizmasının oluşturulmasına ve olabilecek en hızlı şekilde ihtiyaç duyulan kaynağın kısa vadeli dış borçların giderilmesi açısından ulaşılabilir kılınmasına odaklanılmalıdır.

 

 


 

KAYNAKÇA

Dilara Zengin, IMF: 1 Trilyon Dolarlık Kredi Kapasitesini Aktif Hale Getirmeye Hazırız, 16.03.2020, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/imf-1-trilyon-dolarlik-kredi-kapasitesini-aktif-hale-getirmeye-haziriz/1767831, (E.T: 05.05.2020)


Refet Gürkaynak Bilkent İktisat Para ve Kur Politikası Uyumsuzluğu ve Tarihte Döviz Krizleri, 01.05.2020, https://www.youtube.com/watch?v=e5qo1iNgGKY&t=141s (E.T: 05.05.2020)

2013 Cari Açık Rakamları Açıklandı, 13.02.2014, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/2013-cari-acik-rakamlari-aciklandi/182920, (E.T: 05.05.2020)

[1] Dilara Zengin, IMF: 1 Trilyon Dolarlık Kredi Kapasitesini Aktif Hale Getirmeye Hazırız, 16.03.2020, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/imf-1-trilyon-dolarlik-kredi-kapasitesini-aktif-hale-getirmeye-haziriz/1767831, 05.05.2020

[2] Refet Gürkaynak Bilkent İktisat Para ve Kur Politikası Uyumsuzluğu ve Tarihte Döviz Krizleri, 01.05.2020, https://www.youtube.com/watch?v=e5qo1iNgGKY&t=141s

[3] 2013 Cari Açık Rakamları Açıklandı, 13.02.2014, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/2013-cari-acik-rakamlari-aciklandi/182920, 05.05.2020