Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Araştırma Yazıları / Türk Eğitim Sisteminde İz Bırakmış Bir Kurum Olarak Köy Enstitüleri

Türk Eğitim Sisteminde İz Bırakmış Bir Kurum Olarak Köy Enstitüleri

Giriş

Köy Enstitüleri aydınlanma yolunda memleketin kurtuluş emeli için hayata geçirilmiş büyük bir atılım, eğitim seferberliği olmuştur.  Milli Mücadelenin yorgunluğunu üzerinde hisseden Türk milleti için 1900’lü yılların ortaları büyük bir yoksulluk dönemi olmuştur. Yoksullukla birlikte eğitimsizlik de topraklarımızın büyük bir sorunu haline gelmiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmişti ve artık Cumhuriyet çocuklarının eğitime kavuşması gerekiyordu fakat buna rağmen ülke nüfusunun %80’i okuryazar değildi. Köylere eğitim ulaşmıyor, öğretmen eksikliği yaşanıyordu lakin bu duruma artık bir çare bulunmalıydı. Bu çare ise 1930’lu yıllarda hazırlığına başlanan Köy Enstitüleri olmuştur.  17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı kararname ile resmen açılan Köy Enstitülerinde köylü arıcılıktan, matematiğe; müzikten yurttaşlık bilgisine, modern tarım tekniklerine, coğrafyaya, tarihe, dikişe farklı alanlarda eğitimler almış ve bir taraftan üretim yaparken diğer yandan sanatı ve ilimi öğrenmiştir. Gerçek bir uygulama olmuş,  eğitim ‘’iş için, iş içinde eğitim’’ metoduyla verilmiştir ve bu yol takip edilerek öğrenciler bilgileri kalıcı olarak öğrenmişlerdir.

Enstitülerin açılmasında 1940 yılında Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel ve 1935 yılında görevine atanan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un sonsuz emeği olmuştur. Onların hayali, Atatürk’ün hayaline benzerdi… Şöyle demişti Atatürk 1 Mart 1922 TBMM 3. Yasama Yılı Açılış konuşmasında; “Yüzyıllardan beri ulusumuzu yöneten hükümetler öğretim ve eğitimin genelleşmesi isteğini göstere gelmişlerdir. Ancak bu isteklerine varmak için Doğuyu ve Batıyı yansılamaktan (taklitten) kurtulamadıklarından sonuç ulusumuzun bilgisizlikten kurtulamamasına varmıştır. Bu acıklı gerçek karşısında bizim izlemek zorunda olduğumuz eğitim ve öğretim siyasasının ana çizgileri şöyle olmalıdır… Demiştim ki, bu yurdun asıl sahibi ve toplumumuzun temel öğesi köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne dek eğitim ve öğretim ışığından yoksun bırakılmıştır… “Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi kimdir? Bunun yanıtını hemen birlikte verelim. Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. Öyle ise herkesten daha çok gönence, mutluluğa ve zenginliğe en çok hak kazanan ve lâyık olan köylüdür. Bunun için TBMM Hükümeti’nin iktisadi yasası bu temel ereği elde etmeye yöneliktir…” [1]

İsmail Hakkı Tonguç’ta tıpkı bu konuşmada ki gibi köylünün eğitime ulaşmasını hedeflemişti ve eğitimin, sağlık hizmetinin, modern tarımın ulaşmadığı bir köy kalmaması için uğraşmıştı fakat uzun süreli bir eğitim hayali ile başlayan Köy Enstitülerinin hayatı 14 yıl sürebilmişti. Köy Enstitüleri amacının çok üzerinde başarı göstermişse de muhalif düşünceler ve dönemin getirdiği zorluklar sebebiyle kapatılmıştır. Bu çalışmada Köy Enstitüleri fikirlerinin doğuşu, gelişmesi, uygulanması ve kapatılmasına kadar olan süreç incelenecektir.

1. Köy Enstitülerinin Kuruluşu

1900’lü yıllar yüzlerce savaşın, darbenin, devrimin yaşandığı yüzbinlerce insanın öldüğü, yoksulluğun had safhada olduğu tarihin en büyük dönüm noktalarına sahip olan yıllar olmuştur. Nitekim bu durum Türkiye için de geçerli olmuştur. Türk halkı savaştan yorgun düşmüş; üretimin, eğitimin eksikliğiyle mücadele ediyordu. Fakat bu durum daha fazla böyle devam edemezdi, Mustafa Kemal Atatürk köylü halka eğitimi ulaştırmanın yollarını aramaktaydı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan öğretmen sayısında sıkıntılar yaşandığının, var olan öğretmenlerin de köylere gitmek istemediğini biliyordu, bu sebeple sadece öğrenci temelli bir eğitim yeterli olmayacaktı. Ülke için yeni öğretmenler yetişmeliydi. Bunun için İsmail Hakkı Tonguç ciddi bir hazırlık yapmış, köyleri gezmiş ve 20 yıllık bir plan taslağı hazırlamıştır. Bu plana göre 1954 yılına kadar öğretmen, koruyucu, tarım teknisyeni ve sağlık hizmeti ulaşmamış köy kalmayacaktı. Tonguç, ilk olarak askerliği yapmış okuryazar gençlerden seçtiği bir grubu ‘’geçici öğretmen’’ olarak görevlendirmiş ve 1936 yılında Eskişehir’in Çifteler Çiftliği’nde dört aylık bir kurs açmıştır. Bu kursları tamamlayarak Ankara köylerinde görevlendirilen ilk 84 eğitmen son derece başarılı olmuş ve eğitmen kursları kısa süre içinde ülkenin başka yerlerinde de açılarak çoğaltılmıştır. Bu başarının ardından 11 Haziran 1937’de “Köy Eğitmenleri Kanunu” çıkarılmıştır. Bu yasaya dayanılarak Çifteler (Eskişehir), Kızılçullu (İzmir) ve Karaağaç (Edirne)’ta birer eğitmen kursu açılmış ve ertesi yıl bunlara üç yeni kurs daha eklenmiştir. [2] Kursların faaliyetleri Atatürk’ün ölümünden sonra da devam etmiş ve faaliyetleri İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte çalışan Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel yürütmüştür. Fakat bu kurslarla ilgili “köylerde ilkokul düzeyinde bir öğretimin sürdürülemeyeceği düşüncesi” 7 Temmuz 1939 tarihli 3704 sayılı yasanın çıkarılmasına sebep olmuştur. Bu doğrultuda aynı yıl içinde “Köy Öğretmen Okulları” açılmıştır. Kızılçullu, Çifteler ve Gölköy Eğitmen Kursları, Köy Öğretmen Okulu’na dönüştürülmüştür. 17-29 Temmuz 1939’da yapılan Maarif Şûrası’nda köy ve köylü ile ilgili bazı kararlar alınmıştır. Bunlar köy eğitiminde uygulanacak müfredatla ilgiliydi. Buna göre kırsalda verilecek eğitimde köylüye sadece okuma-yazma öğreten bir öğretmen yeterli olmayacaktı. Diğer taraftan köy öğretmeni yetiştirecek kurumların çok yönlü eleman yetiştirmesi gerekmekteydi. Bu yönde alınan kararlar yeni açılacak kurumlara “Köy Enstitüsü” adının verilmesinin daha uygun olacağını gerekli kılmıştır.  Bu doğrultuda Köy Enstitüleri Kanunu 17 Nisan 1940’ta TBMM’de görüşülerek kabul edilmiş böylece Köy Öğretmen Okulları, Köy Enstitülerine dönüştürülmüştür. 1940-1941 öğretim yılında on yeni Enstitü daha açılmıştır. 19 Haziran 1942’de Köy Okulları ve Köy Enstitüleri Teşkilat Yasası çıkarılmıştır. 1942’de ise bu sayı on yediye ulaşmıştır.[3] Sonraki süreçte yayımlanan bir kararname ile Yüksek Köy Enstitüleri kurulmuştur.  Enstitülerin sayısı 1945-1946 öğretim yılına kadar yirmiye çıkarılmış, 1948-1949 öğretim yılında ise bir tane daha açılarak bu sayı yirmi bir olmuştur.[4]

2. Köy Enstitülerinin İşleyişi ve Faaliyetleri

“Köy Enstitüleri ilkesi, bu pratik ilke tamamıyla bizimdir. Taklit değildir. Türkçe buluştur. Benzersizdir. Çünkü millet sevgisi gibi bir kaynaktan ilhamını almıştır. Pedagoji kitapları yazmaz, klasik pedagoji bilmez. Bilmezler, çünkü bir eğitim kuramı değil, ulusal bir kalkınmanın temel ilkesidir ve onun gerçekleşmesi, hayata geçmesi atılımdır…”[5] demişti Hasan Ali Yücel.  Durumun aslı da dediği gibi olmuş, eşine rastlanılmamış bir eğitim sistemi olmuştur Köy Enstitüleri. Aşağıdan yukarıya karar alma mekanizmasının olduğu, eleştiri yapmaktan çekinmeyen, bir taraftan kampüs ortamında teknik dersleri öğrenirken diğer yandan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözünün akıllarda olduğunun göstergesi olarak öğrenciler bilim ve sanatla buluşturulmuştur. Müzikle, sporla, tiyatroyla tanışırken diğer yandan arıcılığı, modern tarım tekniklerini, matematiği öğrenen çocuklar üretken, idealist öğretmenlere dönüşüyordu.

Köy enstitüsü derslerinin %50’sini kültür dersleri, %25’ini teknik dersler ve %25’ini de ziraat dersleri oluşturmaktaydı.

[6]

[7]

Köy Enstitüleri ders programına baktığımızda amacın hem öğrencilerin hem ülkenin geleceği için yerel aydın bireyler yetiştirmek olduğu açıkça görülmektedir. Öğrenciler okullarını kendi emekleriyle yapmış, tuğlaları metrelerce uzunlukta kuyruklar halinde taşıyarak yaptıkları okullarında tabloda görülen ders eğitimlerini almışlardır. Hasan Ali Yücel Dünya Klasiklerini Türkçe’ ye tercüme ettirmişti ve ayrıca her okulun büyük bir kütüphanesi vardı.  Sabahları serbest okuma saatleri yapılırdı, öğrenciler bir yılda 25 klasik eser okumak zorundaydı. Bununla birlikte müzik eğitimi de verilirdi, öğrenciler istedikleri bir enstrümanı seçerler ve eğitimini alırlardı. Aşık Veysel’in Köy Enstitülerini gezerek bağlama dersleri verdiği bilinir.

Kendi yaptıkları Açıkhava amfi tiyatrosunda oyunlar sergilemişlerdir. Moliere’in ‘’Kibarlık Budalası’’, Sofokles’in  “Kral Oidipus’u”, Gogol’un “Müfettiş” oyunu, Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” gibi dünya klasiklerini sahnelemişlerdir.

Matematik, Geometri gibi analitik dersler tuğlaların arazilerin şekilleri gösterilerek, yüz ölçümleri hesaplanarak anlatılmıştır.  Tarih öğretmenini yâd eden bir öğrenci yıllar sonraki konuşmasında: ‘O kadar şevkle ve coşkuyla anlatırdı ki, kendimizi olayların içindeymişiz gibi hissederdik’ demişti.[8] Ziraat derslerinde ise marangozluk eğitimi almışlar; kendi okullarına kapı, pencere yapmış onarımlarını gerçekleştirmişlerdir. Arıcılık, bağcılık, dikiş, demircilik, balıkçılık, duvarcılık derslerini gözlemleyerek öğrenmişler; tarım dersi zamanı geldiğinde ise kazma küreklerle tarlalara gitmiş, ziraat marşı eşliğinde modern tarımı öğrenmiş, üretim yapmış ve elde ettikleri mahsulleri Köy Enstitüleri sofralarına getirmişlerdir. Ziraat Marşı ise Köy Enstitüleri ideallerinin mısralara dökülmüş haliydi:

Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine..

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği,
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği,
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği,
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.[9]

İsmail Hakkı Tonguç “Öğretmenin görevi, öğrencide bizzat bir şey icat etme merakını uyandırmak, bu gayeye hizmet eden, yaratmaya elverişli araçların kullanılmasını doğru olarak çocuğa öğretmektir. Yaratmaya yarayan araçlara kitaplar da dâhildir; ezberletmemek şartıyla …” [10]demişti. Gerçekten de dediği gibi olmuştu, zanaatkâr, kültürlü bireyler yetişiyordu. Enstitüler eleştiriye de açıktı; her Cumartesi günü eleştiri günleri yapılmış, öğrenciler şikâyetçi oldukları konuları bahçe ortasındaki kürsüye çıkar söyler ve ardından bunların düzeltilmesi için çaba verilirdi. Kendine güvenen, eleştiri yapmaktan korkmayan öğretmenler yetişiyordu.

[11]

 

[12]

[13]

 

[14]

3. Köy Enstitülerinin Sona Giden Süreci

Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Hatun Birsen Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu ve Dursun Akçam gibi Türk Edebiyatının önemli isimlerini ve 21 köyden 17.346 öğretmeni yetiştiren Köy Enstitülerine 1950’li yılların başlarında tepkiler gelmeye başlamıştır. Tepkiler CHP’nin kendi içindeki muhaliflerden, 1950 demokratik seçimlerini kazanacak olan, muhalif partilerden ve köy ağalarından gelmiştir. Enstitülerde kızların ve erkeklerin bir arada eğitim alması, yatılı eğitim olması, enstitülere köylü çocukların alınması sonucunda köylü-kentli farkının çok arttığı, pratik eğitim verilmesinin devlete mali yük olduğu, öğrencilerin İş Eğitimi adı altında farklı işlerde çalıştırılmasının Sovyet Rusya ve komünizmi andırdığı, kız öğrencilerin pantolon-ceket giymesinin komünist modasının olduğunun iddia edilmesi gibi çeşitli birçok eleştiri yapılmıştı. Fakat bu eleştirilerin yersiz olduğu sonrasında anlaşılmıştır.  Çünkü bu enstitülerin amacı sınıf ayrımı yaratmanın aksine ülkenin her yerinde köylü kentli herkesin bilinçlendirmek olmuştu, eğer devam edebilseydi ve sayıları artabilseydi böyle bir ayrım zaten olmayacaktı. Uygulamalı eğitim ise bir eğitim felsefesiydi, çünkü Köy Enstitüleri gelecek temelli bir düşünceydi, ezberci sistem üretime, sanata götüremezdi. Tonguç’a göre bilimsel ve sanatsal çalışmalarda ezbercilik değil, iş ve ürün önem kazanmaktadır. Bilimsel ve sanatsal çalışmaların ortak amacı, çocuğun yaratıcı ve üretken bir kişi olarak eğitilmesidir. “Ulusal hazineyi oluşturan çocuklar yaratıcı çalışma içinde yetiştirildikleri zaman, iş yapan ve eser yaratan karakterde, kişilikli insanlar olurlar. Her büyük değere, amaca, ancak yaratıcı çalışmalarla ulaşılabilir” [15] demişti. Fakat bu sistem diğer aktörler tarafından çok farklı anlaşılmıştı. Böylesine büyük bir eğitim hedefi düşlenilmişse de eleştiriler her geçen gün artmaya devam etmiştir.

1945’te çok partili siyasal hayata geçişle birlikte CHP’nin karşısında birçok siyasi partinin kurulması, enstitülere yöneltilen suçlamaları da arttırmıştır.  5 Ağustos 1946’da Büyük Millet Meclisi açılmış ve 7 Ağustos’ta da sağ eğilimli “Recep Peker Kabinesi” kurulmuştur. Yeni Hükümet’te ise Hasan Ali Yücel’in yerine Milli Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer getirilmişti. Yeni Milli Eğitim Bakanı’nın ilk icraatı, Köy Enstitüleri’nin kurulmasında büyük payı bulunan ve enstitülerce “baba” Unvanıyla tanınan İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü’nden uzaklaştırmak olmuştur.[16] Buna ek olarak, 1945 yılında II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru Sovyet Rusya Kars ve Ardahan’ı istemişti. Buna karşılık olarak Türkiye ABD’den yardım istemişti. Bu desteği verebileceğini söyleyen ABD, Truman Doktrini ile yardım etmeye başlamış ancak bunun karşılığında Türkiye’de serbest seçimlere dayanan demokrasinin yerleştirilmesini ve Milli Şeflik, “5 yıllık kalkınma planları” ve “Köy Enstitüleri’’ gibi Sovyet sistemine benzer uygulamaların kaldırılmasını istemiştir. İç ve dış politik durumlara ek olarak, hâlihazırda uzun zamandır köy ağalarının da enstitülerden rahatsız olduğu biliniyordu çünkü mezun olup köyüne öğretmen olarak dönen mekteplilerin köy ağalarının hükümlerine uymamalarından korkmuşlardı. Tepkiler devam ederken, Köy Enstitüleri’nin işleyiş ve sistemi değiştirilmeye başlanmış; 1947 yılında Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmıştır. 1947 Programı ile bir önceki 1943 Köy Enstitüsü Öğretim Programı değiştirilerek, üretim ve iş ilkesi zedelenmiş, öğrenci Enstitü yönetiminden dışlanmış, enstitülerdeki serbest okuma saatleri kaldırılmış ve birçok kitap yasaklanarak enstitülerden toplatılmıştır.[17] Ardından enstitüler öğretmen okullarına dönüştürülmüş, Demokrat Parti’nin seçimleri kazanmasının ardından 6234 sayılı kanunla Köy Enstitüleri tamamen kapatılmıştır.

Sonuç

Cumhuriyetin ilanından sonra eğitim ve öğretime büyük önem verilmiş, okuryazar oranını arttırmak, bilim ve sanatla iç içe yaşayan bir halkın doğuşu için büyük emekler verilmiştir. Bu emeğin sonucunda Köy Eğitmen Kurslarıyla başlayıp devam ettirilen ve Köy Enstitüleri olan kurumlar sadece köylüyü değil ülkenin dört bir yanındaki tüm kesimi eğitime ulaştırmak hedefiyle ortaya çıkmıştır. 1940 yılında resmen işleyişi başlayan enstitüler üretken, idealist, donanımlı ve geleceğe, ülkeye yararlı binlerce öğretmen yetiştirmiştir. Bu kısa ömrüne rağmen başarıya ulaşan enstitüler devam edebilseydi bugün bilimle, sanatla ilgilenen kişi sayısı belki çok daha fazla olur; üretimde, eğitimde dünyanın öncü ülkelerinden olabilirdik fakat maalesef dönemin getirdiği olumsuz koşullar sebebiyle bu hayaller yarım kalmıştır.

Kaynakça

Kaynakça

  • AYSAL, Necdet,  “Anadolu’da Aydınlanma Hareketinin Doğuşu: Köy Enstitüleri”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Mayıs-Kasım 2005.
  • GÜRSEL Ömer, TEKERGÜL Ezgi, TURAN Kani, TORAMAN Beray, KARAGÖZ  Ömer, GÜLDAŞ Murat,  “CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA BİR EĞİTİM MODELİ KÖY ENSTİTÜLERİ”, 1. İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİ SEMPOZYUMU, ANTALYA.
  • ANKARA POLİTİKALAR MERKEZİ ,‘’75. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİ’’, APM Rapor No 01., Nisan 2015.
  • ŞİMŞEK Gül, MERCANOĞLU Cansın, Bir ‘‘Planlama Örneği” Olarak Köy Enstitüleri Deneyimi , Atatürk Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Erzurum.
  • EYYUPOĞLU, İsmail,KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞU VE PULUR KÖY ENSTİTÜSÜ ÖĞRENCİLERİNDEN MUAMMER GENÇ’İN ANILARI”.

 İnternet Kaynakları

DİPNOTLAR

[1] Necdet AYSAL, ‘’ Anadolu’da Aydınlanma Hareketinin Doğuşu: Köy Enstitüleri’’, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 35-36, Mayıs-Kasım 2005, s. 267-2, s.3.

[2] İsmail EYYUPOĞLU , ‘’Köy Enstitülerinin Kuruluşu ve Pulur Köy Enstitüsü Öğrencilerinden Muammer Genç’in Anıları’’, s.6

[3] Nurgün KOÇ , ‘’Türk Kültür Tarihi İçerisinde Köy Enstitüleri’’, İstanbul, 2013, s.201

[4] Erol KAPLUHAN , ‘’ Atatürk Dönemi Eğitim Seferberliği ve Köy Enstitüleri’’ , MARMARA COĞRAFYA DERGİSİ SAYI: 26, TEMMUZ – 2012, S. 172-194 İSTANBUL – ISSN:1303-2429, s.13

[5] Gül Şimşek, Cansın Mercanoğlu, ‘’ Bir ‘’Planlama Örneği’’ Olarak Köy Enstitüleri Deneyimi’’, s.263

[6] Köy Enstitüleri Ders Programı / Kaynak: https://www.kenandabirkuyu.com/koy-enstitulerinin-kurulus-amaci-isleyisi-ve-egitim-sistemimizdeki-yeri  ( Erişim Tarihi: 20.03.2019)

[7] Köy Enstitüleri Ziraat ve Teknik Dersleri / Kaynak: https://www.kenandabirkuyu.com/koy-enstitulerinin-kurulus-amaci-isleyisi-ve-egitim-sistemimizdeki-yeri ( Erişim Tarihi: 20.03.2019)

[8] Cem Seymen köy enstitülerini anlattı – Başka Bir Dünya Mümkün 04.01.2018 Pazar,  (https://www.youtube.com/watch?v=uUffFXrSK5I) (Erişim Tarihi: 23.03.2019)

[9] Köy Enstitüleri Marşı,  (http://www.koyenstitulerivakfi.org.tr/?pnum=8&pt=MAR%C5%9EIMIZ) (Erişim Tarihi: 16.03.2019)

[10] Beril Ay, “Köy Enstitüleri Programı, Dersleri ve Eğitim Felsefesi” (https://derstarih.com/koy-enstituleri-programi/)  (Erişim Tarihi: 17.03.2019 )

[11] http://sendika63.org/2018/04/koy-enstituleri-78-yil-oncesini-bugunku-rezaletten-dolayi-animsamak-hatice-eroglu-akdogan-485937/        (Erişim Tarihi: 20.03.2019 )

[12]  https://blog.iae.org.tr/sergiler/dusunen-tohum-konusan-toprak (Erişim Tarihi: 20.03.2019)

[13] http://www.karsmanset.com/haber/karsta-koy-enstituleri-fotograf-sergisi-12172.htm (Erişim Tarihi: 21.03.2019)

[14] https://www.tarihiolaylar.com/galeriler/daha-once-gorulmemis-cok-ozel-koy-enstituleri-fotograflari-ve-koy-enstitulerinin-ozetle-tarihi-691 ( Erişim Tarihi: 18.03.2019 )

[15]Cumhuriyet Kitap, Sayı 596, s.14 (http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/46704/001524830006.pdf?sequence=1&isAllowed=y) (Erişim Tarihi: 20.03.2019)

[16] AYSAL Necdet, ‘’ Anadolu’da Aydınlanma Hareketinin Doğuşu: Köy Enstitüleri’’, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 35-36, Mayıs-Kasım 2005, s. 267-2, s.13.

[17]  KAPLUHAN Erol, ‘’ Atatürk Dönemi Eğitim Seferberliği ve Köy Enstitüleri’’ , MARMARA COĞRAFYA DERGİSİ SAYI: 26, TEMMUZ – 2012, S. 172-194 İSTANBUL – ISSN:1303-2429, s.18

Feyza İlter

Feyza İlter
TESAD Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir