Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Türk – Amerikan İlişkilerinin Kısa Değerlendirmesi

Türk – Amerikan İlişkilerinin Kısa Değerlendirmesi

Yazan: Ertuğrul Gazi Kefinsiz  

Amerikalılar İle İlk Karşılaşma Nerede Oldu?

Amerika ile Türklerin ilk karşılaşmaları Osmanlı Devleti döneminde, Amerikan ticaret gemilerinin Kuzey Afrika ülkelerine gidip gelmeleriyle gerçekleşmiştir. Tunus ve Cezayir gibi bölgelerle yapılan ticaret esnasında anlaşmalara gereksinim duyularak 18.yy sonlarında ticaret anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma Amerika’nın bağımsızlığını kazandıktan sonra imzaladığı ilk anlaşma olma özelliğinin yanı sıra, Türkçe imzalanmış olmasıyla tarihte farklı bir önem arz etmektedir.

Amerika’daki Yerliler Türk Müydü?

Herkesin de bildiği üzere Amerika kıtası daha keşfedilmeden Piri Reis’in haritasında yer almaktadır. Bu durumda gösteriyor ki Türkler 16.yy’da Amerika’yı, kaynaklarından da anlaşıldığı üzere o kıtaya giderek değil o kıtadan gelen esirlerin aracılığıyla biliyorlardı. Osmanlı Akdeniz’e gelen esirlerden aldığı bilgilerle bu varlıktan haberdar olmuştur. Piri Reis bu işin usulünü bilen birisi olarak tarifler yardımıyla Ümit Burnu’nu ve Amerika Kıtası’nı çiziyor, aksi takdirde bu bölgelerde bizzat bulunmamıştır. Ancak bölgede Türk varlığının olduğuna yönelik iki tez savunulur. Birincisi: Türklerin göçebe bir kavim olduklarından dolayı Kuzey Atlantik üzerinden Amerika’ya geçtiklerine dair tarihsel bir iddiadır. İkincisiyse: Amerika’da Tennessee bölgesinde “Melüncanlar” adında bir topluluğun olduğu, bu topluluğun daha önceden Osmanlı’dan alınan esirler olduğuna dair farklı iddialar vardır.

Türk-Amerikan Diplomatik İlişkileri İlk Nasıl Kuruldu?

Başta bahsettiğimiz gibi ilk etkileşimler ticari amaçla gerçekleşmiştir. İzmir ve İstanbul limanlarından; incir, kuru bakliyat, kuru yemiş vb. gıda malzemeleri satın alarak, Osmanlı Devleti’ne silah ihraç edilmekteydi. Osmanlı bu dönemde silahlarının çoğunu Amerika’dan almaktadır çünkü Avrupa Devletleri modern silahları Osmanlı’ya satmak istememektedir. Bu ticaret ağı içerisinde ister istemez sorunların çözümü için ticaret ateşesi veya konsolosu olması gerekliliği doğdu. 1830 yılında ilk defa ticaret anlaşması imzalanıyor ve ilk temsilcilik açılıyor.

200 yıl önce Türk-Amerikan ilişkileri büyük ölçüde değişikliklere uğrasa da tarihsel süreçte birçok benzerlikler göstermektedir.  1860 Amerikan İç Savaşı’nın bitmesinden sonra ülkede ciddi bir silah birikimi olmuştur. Avrupa pazarından ihtiyacımız kadar olan silah ve mühimmatı alamadığımız için Amerika pazarından silahlar alıyoruz. Sadece silahla kalmıyor, Amerikan savaş gemilerinden örnek alarak modern anlamda gemi tasarımımızı onlardan alarak, tecrübeleri ile İstanbul’da gemi inşa ettirilmiştir. Birinci Cihan Harbi’nden önce Amerika ile olan ihracat hacmimiz  %23’tür.

Amerikan Misyonerler Osmanlı Coğrafyasında Nasıl Faaliyetlerde Bulunuyor?

Misyonerler, Hıristiyan geleneğinde dinini, davasını başka ülkelere anlatmak, dost kazanmak ve mümkünse onu Hıristiyanlaştırmak için çalışırlar. Bunu da silahla değil kendi eğitim ve kültür çalışmalarıyla gerçekleştirmek isterler.

Türk-Amerikan ilişkilerinde misyonerliğin yeri ayrı bir inceleme alanı ve derinlemesine bir konudur. Hatta sadece Türklerle olan ilişkilerde değil bütün dünya ile ülkeleri ile olan ilişkileri de. Çünkü dünya hakimiyeti Amerika Kıtası’na geçene kadar siyasi ilişkilerde izolasyonist bir politika izleyerek, ilişkilerine misyonerlik ve ticaret üzerinden yön vermekteydi. Amerika’nın 19.yy sonuna doğru Osmanlı ve İran coğrafyasında 3.000 civarı okulu bulunmaktaydı. Bu da Osmanlı Bakiyesi’nde çok yaygın bir misyonerlik ağı kurmuş oldukları anlamına gelmektedir.

Amerika için Anadolu “Bible Land” yani ‘İncil Ülkesi’dir. İncil’in yayılmaya başladığı, ilk kiliselerin kurulduğu coğrafyadır. Haçlı savaşları bunun en eski geçmişidir. Amerikan misyonerlik faaliyetleri sadece din ile sınırlı değildir.

Okulların ilk açılmaya başladığı 1820’li yıllar Anadolu’nun Hıristiyanlaştırılmaya başlandığı yıllardır. Ancak yapılan çalışmalardan sonra Müslümanlar üzerinden misyonerlik çalışmalarının yapılması tehlikeli bulunmakta ve azınlık gruplarına doğru bir yöneliş görülmektedir. Ermeni, Rum ve Süryani toplumların bulundukları bölgelerde okullar açmışlardır. Okulların başarılı olduğu bölgelerde milliyetçilik hareketleri, ayaklanmaları daha şiddetli görülmüştür. Bu durum, misyonerlik çalışmalarının hem Balkanlarda hem Anadolu’da milliyetçiliğin ortaya çıkışını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

Çoğu bölgede misyonerlerin koruyuculuğunu Amerikalı diplomatlar yapmışlardır. Birçok yerde konsolosluklar açılmıştır. O dönemde Sivas’ta Amerikan Konsolosluğu bulunmaktaydı.

Osmanlı Devleti Misyonerlik Faaliyetlerine Nasıl Kapılarını Açtılar ve Neden Engellemediler?

Osmanlı’da kadim devlet geleneği vardır. Çok kültürlülük ve hoş görü esasına dayanır. Gayrimüslimlerin okullarını onların bir iç meselesi olarak görülmüştür. Devletin kendine bir güveni vardır ve olası tehlike arz eden durumlarda müdahale edebileceğini bilmektedir. Başka bir husus 1800’lerin sonuna doğru Ermeniler kadar Türklerle iç içe geçmiş başka bir millet yoktur. Karşılıklı güven vardır ki millet-i sadıkadır Ermeniler. İlerleyen zaman içerisinde diğer milletler tarafından kullanışlı unsur olarak keşfedilmişlerdir.

1.Abdülhamit Han Döneminde Amerika ile İlişkiler Nasıl İlerliyor?

Abdülhamit Han döneminde millet anlayışı gereği Amerikan okullarına başlangıçta karışılmıyor. Hatta hoş karşılanıyor. Ancak 2. nesil sosyal, siyasi ve iktisadi meselelere batılı düşünce sistemi ile yaklaşarak, halkı farklı bir tarafa çekince, Osmanlı yönetimini tedirgin etmiştir. Bu duruma, ilk olarak 1869 yılında Maarifi Umumiye Nizamnamesi yasası ile tedbir alınmıştır. Misyoner okullarına ilk karşı duruştur. Fakat devlet zayıf ve diğer ulus ve misyonerlik faaliyetleri gösteren okullar çok güçlüdür.

1. Abdülhamit Han’ın dönemine baktığımız Avrupa’yı aşan bir ufka, vizyona sahip, dünyada ki gelişmeleri yakından inceliyor. 1895 yılında Chicago’da toplumları anlatan bir fuar kuruluyor ve Abdülhamit bu fuara Türk köyü kurdurmuştur. 19.yy ortasında temsil noktasında önemli bir örnektir. Modern anlamda ciddi tanıtımlar yapılmıştır.

Birinci Cihan Harbinde Türk-Amerikan İlişkileri Nasıl Şekilleniyor?

Amerika’nın kuruluş amacı İngiltere’ye alternatif bir devlet modeli olmaktı ancak belirli bir zamana kadar bunu gerçekleştirememiş bu şekilde hareket edememiştir. 1860’lı yıllardan savaş dönemine kadar devlet kadrolarında ciddi bir eksiklik var ve Osmanlı Devleti’nin gönderecek diplomat bulamadığı dönemler olmuştur. Bu şartlarda savaşa gidilmiştir.

Savaş Sonrası Nasıl Bir İlişki Gerçekleşiyor?

1919 Paris Konferansı’nda Amerika’nın mandatör olması konuşulmuştur. Bu durumu değerlendirmek isteyen Wilson, Osmanlı Bakiyesi’ne biri sivil diğeri askerlerden oluşan iki heyet göndermiştir. Heyet kamuoyu çalışması yaparak toplum analizlerinde bulunmuştur. Söz konusu olan İsrail ve Ermeni devletinin kurulamayacağı raporlarını sunmuşlardır. Ancak başkan bu raporları çok sonra görebilmiştir. İkinci heyetin başında olan General Harbord, Sivas’ta Mustafa Kemal, Erzurum’da Kazım Karabekir Paşalarla görüşmüştür.  Bir anekdot anlatılır: Harbord ve Karabekir Paşa nüfus çoğunluğunun hangi millete ait olduğunu konuşurken Kazım Paşa yan yana bulunan iki mezarlık göstermiştir generale. Bir tarafta büyük geniş bir Müslüman Mezarlığı ve yanında çok daha az Ermeni Mezarlığı’nı göstererek, daha fazla bir şey söylememiştir.

Durum böyleyken İngiltere, Amerika’nın askeri olarak desteğini almak istemekte ancak siyasi olarak masada olmasını istememektedir.

Lozan Görüşmelerinde Amerikalılar Var mıydı? Anlaşmaya Müdahil Oldular Mı?

Cumhuriyet dönemi ilişkileri anlamak için Lozan’dan bakmak gerekir. Amerika Lozan’da tarafsız, gözlemci statüsünde yer almıştır. Tütün taraflar Amerika’nın gücünden faydalanmak istemiştir. Amerika’da boğazlar ve misyonerlik meseleleri için Osmanlı ile görüşmelerde bulunmuştur. Anlaşmadan iki hafta sonra Amerika ile Osmanlı yeni bir anlaşma imzalıyor ancak Ermeni Lobisi, Senato’dan anlaşmayı geçirmemiştir. Bundan dolayıdır ki ciddi bir ilişki kurulamamıştır.

 İkinci Cihan Harbi Öncesi ve Sonrası İlişkiler Nasıl Şekillendi?

Amerika 2. Dünya Savaşı’na da hemen girmemiştir. Ancak artık dünya gücü olmaya hazırdır. Türkiye ile Amerikan ilişkileri aynı çizgidedir ancak 45-47 yılları arasında çok zor dönemler geçirmiştir. 1947 Truman Doktrini, Türkiye ve Yunanistan’a resmi yollarla siyasi ve insani yardımlarda bulunmuştur. Bu yardımlar Marshall planı doğrultusunda devam etmiştir. 1945-50 yılları arasında, dünya gayri safi milli hasılanın %55’ini ABD tek başına üretmiş. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya düzeni Avrupa’dan Amerika’ya taşınmıştır.

Dünya Gücü Haline Geldikten Sonra Türkiye İle İlişkiler Nasıl Şekillenmiştir?

Biz bu dönemde denge politikasından Batı merkezli bir noktaya kayıyoruz. Bunun gerçekleşmesi için iç politik dengelerinde değişmesi gerekmektedir. Çok partili hayata geçişte savaşın galip kesimi demokratların olması etkili olmuştur.

Türkiye Neden NATO Üyesi Oldu?

Türkiye, Batı ile Rusya arasında sürekli denge politikası gütmüştür ancak değişen konjonktür Türkiye’nin nötr kalmasına izin vermemektedir. Rusya boğazlardan ve doğudan hak istemektedir bu durumda Türkiye sırtını yaslayabileceği güvenilir bir ortak bulma ihtiyacında hissediyor kendini. 1952’de Kore’ye asker göndererek hür dünyanın savunmasında yaptığımız büyük fedakarlık sonucunda NATO’ya dahil olunmuştur.

Kıbrıs ABD ile Aramızda Nasıl Bir Krize Sebep Oluyor?

Kıbrıs sorunu daha çok Johnson mektubu ile yükselmiştir. İngiliz sömürgeciliğine ve Ada’da yaşanan karışıklıklara karşı Türkiye bir şey yapma zorunluluğunda hissediyor. 1960’ta Kıbrıs’taki Türklerin varlığını garanti altına alınması ve Türkiye’nin oradaki Türklerin hamisi olması çok önemli bir kazanımdı. Ancak Amerika hem Türkiye’nin hem de Yunanistan’ın NATO üyesi olmasından dolayı Türkiye’nin Ada’ya çıkarma yapmasına izin vermeyeceğini belirten Johnson mektubunu göndermiştir. Mektubun en önemli kısmı şu şekildedir: “NATO müttefiklerimizin tam rıza ve muvaffakatları olmadan Türkiye’nin girişeceği bir harekat neticesinde ortaya çıkacak olan Sovyet müdahalesine karşı Türkiye’yi savunma yükümlülüklerinin olup olmadığını müzakere etmek fırsatını bulamamış olacaklarını takdir buyuracak olduğunuz kanaatindeyim.” Birde mektubun geldiği zarfın içinde, İnönü’nün Pembe Köşk’ün bahçesinde gezerken çok yukarıdan çekilmiş bir fotoğrafı koyularak açık açık tehdit edilmiştir.

11 Eylül Sonrası İlişkiler Nasıl Şekillendi?

Soğuk Savaş döneminde NATO’da bize biçilen rol olası bir durumda Sovyet kara ordusunu oyalama biçimindedir. Ancak Türkiye’nin rolü düşünüldüğü gibi küçük olmamıştır. 11 Eylül saldırısıyla ABD ile Türkiye terör noktasında aynı çizgiye geçmiş net bir şekilde aynı safta kalmıştır ancak bir sorun vardır. Herkes kendi teröristini tehlike olarak görmektedir.

Kırılma noktası 1 Mart tezkeresi olmuştur. 11 Eylül’ün bir cevabı gibi sunulan Irak operasyonunda Türkiye ile ABD ayrışmıştır. Benim kendi kanaatim o dönemde tezkere geçmeliymiş olacaktır. Eğer ki geçmiş olsaydı bugün çok daha farklı konuları konuşuyor olabilecektik.

Bugün Türk-ABD İlişkileri Hangi Kriterlerle Öne Çıkıyor?

Ortadoğu’daki çatışma dünyanın merkezinin Doğu’ya mı kayacak Batı’da mı kalacak, onu belirleyecektir.  Amerika ile en büyük güvenlik bağı NATO üzerinden sağlanmaktadır. Bu ittifakın zedelenmemesi lazımdır. Suriye krizi iki ülkenin birbirine olan sadakatine turnusol kağıdı olacaktır. Ancak yeni ABD yönetimi Türkiye’nin beklentilerini karşılamamaktadır.

Herkesin, birbirinin gücünü test ederek güven ortamının şekilleneceği bir konjonktürdeyiz.

Yıllardan beri ilişkilerin olduğu bir devleti anlamaya çalıştık.

Yazımız, Savaş Barkçin, Akif Kireşçi, Birol Akgün, ve Ömer Turan hocaların yapmış oldukları programlardan, muhtelif konferans ve derslerden alınmış olan notlarla hazırlanmıştır. İstifade etmeniz temennisi ile…

Yazar Hakkında

Ertuğrul Gazi Kefinsiz

Karabük Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir