Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Trump ve İkisi Büyük Biri Ölümcül Üç ABD Politikası

Trump ve İkisi Büyük Biri Ölümcül Üç ABD Politikası

Yazan: Atilla Arda Beşen

Günümüz Genel Durumu

Son dönemde Avrupa ve ABD’de de merkez sağ görüşü savunan iktidarların güç kazandığından ve hatta bazılarının başa geldiğinden söz etmek mümkündür. Küresel siyaset ise bilindiği üzere sadece gelen iktidarlarla değil aynı zamanda ana muhalefetin gücüyle de etkilenip şekillenebilmektedir. Eğer bir İngiliz İşçi Partisi iseniz etkiniz yüksek olacaktır haliyle. Merkez sağ partilerin ve liderlerin seçim önceleri söyledikleri nefret söylemleri ve çatışma siyaseti iktidara gelmeleri durumunda ülkeleri, bölgeleri hatta dünyanın genel durumunu açıkça çatışmaya götürecektir. Son dönemde ise Avrupa halkları muhafazakar ve milliyetçi söyleme sahip iktidarlara olan güvenini çekmeye başlarken, sol ve sosyal demokratların oyları yükseliş göstermektedir. Özellikle son İngiltere seçiminde İşçi Partisi’nin yükselişi buna çok iyi bir örnek olabilir.

Dünya ve diğer devletler için durum nasıl değişecekti öyleyse? Günümüz sistem yapısının ne kadar kabul etmek istemesek de, ne kadar karşısına rakip çıkarsak da bir hegemonu olduğunu ve bu hegemonun Amerika Birleşik Devletleri olduğunu kabul etmek gerektiği inancındayım. Obama döneminin ardından Başkan seçilen Donald Trump’ın politikaları da yukarıda bahsettiğimiz gibi nefret dolu ve milliyetçi söylemler içermekteydi. Amerikan milliyetçiliği ise bir ulus ve ırk olmamasına rağmen buna kendini ciddi bir biçimde kaptırmış ve başkan olarak Donald Trump’ı seçmişti, peki sonrasında ne olacaktı? Donald Trump’ın üç ana nefret içeriğinden bahsetmek doğru olacaktır.

  1. Müslümanlara ve Müslüman ülkelere güdülen politikalar
  2. Paris Anlaşması’ndan çekilme
  3. Küba ile Obama döneminde başlatılan yumuşama sürecinin bitirilmesi

Bu üç maddenin kısaca özetini vermek gerektiği ve yorumunu üstlenmenin önemli olacağı inancındayım.

Müslümanlar ve Müslüman Ülkeler

Donald Trump seçim kampanyasında ve tartışmalarında (3 debates) Müslümanların durdurulması gerektiği konusunda açıklamalar yapmış, politikalarını buna göre belirleyeceğini söylemişti. İnancı ise terörün Müslüman ülkeler ve insanlardan gelmesiydi ve ona göre bu durdurulmalıydı (2. Debate). Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra ise durum değişmeyecek ve Trump ilk iş olarak Müslüman ülkelerin belli bir kısmına ülkeye seyahat engeli koyacaktı. Türkiye ise bu durumdan THY üzerinden elektronik eşya sınırlaması ile kurtulacaktı, ABD’nin en sorunlu Orta Doğu dönemlerinden birinde Rusya-TR ilişkisi yükselirken ve Rusya Suriye’de kendini gösterirken Türkiye’den sırf dinsel sebepten ötürü bir tepki alacak hamle yapması beklenemezdi, beklenmemeliydi.

Bu söylemler bağlamında Amerikalı Müslümanlar ve dışarıdaki Müslümanların Trump’a bakış açıları haliyle farklı gelişmişti ve ülkemizde bile Trump’ın nefret söylemlerine karşılık olarak yine nefret söylemleri atılmıştı halk arasında. İslamofobinin artmasının en önemli sebeplerinden biri terör eylemlerinin dinsel olarak algılanması ve altındaki kültürel, toplumsal, ekonomik ve siyasi koşulların unutulmasıydı. Din, terör tarafından kullanılabilirdi. Fakat sebeplerini görmek  ya da bilmek haliyle zor değildi. Bugünkü Orta Doğu’daki toplum yapısı tarih boyunca karmaşaya açık olmuş ve istikrarsız bir çizgi ile gelmişti günümüze. İstikrarlı dediğimiz dönemde bile Suriye-Irak aslında yanlış inşa edilmiş ulus devletlerdi. Irak ve Suriye, Kürt-Türk-Arap ulusları devletleri iken Arap devleti olarak lanse edilmişti her ikisi de. Doğal olarak nefret söylemleri uluslara değil dine yapılmalıydı bu bölgede, çatışmayı ciddi seviyelere ulaştıracak ortak damardı din. Burada bunu uzun uzun tartışmayacağım. Artık milliyetçilik günümüzde, geçmişte olduğu gibi dinlere evrilmeye başlıyor (Osmanlı’da millet dine göre belirlenirdi; Hristiyan-Müslüman şeklinde Türk-Ermeni şeklinde değil, hatta Papa Müslümanlar dediğinde akla Türkler gelmekteydi o dönemde.)

Paris İklim Anlaşması’ndan Çekilme

Bu başlığı çok uzun tutmak isterdim, ama belli hatlarını alıp üzerine yorum yapma taraftarıyım. Paris Anlaşması gibi anlaşmalar uluslararası sistemde hegemon devletlerin öncülük ettiği anlaşmalardır ve bu anlaşmaların devamında birbiri ardına gelen kararlarda hegemon etkisi ve liderliği göz önünde olur. ABD Obama ile bu liderliğe girdiğinde öncülük rolünü zaten üstlenmiş olmaktaydı. Çevreye ve çevre sistemine yapılacak bir ortak genelge ya da anlaşma, aynı zamanda siyasi bir içerik ve yapı taşımaktaydı. Çevreyi savaş gibi düşünün. Nasıl ki Stalin 2. Dünya Savaşı’nda: ‘En çok askeri kaybı biz verdik en çok bizim söz hakkımız olmalı barış sürecinde.’ diye düşündüyse günümüzde de çevrenin ve dünyanın yaşanılabilir bir yer olarak kalması için verilen çaba sonuç kısmında devletlerin karşılarına çıkacak ve talepleri buna göre şekillenecektir. Ortak fayda çıkar ilişkilerinde sonuca kadar olmaya devam edecektir.

Küba ile Yumuşama Sürecinin Sona Erdirilmesi

Küba bu yazımın ana konusu olmakla beraber değerlendirilmesi ve çatışması kendinde gizli politikaları içeren ülkelerden biridir. Küba denince akla Castro, devrim, Che Guavera gelmekle birlikte asıl gelmesi gereken güç mücadelesidir, diplomasidir. Küba üzerinden diplomatik mesajlar tarih boyunca verilmiş ve ABD’nin arka bahçesi olmuştur. Arka bahçesinde bir komünist düşünce istemeyecek olan ABD ise bu krizin patlağını ilk 1962 Ekim ayında vermiştir. Dönem hegemonu olan ABD ve nükleer güç seviyesine ulaşan SSCB birbirlerini Türkiye ve Küba üzerinden tehdit etmişlerdi. Küba ise ilk kez SSCB’nin Batı Bloğu liderini bu kadar yakından tehdit etmesine sahne olacaktı ve bu tehdit nükleer biçiminde hayat bulacaktı. Diplomasinin yapım araçları verilen stratejik diplomasi tavizleri[1] bu krizi çözecek ve sistemi ABD hegemonyası yönünde ilerlemeye devam ettirecekti.

Günümüze gelindiğinde ise olaylar daha da değişecek ve Küba ile olan kesilmiş ya da sınırlı ilişkiler tekrardan Obama döneminde Raul Castro ile görüşmeden sonra canlandırılacak ve 33 yıl sonra Küba terör örgütleri listesinden çıkartılacaktı. Ardından Obama, Kongre’ye sunduğu raporda Küba’nın son altı ay içerisinde hiçbir terörist faaliyette bulunmadığını ve Küba hükümetinin gelecekte de “terörizmin desteklenmeyeceğini temin ettiğini” belirtmişti.[2] Obama’nın Küba’ya ziyarette bulunmasıyla beraber ise hem uçak seferleri hem de büyükelçilikler açılmaya başlamıştı.

Donald Trump politikalarıyla beraber Küba ile olan yumuşama süreci geçen haftalarda Trump tarafından iptal edilmişti. Bu kararın ardından pek çok yorum ve tepki doğdu. Trump’ın en ilgi çekici söylemi ise şu şekildeydi: “Yatırım ve turizmden elde edilen kâr doğrudan orduya gidiyor. ABD dolarının Küba vatandaşlarından faydalanan ve onları taciz eden bir askeri yönetimi desteklemesini istemiyoruz.” dedi.[3] Komünizmin geldiği her ülkeyi batırdığını söyleyen Trump, Küba karşısındaki tutumunda da kararlı ve çatışmaya sürükleyici bir biçimde davranmaktaydı. Küba Komünist Partisi üyesi ve ABD’yle ilişkiler konusunda uzman olan Esteban Morales, Trump’ın duyurusunun önemini önemsememiş bir görünüm çizecekti. “Bu Obama’nın politikasından çok da farklı değil.” dedi. “Göç ve ticaret üzerinde küçük bir etkisi olabilir, ancak diplomatik ilişkiler devam ediyor. Anlaşmanın ana kısmı da zaten budur.” diyecekti. Camilo Guevara ise bu kararı Hollywood Komedisi’ne benzetecekti.

Bu kararın ardından değerlendirmemiz gereken belli noktalar olduğunu düşünmekteyim. Trump’ın politikasını destekleyen sadece Cumhuriyetçiler olmayacaktı. Buna en büyük örnek
Demokrat senatör Ben Cardin, geçtiğimiz ay, cumhurbaşkanının bütçesinde, Küba’da insan haklarını ve demokrasiyi destekleyen programlar için finansman imkânlarını sıfırlamayı önerecekti. Küba ve komünizm hala psikolojik olarak Amerikan siyasetinin bilinçaltında yatmakla beraber buna kökten çözüm bulmak isteyen bir yönetimle karşı karşıya kalmaktayız.

Obama dönemindeki yumuşuma dönemi bozulmuştu ve bir ideolojiye karşı eskiden gelen savaş tekrar gün yüzüne çıkmaktaydı bu kararla. Küba’da gerçekleşecek bir askeri darbe girişimi Domuzlar Körfezi ile aynı kaderi paylaşabilir. Trump ve yönetimi bu açıklamadan sonra seyahat konusunda sınırlandırmalar getirmiş olsa dahi diplomatik ilişkileri korumaya devam etmektedir. Diplomatik ilişkilerin bittiği ve tekrar ambargonun başladığı an 2. Domuzlar Körfezi’ni farklı bir sahne ile yaşayabilir Küba, ama günümüzde böyle bir harekete girişmeden Trump’ın düşünmesi gereken belli hatlar var:

  1. Sovyetlerin kavuşamadığı hegemonyaya kavuşmak isteyen Rusya
  2. Pasifikte söz sahibi olan ve Rusya ortağı Çin
  3. Sovyet geleneğinde devam eden bir Kuzey Kore (Silahlanma durumu ABD’ye yönelik.)
  4. Castro yönetiminin her türlü saldırıyı 1962’de olduğu gibi göze alıp yapabileceği tehlikesi

Bu hatları göz önüne alırsak bir Küba müdahalesinin büyük bir savaşa neden olacağı kuşkusu daha da büyüyecektir. Diplomasi tekrar zorunlu güç olmak zorunda ve ABD yumuşak güç özelliğini kaybetmemelidir. Strateji ile diplomasinin birleşimi tavizlere itebilir, ama taviz verecek herhangi bir büyük tehdit görünmemektedir. 1962’de ABD nükleer bomba ile vurulabilirdi, fakat şimdi yumuşama sürecinde iki devletten bahsederken böyle bir tehlike söz konusu dahi olmamıştı. Diplomatik ilişkiler sürdüğü müddetçe ABD ile Küba bir şekilde anlaşmak zorunda olacak, eğer diplomatik ilişkiler kesilirse ABD kendi kendini 1962 bataklığına benzer bir yere sürüklemiş olacak.

Atilla Arda Beşen

 

Kaynakça

  • http://www.haberturk.com/dunya/haber/1533390-trump-kuba-ile-normallesme-surecini-iptal-etti
  • http://www.ntv.com.tr/dunya/abd-baskani-trump-kuba-ile-normallesme-surecini-iptal-etti,WlNT8L28UkispbnBw84r7Q
  • http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40309738
  • https://www.washingtonpost.com/news/monkey-cage/wp/2017/06/22/five-things-you-need-to-know-about-trumps-cuba-policy-and-who-it-will-hurt/
  • https://www.theguardian.com/world/2017/jun/16/trump-cuba-trade-travel-restrictions-miami-speech
  • https://www.theguardian.com/us-news/2017/jun/16/trump-to-announce-new-restrictions-on-cuba-trade-and-travel
  • http://tr.euronews.com/2017/06/16/donald-trump-kuba-anlasmasini-iptal-etti
  • https://www.theguardian.com/us-news/2017/jun/16/trump-to-announce-new-restrictions-on-cuba-trade-and-travel
  • http://www.politico.eu/article/what-does-trumps-paris-climate-decision-mean-2/?utm_content=buffer2f8c4&utm_medium=social&utm_source=twitter.com&utm_campaign=buffer (Çeviri: https://www.tesadernegi.org/trumpin-paris-iklim-anlasmasi-karari-ne-anlama-geliyor.html Çeviren: Özen Ayşe Özbasa)
  • Hayes Carlton, Milliyetçilik Bir Din, İz Yayınları

[1] Hegemon devletin hegemonluk karizmasını yitirmeden verdiği taviz yoluyla krizi çözmesine yarayan tavizler.

[2] http://www.dw.com/tr/abd-k%C3%BCba-ili%C5%9Fkilerinde-yeni-d%C3%B6nem/a-18554965

[3] http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40309738

 

Yazar Hakkında

 Atilla Arda Beşen

İstanbul Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir