Ana Sayfa / Çeviriler / Haber Çevirileri / Amerika / Trump, Çin’le Olan Ticaret Savaşını Kazanamadığı İçin Zayıf Ortaklarını Cezalandırıyor

Trump, Çin’le Olan Ticaret Savaşını Kazanamadığı İçin Zayıf Ortaklarını Cezalandırıyor

İngilizce Aslından Çeviren: Buğra ÖZSAYDI

Trump, Çin’le Olan Ticaret Savaşı’nı Kazanamadığı İçin Zayıf Ortaklarını Cezalandırıyor

19 Mayıs’ta, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasında çağımızın olası bir ticaret savaşı bir anda iki taraflı kazan-kazan anlaşmasını anımsatan bir zemine çevrildi. Bu vesileyle Amerika Birleşik Devletleri, Çin’i ortak bir ticari müzakere masasına itmek için kendinden taviz vermek zorunda kalmazken, Çin de aylardır bahsettiği “iç marketini, Amerika’nın da içinde bulunduğu tüm yabancı yatırımcılara açma fikri”ne makul bir zemin buldu. Bu gelişmelerin son hamlesi olarak da, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri Çin markası cep telefonu devi ZTE’ye karşı olan Amerikan amborgosunun kaldırılması konusunda uzlaşmaya vardı. Aslında Amerika, Çin ile aralarında süregelen ticaret savaşlarında çok az sayıda müttefiğe sahip olmasıda rağmen, Çin ne olursa olsun Amerika’nın bu ticaret savaşını kazanamayacağı ümidine kapılmasını istemiyor.

Tüm bu olaylar zincirinin son halkası olarak, Çinden ithal edilen ürünlerle ticaret yapan Amerikan işletmelerine kalıcı bir şekilde sekte vurabilecek potansiyele sahip olan tarifelerin kaldırılmasından sonra Amerika Ticaret Odası ve iş dünyası hep birlikte derin bir nefes almış olacak. Genel olarak Çin ürünlerine bağlı olan Amerikan tarım sektörü de, tarıma vurulan darbenin giderileceği ümidiyle bu karara minnettar kalıp pastadan kendilerine düşen payı almış olacaklar.

Öte yandan bilinmesi gereken bir diğer nokta ise Trump’ın Çin’in kazan-kazan modeline tamamen aykırı konumdaki sıfır toplamlı bir oyununun sonucu olan “büyük kazanç” arzusunu halen taşıdığır. Bundan dolayıdır ki, Trump, kendi  amaçlarının önüne geçen bu durumu doğrudan ve özellikle, Avrupa Birliği içerisindeki tarihsel müttefikleri olan Kanada, Meksika, Güney Kore gibi ülkelere hatta az da olsa Japonya’ya mal etmek niyetinde olduğu da açıktır. Bu bağlamda Japonya’yı Trump’ın gazabından kurtaran yegane faktörün ise Trump’ın Japan Başbakan Shinzo Abe ile olan yakın dostluk ilişkisi olduğu söylenebilir.

Avrupa Birliği ülkeleri ve Nafta üyesi ülkelerle Amerika Birleşik Devletleri arasında varolan ticaret savaşlarında Trump’ın psikolojik motivasyonun gayet açık olmasına karşın, müttefiklerine karşı bugüne kadar yaptığı hamlelerde hep rahat olmasının temel sebebi, Amerikan ekonomisinin Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve Kanada’dan ziyade yoğun olarak Çin ürünlerine bağlı olmasıdır. Bu yüzden, Trump, neredeyse tüm yabancı ürünlerin yerel ve milli üretim vasıtasıyla ikame edilebileceği klasik korumacı fikirlere sahip olmasına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika patentli ürünlerin Çin ürünleriyle ya da Asyadaki diğer partner ülkelerden gelen ürünlerle ikame edilebileceği görüşünden yana olduğu da kaçınılmaz bir gerçektir.

Bu bağlamda, tek kutuplu bir ekonomik-milliyetçi mücadele olduğu varsayılan olgunun aslında Amerika’nın, Avrupa’dan ve Kanada’dan ithal edilen ürünler olmadan yoluna gayet emin bir şekilde devam edebilecekken, Asya’dan gelen ürünler olmadan asla yapamayacağının açık bir göstergesi olduğu ortaya çıkmıştır.

Amerika’nın ticaret yaptığı ilk 30 ülke ile olan yıllık ithalat-ihracat rakamlarına bakıldığında, Washington’un ekonomik yaptırım altındaki Rusya da dahil olmak üzere birçok ülke ile arasında önemli bir ticaret açığının olduğu görülüyor. Çin, Amerika’nın en büyük ticari partneri olarak yerini korurken, Avrupa Birliği ülkeleri Çin’den ithal ettiğinden çok daha fazlasını Amerika’dan ithal ediyor. Bu yüzden Trump, yaptıklarıyla bazı Amerikan şirketlerinin olası Avrupa Birliği yaptırımlarından dolayı zarar etmesine yol açabilirken, bu süreçte Amerika’nın Avrupa Birliği’ndeki müşterilerine de, Çin’deki müşterilerinin bile yaşamadığı boyutta zararlar verebilir.

Tüm bu yaşananlar göz önüne alındığında, ”Eğer Avrupa Birliği, Çin, Rusya, Türkiye, İran, ASEAN üyeleri ve diğer Asya ülkeleri ile ticari bağlarını güçlendirseydi, hem pahalı hem de şartlara uygun olmayan Amerikan ürünlerine karşı birçok seçeneğe sahip olmakla kalmaz, üstüne Amerika’nın ekonomik tehditlerine karşı daha anlamlı tehditleri masaya koyarak, kendine güçlü bir pozisyon yaratabilirdi.” tezini ortaya atmak hiç de abartı olmayacaktır.

Çin, kendi iç üretimindeki gelişmeyi ve dünya genelindeki ticari partnerleriyle aralarında olan ekonomik durumu gördükten sonra Amerika’nın olası ekonomik tehditlerine karşı tam olarak bu taktiği kullandı. Avrupa Birliği ise geniş ve sağlıklı tek bir ortak markete sahip iken, gelişen ve güçlü Asya ekonomileri ile olan serbest ticaret mentalitesini hayata geçirme konusunda ihmalkar davrandı.

Aynı durum, Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi rehavete kapılmış Kanada için de geçerli. Asya’dan gelen ithal ürünlerin Amerika’nın ülke içi ekonomisi için ne kadar önemli olduğu gerçeği tüm bu senaryolarla birlikte ele alındığında, Trump’ın Amerika’nın müttefiklerini nahoş bir duruma itmekte kısmen başarılı olduğu söylenebilir.

Bundan dolayı Trump, Avrupa Birliği ve NAFTA üyesi ülkelerle olan ticaret açığını, bu ülkeleri yüzyılın ticaret savaşında, Çin’e karşı bir zafer kazanmak adına şamar oğlanı olarak kullanmak için gözardı edebilir. Diğer bir deyişle, bu ticaret açığı Avrupa, Kanada ve Meksika’nın lehine olmasına karşın, bu ülkelerin ve blokların gidebilecekleri başka bir yerleri olmamasından dolayı Trump bu ülkelerin dönüp dolaşıp yine Amerika önderliğindeki müzakare masasına geleceklerine güvenerek elinin güçlü olduğu imajını veriyor.

Eğer Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika gerçekten Trump’a bir ders vermek istiyorlarsa, yapmaları gereken tek şey hızlı bir şekilde marketlerini Çin’e açmaktır. Bu çözüm, serbest bir ticaret anlaşması veya buna benzer bir anlaşma ile hayata geçirilebilir. Aynı şekilde Avrupa Birliği, Rus ve Türk fobisini bir kenara bırakıp Rusya’ya karşı olan yaptırımları sonlandırmalı ve Türkiye ile olan ticari bağlarını geliştirmeli ve son olarak, daha önce yaptığı ihmalkar politikaları gözönüne alarak Pakistan, Kazakistan, Filipinler, Malezya, Güney Afrika, Endonezya gibi ekonomik potansiyele sahip ülkelerle ekonomik ilişkiler kurmalıdır.

Brüksel ve Ottowa’daki mevcut liderler, tüm batı ittifakını tek bir kelimeyle tanımlayan neo-liberal ekonomik dogmayı terketmedikçe er ya da geç Çin Başkanı Xi Jinping‘in herkesi kucaklayan kazan-kazan mentalitesi ve Donald Trump’ın entik korumacı politikası karşısında mağlup ve izole olmuş olarak kalacaklardır.

Modern ekonomik gerçeklere sırt çevirdiği için Donald Trump’ı suçlamak gayet doğalken, aynı hatayı Avrupa Birliği ve Kanada’nın da paylaşıyor olması gözardı edilmemelidir. Neo-ekonomik politikalar da korumacı politikalar da çağımıza uygun olmayan politikalardır. Bir süt bayatladığında onun üzerine tartışmalar elbette olacaktır fakat sonunda bayat süt taze sütle yer değiştirecektir. Bu açıdan, 21. yüzyıl küreselleşmesinin “kazan-kazan” ilkesi herkes için açık ara daha caziptir. Bunu ilk hangi taraf idrak ederse o taraf aynı zamanda 21. yüzyılın ticari savaşından nasıl kazançlı çıkılacağını dünyaya göstermiş olacaktır.

Kaynak: https://www.eurasiafuture.com/2018/06/09/trump-is-punishing-americas-weak-allies-because-he-cant-win-a-trade-war-with-china/

Çevirmen Hakkında

Buğra Özsaydı

Selçuk Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir