Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Araştırma Yazıları / Trump ABD’sinde Gerçekleşen İnsan Hakları İhlalleri

Trump ABD’sinde Gerçekleşen İnsan Hakları İhlalleri

Giriş

İnsan hakları, artık insan olmanın en temel şartı olarak kabul edilmektedir. Bu haklara sahip olmayan bir kişi, insan olma niteliği bakımından eksiktir. Düşünce özgürlüğü olmadığı için düşüncelerini açıklayamayan; inanç özgürlüğü olmadığı için istediği dine inanıp gereklerini yerine getiremeyen; mülkiyet hakkı olmadığı için çalışarak kazandıklarına sahip olamayan ve diğer birçok hakkı kullanamayan bir kişi, insan olma niteliğinden yoksundur. Bu yönüyle insan hakları, herkesin sahip olduğu bir değerdir. Bir insan, belli bir işi yapması, belli bir rolü icra etmesi veya belli görevleri yerine getirmesi dolayısıyla bu hakları kazanamaz. Bunlar, sadece insan olmasından dolayı ona aittir. Başka bir ifadeyle, insan hakları önceden “insan (ın) hakları” olarak adlandırılan olgunun yeni adıdır. Filozof Jacques Martin’in belirttiği gibi: “İnsan bir kişi, bir bütün, kendisinin ve kendi eylemlerinin bir efendisi olması dolayısıyla haklara sahiptir ve sonuç olarak insan, herhangi bir amaca yönelik bir araç değildir, fakat bir amaçtır. İnsan saygı gösterilme hakkına sahiptir, hakların konusudur, haklara sahiptir. Bunlar, insanın insan olması yüksek gerçeği dolayısıyla insana borçlu olunan şeylerdir.”[1]

İnsan hakları düzenlemeleri insan olmaktan kaynaklanan temel hakların toplumsal gruplar ve kategoriler arasında ayrım gözetmeden uygulanması gerektiğinin kabulü üzerine inşa edilir ve devlet egemenliğine içkin olan baskıcı eğilimleri denetim altına alma hedefi güder. İnsan hakları düşüncesinin temelinde devlet iktidarının sınırlandırılması vardır. Tarih boyunca ortaya çıkan insan hakları ihlalleri de çoğunlukla ya devletler tarafından bizzat gerçekleştirilmiş ya da devletlerin insan haklarının korunması konusunda gerekli siyasi iradeye sahip olmamaları yüzünden ortaya çıkmıştır. Bu sebeple insan haklarının korunması esas olarak devletler düzeyinde sağlanmalıdır.[2]

Bu çerçevede Amerika Birleşik Devletleri’nin Donald Trump yönetiminde bugüne kadar gerçekleştirmiş olduğu insan hakları ihlalleri geniş bir perspektifle ele alınıp bu yazıda incelenecektir. ABD her ne kadar sivil ve politik hakları koruyucu güçlü yasalara sahip olsa da diğer bir yandan özellikle adalet sistemi, göç ve ulusal güvenlik gibi alanlarda var olan pek çok Amerikan yasası ve bunların uygulamaları uluslararası düzeyde mutabık kalınmış olan insan haklarını ihlal ediyor.

ABD’de istismara maruz kalması muhtemel olan bireyler: ırksal ve etnik azınlıklar, göçmenler, çocuklar, fakirler ve mahkumlar haklarını mahkemede veya siyasi bir süreçte çok az savunma fırsatına sahipler. Birçok savunmasız grup, yıl boyunca haklarına yönelik yenilenmiş saldırılara maruz kaldı.[3] Bunda elbette devlet başkanı Trump’ın katkısı da oldukça büyük, nitekim Trump sürekli olarak otokratik liderleri cesaretlendirirken yurtdışındaki insan haklarına saygı duyulmasına dair organizasyonlara ise çok az ilgi ya da liderlik gösterdi.

1. Sivil Haklara Saygı

  • İfade ve Basın Özgürlüğü

Başkan Trump, gazetecileri defalarca eleştirdi ve yıl boyunca onları aşağılayan yorumlar ve videolar yayınlayarak, konuşma özgürlüğünün giderek kaybolduğuna dair kaygıların oluşmasına yol açtı. Trump ayrıca, bazı eylemlerini engelleyen bağımsız medya şirketlerini küçümsediğini de dile getirmişti. Ağustos 2017’de, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, ABD’deki “basın özgürlüğü”nün “Cumhurbaşkanı tarafından saldırıya uğradığı” endişesini taşıdıklarını belirtmişti.

Temmuz 2017’de ABD Adalet Departmanı, protestoları koordine etmek için kullanılan bir web sitesinin sahibi olan şirkete site ziyaretçilerini tanımlayacak 1,3 milyondan fazla internet protokolü adresini içeren bilgiye erişim sağlayabilmek için emir verdi. Bu içeriklerin hangi amaçla istenildiğine dair bir bilgi yok ama tahmin etmesi çok da zor değil.

  • Din ve İnanç Özgürlüğüne Karşı Yapılan Ayrımcılık

İnsanlık tarihinde özgürlükler alanındaki gelişmeler incelendiğinde, gerek bireysel alandaki medeni haklar gerekse devlet yönetimindeki olumlu siyasi kazanımların, uzun soluklu mücadele içeren süreçlerden sonra elde edildiğini görmekteyiz. İnanç ve din hürriyeti bu alanda bambaşka bir öneme sahip oluşu ,onun niteliği itibariyle, insanoğlunun en kutsi duygu ve düşünce alanı oluşu, ayrıca, sınırları zor tespit edilebilen, hatta bazen tanımının yapılışında bile güçlükler yaşanabilen bir özgürlük türü olarak karşımıza çıkmasıdır. Zira bu özgürlüğün talep alanı sadece bireysel hayatla sınırlı kalmayıp, toplumsal yaşam ve beklentileri de kapsayıcı olabilmektedir. Dolayısıyla, her toplumda öncelikli güvenceye kavuşturulması talep edilen bir alan olagelmiştir inanç özgürlüğü. Bu yönü itibariyle de, insan hakları mefhumunun gelişimi ve temel hak ve hürriyetlerin etkin bir güvenceye kavuşturulması idealinin de öncüsü bir özgürlük çeşidi olduğunu söyleyebiliriz. [4]

Göreve geldiğinden beri aldığı kararlar ve resmi Twitter hesabından attığı tweet’ler ile bir müslüman karşıtı olduğunu apaçık gösteren ve bundan çekinmeyen Trump; bu tutumuyla din ve inanç özgürlüğünün ülkede yaşanmasının önüne bariyerler koymuş oldu. Birleşmiş Milletler (BM) insan hakları raportörleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan 7 ülke vatandaşlarının ABD’ye girişine yasak getirmesiyle uluslararası insan haklarını ihlal ettiğini duyurmuştu. Birleşmiş Milletler (BM) Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü Francois Crepeau, BM Irkçılıkla Mücadele Özel Raportörü Mutuma Ruteere, BM İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Özel Raportörü Ben Emmerson, BM İşkenceyle Mücadele Özel Raportörü Nils Melzer ve BM Din Özgürlüğü Özel Raportörü Ahmed Şahid, yaptıkları ortak bir açıklama ile, “ABD Başkanı Donald Trump’ın, 27 Ocak’ta imzaladığı kararname; din, ırk ve uyruğa dayalı ayrımcılık yapmama ve sınır dışı etmeme ilkesi çerçevesinde ülkeninin uluslararası insan hakları yükümlülüklerini ihlal etmektedir.” İfadelerini kullanmıştı. BM’nin insan hakları uzmanları, “ABD’nin seyahat yasağı, Washington’ın insan hakları yükümlülüklerini ihlal ediyor. Bu kararname, açık bir şekilde ayrımcılık yapıyor ve İslam toplumunun damgalanmasına neden oluyor. ABD’nin göçmen kararı, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük göçmen krizinin ortasında uluslararası korumaya muhtaç olanları sekteye uğratıyor. ABD, uluslararası yükümlülüklerine uymak ve savaştan ve çatışmalardan kaçanları korumak zorundadır. Özellikle, Suriye ve Irak’taki çatışmalarda taraf olan ABD, oradaki çatışmalardan kaçanlara kapılarını açmalıdır.” diyerek uyarıda bulunmuş ve Trump’ın, Irak, İran, Suriye, Sudan, Libya, Somali ve Yemen vatandaşlarının ülkeye girişini yasaklamasına tepki göstermişti. Ama bütün bu açıklamalara karşın Trump yönetimi bir düzeltmeye gitmedi ve Temmuz 2018’de ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’ın nüfusunun çoğu Müslüman 5 ülkenin vatandaşlarına yönelik seyahat yasağını 4’e karşı 5 oyla onayladı. Karar, Trump’ın başkanlık dönemindeki en büyük zaferlerinden biri sayılabilir nitelikte. Yüksek Mahkeme hükmüne gerekçe olarak, Trump’ın yasağına karşı çıkanların, kararın Amerikan Anayasası’na ya da ABD’nin göçmenlik yasalarına aykırı olduğunu ispatlayamamalarını gösterdi.

2. Ayrımcılık ve Toplumsal İstismar

  • Kadınlar

Trump idaresi, kadınlar için üreme sağlığı hizmetlerine erişimi geri çekecek politikaları benimsedi; birçok Amerikalı için ödenebilir meblağda olmayan sağlık sigortası değişikliklerini savundu. Yeni mevzuat kanser taramalarına, doğum kontrolüne ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar için test ve tedaviye ekonomik erişimi olmayan birçok kadını beraberinde getirir nitelikte.

8 Mart 2017 Dünya Kadın Hakları gününde, ABD’nin başkenti Washington DC’de toplanan ve Trump’ı protesto eden yüzbinlerce kadın toplumsal eşitsizliğe vurgu yaparak “Kadınlar Olmadan Bir Gün” başlıklı eylem kapsamında Beyaz Saray’a yürüyerek haklarını talepte bulunmuştu.

  • Çocuklar

ABD yargılama usulleri doğrultusunda her yıl, 18 yaşından küçük 200.000 kişi yetişkin ceza sistemi ile yetişkinmişçesine yargılanıyor ve ABD çocukları şartlı tahliye olmaksızın hapishane hayatına mahkum bırakmayı sürdürüyor.[5]

Ayrıca Trump’ın göçmen politikası doğrultusunda sınırda ebeveynlerinden ayrı bırakılmaya zorlanan çocuklar ve hiçbir bakımdan yeterli olmayan şartlar altında tutulmaları da yıl içinde dünyada ses getiren olaylardan biri olmuştu.

  • Engelli Bireyler

Donald Trump aslında daha devlet başkanı seçilmeden önce engelli bireylere karşı tutumunu açık bir şekilde sergilemiş ve çok fazla tepki almıştı; South Carolina’daki seçim mitinginde konjenital eklem sendromundan muzdarip muhabir Serge Kovaleski’nin taklidini yamıştı. Kovaleski’den “iyi bir muhabir” diye söz etmiş ve “şimdi, bu zavallı adamı görmelisiniz… ” diyerek kollarını ve ellerini tuhaf açılara sokarak çarpıtma suretiyle muhabirin hareketlerini ve konuşmasını taklide girişmişti. Eklemlerin hareket kabiliyetini engelleyen artirogripoz hastası olan Kovaleski’nin özellikle sağ kolunda ve elindeki hareketlerde kısıtlılık gözleniyordu. Bir devlet başkanına asla yakışmayacak bu hareketlerden sonra Trump bir özür dileme zahmetinde bile bulunmamış dahası böyle bir davranışta bulunmadığını öne sürerek bu haberi yapanları özür dilemeye zorlamıştı. Çoğu Amerikalı hala Trump’ın bu davranışından sonra nasıl devlet başkanı olarak seçilebildiğini anlamlandıramıyor, bu konuda yalnız olmadıkları kesin. Sözü geçen haberin videosuna buradan ulaşabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=PX9reO3QnUA

Amerika’da yaşayan engellilerin sosyal hayatta maruz kaldıkları tek şey taklitlerinin yapılarak aşağılanmaları da değil; 2017 tarihli Ruderman Vakfı çalışmasında, ABD’de polis tarafından uygulanan şiddet kullanımının üçte biri ile bir buçuğunun, psikososyal veya zihinsel engelli bireylere yönelik olduğunu göstermiştir.

2019 Trump bütçe planını inceleyecek olursak plan; Sosyal Güvenlik Engellilik Sigortası (SSDI) ve engelli düşük gelirli bireylere (düşük gelirli yaşlılar) yardım sağlayan Ek Güvenlik Geliri (SGK) dahil olmak üzere engellilik programlarını 72 milyar dolar azaltmayı hedefliyor.[6] Bütün bunlar Trump egemenliğindeki Amerika’da engellilere ne kadar değer verildiğini gösteriyor diye düşünüyorum.

Ulusal, Irksal ve Etnik Azınlıklar

  • Siyahilere Yönelik Nefret

ABD tarihinde insan haklarının oluşumu ve yasalarca kabulü sürecine kısaca bakılacak olursa ilk göze çarpacak olan olgulardan biri siyahi halkın sırf ten renklerinden ötürü yıllarca beyaz insanlardan aşağı görülmesi ve bu sorunun günümüz Amerika’sının yasalarında çözümlenmiş gibi dursa bile sosyal hayatta varlığını sürdürmesidir. Amerika’da siyahilerin hakkettiği eşitlik ve bu eşitliğin beyaz ırk tarafından kabul edilişi oldukça sancılı bir süreç olup bu süreç; siyahilerin sürekli ikinci sınıf vatandaş olarak görülüp okulda, otobüste beyazlarla aynı ortamda bulunamamalarını, aynı bölgede ev kiralayamamalarını, bu düzene karşı çıkanların ise vahşice katledilmesini ve özgürlük yolunda binlerce siyahinin hayatlarını kaybetmesini içermektedir. Bu sıralarda biyoloji ve antropoloji sahasında kafa yapısını esas alan birtakım nazariyeler ortaya atılarak siyah ırkın beyaz ırktan daha geri ve kabiliyetsiz bulunduğu hususunda yeni iddialar ortaya atılmıştı. Bu görüş zencileri köle olarak kullanmak isteyenlerin işine geldiği için her tarafta propaganda ediliyor ve zencilerin doğuştan beyazlardan daha kabiliyetsiz, ahlaksızlığa daha fazla meyyal, tembel sebatsız insanlar oldukları ilan ediliyordu. Siyahların sürekli olarak ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördükleri ve bu yüzden onların ayrımcı politikalarla mücadele etmek zorunda kaldıkları ileri sürülmektedir. Amerika’da 1960’lı yıllara kadar olan bu dönemin katı bir ayrımcılık dönemi olduğu görüyoruz.

Barack Obama her ne kadar ilk siyahi devlet başkanı olarak ABD tarihi için bir dönüm noktası ve siyahilerin toplumda hakettiği yerlere gelebildiğinin göstergesi olup umut kaynağı olmuş olsa da bu umutlar; ardından Donald Trump’ın Amerika’yı yeniden harika yap sloganıyla göreve gelmesi, beyaz ırk üstünlüğünü savunucu politikalar izlemesi ile maalesef kısa soluklu olmaktan öteye gidememiştir.  Eski avukatı Michael Cohen; Trump’ın seçim döneminde siyahiler için onlar bana oy vermek için fazla salaklar dediğini açıklayarak böyle bir başkan önderliğinde Amerika’da siyahilerin daha çok aşağılanmaya maruz kalacağını göstermiştir. Nitekim öyle de olmuş Amerika Birleşik Devletleri Trump yönetimi boyunca eski mükemmel günlerine(!) dönme yolunda emin adımlarla ilerlemiştir.

Irksal eşitsizlikler, uyuşturucu yasalarının uygulanması da dahil olmak üzere ABD ceza adalet sisteminin her parçasına yayılmış durumda.

  • Siyahi insanlar toplam nüfusun yüzde 13’ünü ve uyuşturucu kullanan tüm yetişkinlerin yüzde 13’ünü oluşturuyor fakat buna rağmen tüm uyuşturucu tutuklamalarının yüzde 27’sini de siyahi nüfuz oluşturmakta.
  • Siyahi erkekler beyaz erkeklere oranlara yaklaşık altı kat daha fazla tutuklanıyor. Siyahi bir insanın polis tarafından öldürülme oranı beyaz bir insanın polis tarafından öldürülme oranından 2.5 kat daha fazla.
  • Silahsız siyahi bir insanın polis tarafından vurulma olasılığı beyaz bir insanın polis tarafından vurulma olasılığından 5 kat daha muhtemel.[7]

Siyahilere yapılan işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ve cezalar polisin yetki gücünün sınırsız olmasına bağlı zaten yaşanan problemler iken bu gücün kontrolsüz bırakılmasına yönelik politikalar keyfi tutuklama ve gözaltıların, kayıpların daha da artmasına sebebiyet vermektedir.

  • Trump’ın Göçmen Politikası

Kendinden önceki Barack Obama dönemine atıf yaparak Demokratları suçlayan Trump, daha sıkı sınır ve göçmen politikaları uygulamalarıyla “eski yanlışları düzelteceklerini” söyleyerek başkanlık koltuğuna oturmuştu. “ABD bir göçmen kampı olmayacak, mülteci toplama tesisi de olmayacak. Avrupa’da ve diğer yerlerde neler olduğuna bir bakın; bunun ABD’ye de olmasına izin veremeyiz, en azından benim gözetimimde.” diyerek “sıfır tolerans” politikasını uygulamaya koymuştu. Bu politika kapsamında sınırda yıl içerisinde birçok göçmen çocuk ebeveynlerinden ayrı kalmaya zorlanmıştı. Umutsuz çocukların fotoğrafları ve ses kayıtlarıyla beraber Amerikan polisinin alaycı tutumu, Trump’ı rahatsız eden birtakım protestolara yol açmış ve kararından dönmek zorunda kalmaya itmişti.

Daha fazla bilgi için bkz:

https://www.tesadernegi.org/trumpin-tek-basina-yuruttugu-goc-stratejisi-kaos-ve-kargasayla-sonuclandi.html

Orta Amerika ülkeleri Guatemala, Honduras, El Salvador’daki yoksulluk ve şiddet birçok kişiyi göçe zorlamaktadır. Guatemala Meksika arasında sınırı oluşturan Suchiate nehrinden geçerek başlayan göç yolculuğu ortalama bir ay sürmekte, bu yolculuğun önemli bir kısmı yük trenleriyle kat edilmektedir. Meksika üzerinden ABD’ye uzanan göç, Akdeniz rotası ile birlikte göçmenler için en tehlikeli yolculuklardan biridir. Yolculuğun biçimi ve zorlukları farklılık göstermekle birlikte, her iki rotada da devletlerin göçe yaklaşımları nedeniyle düzensiz göçmenler hayatlarını riske ederek güvenli olmayan bir yolculuğa çıkmakta, sınırları geçmeye çalışmaktadırlar. Dikenli teller ve duvarlar göç ve sınırlara ilişkin sıklıkla zihinlerde beliren imgelerdir. Oysa Meksika’dan ABD’ye uzanan yolda sadece kuzey ve güneydeki devletler arasındaki resmi sınırlar değil, koridordaki haydutlar, çeteler, güvenlik kuvvetlerinin şiddeti, açlık, susuzluk, yürüyerek katedilmesi gereken uzun yollar, iklim şartları ve çöller gibi farklı sınırlar da aşılmalıdır.

Son olarak ABD’ye ulaşmaya çalışan Orta Amerikalı göçmenlerin sayısı 2 bin kişi ile başlayıp 7 bin’e ulaşmıştı. Meksika’dan gelecek olan göçmenlerle ilgili sert tedbirler alan ABD Başkanı Trump, göçmenleri bir kez daha tehdit etti. Trump, bu konuda politikasının ‘yakala ve tutukla’ şeklinde olacağını söyledi. Göçmenleri bir tehdit olarak gören ABD Başkanı Donald Trump, “Ülkemizin onlarca yıldır süren tacizden sonra artık bu pahalı ve tehlikeli durum müsamaha göstermesinin bir yolu yok!” yorumunda bulundu. Bir bilinmeze doğru zorlu yolları aşıp ulaşmaya çalışan göçmenleri sınırda Trump’ın sırf bunun için görevlendirdiği silahlı Amerikan askerleri bekliyor.

3. Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Kimliğine Dayalı Şiddet Eylemleri, Ayrımcılık ve Diğer İstismar Türleri

LGBTİ üyelere yönelik şiddet 2017 yılında zirveye ulaşmış ve ölümcül şiddete bağlı olarak en az 29 kişinin öldürüldüğü kayıtlara geçmişti. Öldürülmüş olan kurbanların bir kısmının tanıdıkları, ortakları veya yabancı bir şahıs tarafından öldürüldüğü ortaya çıkmış ve tutuklanmış iken; diğer bir kısmının katilleri henüz tanımlanmamıştır. Bu davalardan bazıları açık transseksüel önyargı içeriyor. Diğerlerinde ise, mağdurun transseksüel statüsü onu evsizliğe zorlamış ve bu durumun onu riske atmış olmasından kaynaklı olabilir. Bu davaların detayları farklılık gösteriyor olsa da ölümcül şiddetin siyahi transseksüel kadınları fazlasıyla etkilediği açıktır. Irkçılık, cinsiyetçilik, homofobi ve transfobi gibi onları savunmasız hale getiren engellerin kesişme noktası istihdam, barınma, sağlık ve diğer ihtiyaçlardan mahrum kalmalarına neden olmuştur.

LGBTİ üyelerinin sosyal hayatta karşılaştıkları zorluklara örnek:

  • Nisan 2017’de Mississippi, dini inançları doğrultusunda; aynı cinsiyetten evlilik yapan, evlilik dışı birlikte olan ve trans kişilere yönelik ayrımcılık yapan kişileri koruyan bir yasa çıkardı.
  • Tennessee, terapistlerin ve danışmanların, dini inançlarına dayanarak LGBT bireylerine hizmet etmeyi reddetmelerine izin veren bir yasa çıkardı.

Kısaca Yazar Görüşü

Amerika Birleşik Devletleri bu yıl 42. defa birçok ülkeye dair tek tek hazırlamış olduğu onlarca sayfa uzunluğundaki İnsan Hakları İhlalleri raporunu yayınladı. Bununla birlikte kendi yapmış olduğu insan hakları ihlallerini görmezden gelmekte ya da normal birer olguymuş gibi sunmakta ısrar etmektedir. Bu durum bana Wittgeinstein’ın “Yalnızca kendini düzelt, dünyayı düzeltmek için yapabileceğin tek şey bu.” sözünü hatırlatıyor. Bu sözü devletler bazında yorumlamamız gerekirse aslında her devletin öncelikli olarak kendi içsel huzurunu ve barış ortamını yakalaması, bu doğrultuda amaca yönelik somut adımlar atması gerektiği sonucuna varabiliriz. Amerika Birleşik Devletleri’nin de içinde bulunduğumuz dünya için yapabileceği en doğru ve aynı zamanda en iyi şey de bu olacaktır diye düşünmekteyim. Tabii bunun gerçekleşmesinde devlet başkanı olarak en büyük sorumluluk Trump’ın kendisine ait.

Trump bu huzurun yakalanmasına destek olmak yerine; göçmenleri hedef alarak onları suçlu ve güvenlik tehdidi olarak görmüş; beyaz milliyetçiliğine dayanarak ırkçı siyaseti empoze etmiş; ve istikrarlı bir şekilde müslüman karşıtı fikir ve politikaları savunmaya devam etmiştir. Trump için her ne kadar bütün bunlar bir ilerleme olarak gözükse de almış olduğu kararlarla çoğu kez yurt içi ve yurt dışında insan haklarının uygulanması noktasında gerileme göstermiştir. Kısaca toparlamak gerekirse Trump; Amerika’yı o eski ırkçılığın ve köleliğin hakim olduğu, fikir ve din özgürlüğünün kısıtlandığı, orantısız gücün kullanıldığı günlerine geri götürmeye yönelik kişisel amaçlarını birer devlet politikası haline getirmiş; bunu yaparken ise ahlaki değerlere bile saygı gösterme gereksiniminde bulunmamıştır.

KAYNAKÇA

Gökpınar, Mahmut. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 120, 2015, Sayfa 17.

Deniz Kızılsümer Özer, Küresel Siyasete Giriş Uluslararası İlişkilerde Kavramlar, Teoriler, Süreçler, On Beşinci Bölüm (s. 351-352). İstanbul: İletişim Yayınları.

Cömert, Kemal. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları’nda Din ve İnanç Özgürlüğü, Yüksek Lisans Tezi, 2010, Sayfa 4, Konya.

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2015-120-1507

https://www.hrw.org/world-report/2018/country-chapters/united-states

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bmden-trumpa-insan-haklari-ihlali-uyarisi/739219

https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151126_donald_trump

https://www.cbpp.org/research/federal-budget/trump-budget-deeply-cuts-health-housing-other-assistance-for-low-and

Amerikan Rüyası İçin Ödenen Bedel: Orta Amerikalı Göçmenlerin Meksika Deneyimi

http://www.habernediyor.com/haber-Trumpin-gocmen-politikasi-yakala-ve-tutukla-44033

https://www.hrc.org/resources/violence-against-the-transgender-community-in-2018

DİPNOTLAR

[1] Gökpınar, Mahmut. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 120, 2015, Sayfa 17.

[2] Özer, Kızılsömer, Deniz. Küresel Siyasete Giriş Uluslararası İlişkilerde Kavramlar, Teoriler, Süreçler, Bölüm: 15, Sayfa 351-352, İstanbul: İletişim Yayınları.

[3] HRW. https://www.hrw.org/world-report/2018/country-chapters/united-states adresinden yararlanıldı.

[4] Cömert, Kemal. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları’nda Din ve İnanç Özgürlüğü, Yüksek Lisans Tezi, 2010, Sayfa 4, Konya.

[5] HRW. https://www.hrw.org/world-report/2018/country-chapters/united-states adresinden yararlanıldı.

[6] Center on Budget and Policy Priorities. 14 Şubat 2018, https://www.cbpp.org/research/federal-budget/trump-budget-deeply-cuts-health-housing-other-assistance-for-low-and adresinden yararlanıldı.

[7] HRW. https://www.hrw.org/world-report/2018/country-chapters/united-states adresinden yararlanıldı.

Yazar Hakkında

Reyyan Esen / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

TESAD

Tarih Ekonomi ve Siyaset Araştırmaları Derneği

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir