Through the Skin
Kaynak: Hakan Sorar

“Through the Skin”: Pandemi Kıskacında Sanatın Dijital Dönüşümü ve Ten’in Anlattıkları

 

İnsan, beden, et, kimlik, deri, kıl, yara, kusur, uzuv, cinsiyet, mahrem, estetik, toplum, politika, saklanmak, utanmak, kaçmak, dokunmak, tanışmak, düşünmek ve barışmak üzerine görsel hikayeler…

Giriş

PG Basement tarafından düzenlenmesi planlanan Through the Skin sergisi, Covid-19 pandemisine bağlı olarak alınan tedbirler nedeniyle dijital platformlar aracılığı ile sanatseverlerle buluşturulmak durumunda kaldı. Söz konusu bu sergiye özel olarak kurgulanan mekân olan PG Online, sanatçı Ahmet Rüstem Ekici tarafından tasarlanmıştır. Bu sergide yer alan çalışmaların çoğu siyah beyaz fotoğraflardan oluşmaktadır. Aynı zamanda ana mekâna açılan çinilerle kaplanmış küçük bir odada ise seriye ait Fujifilm anlık çekim fotoğraflar görülebilmektedir. İzleyiciler galeri mekânında bulunan kütüphaneden de Hakan Sorar’ın sergi hazırlık sürecinde yararlandığı kaynaklara erişebilmektedir.[1] Hakan Sorar GQ’ya verdiği röportajda serginin, patriyarkal beden politikaları ile eril aklın dışlama pratiklerinin dolayımında ideal vücut imgesinden uzağa düşen ve eril normativitenin dışsallaştırdığı bedensel görünümlere odaklandığını belirtmiştir. Serideki çalışmaların beden, kimlik ve queer kuram üçgeninde şekillendiğini salık veren Sorar; çıplaklıktan ve dokunmaktan alıkonulan bireysel varoluşun krizlerini, mahremiyetin sınırlarını aşan ve yeni bir bedensel inşaya yönelen tekil ve kimliği belirsiz bedensel yansımalar aracılığıyla izleyiciye ulaştırdığını eklemektedir.[2] Bu çalışmada ilk olarak Sorar’ın sergideki işleri aracılığıyla aktarmak istediği temel noktalardan bahsedilecek olunup sonrasında beden, kimlik ve cinsellik bağlamında çeşitli değerlendirmeler yapılacaktır.

1. Through the Skin Sergisinin Ana Teması Üzerine Değerlendirmeler

Toplumsal yaşama müdahil olmanın kavşağında bulunan beden, Sorar’ın Through the Skin adlı sergisindeki bedensel temsiller yoluyla farklı perspektiflere kapı aralamaktadır. Yaşayan bedenin kendini, toplumu ve dünyayı algılama biçimlerinin yanı sıra toplumsallaşma ve toplumla bir arada olma hâlinin varoluşu temsil edişi bu serginin çıkış noktasıdır. Sanatçı 2017’den beri üzerinde çalıştığı işleri ile bedene mahsus kılınan kavramsallaştırmaları sorgulamaya açarken aynı zamanda anonim tekilliğe dayanan bedensel temsiller yoluyla bedenin mahremiyetini tüm çıplaklığı ile seyirciye sunmaktadır. Sorar’ın kendi sözleriyle: ​Buradan hareketle, farklı insan bedenleri üzerine yoğunlaşarak tek tip beden formunun ötesine geçmeyi amaçlayan seri, seyirciyi kendilik deneyiminin biricikliği ve bedenin objesi[3] meselesine dair sorgulamalar üretmeye davet ediyor.[4]

Bedeni ele alan çalışmalarında tanımlamaların ötesine geçen ve salt maddi zemindeki ontolojik kurulumu ile bedene yaklaştığını belirten sanatçı, toplumsal hayatta bedeni Foucaultcu kaygılarla (bedenin biyopolitik bir hareket alanı olarak toplumsal düzlemde politize edilmesi açısından) hareket ederek baskılayan, tek tipleyen ve tahakküme tabi kılan eril normatif değerleri baş aşağı çevirmektedir.[5] Bedenin tam anlamıyla inşa edilme sürecinin sona ermediğini belirten sanatçı bunu şu şekilde açıklığa kavuşturur: Bedenin her zaman ‘eksik’, tamamlanmamış olduğuna inanırım. Doğrusu, bedenin inşa süreci hiç bitmez. Bu eksiklik düşüncesi, gelişime/değişime dair bir imkân sahası yaratır.[6]

Eril iktidarın normatif değerleri üzerine inşa edilmiş bedensel temsiller ile her daim sorunu olduğunu belirten sanatçı, bir açıdan biyopolitik beden mefhumlarına yönelik diyebileceğimiz bu rahatsızlığından dolayı çalışmalarını beden, kimlik, cinsiyet ve iktidar nosyonları ile beden/mekân ve beden/nesne temelinde ortaya çıkardığını belirtmektedir. Sanatçının çalışmaları adeta Mehmet Erguvan’ın 1998’de ilk baskısı yapıldıktan sonra  yasaklanan kitabı “Pusudaki Ten”i akıllara getirmektedir. Bu noktada ise çalışmalarına dair şunları aktarmaktadır: Bedenle olan derdimden hareketle yeşeren Through the Skin serisinin sunduğu anonim bedenler, toplumsal alandaki çeşitli baskı mekanizmalarınca üretilen normalleştirme, idealize etme, ıslah etme, şekillendirme ve örtme pratiklerine gözünü dikiyor.[7]

Sorar sergideki çalışmaların anonimlik mefhumu bağlamında tekil bedensel imajlar dolayımında bir bedensel görünüm aktarımı yaptığını ifade etmektedir.[8] Bununla ilişkili olarak da sergideki fotoğraflar incelendiği vakit ilk anda akla gelen sorulardan birisi sanatçının neden “erkek” bedenler özelinde bir aktarım yapmayı tercih ettiğidir. Zira bu, anonimlik mefhumu bağlamında pratiğe dökülen bu çalışmalarda göze çarpan önemli bir husustur. Sanatçı bu noktaya açıklık getirmek için şunu söylemektedir: Bu seride eril aklın ‘erkeklik’ atfettiği bedenleri görüyoruz. Maksadım, herhangi bir beden formunu, cinsiyeti, kimliği yüceltmek değil. Tam aksine bedenin kendi olma hali üzerinde durmak… Fotoğrafladığım bedenler, cinsiyet ve kimlikten azade, benim için herhangi bir bedeni temsil ediyor. Bir bedenin potansiyelinin, kadın/erkek gibi her türlü ikiliğin ötesinde olduğunu düşünüyorum. Sanatsal pratiğimde norm dışı tüm bedenlere dokunmak ve yer vermek istiyorum.[9]

Kaynak: Hakan Sorar

Bununla ilişkili olarak da sanatçı; anonimlik mefhumu çerçevesinde sergideki bazı çalışmalarda çiniler ile bir arada görüntülenen fotoğrafların izleyiciye aktarmak istediğinin, tene içkin kılınan bireysel varlığın kimlikten soyutlanarak mahremiyet etiğinin tartışmaya açılması olduğunu belirtmektedir. Anonimlik mefhumu ekseninde bedensel temsilin kimliklere bağlı kılınan varlığını kırarak çinilerle bir özdeşim yarattığını belirten sanatçı, suretlerin aksine bedendeki yaralar ve kırışıklıklar gibi daha mikro boyutlu unsurlara odaklandığını ve bu şekilde ise her bedenin biricikliğine vurgu yapmaya çalıştığını belirtmektedir.[10] Sanatçının tüm bu fotoğraf çalışmalarında beden ve nesne arasındaki çizgiyi belirsizleştirerek çeşitli iktidar düzenekleri tarafından denetlenen, şekillendirilen ve objeleştirilen bedeni sorgulamaya açtığı net bir şekilde görülmektedir.

Kaynak: Hakan Sorar

Sergideki anonim bedenler aracılığıyla yaratılan “tekillik” vurgusunun esasında bir yanılsama olduğunu açığa çıkaran bu açıklama ile sanatçının vurgulamaya çalıştığı nokta tam anlamıyla, bedenlerin çoklu potansiyellerinden soyutlanarak bir tekilliğe hapsedildiğidir. İkili cinsiyet anlayışının dayattığı siyah/beyaz yanılsaması içinde eriyen beden ve kimlik, cis-heteropatriyarkal[11] iktidar tahakkümüne maruz kalmaktadır. Ancak bütün bunlar hem bir yandan tekilliğe kıstırılan çoğulluk/çokluk potansiyellerini deşifre eden izler barındırmakta hem de cis-heteropatriyarkal tahakküm düzeneklerinin yalnızca bedeni değil aynı zamanda beden dolayımında hayat bulan duyguları, düşünceleri ve kimliği de baskıladığını ifade etmektedir.[12]

Sorar, beden mefhumunun politik bir alan olduğu vurgusunu ihmal etmediği açıklamalarında bedenin varoluşunun ve bedensel temsilin gerek adlandırmalar gerekse nitelemeler yoluyla eril iktidar pratiklerinin bir savaşım alanı hâline getirildiğini deşifre etmektedir. Bu savaşım alanında ise kimlik ile kesişimsel boyutlara sahip olan beden, iktidarın yok saydığı veya görmezden geldiği ve bir baskı politikasına maruz bıraktığı bir nesne hâline gelmektedir. Her bedenin kendi çoklu kimliksel varoluşları olduğunu hatırlatan bu çalışmalarında sanatçı adeta anonim çıplak bedenlerin, eril iktidarın biyopolitik kontrolünü yapıbozumuna uğratmak maksadıyla tekillik ekseninde çokluğa vurgu yaptığını anlatmaktadır.

Sorar, eril iktidarın yarattığı, bireysel ve toplumsal yaşamın her alanında kendini hissettiren hegemonyanın özne ile nesne oluş arasındaki gelgitleri de beraberinde getirdiğini şu sözleriyle desteklemektedir: Toplumsal alanda özne ile nesne olma arasında gidip gelen beden, onanmak için şekilden şekle giriyor. Nesne olma durumunu yeşerten toplumsal dil, bedene; çirkin, kusurlu, şişman, hastalıklı, yaşlı olduğunu söylüyor. Bu mekanizmalar ile özne özgürlük yanılsamasıyla kendini gerçekleştiriyor, kapıyor/örtüyor, saklıyor/saklanıyor, böylelikle oto sansürünü içselleştiriyor. Durum âdeta günlük rutin hâline geliyor.[13]

Kaynak: Hakan Sorar

Sorar, her ne kadar pandemiye bağlı olarak sergiyi tam anlamıyla fiziksel ortamda sanatseverler ile buluşturamadığını ifade etse de son yıllarda bazı müzelerin ve galerilerin 360 derece gezilebilir dijital sergi platformları oluşturduğunu söylüyor. Bunun da temelde izleyiciler açısından yeni bir görme biçiminin habercisi olduğunu belirtmektedir. Pandemiye bağlı olarak sanatsal üretme biçiminin bir değişime uğradığını belirten sanatçı, söz konusu koşullar altında çalışmalarını farklı bir boyutta üretmeye devam ettiğini ancak çalışmalarının temalarının değişmediğini ifade etmektedir. Pandemiye bağlı olarak ortaya çıkan türlü olumsuzlukların yanı sıra sanatçı, bireysel olarak kendine ayırdığı zamanda ve sanatsal üretiminde olumlu birtakım değişimlerin yaşandığını da belirtmektedir.[14] Sanatsal üretimin her koşulda kendine bir alan yaratacağını aktaran sanatçı, pandemi sonrası dönemde de sanatsal çalışmaların sergilenmesinin ve satılmasının daha da dijitalleşeceği fikrindedir.[15] Pandeminin adeta yeni tip sanatsal üretim ve pazarlama döneminin bir habercisi olduğunu belirten Sorar, sanatın her daim kendine bir üretim alanı yaratacağını belirtirken aynı zamanda sanatçıların da bu yeni tip sanatsal üretim noktasında kendilerini yenileyeceğini ekler.[16]

2.    Normativite, Toplumsal Cinsiyet ve Sanatsal Üretim Bağlamında Through the Skin

Through the Skin sergisi üzerine yazılı ve görsel basında yer alan açıklamalar ile sanatçının serginin oluşum aşamaları ve sergideki işlerine dair verdiği röportajların aktarıldığı ilk kısmı takiben bu bölümde; normativite/normallik algısı, toplumsal cinsiyet mefhumu ve sanatsal üretim pratikleri bağlamında bir değerlendirme yapılacaktır. Söz konusu bu değerlendirmeler, sergide çarpıcı bir biçimde sunulan ve yerleşik beden algılarını yapıbozumuna uğratan natüralist üslubun masaya yatırarak tartışmaya açtığı birtakım yenilikçi anlayışları yansıtması bakımından önemlidir. Bu yenilikçi anlayışlar esas olarak birçok disiplinde ve yaşamın hemen her alanında yüzyıllardır tartışma konusu edilen ancak tamamen net bir sonuca varılamayan problematik meselelere işaret ederek hakikatin bilgisinin sorgulanmasını sağlamaktadır. Bu anlamda ise ilk olarak, her şeyin temelinde yer alan ve insan kültürünü yapılandıran “norm ve normativite/normallik algısı” meselesinin üzerinde durulması mantıklı olacaktır.

Normlar, kamusal ilişkileri şekillendirmek ve toplumsal ilişki alanı içinde kendi konfor alanını yaratabilmek için iktidar tarafından oluşturulan düzeneklere işaret etmektedir. İktidar tarafından üretilen normlar ise kendine içkin olarak baskıcıdır ve eylem hâlini bozar. Bu anlamda ise normların ortaya çıkış motivasyonunun iktidarın güçlendirilmesi çabası olduğu aşikâr olmaktadır. Foucault’dan yola çıkılacak olunursa da iktidarın “normal olanı” yönlendirmesinin bedenler aracılığı ile olduğu, bedenleri adeta kendine tabi kılarak bir tahakküm ilişkisi bağlamında toplumsal ilişki ve eylem alanlarını dönüştürdüğü ve hegemonik yapısallığı bağlamında bu ilişki ve eylem alanlarını yeniden yorumladığı görülecektir. Bedenin bu bağlamda iktidarın politik bir savaşım alanı olarak ele alınması ise bedenin açık bir biçimde bir mücadele ve müdahale alanı olarak imlenmesini sağlamaktadır. Bu bakımdan disiplin toplumunun esas amacının, iktidarın hegemonik baskı düzenekleri yoluyla dayattığı normallik algısını içselleştiren ve yaşamını bu doğrultuda idame ettiren itaatkâr bedenler yaratmak olduğu söylenebilir.[17]

Sorar’ın Through the Skin’de izleyicilere aktarmak istediklerinin önce bu bağlamda değerlendirilmesi ve ardından diğer meseleler ışığında yeni sulara yelken açılması daha doğru gözükmektedir. Zira gerek toplumsal cinsiyet mefhumu gerekse sanatsal üretim pratikleri, hayatın her alanında karşılaşılan iktidar nosyonu ve tahakküm düzeneklerinin içkinliğinden bağımsız değildir. İktidarın karşı konulamaz gibi gözüken sınırsız müdahalelerine karşı beden çapında yapılan politik mücadelelerin anlaşılması ve değer kazanması için öncelikle bedeni bir müdahale ve mücadele alanı olmaya zorlayan “normativite” meselesi dikkatlice incelenmelidir.

Sergide yer alan çalışmalar dikkatli bir şekilde incelendiğinde sanatçının, esas olarak toplumsal düzlemde anlamını bulan “normal beden” algısını yapıbozumuna uğratmaya dönük bir uğraş içinde olduğu göze çarpacaktır. Bedende yıllar içinde yer edinen ve her biri farklı bir yaşam deneyimine işaret eden oluşumları dışlamadan, anonim bir kimlik arkasında bedene dair aktarmak istediği tüm “çarpıklıkları” gözler önüne seren bu çalışmalarda, toplumsal beden algısına içkin kılınan normativitenin eleştirel bir yorumu rahatlıkla görülebilir.

Bedene ve bedenin kimliğine dair bilişsel olarak şemalara dökülmüş toplumsal cinsiyetli kalıp yargılar da bu çalışmadaki eleştirel yeniden var ediş pratiklerinden nasibini almaktadır. Çalışmaların izleyiciye anlattığı en mühim şey ise insan bedeninin apolitik bir yoruma açık olmadığıdır. Kilo, boy, kıl, yara bere izleri, yıpranmışlık, deri döküntüleri, yağlılık, parlaklık, kaslılık gibi birçok açıdan bedene ilişkin kriter temel olarak toplumsal normal beden algısını şekillendirirken iktidar düzeneklerinin hegemonik taleplerinden muaf değildir. Tüm bunlarla iç içe bir vaziyette yer alan bir diğer mefhum ise cinsiyettir.

Kaynak: Hakan Sorar

Her ne kadar genel algı, sergideki çalışmaların kadın bedenini dışladığına ve erkek bedeni etrafında şekillendiğine yönelik olsa da Sorar’ın da belirttiği gibi çalışmaların asıl yapmak istediği anonimlik mefhumu bağlamında, toplumsal cinsiyetlendirilmiş “erkek” ve “kadın” bedenlerini yeniden yorumlamaktır. Bu da bakan öznelerin bakışlarının yöneldiği nesnelerin kimliklerinin anonimleştirilerek bakışlardaki yanlılıkların da silikleştirilmesi çabasına işaret etmektedir. En genel görünümü ile sergideki çalışmalara bakan bir gözün göreceği, çoğunlukla “erkek” bedenlerin bu çalışmalara konuşlandırıldığı olacaktır. Ancak Sorar’ın burada yapmaya çalıştığı şey bakışlardaki erilliğin sembolik temsile yansımalarını kırılganlaştırarak sanatsal üretimde kristalize olan toplumsal cinsiyetlendirilmiş beden algısını yapıbozumuna uğratmaktır.

Bir açıdan bedene dair çeşitli parçaları ayrıksı olarak veren sanatçı, bedenin geştalt bir unsur olarak tümden toplumsal cinsiyete endekslenmesine başkaldırır. Tam olarak burada ise evrensel hüviyete büründürülen eril bakışın[18] kuşatılarak zorunlu bir dönüşüme tabi tutulması göze çarpar. Bu açıdan Bahrani’nin Lacanyen bakışı ve sembolik düzeni irdeleyerek toplumsal cinsiyetlendirilmiş beden mefhumunu ve fallik/eril iktidarın bu bakışlar dolayımında bu sembolik düzende edindiği yeri özetlediği şu pasajlar oldukça önem kazanmaktadır:

… çıplak ya da cinselleştirilmiş figürlere ilişkin temsiller estetik ideallerin, toplumsal geleneklerin ve hatta salt toplumsal cinsiyet hiyerarşilerinin bir yansımasından çok daha fazlası haline gelir.

Bununla birlikte bakış etkin olduğu sürece, failliği ve iktidarı imler, sembolik düzenin fallik yapısını gösterir ve böylece hem Lacancı teoride hem de bazı feminist eleştirilerde erillikle aynı eksene yerleşir.[19]

Görüldüğü üzere Sorar’ın sergideki çalışmalarının irdelenmesi noktasında Bahrani’nin Mezopotamya sanatındaki toplumsal cinsiyet mefhumuna bağlı estetik temsilleri ele aldığı çalışmasındaki kimi görüşler oldukça yararlı olmaktadır. Bu noktada dikkate değer bir diğer husus, çalışmalardaki çıplak beden sunumlarının toplumsal cinsiyet normativitesi bağlamında bedene örtülen ve bedeni baskılayan mahremiyet perdesini kaldırarak fiziksel görünüme indirgenen cinselliğin ancak daha bütüncül ve kuşatıcı bir bakış ile ele alınabileceğini dile getirdiğidir. Cinselliğin doğrudan bedenin yüzeyinde beliren bir semptom olduğu görüşünü yansıtan biyolojik özcülüğü reddeden bu tutum, bedenin tarihsel ve sosyolojik bağlamı içinde sosyal inşaya tabi kılınarak üretildiğini ve yeniden üretildiğini öne süren bakış açısını onaylamaktadır. Bu açıdan açık bir şekilde görülmektedir ki erkeklik de kadınlık gibi maddi bir üretim sistemine tabidir ve toplumsal cinsiyet ideolojisinin dışında düşünülemez.[20]

Kimlikler üzerinden yürütülen siyasete, bazı kimliklerin yerle bir edilerek bir diğerinin daha imtiyazlı kılındığı sosyopolitik angajmana ve özellikle de beden ile beden temsilleri kesişiminde hayat bulan kimlik çeşitliliğinin maruz bırakıldığı ayrımcılığa bir başkaldırı niteliğinde değerlendirilebilecek bu sergi çok fazla şeyi ifade etmektedir. “Mahremiyet” çemberine alınarak bastırılan, erotizmi salt fiziksel görünümüne indirgenerek hegemonik baskı ve tehdit unsurlarına maruz kalmaya zorlanan bedenlerin sessiz çığlığı olarak da nitelendirilebilecek bu sergi; insan uygarlığını birleştirecek gücü, insanlığın en temel görünümlerini tüm çıplaklığı ile yansıtarak açığa çıkarmaya çalışmaktadır. Bu da esasında insanın bakışını yönlendiren, neyi görüp neyi göremeyeceğine onun adına karar veren sosyokültürel iktidar düzeneklerine[21] karşı bir var oluş mücadelesi olarak görülebilir.

Sergiye ilişkin izlenimlerin ele alınacağı son mesele ise özellikle içinde bulunulan pandemi dönemine denk geliş ile birlikte uyanan sanal sergi fikirleri, post-korona dönemde sanatsal üretim pratiklerinin geçireceği dönüşüm ve bu dönüşümün izlerine pandemi hâlâ daha büyük bir hızla devam ediyorken rastlamanın mümkün olup olmadığıdır. Sergiyi ele alan yazılı ve görsel medyadaki çalışmaların da gösterdiği gibi Sorar, dijital sanat üretimi noktasında yenilikçi bir bakış açısı ile kendi sanatına bir üretim alanı yaratarak bir anlamda yeni bir mücadele alanının sanatsal izdüşümünü canlandırmıştır. Özellikle sokağa çıkmanın ve toplu hâlde bir etkinlikte bulunmanın neredeyse imkânsızlaştığı pandemi döneminde, sanatsal üretimin estetik önemini yitirmeden bir ifade ediş alanı yaratmasında kendini bulan aktivizm önemli bir noktaya işaret etmektedir.

Toplumsal süreç boyunca yaşanan kimi gelişmeler ışığında kültürel üretim ve aktarım pratikleri bu gelişmelerden etkilenip şekillenmektedir. Sanatçının niyetleri ve amaçları bağlamında bir araya gelen unsurların izdüşümüne sanat eserlerinde rastlanırken bu izdüşümleri insana ve topluma dair birtakım meseleleri de imlemektedir. Sanat eseri dolayımında bir kimlik oluşum sürecini açığa çıkaran sanatçı esasında, toplumsal olarak kendini yaratmanın estetik idealler ve kaygılar üzerine inşa edilmiş pratiğini hayata geçirmektedir.[22] Toplumsal oluşum süreci ise sanatsal üretimin ve sanatçının bu üretim pratikleri aracılığıyla aktarmaya çalıştığı kimliğin yapısındaki yansımaları ve değişimleri de etkilemektedir. Sanatçıyı etkileyen sosyal, kültürel, politik, ekonomik, psikolojik, düşünsel ve kuramsal birçok etmenin bir arada oluşunun ortak etkisi olarak görülebilecek bu süreç sanatsal üretim pratiklerinin aktarımlarını sanatçının kimliği ile bir bütün hâline getirmektedir.[23]

Bu açıdan Sorar’ın sergisi iki noktaya işaret etmektedir. Bunlardan ilki post-korona döneminde sanatın ve sanatsal üretim pratiklerinin dijitalleşmesinin yaygınlaşarak “yeni normalin yeni normu” hâlini alması ihtimalidir. Kamusal alanda bir araya gelmenin verdiği psikolojik etkinin çoğunlukla ve bir ihtimal tamamen sanal ortamda sürdürülerek dijital bir sanatsal aktivizm ve ifade ediş alanının yaratılması oldukça etkileyici bir fikir olarak gözükmektedir. Bununla birlikte Sorar’ın sergideki çalışmalarıyla aktarmak istedikleri bahsedilen toplumsal oluşum süreci ve etkileri bağlamında ele alınacak olunursa karşılaşılacak ikinci olgu ise anonimlik mefhumu ardına gizlenen çalışmalarda sanatçının kendi kimliğinden bazı parçaları ve mücadele alanlarını bulmanın da mümkün olduğudur. Nitekim sanatçı verdiği röportajlarda sergideki çalışmaları kendi bedeni ile olan barışma sürecine atfettiğini ifade etmiştir.

Sonuç

Sanatsal üretim çabası ve yeni sanatsal üretim pratikleri Covid-19 pandemisinin alınmasını zorunlu kıldığı sosyal mesafe ve karantina gibi önlemlere rağmen varlığını devam ettirmektedir. Sanatçılar pandeminin olumsuz etkilerinin ve bu etkileri en aza indirmek amacıyla alınan önlemlerin izin verdiği sınırların dışına çıkma gayreti göstererek sanatsal üretimlerini geleneksel yüz yüze etkileşim ortamının prangalarından kurtarmaya çalışarak dinamik bir eylemlilik hâli sergilemektedirler. Sanatsal üretimlerini dijital platformlara taşıyarak hem daha yenilikçi bir bakış açısıyla insan gerçeğine ve doğaya yaklaşma imkânını elde edebilmekte hem de çok farklı kesimlerden daha fazla insana hitap edebilme fırsatını yakalamaktadırlar. Hakan Sorar da bu tür bir yenilikçi sanatsal üretimi hayata geçiren sanatçılardan birisidir.

Through the Skin adlı sergisinde yer alan çalışmalarında beden, kimlik ve cinsellik mefhumlarına anonimlik mefhumunun arkasına gizlediği insanların görünümleri aracılığıyla yaklaşan ve çok farklı bakış açılarını harekete geçirmeye çalışan sanatçı, kartezyen düşünce sınırları içine hapsedilmiş beden temsillerini ve kimlikleri ele almaktadır denilebilir. Cis-heteroseksist düşünce biçiminin kadın ve erkek kimlik çeşitliliğini hapsettiği ikili sistemi reddeden bir tutum benimseyen sanatçı aynı zamanda bedeni, bir oluş ve akış hâli içine gizlenmiş potansiyeller bütünü olarak tüm çıplaklığı ve yaşanmışlığı ile izleyicilere aktarmaktadır. Bu açıdan da insan gerçeğini “mahremiyet” algısının çarpıklığı bağlamında sınırlayan ve görünmez kılan tutucu düşünce kalıplarını da kırarak sanatının ve düşünce dünyasının yenilikçi yönünü de açığa çıkarmaktadır. Pandeminin kitlesel hareketlenmeleri ve sanatsal etkinliklere fiziksel olarak toplu hâlde erişimi kısıtladığı bu günlerde Sorar ve benzeri sanatçıların çalışmaları hem dünyada hem de Türkiye’de sanatseverleri ve toplumun tamamını besleyici niteliktedir. Bu zorlu koşullara rağmen tek tek bireylerin ve toplumun genelinin insan hakikatine farklı perspektiflerden yaklaşmalarına yönelik bir çabanın ürünü olarak da değerlendirilebilecek bu çalışmalar esasında, kimlik çeşitliliğinin iktidar erkleri tarafından birer tehdit unsuru olarak sunularak toplumsal nefreti körükleyici bir hâl almasına karşı bir başkaldırı olarak görülebilir.

 


Kaynakça

Aktürk, H. “Uygarlığın Huzursuzluğu Kitap Analizi”, dipnot 17, TESAD, 3 Temmuz 2020, https://www.tesadernegi.org/uygarligin-huzursuzlugu-kitap-analizi.html?418302&418302 (E.T. 29.06.2020).

Artkolik, Hakan Sorar: “Through the Skin”, 8 Mayıs 2020, https://www.artkolik.net/sergiler/hakan-sorar-through-the-skin-7921 (E.T. 28.06.2020).

Bahrani, Z. Babil’in Kadınları: Mezopotamya’da Toplumsal Cinsiyet ve Temsil, Çev. Sercan Çalcı, Kolektif Kitap, İstanbul, 2018.

Bingöl, P. “Varlığını Yaratarak İfade Eden İnsan: “Sanatçı””, Doğu Batı Düşünce Dergisi, 6: 23, 2012.

Demirbilek, G. “Bedene, kimliğe, cinsiyete ve tanışmaya dair: “Through the Skin””, Kaos GL, 5 Haziran 2020, https://www.kaosgl.org/haber/bedene-kimlige-cinsiyete-ve-tanismaya-dair-through-the-skin (E.T. 29.06.2020).

Doğan, H.“Çağdaş Bir Eğilim Olarak Abject Art (İğrenç Sanat)”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 5:46, Mayıs 2017, s.421-436.

Fischer,E. Überlegungen zur Situaiton der Kunst, Diogenes Verlag, 1971, akt. Pınar Bingöl, “Varlığını Yaratarak İfade Eden İnsan: “Sanatçı””, Doğu Batı Düşünce Dergisi, 6: 23, 2012.

GQ, 5 Soruda Hakan Sorar’ın Dijital Sergisi Through the Skin, 21 Mayıs 2020, https://gq.com.tr/roportaj/5-soruda-hakan-sorarin-dijital-sergisi-through-the-skin (E.T. 28.06.2020).

Hood, B. Benlik Yanılsaması, Çev. Eyüphan Özdemir, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2014.

Nil, S. Hakan Sorar, https://www.savingnil.com/en/collections/hakan-sorar (E.T. 29.06.2020).

Özmakas, U. Biyopolitika: İktidar ve Direniş, İletişim Yayınları, İstanbul, 2018.

Pekdoğan, Damla Merve. ““Her Beden Biricik ve Tekildir””, Artful Living, 4 Haziran 2020, https://www.artfulliving.com.tr/sanat/her-beden-biricik-ve-tekildir-i-21300 (E.T. 29.06.2020).

Tabak, Ö. “Hakan Sorar: “Sanat Her Koşulda Kendine Bir Alan Yaratır””, ArtDog İstanbul, 11 Mayıs 2020, https://www.artdogistanbul.com/headline/hakan-sorar-sanat-her-kosulda-kendine-bir-alan-yaratir.htm (E.T. 29.06.2020).

Tekin, A. “Mahremiyeti sorgulamak daha erotik”, Yuzu Magazin, Mayıs 2020, https://www.yuzumagazine.com/mahremiyeti-sorgulamak-daha-erotik (E.T. 29.06.2020).

 

Dipnotlar

[1] Artkolik, Hakan Sorar: “Through the Skin”, 8 Mayıs 2020, https://www.artkolik.net/sergiler/hakan-sorar-through-the-skin-7921 (E.T. 28.06.2020).

[2] GQ, 5 Soruda Hakan Sorar’ın Dijital Sergisi Through the Skin, 21 Mayıs 2020, https://gq.com.tr/roportaj/5-soruda-hakan-sorarin-dijital-sergisi-through-the-skin (E.T. 28.06.2020).

[3]  “Abject kavramı, iğrenç, aşağılık, yasaklanmış, dışlanmış olarak Türkçeye çevrilebilir. Bu kavramdan yola çıkan sanatsal eğilimi ‘İğrenç  Sanat’  olarak adlandırabiliriz. Abject ya da iğrenç olan şey dışladığımız ancak yine de kendisine karşı bir çekim hissettiğimiz, kendimizle ve dünyayla ilgili kuralcı ve katı düşüncelerimize zarar veren, dünya ve benlik algımıza dair güvenimizi ve cesaretimizi kıran şey olarak tanımlanabilir.”  Hatice Doğan, “Çağdaş Bir Eğilim Olarak Abject Art (İğrenç Sanat)”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 5:46, Mayıs 2017, ss.421-436.

[4] Damla Merve Pekdoğan, ““Her Beden Biricik ve Tekildir””, Artful Living, 4 Haziran 2020, https://www.artfulliving.com.tr/sanat/her-beden-biricik-ve-tekildir-i-21300 (E.T. 29.06.2020).

[5] A.g.e.

[6] Gözde Demirbilek, “Bedene, kimliğe, cinsiyete ve tanışmaya dair: “Through the Skin””, Kaos GL, 5 Haziran 2020, https://www.kaosgl.org/haber/bedene-kimlige-cinsiyete-ve-tanismaya-dair-through-the-skin (E.T. 29.06.2020).

[7] Alp Tekin, “Mahremiyeti sorgulamak daha erotik”, Yuzu Magazin, Mayıs 2020, https://www.yuzumagazine.com/mahremiyeti-sorgulamak-daha-erotik (E.T. 29.06.2020).

[8] A.g.e., Damla Merve Pekdoğan.

[9] A.g.e., Alp Tekin.

[10] A.g.e., GQ.

[11] Hüseyin Aktürk, “Uygarlığın Huzursuzluğu Kitap Analizi”, dipnot 17, TESAD, 3 Temmuz 2020, https://www.tesadernegi.org/uygarligin-huzursuzlugu-kitap-analizi.html?418302&418302 (E.T. 29.06.2020).

[12] A.g.e., Damla Merve Pekdoğan.

[13] Özge Tabak, “Hakan Sorar: “Sanat Her Koşulda Kendine Bir Alan Yaratır””, ArtDog İstanbul, 11 Mayıs 2020, https://www.artdogistanbul.com/headline/hakan-sorar-sanat-her-kosulda-kendine-bir-alan-yaratir.htm (E.T. 29.06.2020).

[14] A.g.e.

[15] A.g.e., GQ.

[16] A.g.e., Özge Tabak.

[17] Utku Özmakas, Biyopolitika: İktidar ve Direniş, İletişim Yayınları, İstanbul, 2018, s. 47, 57-59.

[18] Zainab Bahrani, Babil’in Kadınları: Mezopotamya’da Toplumsal Cinsiyet ve Temsil, Çev. Sercan Çalcı, Kolektif Kitap, İstanbul, 2018, s. 125.

[19] A.g.e., s. 124.

[20] A.g.e., s. 88.

[21] Bruce Hood, Benlik Yanılsaması, Çev. Eyüphan Özdemir, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2014, s. 246.

[22] Pınar Bingöl, “Varlığını Yaratarak İfade Eden İnsan: “Sanatçı””, Doğu Batı Düşünce Dergisi, 6: 23, 2012, s. 261.

[23] Ernst Fischer, Überlegungen zur Situaiton der Kunst, Diogenes Verlag, 1971, s. 115, akt. Pınar Bingöl, “Varlığını Yaratarak İfade Eden İnsan: “Sanatçı””, Doğu Batı Düşünce Dergisi, 6: 23, 2012, s. 262.