grafiti
Kaynak: Warren Pettine / Getty Images

Tarihi Yeniden Yazmak

İsimlerimizi büyük anıtların üzerine kazımak bin yıllardır var olan bir gelenek. Peki bunu neden yaparız?

Byron, Avrupa’ya yaptığı büyük turlardan ilkinde, ismini Ege kıyısında bulunan Poseidon Tapınağı’nın kolon tabanına kazımıştı. Orada kalan ismin Byron’un kendisi tarafından bizzat yazılmamış olma olasılığı olsa da olay, anıtın tarihinin bir parçası haline geldi ve ismi hayranları tarafından anıt üzerine kazınmış yüzlerce ismin arasından arandı.

Modern grafiti ise çok farklı bir tepkiyle karşılandı. 2014 yılında bir Rus turist, Roma’daki bir kolezyumun duvarına kocaman bir “K” yazdığı için 20,000 Euro para cezasına çarptırılmıştı. Olay o sene yaşanan benzer olayların beşincisiydi. Bir yıl öncesinde de Çinli bir turist, ismini Luxor şehrinde, II. Ramses Tapınağı’nda bulunan bir heykelin gövdesine kazıyarak kendini manşetlere taşımıştı.

Peki bu olayların arkasında yatan fikir nedir? Turistler, anıtın tarihinin bir parçası olmak için şöhreti mi hedefliyorlar? Yoksa yaptıkları bu şey, bölgeyi ziyaret ederken yapılması gerek şeylerin bir parçası mı? Daha da öteye gidecek olursak, eşit derecede tahrip edici olan tarihsel grafiti, neden anımsatıcı ve cezbedici olarak görülüyor? Arkalarında yatan fikir eninde sonunda muhtemelen aynı. Fakat geçen süreyle beraber grafiti, aksi halde yok olma olasılığı taşıyan yaşamlar ve anıtlar hakkında bize fikir veriyor.

Bir insanın ismini içeren, bir anıtın üzerine yapılmış olan grafitinin ilk örneği Mısır’da, Wadi Hammamat’taki bir mağaranın içinde Lionel Casson tarafından saptandı. III. Mentuhotep’in hizmetindeki bir yetkilinin adı, Hena, başarılarını içeren bir liste ile kumtaşına kazınmış. Saçaklar (sütunlu revaklar) Antik Yunan döneminde de filozofların buluşma yerleri, öğrenciler için de ders yapılabilir alanlar olarak geçiyordu. Dolayısıyla duvarlarına alfabelerin ve de Homeros ile ilgili dizelerin yazılmış olduğunu görüyoruz. Öğrencilerin üzerine çalışmalarını kaydettikleri mumdan tabletler ve papirüs parçaları kaybolduğunda yazımdaki farklılıklar, bize kullandıkları lehçeler ve eğitim seviyeleri hakkında devasa boyutta bilgi sunuyor.

Tabi sadece anıtlarla ve yapıtlarla sınırlı kalmıyor: M.Ö. 490 Maraton Muharebesi’nde yer almış, sayıları az olmasına rağmen Atinalıları savaşmaları için ikna etmiş bir general olan Miltiades, kuşandığı miğfere adını kazımış. Bulgunun katman bilgisi ve yakınlarda bulunan Persli miğferinin bağlanımı temel alındığında Miltiades’in, Zeus’a adağın kimden geldiğini bilmesi için bronz renkteki yanak koruyucusunun içine ismini kazıyarak, savaşta kuşandığı asıl miğferi adadığı anlaşılıyor. Atina Kent Meydanı’nda da Spartalılar’a ait bir kalkan bulundu. Kalkanda, kalkanın M.Ö. 425 Sphakteria Savaşı esnasında Atinalılar tarafından ele geçirildiğini belirten bir yazı bulunuyordu. Yazıları, asıl kaynaklarını sağladıkları için bu grafiti olmasaydı nesne yine de etkileyici olacaktı, fakat tarihçiler için daha kullanışsız olacaktı.

Grafitinin antik dönemlerdeki yaygınlığını gösteren en iyi yer, yüksek seviyedeki korunmanın bütün grafiti tiplerini sağlam bir şekilde tuttuğu Pompei olabilir. Propaganda yapmak isteyen politikacılardan aşkın, kabalığın, basit şakaların ve imgelerin ilanına grafiti, aksi halde kaybolacak olan sıradan insanların yaşamının iç yüzünü anlamaktır. Bu yazılar aracılığı ile günlük yaşamdan kesitler görürüz; han duvarı üstündeki “Kavga edeceksen gelme!” uyarısı yapan duyurudan ve kıskanç bir aşığın “Hamileliğin umurumda değil Salvilla!” şeklindeki beyanından “Bize su satıyor, iyi malı kendine saklıyor!” şeklinde bir hancı hakkındaki şikâyetlere. Bu tarz yazılar, uzun, terk edilmiş kasabaların ve caddelerin çetin duvarlarını insanlaştırmada yardımcı oluyor.

Ancak grafitilerin hepsi özel bir amaç taşımıyordu. Örneğin bazı Romalı turistler, sitelere kendi seçtikleri bir anıta yazmak için hazır tuttukları satırlarla geldiler. Luxor’daki Dev Memnon Heykelleri’nden birisi, popüler bir turist bölgesiydi. Çünkü ziyaretçiler heykelin şarkısını dinlemek için akın etmişlerdi. 100’den fazlası heykelin bacaklarına ve tabanına isimlerini yazdılar. Çoğu “audivi Menonem” (Memnon’u duydum.) şeklinde beyanda bulunuyordu. Yazılanların arasında Julia Balbilla’nın 4 şiiri vardı. Şiirler, M.S. 130 yılında İmparator Adriyen’in heyetinin bir üyesi olarak geldiğinde kazınmıştı. Marry Beard, şiirlerin çok saf olduklarını, yüksek bir konuma sahip olduklarını, bu yüzden de bunun profesyonel bir çalışma olması ve ideal görünürlük için önceden planlanması gerektiğini belirtti. Sert granitin içindeki oymaların parçalarını tamamlamak günler almış olabilir. Bu grafiti devlet tarafından yapılmıştı. Amaç, imparatorun deneyimlerinin diğer tüm ziyaretçiler tarafından anılmasını garanti altına almaktı.

Julia Balbilla’nınki gibi, Yunan ya da Romalı kadınlar tarafından yazılan, varlığını sürdüren tüm eserlerin yüzde 6’sının Memnon grafitisinde bulunuyor olması da son derece şaşırtıcıdır. Pompeili satıcılar ve Yunan öğrenciler de dahil olmak üzere diğer iletişim araçlarının gözlerinden kaçan sesler grafiti aracılığı ile duyulabilir.

Birilerinin ismini üstlerine iliştirme isteğini celp eden siteler her zaman enderlikleriyle, bazı bakımlardan ise önemli ya da şöhretli olmalarıyla gündeme gelirler. Bu durumun, anıtların yansıttıkları geçmişin yankısına bağlayacaklarını düşünen ziyaretçileri sitelerin üstlerinde ebedileştirme isteğini provoke ettiği düşünülür hep.

Ancak 21. yüzyılda turizmdeki ani ve hızlı büyümeyle beraber, her gelen kendi işaretini bırakmaya karar verirse bu sitelerin telafi edilemeyecek bir şekilde tahrif edilip yok edilecek. “Büyülendim, ey duvar, harabeye dönmedin, sen birçok yazarın iç sıkıntısına destek olansın” şeklinde yazan Pompeili, kehaneti kanıtlıyor gibi.

Pekin’in çok tartışılan, Çin Seddi’nin belirli bölgelerine yeni “boş grafiti alanları” fikri, anıtın ölçülebilir kaynağı içerisine kendi tarih eserimizi oyma arzusunu tatmin edecek. Bir bölgeyle kolayca sınırlandırılması ise pek de olası görünmüyor. Ne olursa olsun grafitiye duyulan arzu kalıcı ve kalıtsal hatta belki de durdurulamaz gibi. Fakat bu anıtları ve bazılarının çoktan içerdiği grafitileri korumak zorundayız.

Yazar: Laura Aitken-Burt (Arkeolog ve tarih danışmanı)

Kaynak: History Today

*Daha fazla kültür-sanat çevirimiz için buraya tıklayınız.