eyüp
istanbulmakatescilli.karapatent.com'dan alınmıştır.

Tarihi Bir Mekanda Değişim Sancısı: Eyüp[1] ve Değişenler

1. Eyüp’te Dünya

Bu çalışmanın konusu, dünyanın en önemli şehirlerinden biri olan İstanbul’un, yüzyıllar boyunca dikkate değer bir yerleşkesi konumunda bulunan Eyüp bölgesi üzerinedir. Bu yerleşim biriminin; bir kültür merkezi, bir açık hava müzesi, dini bir ziyaret merkezi, denizle iç içe bir alan, kültür-sanat faaliyetlerin yoğun bir şekilde icra edildiği bir yer olması ve hem tarihi bir mekan hem de uzun bir dönem sanayi bölgesi olarak faaliyet göstermesi, onu birçok alanda ön plana çıkarmaktadır. Tüm bu sayılanlara ek olarak, son yüzyıl itibarıyla ciddi bir yerleşim alanı olmasıyla günümüzde Eyüp; çok önemli bir kimliğe sahiptir.[2]  Bu önemli konuları hakkıyla anlatabilmek bu yazının boyutunu aşacak olsa da, önünüzde duran çalışma azami bir çabayla mümkün olan ölçülerde bu kimliğin oluşmasına etki eden faktörlere değinmek niyetindedir. Bu niyet doğrultusunda yazı içerisinde; Bizans döneminden günümüze kadar Eyüp bölgesinin belli başlı dönüm noktaları kronolojik olarak ele alınacak olup bu dönüşümlerin önemli parametrelerini oluşturan konu başlıkları irdelenecektir.

Şehirler tıpkı evler gibi insanların sükunet bulduğu, geçmiş ve gelecek arasında birer köprü görevi gören özel mekanlardır. Onların vasıtasıyla bugünü diğer iki zamanla birleştirmek mümkündür. Zira çöllerin, dağların, buzulların bir tarihi yoktur çünkü onların zamanı anlıktır. Bu nazarla, insanlık kadar mekanın da tarihi insanlar üzerine sorulan sorulara cevap verebilmektedir. Kendimizi/insanlığı özellikle de asırlardır değişmeyen yönlerimizi/alışkanlıklarımızı şehir tarihleri üzerinden okumak mümkündür. Zaman geriye doğru çevrildiğinde; tüm zaman ve mekanlar için şöyle söylemek mümkündür: İnsanların yaşayacağı mekanların tüm detayları, idareciler ve günümüzle birlikte artık şehir planlamacıları gibi akillerin takdirindedir. Dolayısıyla bu çalışma bir yandan bir mekanın düzenlenmesine dair olumsuz bir örnek olarak yanlış/çarpık şehirleşmeyi, kadim bir yerleşim yeri olan Eyüp üzerinden gösterebilecektir. Bugün İstanbul’u bir beton yığınına dönüştüren ana neden, mekan yerleşimcilerinin  çıkarlarının yanı sıra idareci ve şehir planlamacılarının yanlış veya eksik uygulamalarıysa, tersine bir tutumla tarihi dokusunu koruyarak ayakta kalabilen Viyana veya Roma şehirleri de aynı şekilde bu iki güruhun inisiyatifinde olmuşturlar. Nasıl oluyor da bir zamanlar bir dünya başkenti, bir taşına Acem mülkü feda edilemeyecek kadar güzel olan İstanbul, acil durumlar için dahi bir toplanma alanına sahip olmaktan yoksun olabiliyor? Yukarıda bahsedilen, şehirlerin evlere benzediği yaklaşımından hareketle, bir hane hayatında kopmaz bağlarla birbirine bağlı olan hane sakinlerinin nasıl çeşitli görev ve sorumlulukları varsa aynı şekilde şehir sakinlerinin her bir ferdinin, görev ve sorumlulukları vardır. Bu konu tek başına bir çalışmanın konusu olacağı için bu çalışma sadece bu benzetmelerle sınırlı kalacaktır.

İstanbul’a dair çizim, illüstrasyon, minyatür ve fotoğraflara bakıldığında; günümüzde içinde yaşayan insanların ve şehre ait mekanların hiçbir devirde bu kadar ruhsuz olduğu ve şehir sakinlerinin Picasso resimlerini aratmayacak kadar ürkütücü bir distopyanın argümanı durumuna düştüğü görülmemiştir. Özetle, kısa vadeli çıkarlar uğruna bu güzel şehir heba edilmiştir.

Bu güzel şehrin en dikkat çeken mekanlarından olan Eyüp’ün bir ziyaretgah olarak halkın/ziyaretçilerin –ki bunların arasında devletliler ve padişah da vardır- gözündeki kıymeti ve önemi yadsınamaz boyuttadır. Ayrıca, Osmanlı döneminde devletin iktidar değişikliği olan cülus törenlerinin, ideolojik yaklaşımı içerisinde Eyüp’ün aldığı önemli konum ancak günümüz Türkiye’sinde Anıtkabir ziyaretleri ile karşılaştırılabilir ve bu kıstas bile bu yerleşimin sadece bir yerleşim alanından ibaret olmadığını göstermeye yeterlidir.[3]

2. Eyüp: Kuruluştan 19.Yüzyıla

eyüp
Gravür ve Seyahatnamelerde İstanbul IBB Kültür ve Daire Başk. Yay. 1992.

Eyüp’ün fiziksel özellikleri incelendiğinde, yerleşimin topografik yapısının engebeli olduğu görülür. Merkezden ve kıyıdan içeri doğru gidildikçe bölgenin rakımı yükselmektedir. Merkeze doğru düz ve kıyıya dik gelen vadiler ile bu vadilerin arasında Haliç’e doğru son derece güzel panoramik manzaraya hakim tepeler yer almaktadır. Bu tepelerden en ünlüsü kıyıya paralel geçen Haliç kıyı yolu ile tarihi merkeze doğru düz yaklaşan İslam Bey Caddesi’nin oturduğu vadiler arasındaki tepedir. Tarihi Eyüp Mezarlığı’nın sırtlarında Gümüşsuyu semtinde yer alan Piyer Loti/İdris Paşa Tepesi olarak geçen bu tepe, Evliya Çelebi’nin eseri Seyahatname’de halkın dinlenmek ve eğlenmek için gittiği İdris Köşkü Mesiresi olarak geçmektedir. Semtin şehir ile bağlantısı, önceden hem deniz hem karayolu ile kurulmakta olup, Haliç başlangıcında sakin bir su yolu olarak kıyısındaki ve gerisindeki yerleşmelere taşımacılık hizmeti vermekteydi.

İstanbul surlarının dışına çıkmadığı Bizans döneminde, bugünkü Eyüp yerleşkesinin bulunduğu bölge, yoğun ve zengin bitki örtüsüne sahip olmasından dolayı imparatorların av köşklerinin yer aldığı bir sayfiye yeri idi. Bu özelliğini 18.yy sonlarında da koruduğu o dönemdeki bir anekdottan anlaşılmaktadır.[4] Bu yerleşke, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılan Eyüp Külliyesi etrafında gelişmeye başlamıştır. Ayrıca bilinmelidir ki bu bölgenin Türk-İslam yerleşkesi olmasından önce 1400 yıllık bir geçmişi vardır ve bu uzun geçmişin izlerine Osmanlı’nın her devrinde az da olsa rastlamak mümkündür.[5] Bir imparatorluk merkezi olarak hazırlanan İstanbul’da devlet eliyle imar ve iskan politikası uygulanmış bu yerleşkeye Bursalılar yerleştirilmiştir. Varlıklı kişiler tarafından kurulan ve vakıf kanalı ile yaşatılan cami, imaret gibi sosyal hizmet yapıları ve bunlara gelir getiren yapılar çerçevesinde yerleşkede hızla yeni mahalleler oluşmuştur. Bu gelişmeye sebep olan diğer iki neden ise hem bölgenin havası hem de ulaşımın kolaylığıdır.

Fetih sonrası 1459’da Ebu Eyüb el Ensarî’nin Türbesi’nin yanında Selatin Camilerinden ilkinin inşa edilmesi ve takip eden yıllarda bu yapıya medrese, aşhane, kütüphane, imaret ve çifte hamam eklenmesinin ardından, Fatih tarafından kurulan vakıf yoluyla yaşatılan surdışı; bu “ilk Türk-İslam külliyesi” etrafında Eyüp yerleşkesinin gelişmeye başladığı yerdir (bugün bu yapılar hala mevcuttur). Hızlıca iskana açılan Eyüp  yerleşkesinin dokusu Fatih dönemi sonlarında burada oluşan sekiz mahalle ile şekillenmiştir. Bunlar; Cami-i Kebir, Kasımçavuş, Ulucababa, Abdulvedud, Sofular, Otakcıbaşı, Fethiçelebi ve Mehmet Bey’dir. Fatih dönemi sonlarında aralarında boşluklar olsa da; surlardan Piyer Loti tepesine kadar uzanan ve geride Edirnekapı hizasına kadar çıkan yerleşme dokusu, bugünkü Eyüp yerleşme dokusunun yarısına yakın olan en önemli kısmını kapsamaktaydı. Bu dönemin ardından bu yerleşim dokusu daha fazla yayılmamıştır ve dönemin nüfusunun yaklaşık olarak 4 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.[6]

  1. yy.da Haliç sahilleri ve Eyüp büyük bir gelişme göstermiştir. Bilad-ı Selase olarak tabir edilen Üsküdar, Galata ve Eyüp kadılıklarından biri olan Eyüp bu dönemde İstanbul’un idaresinde kolaylığı sağlayan bir yapı olarak vücut bulmuştur.[7] Bu dönemde yerleşme dokusu fazla yayılmamakla birlikte mevcut doku içinde önemli imar faaliyetleri olmuştur. Özellikle Kanuni devrinde dini, sosyal, kültürel ve ticari birçok yapı inşa edilmiştir. Mimari yapı, malzeme ve süslemelere yansıyan üslubu ile Osmanlı klasik döneminin en güzel örneklerinin sergilendiği bu yapılar, gelişen kültürel ve sosyal ortamın da bir göstergesi olmuşturlar. Bu konuda İstanbul’un çehresini değiştiren Mimar Sinan’ın; İstanbul’da en fazla eseri yaptığı yerin Eyüp olduğunu belirtmek gerekir. Bu eserler de Eyüp’ün iskeletini oluşturmuştur.[8]

Klasik dönem içinde Eyüp’ün başka bir önemi vardı. Bu önem, yeni padişah olanların kılıç kuşanma törenlerine Eyüp’ün ev sahipliği yapması idi. Bu seremoniler, Topkapı Sarayı’nda biat edilmiş yeni padişahın kara ve çoğunlukla deniz yoluyla Eyüp Sultan Camii’ne gitmek için yola çıkmasıyla başlardı. Deniz yoluyla gidildiyse kara, karadan gidildiyse muhakkak deniz yoluyla dönülmesi esas olan bu ritüelde asıl amaç; halkın hâlihazırda padişahı görmesi ve tahta çıkışın son evresi olan kılıç kuşanmaya bizzat şahit olması idi. Hükümdarların kendi iktidarlarını meşrulaştırması; devlet ricali ve halk tarafından kabul görmesine bağlıydı. Osmanlı Devleti’nde bu husus iki aşamada gerçekleşmiştir. İktidar enstrümanları devletin kalbi olan Topkapı Sarayı’nda, halk ise İstanbul’un manevi kalbi olan Eyüp Sultan’da hükümdara biat etmiş ve bu sayede devlet aygıtı iktidar krizini aşıp normal işleyişine geri dönmüştür.[9]

  1. yüzyıla ait arşiv belgelerine bakıldığında; Eyüp bölgesi için her dönem ve mekan için sakıncalı olan siyah ve beyaz gibi bir ayrımlamanın, net tanımlamaların yanlışlığını gösteren bilgilere rastlamak mümkündür. Nitekim bir arşiv vesikasına göre; bu bölgede içki içildiği, fuhuş yapıldığı ve esnafın hileli işlerde bulunduğuna yönelik meşru durumların yanı sıra yine burada çalgı çalınması, satranç oynanması ve kahvehane işlettirilmesi gibi gayrı resmi vakaların varlığı, gönderilen yasaklanma emriyle görülmektedir.[10] 16.yy ait başka bir arşiv vesikasında ise; Haliç’in çevre düzenlemesine dair bir kayda göre, Eyüp ile Kağıthane yerleşkelerinde bulunan ahalinin çeşitli sebeplerle yaptığı faaliyetler neticesinde Haliç’e çöp ve kum yığıldığı, dolayısıyla bu faaliyetlerin yasaklanmasına dair bir emir yayımlandığı, mevcuttur.[11] Bu dönemin başka bir tanığı olan Evliya Çelebi’nin ifadesine göre ise; Eyüp çevresinde Topçular, Otakçılar civarında Melek Ahmet Paşa, Gürcü Paşa ve Defterdar Nişancı Paşa Sarayları bulunmaktaydı. Aynı zamanda bu bölge bir sayfiye yeri olup aynı zamanda Rumeli tarafına yapılan seferler için de bir konaklama yeri olarak geçmekteydi.[12]

1718-1730 yılları arasında Lale Devri olarak isimlendirilen dönemde ise genellikle yapılaşma Boğaziçi ve Kağıthane bölgesinde yoğunlaşmıştır. Su yapılarıyla da ünlü olan bu devirde, karakteristik su yapılarından olan çeşmelerin önemli bir bölümü Eyüp’te yapılmıştır. Eğlence alışkanlıklarının oluştuğu Lale Devri’nde, Haliç’te Kağıthane ile Eyüp mesireleri ve sahil sarayları ün yapmıştır. Bu ilgi odaklarının da etkisiyle Eyüp, 18.yy.da Haliç’in kuzeyine doğru kıyı boyunca genişlemiştir. Bu dönemle ilgili çalışmalarda Eyüp ve çevresinde 120 kadar yalı ve köşk bulunduğu ifade edilmektedir.[13] III. Ahmed’in ve damadı Sadrazam İbrahim Paşa’nın yaptırdığı saraylar ve kasırlarla birlikte bu yalılar, lalezarlar, kâşaneler, bağlar ve bahçeler Patrona Halil isyanında yakılmış veya yıkılmıştı. Daha sonraları yerlerine yenileri yapılmışsa da hiçbiri günümüze ulaşamamıştır. Ayrıca Eyüp yerleşiminin sahabe Eyyüb el Ensarî ile başlayan manevi sembolizmi, Osmanlı Devleti’nde padişahların halife olarak İslam dünyasının dini temsilcisi sıfatına ermesi ve bunun gereği olarak Hz. Peygambere ait kutsal emanetlerin Eyüp’e taşınması ile yükselmiştir. Bu dönemde Eyüp; müslümanların Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra dördüncü sırada andığı kutsal ziyaretgahı haline gelmiş, tarikatlara ait tekkeler, ileri gelen bilgin ve saray mensubuna ait türbeler ve kabristanlarla büyümüştür.

Osmanlı dönemi Türk şehirciliğinin orijinal ve tipik bir örneği olduğu fikri üzerinde uzlaşılan Eyüp; dinlenme ve konaklamanın yanında dinsel mekan olarak gelişen, ek olarak imalat ve ticaret işlevleri (seramik ve çömlek atölyeleri[14]) ile İstanbul’un Haliç çevresindeki mekansal yapılanmasında sur dışında bir son yerleşme noktası olarak tanımlanabilir. Eyüp, H. İnalcık’ın tabiriyle bir müze durumundadır. Eyüp’teki eserler özel bakım ve korumaya muhtaçtır. Bu yönde, 1570-1923 yılları arasında kaydedilen şer’i sicillerden hareketle, bu yerleşimin gelişimi, topografyası, nüfus vb gibi sosyal ve fiziksel ayrıntıları içeren 629 ciltlik arşiv kaydından örnek alınarak yapılacak çevre düzenlemesi ve restorasyonlarda; yerleşimin yeniden kimlik ve nitelik kazanmasına yardımcı olacak olan bir projeye başlandığı, bazı ciltlerin yayına hazırlandığı ve Kültür Bakanlığınca bu projenin desteklendiği söylentileri yayılmıştır. Fakat bu çalışmaların  neticesiz kalmış ve/ya amacına ulaşmamış olduğunu bölgenin bugünkü durumunu, (ileriki bölümlerde de ifade edeceği şekilde) örnek göstererek söylemek mümkündür.[15]

3. Eyüp ve 19.Yüzyılda Değişim

19.yy tüm şehirler için bir değişim ve dönüşüm dönemidir. Sanayi odaklı üretimin hız kazandığı bu çağda tüm şehirler bu gelişmeden az çok etkilenmişlerdir. İstanbul’un bir semti olan Eyüp de bu değişimden etkilenen yerleşimler arasındadır. II. Mahmut’la başlayan ve geleneksel yapının her boyutunda kendini gösteren Batılı anlamda yenilenme hareketleri ile Eyüp’ün de çehresi değişmiştir. Haliç kıyılarındaki Miri Sultan Sahil Sarayları yerlerini yavaş yavaş sanayi yapılarına bırakmaya başlamıştır. Semtte yer alan sahil saraylar ortadan kalkarken Hatice Sultan’a ait sahil sarayında sultan Abdülmecit devrinde fes imalatı başlatılmış sonradan ilave edilen aba ve halı tezgahları ile bu saray giderek dokuma fabrikasına dönüşmüştür. Söz konusu feshane son dönemlerde dönüştürülmeden önce Sümerbank yünlü sanayi fabrikası idi. Günümüzde ise çeşitli kültürel faaliyetler için hala kullanılmaktadır.

Batı etkisinde geleneksel yapının yavaş yavaş terk edildiği bu dönemde, hanedan ve devlet adamlarının ilgisi Haliç’ten Boğaziçi’ne kaymıştır. Bahariye’de bulunan Hançerli Sultan Sarayı, II. Mahmut zamanında tersane için yelken bezi dokunması amacıyla evkaf nezaretine bırakılarak iplikhane adında bir binaya dönüşmüştür. Sonradan bina, iplikhane kışlasına dönüştürülmüştür. Yine bu dönemin yapılarından olan Rüştiye Mektebi de yeni devrin eserleri arasında günümüze kadar gelen yapılardandır.

  1. Mahmut devrinde yeniçeri ocağının kaldırılması ve ordunun Batılı anlamda yeniden teşkilatlanması ile şehrin çevresinde, yeni yerleşme alanlarının siluetine hakim noktalarda yapılmaya başlanan kışla yapılarından biri, 1828-29’da Rami tepelerinde yapılan Rami Kışlasıdır.[16] Bu kışlanın yapımı Eyüp’ün o tarihten itibaren, su yüzeyinden ayrı olarak ve klasik dönemden farklı özelliklerle belirlenecek fiziksel biçimi açısından bir dönüm noktasıdır. Tüm sanayi ve depolama tesislerinin yapımının arka planına bakıldığında; 19.yy.da başlayan ve İstanbul’un tüketim yönünün ağır bastığı imparatorluk başkenti hüviyetinden, sanayileşen ülkelerin gereksinimleri ve dönemin değişen koşulları doğrultusunda altyapısı geliştirilen, kurumsal yapısı değiştirilip sanayi ürünleri imalatı yapılan, aynı zamanda da büyüyen bir kente dönüştüğü görülmektedir.

Osmanlı başkentinde 19.yy.da kurulan ve genellikle Haliç doğal su yolu çevresinde yer seçen altyapı sanayi ve depolama tesislerinde çalışan nüfusun; barınma ihtiyacını karşılaması açısından Rami Kışlası çevresi ve Balkan Savaşları nedeniyle Balkan coğrafyasından gelenlerin yerleştirildiği Taşlıtarla, (Bugün Gaziosmanpaşa ilçesi sınırlarındadır) Eyüp yerleşkesinin izleyen dönemdeki ilgi merkezleridir. Bu döneme kadar yalıları, sarayları, ormanlık alanları ve mesire yerleriyle üst sosyal sınıfların yaşam alanı olarak dikkat çeken Eyüp, bu etkenlerin neden olduğu değişimle sanayi işlevinin ve dinsel kimliğine ek olarak sanayide çalışanların tercih ettiği bir yerleşmeye dönüşmüştür. Dolayısıyla 19. yy’ı bu bölgenin sosyal sınıfında ilk büyük farklılığın ortaya çıktığı dönem olarak söyleyebiliriz.

Eyüp’ü bu dönemde ziyaret eden Avrupalı seyyah ve ressamların temasları incelendiğinde, bu bölgenin uğrak yeri olmaya ancak 19. yy.da başladığı görülür. 1833’te İstanbul’u ziyaret eden Fransız şair Lamartine bu arada Eyüp’ü ziyaret ettiğinde camiyi çevreleyen renkli boyalı ahşap evlerden ve Haliç’in kıyısındaki sultan saraylarından bahseder. Yine 1838’de İstanbul’a gelen Miss Pardoe, Eyüp’ün Türklerin en kutsal yeri olduğunu ve caminin arkasında yükselen ve zengin bir bitki örtüsü ile kaplı olan mezarlıklardan etkilendiğini ifade eder. 1839’da İstanbul’da bulunan Robert Walsh’a göre buradaki bitki çeşitliliği ve oluşturduğu görünümü hiçbir şey geçemez, çiçeklerin en güzel kokularını saldığı, bülbüllerin en güzel sesleriyle öttükleri bu kasabaya Allah sanki doğanın bütün zenginliklerini bahşetmiştir. 1874’te İstanbul’a gelen İtalyan edebiyatçı Edmon de Amicis’e göre ise; İstanbul’un en güzel manzarası Haliç’tedir ve tasviri imkansızdır. Bu; fevkalade sessizliğe gömülmüş, aristokratik bir mahalle gibi uhrevi bir hüzünle beraber dünyevi bir hürmet hissini ilham eden, bembeyaz gölgeli ve şahane bir güzelliğe sahip mezar şehridir. Yine Amicis’e göre İstanbul’un başka hiçbir yerinde ölüm tasvirini güzelleştiren ve korkmadan seyrettiren Müslüman sanatı bu kadar zarafetle gözler önüne serilmez. 1889’da ziyarette bulunan Knot Hamsun ise mezar taşlarından uzanan bir şehir diye tarif eder Eyüp’ü.[17] Son olarak 20.yy başlarında İstanbul’u ziyarete gelen Henry Dwight Eyüp için; O, hem İstanbul’un içinde hem de dışındadır. Geçilen bir güzergah değil varılacak noktadır, der. Bu bilgilerle, 19. yüzyılda burayı ziyaret eden ve yazı kaleme alan tüm yabancı yazarların tümünün istisnasız olarak Eyüp’ün havasından büyülendiğini söylemek mümkündür. Elbette bu görüşlerin ve ifadelerin arka planında oryantalist fikirlerin az da olsa bir payının olduğu varsayımı ile yorumları temkinli karşılamak gerekir.

Aslında tüm anlatımlar objektif bir yaklaşımdan uzak, biraz oryantalist bir bakışı da barındırır. Fakat ressamların gravürlerine bakıldığında durum çok değişmemekle beraber nesnellik artmaktadır.[18] “Eyüp sırtlarından İstanbul” gravürü Antonine I. Melling tarafından anlatılmaktadır. Ön planda halkın gündelik yaşamından bir bölüm görülmektedir. Develerle taşımacılık yapanlar, solda piknik yapan kadınlar ve Karaağaç Sarayı, sağda ise Esma Sultan ve Beyhan Sultan Sarayı (ki bunları gösteren başka kayıtların olmayışı açısından önemli bir ayrıntıdır) ile Zal Mahmut Paşa Sarayı hakkında hemen hemen hiçbir bilgi bulunmadığı, sadece Bostancıbaşı defterinde ismine rastlandığı üzücü bir gerçektir. Bu sarayların daha sonraki süreçte yıkılmıştır lakin bu gravür bu sarayların keşfine vesile olmuştur. Yine Thomas Allom’a ait Esma Sultan Sarayı’nın selamlık kısmını gösteren gravür, Eyüp’teki sarayların içindeki lüks ihtişamın diğer sahil saraylarından farklı olmadığını göstermektedir. Eyüp Sultan’ın bu dönemdeki sosyal ve kültürel hayatını yansıtan başka bir örnek ise Eugene Flandin’in “Eyüp İskelesi” gravüründe iskelenin iki yanında yer alan kahvehanelerdir. Sağdaki kahve denizin üzerinde etrafı açık bir balkon gibi uzanmakta sol tarafında kayıkhane, devamında da çıkmalı ahşap evler sıralanmaktadır. Arkada Eyüp Camii ve sokağa taşmış masalarda sohbet eden halk görülmektedir.

Çalışmanın konusu ile doğrudan alakalı olmadığı için bu bölümde kısaca değinmekle yetinilecek konu, bu yüzyılda sadece Osmanlı değil tüm dünyada şehircilik alanında büyük bir hareketlilik oluşudur. İstanbul’da da başlayan bu planlama ve uygulamaların fikirsel arka planına bakıldığında değinilmesi gereken kavram Batıcılıktır. Osmanlı fikir adamlarında olduğu gibi idarecilerinde de bu fikriyatın gereği olan Batıya meyil görülür. İstanbul üzerinden okunabilecek bu fikriyatın temel özelliklerinden biri büyük geniş meydanlar ve buna bağlı “açık” sokaklardır. Buradan hareketle, İstanbul şehir planlamalarından, Eyüp nasibini almışsa da uygulamada o kadar şanslı olduğu söylenemez. Buna dair bir örnek; Helmut von Moltke’nin 1839 tarihli kent planına göre; 5. Yol (ana arter), Eminönü’nde Yeni Cami önünden başlayarak Haliç’e paralel gidecek ve kentin en önemli Müslüman ibadet merkezi olan Eyüp’te son bulacaktı. 1864’te düzenlenen taslak nizamnamede bu proje ilk kez gündeme gelmiştir. 1881’de tramvay hattı inşası için Osmanlı idaresi ikinci defa farklı ortaklarla mukavele imzalayacaktı. Fakat inşa yine faaliyete geçememiştir. 1907 yılında aynı şirketle sözleşme yapılmasına rağmen yine bir girişimde bulunulmamıştır. Esasen, Eyüp-Eminönü hattının açılmasının önündeki en büyük engel alternatif bir deniz yolu ulaşımın olmasıdır. Tek istisna, 1869 tarihli anlaşmanın Dersaadet Tramvay şirketine verdiği izin olan,  ilk kez Eyüp-Eminönü arasında omnibus arabalarının işletilmesidir. Kısa süreli olan bu araçlar bu hattaki ilk toplu ulaşım araçları olmuştur.[19] Günümüzde bu hattın işliyor[20] olmasının ne kadar doğru ve yerinde olduğu sorusu tartışılmalıdır. Böyle bir projenin, özellikle Haliç çevresinde hem az olan yeşil alanların tahribine hem de görüntü kirliliğine yol açması ek olarak teneffüs imkanı sağlayan sahil boyunca set oluşturması üzerine düşünülmesi gereken sorunlardır. Bu sorunların neredeyse hiç tartışılmamış olması ayrıca dikkat çekicidir. Bununla birlikte Haliç sahillerinin yeniden düzenlenmesi için İBB tarafından desteklenen bir proje yarışmasının açılması bu konuda ümit verici bir gelişme olsa da bunun uygulanması ve projenin nihayete erdirilmesi kısa vadede zor görünmektedir.[21]

Ayrıca yine bu güzergahın düşünülme sebebi Haliç boyunca bulunan mahallelere ve imalathanelere ulaşımı ve dini merkeze erişimi kolaylaştırmak olsa da Şirket-i Hayriye’nin seferleri yetersizdi. Ek olarak bu projelerden de görüleceği gibi gelecekteki projeler de dahil olmak üzere bu hatların birleştirilmesi yolunda bir adım atılmamıştı.[22] Aslında bu güzergah üzerinde 1839 tarihli bir projede büyük bir yol yapılması düşünülmüştü.[23] Yine 1869’da Krepano Efendiye 40 yıllık bir imtiyaz tanınarak İstanbul Tramvay şirketi kurulmuştur. 1881 nizamnamesinde Eminönü’nden Eyüp’e bir tramvay hattı çekilmesi tasarısı yenilendi ise de bu hat hiçbir zaman yapılamamıştır.[24]* 1912 yılına ait çift hatlı bir tramvay hattı ile Beyazıt, Şişli, Dolmabahçe ve Yenikapı’yı birbirine bağlayacak hatta Eyüp de bulunmaktaydı. Fakat bu proje de fizibiletesi yapılmış olmasına rağmen 1.Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine sonuçsuz kalmıştır.[25] Haliç üzerinde ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla 19.yy da inşa edilen fakat uzun ömürlü olamayan üçüncü bir köprü ise 1862’te Ayvansaray ile Piri Paşa arasında yapılmıştı. Bu köprü, geçimlerini bu bölgede iki yaka arasında taşımacılıkla sağlayan bölge halkı tarafından on gün sonra yıkılacaktır. Bu köprünün, İstanbul ve Galata’yı bağlayan geniş metropol oluşturma çabası olduğu ileri sürülse de sadece eksik bir yapı ile bu çabanın baltalandığını iddia etmek de yersiz bir düşüncedir.[26]

Osmanlı başkenti olan İstanbul’un 19.yüzyıldaki değişimi;  Batı tarzı bir dönüşüm olmasının yanında tarihsel mirası ve hiçbir zaman sömürgeleşmemiş olmasıyla dönemin diğer dünya şehirleriyle kıyaslandığında benzersiz olmuştur. Bu dönüşümle birlikte -1830 sonrasında- Türk-İslam mirasından bilinçli bir uzaklaşma da görülmüştür.[27] 19.yüzyıldaki Batılılaşma çabaları ile İslam hukuku ve kültürüne dayalı geleneksel kent politikaları yeni kimliklere büründü ve yönetim, örgütlenme ve kurumlarda Avrupa örnek alındı.[28] Aslına bakılırsa bu bir yandan seküler Batı’ya karşı İslami kültürün yetersiz veya çekiciliğini kaybettiğinin de bir göstergesi olarak okunabilir. Bu olgu aynı zamanda Batı dünyasındaki değişimden farklı olduğu gibi benzer planlama ve imar faaliyetlerinin yoğunlukla yaşandığı sömürge kentlerinden de farklıydı.[29] Bu süreçte kent planlamasına ilişkin kanun ve yönetmeliklerin uygulanması ve etkinliğinin arttırılması,[30] yeni çıkan kanunlar  ile oluşturulan yollar ağı, anıtsal meydanlar ve tekdüze kent dokusu ve mimari alandaki yenilikler, dönemin belli başlı üç değişim alanı olmuştur.[31]

Bu dönemin Batılılaşma ile modernleşme kavramları arasındaki yorum ve pratik farklılığı 20.yüzyılın ikinci yarısında özellikle de Demokrat Parti döneminden itibaren liberalleşme-yeni modernite-küreselleşme-kapitalleşme fikirlerinin çerçevesinde yapılanmaya, değişime ve dönüşüme açılacaktır. 21.yüzyıl başları itibarıyla post modern-küresel arttırılmış kapitalist-siyasi İslami kavramlar, ideolojiler çerçevesinde Eyüp’ün yeni bir dönüşüme açıldığını söylemek mümkündür. Oysa tüm bu kavram, ideoloji, “soyut anlam savaşlarının” arka planında gerekli olan değişim ve dönüşümün hiçbir zaman gerekli şekilde –ideal olanın- yapılamadığı, düzenli, planlı, geleceği de hesaplayan bir dönüşümü içeremediği bir gerçektir.

Çalışmanın bu noktasında, şehir merkezi kabul edilen Suriçi ve Galata ile kırk yıllık bir süre boyunca ulaşımı sağlayan Haliç vapurları şirketine de değinmek gerekir. 17 Haziran 1913 yılında yapılan sözleşme ile sadece Haliç içinde faaliyet gösteren Haliç vapurları şirketi, Seyr i Sefain İdaresi, Şirket-i Hayriye ile birlikte faaliyette bulunur.[32] Şirketin iskelelerine bakıldığında konuyla ilgili olarak, Defterdar, Eyüp, Silahtarağa iskeleleriyle birlikte Haliç’in karşı kıyısında Sütlüce ve Kağıthane iskeleleri bulunmaktadır. Özellikle 1.Dünya Savaşı’na rastlayan yıllarda çok yoğun bir yolcu sayısına ulaşan hatta en çok kullanılan iskeleler arasında Eyüp ilk sıralardadır. 1913 yılında yolcu sayısı 1038265 iken 1923 yılında bu sayı 754202’e ulaşmıştır.[33]

4. Cumhuriyet Devri

Cumhuriyet dönemiyle birlikte var olan yapı aynı şekilde devam ettirilmiştir. Farklı olan, Eyüp yerleşkesinin İBB’ye bağlı bir belediye olarak kurulmasıdır. Buna dair ilk belge 1937 yılına aittir. [34] Yine Eyüp’le ilgili Osmanlı döneminde düşünülen projeler Cumhuriyet döneminde de tekrar ele alınmıştır. Eminönü-Eyüp tramvay hattı projesine dair 1925 yılına ait arşiv vesikaları bu konuda düşüncelerin hala devam ettiğini göstermektedir.[35] Burada değinilmesi gereken bir husus da Cumhuriyet devri sonrası mübadelelerle bu bölgeye gelen kitledir. Azımsanmayacak sayıdaki bu kitlenin varlığı, cumhuriyet arşivi tarandığında görülür. Burada şöyle bir çıkarım yapılabilir; özellikle Cumhuriyet devrinden itibaren bu bölgenin sosyal ve kültürel hayatında 1924 ve 1926 yılları arasında Selanik, Yanya ve Manastır’dan gelen kitlelerin (yüzlerce örnek var) etkisinin büyüktür.[36]

1931’e gelindiğinde bahsi geçen sanayileşmeye örnek olması açısından bu bölgede var olan ve kapatılma kararı alınmasına rağmen üç ay daha işlemlerine devam etmesine izin verilen (daha sonra iki ay daha verilecektir) Etkim Eczay-ı Tıbbiye ve Kimyeviye Fabrikası örnekleri vardır.[37]   Akabinde 1932 ise İplikhane Kışlası’nın ve yanındaki arsanın kumaş fabrikası yapılmak üzere satılma kararının alınması[38] bu bölgenin sanayileşmiş yapısını koruduğu gibi yenilerinin de eklendiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

5. 1950 sonrası Eyüp ve Değişen Anlam Dünyası

Cumhuriyetten sonra Fransız şehircilik uzmanı H. Prost tarafından 1936-37’de hazırlanan 1939’da uygulanan planda Haliç’in sanayi bölgesine dönüştürülmesi öngörülmüştür. Haliç kıyılarına planlı olarak getirilen sanayi, yan sanayi olarak gelişen ve kontrol edilmeyen küçük sanayinin yayılmasını da beraberinde getirmiştir. Ancak 1930’lu yıllara kadar Eyüp sahillerinde bazı yalıların da hala varlığını koruduğu bilinmektedir.

1940’lar İstanbul’unun küçük kapasiteli ama çevreyi istila eden sanayileşmesinin devam ettiği görülür. 1950’de R.Ekrem Koçu tarafından yapılan listeye göre; Topbaşların Bahariye mensucat fabrikası, İngiliz santral dikiş makarası fabrikası, Levazım maliye okulu, briket imalathanesi, kontrplak fabrikası, Kosta Zafranos kimyevi madde ve boya fabrikası, Ali Kemal Kavrakoğlu nebati yağ fabrikası, Türk kontrplak fabrikası, Cikvaşvili mensucat fabrikası/Buhur fabrikası, Çizlavet lastik fabrikası, bir madeni eşya fabrikası, yağhane ve imalathaneler, aseton fabrikası varlığını diğer tarihi ve gecekondulaşma ile birlikte sürdüren üretim tesisleri arasında idi.[39]

1950’den sonra İstanbul hızlı bir sanayileşme sürecine girmiş sonuçta Eyüp’ün eski dokusu içindeki boş alanlar, bostanlar, metruk kalan eski tekke arazileri, tarihi mezarlık alanları işgal edilerek kaçak yapılanmalar ile dolmaya başlamıştır. 1956’dan itibaren İstanbul bütününde uygulanan “imar operasyonu”nda Eyüp de sahne almış, Rami Kışla Caddesi kuvvetli bir bağlantı yolu haline getirilmiş ve Yeniyol olarak adlandırılan bulvarın açılması ile tarihi merkeze bağlanmış Cami-i Kebir Caddesi üzerindeki dükkanlar yıkılmıştır. Cami meydanındaki oyuncakçılar adası bu “operasyonlar” esnasında yıkımlarla taşınan mezarlıklar ile Kızıl Mescit karşısında devşirme bir mezarlık kurulmuştur. Fakat bu dönemde eski kent dokusu içinde henüz spekülatif amaçlı büyük müdahaleler yapılmamıştır. Yine Suriçi ile arasına başka bir engel olacak olan Haliç Köprüsü ve devamında çevre yolu, bu güzergah üzerinde bulunan başta mezarlıklar olmak üzere tarihi dokuya ciddi anlamda zarar verirken Eyüp ile Suriçi arasındaki bağın zayıflatılmasına da neden olmuştur.

Bu süreçte yine Eyüp sırtlarındaki boş alanlara mevzi planları ile seyrek de olsa yapılanmalar getirilmiştir. Ancak Eyüp içinde bostanlar ve boş alanlar mevcut olmasına rağmen eski yerleşme dokusunun dışındaki Bahariye sırtlarından Alibeyköy’e doğru uzanan boş alanlar kaçak yapılar ile tamamen dolmuştur. Bu dönemde tüm yıkım, taşınma, istimlak faaliyetine rağmen Eyüp’teki 150 abidenin onarımının emaneten yaptırılmasına dair[40] alınan karar var olan yapının korunmaya çalışıldığına da küçük bir örnektir. Burada değinilmesi gereken başka bir problem ise Haliç’teki su kirliliği meselesidir. Özellikle uzun bir süre sanayi bölgesi olması nedeniyle zehirli atık suları, evsel kaynaklı katı atıklar gibi nedenlerle çeşitli noktalardan uzun süre Haliç’e dökülen çöpler, aynı şekilde Haliç’e dökülen Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin Haliç’e kirli yüklerini de beraberinde getirmesi gibi nedenler dolayısıyla, 1990’lı yıllarda artık ayyuka çıkan haberlerle çevre kirliliği ayrıca bir sorun oluşturmuştur.[41] Bu durum nedeniyle İSKİ 1997 yılını Haliç yılı olarak ilan etmiş ve Haliç kurtarma projeleri düzenlenmeye başlanmıştır. Ayrıca Haliç’e sınırları olan Eyüp, Kağıthane, Fatih, Beyoğlu belediyelerinin bir araya gelerek kurduğu Haliç belediyeler birliği de bu bölgede var olan sorunların çözümü için projeler üretecekti.[42] Fakat bu birliğin akıbeti hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Burada değinilmesi gereken bir diğer husus; Cumhuriyet dönemi gibi, Osmanlı döneminde de Boğaziçi’yle ilgili olduğu gibi Haliç ve çevresi için de fabrika yapımı ve akabinde bu fabrikaların neden olacağı kirlilik için yasaklamaların ve bazı zorunlulukların getirildiğidir.[43] Sonraki 10 yıl içinde eski kent dokusu içindeki boş alanların mevzi imar planları ile yüksek katlı bloklara dönüştüğü görülür. Ahşap evlerin[44] yoğun olduğu mahallelerde ise bu yapılar yıkılıp imar çizgisi geri çekilerek yolun genişletilmesi ile yüksek yapılanmalara imkan veren uygulamalara gidilmiştir.

Eyüp, Rami, Gaziosmanpaşa, Alibeyköy ve Kağıthane’nin sanayi bölgeleri haline gelmesi sürecinde; sanayi alanları, endüstriyel tesisler ve inşaat sektöründe çalışmak üzere kırdan kente göçenlerin çalışma alanlarına yaya erişim mesafelerinde yerleşmeleriyle yeni yerleşme parçalarının ortaya çıkması ile konut alanları çevrelenmiş ve eski yerleşmeye eklenmiştir. 20. yüzyılın son çeyreğine kadar etrafı kırsal bir görünüm arz eden Eyüp’e iki yönden eklemlenen ve genel itibarıyla beton bir görüntü hüviyetinde olan Gaziosmanpaşa ve Alibeyköy, bütün modern ve pre-modern görüntüsüne rağmen Eyüp’ün geleneksel uzantılarıdır. Bu yapılaşma ve eklemlenme Suriçi’ne fetihten bu yana devam edegeldiği gibi cami merkezli olmuştur.[45] Burada vurgulanması gerekli bir başka konu,  Eyüp bölgesine dahil olan Haliç kısmı ile ilgili biyo-çeşitliliktir. 1980’li yıllardan sonra artan su kirliliği bu bölgelerde canlı türlerini yok etmiş, sadece Haliç’in denizle birleştiği yerlerde bir iki türe rastlanılır olmuştu.[46] Fakat 1999’dan itibaren bu çeşitlilik alınan kısmi tedbirlerle düzelmeye başlamış ve 2001’den itibaren Alibeyköy civarında da çeşitliliğe rastlanılır olmuştur.[47] Fakat yine de günümüzde balıkçılığın ve balık çeşitliliğinin gerekli miktarda olduğunu söylemek çok zor. Bu konu Haliç ve dolayısıyla çevre belediyeler için ilgilenilmesi gereken başka bir sorundur.

Osmanlı Eyüp’ündeki sosyal sınıfı, günümüz İstanbul’undan bir örnekle karşılaştırmak gerekirse; kısmi olarak Etiler’le mukayese edilebilir. Buradaki sosyal sınıflar arasındaki tek benzerliğin; bu sınıfların varsıl kesim olup aynı sınıftan insanların oluşturduğu bir muhitte yaşamaları olduğunu söylemek mümkündür. Kısaca Eyüp; bugünün Etileri gibi entelektüel sınıfın yaşadığı bir muhit aynı zamanda bir kültür merkeziydi de. [48] Bugün Eyüp’te çok cılız şekilde varlığını devam ettiren kültürel faaliyet ve etkinliklere; Eyüp musiki cemiyeti[49] etrafında şekillenen klasik sanat müziği dünyasını ihya amacı güden bir vakıf, yine klasik kültür-sanat çalışmalarının varlığını devam ettirdiği Zal Mahmut Paşa Külliyesi’ndeki çalışmalar ve belediye kontrolündeki diğer birkaç kültür merkezi örnek gösterilebilir. [50] Bugün bu kültürel faaliyetler Üsküdar’la yarışamayacak derecede azdır. Ayrıca 2017’de Haliç’te çoktandır olması gereken bir su sporları merkezinin proje çalışmaları başlamış olsa da henüz bir sonuç elde edilememiştir.[51]  Bölge daha çok inanç turizmi ve tüketim merkezi[52] haline gelmiş durumdadır. Burada, İstanbul kültür mirasının Süleymaniye evleri koruma projesi kapsamında olan şanslı birkaç ahşap ev dışında  örneği bulunmadığına da esefle değinmek gereklidir. Yarış, artık bu unutulmuş konu üzerine değil, daha çok beton daha çok katlı binaların oluşturduğu rant, şehir(siz)cilik üzerinde dönmektedir.

Yine bu dönemin gecekondu yerleşmesine bakıldığında; bazı bölgelerde ulaşımı olanaksız kılan hatta yaya erişimini zorlayan dik, eğilimli dolayısıyla yerleşme için güvenli olmayan alanlarda parselasyon yapıldığı görülür. Bu parselasyon, sokaklarla doğrudan bağlantı düşünülmeden çevrilmiş kullanım alanlarının, yakın çevresindeki mevcut ve muhtemel diğer konut ilişkilerini belirli kurallara göre tanımlamadan yerleştirilen konutlar şeklindedir. Ayrıca bölgede, 1956’dan itibaren 3. Haliç Köprüsü ve çevre yolunun yapımı tamamlanmıştır. 1960’tan sonra yarım kalan işlerini tamamlamak üzere İtalyan uzman Piccinato’ya bir nazım planı hazırlatılmıştır. Buna göre köprü 1973’te tamamlanmıştır. Bu köprü güzergahında bulunan mezarlık ve Abdülvedud Mahallesi[53] istimlak edilmiş, Eyüp’teki eski yerleşmenin “sit alanı” olarak nitelenmesi ve kabulü (1973) ile bu bölgedeki her türlü yapılaşmanın koruma bilinci ve yaklaşımıyla ele alınması sağlanmıştır.

3030 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi ile yerel yönetimlerin yeniden organize edilerek imar yetkilerinin arttırıldığı 1983 sonrası dönemin en önemli icraatı, Haliç kıyılarının sanayiden arındırılarak yeniden düzenlenmesidir. Yerel yönetimlerin dinamik yapısı içinde sahildeki sanayi tesisleri süratle ortadan kaldırılarak yerine kamuya açık park alanları oluşturulmuştur. Haliç’e paralel geçen mevcut kıyı yolu genişletilerek yeniden düzenlenmiş Bostan İskelesi’nde deniz üzerinden geçirilen kazıklı bir yol ile süreklilik sağlanmıştır. Ancak kıyı yıkımları esnasında kıyıdaki eski sokaklar ve yapılar da ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla bu dönem Eyüp için çehresinin gerek geleneksel yerleşme gerekse de yeni genişleme alanı içinde fazlaca değiştirilen bazı uygulamaların yapıldığı bir dönem olmuştur. Eyüp’te koruma amaçlı uygulama imar planı (1993) kapsamında kalan yerleşme alanında yukarıda örnekleri verilen eski doku, gecekondu dokusu ve apartmanlaşma dokuluları karmaşık olarak yan yana izlenmektedir.

Son olarak Eyüp Sultan’ın kimlik kaybında en büyük darbeyi yediği bu döneme birkaç örnek verilmesi gerekirse; Kalenderhane Caddesi üzerindeki ahşap yapılar yok edilip bina imar çizgisi geriye çekilerek yapılan çok katlı yeni yapılanmalar, Zekai Dede Sokağı üzerinde yer alan özgün yapılar ile kendi içinde bir bütünlük oluşturan geleneksel sivil mimarlık örneği ahşap ev sırasının, başında ve yeni yol üzerinde bulunan tescilli binanın 1979 tarihli koruma planında tescilsiz gösterilip yerine blok tipte bir yapı kararının alınması, yine kışın su baskınlarını önlemek için Defterdar Yolu ve uzantısının yol kotunun yükseltilmesi sonucu yolun kenarında eşik kotları su seviyesinin altında kalan eski mimari eserlerinde su baskınlarının meydana meydana gelmesi, yıkımlar sonucu Bostan İskelesi kahvehanesinin son kalıntısının yok olması, tarihi Sümerbank fabrika binasının bir kısmının yıkılması, Eyüp ile Haliç’i birbirinden ayırıp ayrıca kot farkına sebep olan “kazıklı yol”, 1954’te yapılan plana göre meydandan sonra tarihi mezarlığın altından bir tünel ile Bahariye Caddesi’nin bağlanması projesi sayılabilir.

Sonuç

Bireyi ve toplumu daha iyi tanıyabilmek amacıyla; oluşturulan, düzenlenen mekanlar üzerinden analiz yapmak araştırmacıyı iyi bir kanaate götürebilir. Bu yaklaşımla Eyüp Sultan Camii’nin yakın çevresinde göreceli olarak korunmuş doku ve yapıların mimari ve yapısal özellikleri, Eyüp’ün zaman içinde yoğunlaşmış kullanıcılarının sosyo-ekonomik özelliklerinin özgün dokusunu temsil eder demek mümkündür. Bir semti o yerde yaşayan toplum ve bireyler oluşturur. (Günümüzde bu oluşumun, büyük ölçüde şehir planlamacılarının ve idari karar alıcıların insafına bağlı olduğunu söylemek fazla abartı olmayacaktır.) Toplumu meydana getiren fertler bu toplumsal yapı içinde aynı değerleri paylaşıyor ve bunlar doğrultusunda aktif eylemler yapabiliyorlarsa o semtin dokusu çok kısa bir zaman içinde bu toplumsal etkinliğin ana eksenini yansıtan bir biçimlenme kazanır. Yine bu itibarla yerli-yabancı yazarların gözünde Eyüp’ün Türklerin bir ölüm şehri olmasının –ki bu kesinlikle bir korkuyu ifade etmekten çok Yahya Kemal’in ifadesiyle “bir servi ve çini içinde kaybolmaktır.” Nedeni, bu oluşan mana dünyasının tezahürü olmasındandır. Faydacılığı öne çıkaran ya da maddi çıkarı tek parametre olarak dikkate alan bir anlayış ve bunun getirdiği yüzeysel bir yapılanma söz konusu olduğunda insan denilen varlığın sadece işlevselliğinin sınırları içinde kısıtlı kalamayacağı düşünülür. Böyle mekanlar, bireyi bir süre için oyalasa da bunun hemen sona ereceği ve ruhun kendi ufuklarını tatmin edecek kimlikli çevrelere özlem duyacağı aşikardır.[54]

Günümüzde artık Eyüp yerleşkesi klasik Türk-İslam şehirciliği olan cami ve külliyesi ve etrafında kümelenmiş meskenlerin oluşturduğu merkezden, Karadeniz’e kadar sınırları olan yaklaşık yarım milyonluk bir ilçe halini almıştır.  Dolayısıyla ilçenin sorunları da imkanları da eskiye nazaran daha fazladır. İlçe sakinleri zorlaşan yaşam mücadelesi ile taşımaktan aciz kaldıkları hayat problemlerini, hayatın ötesine intikal etmiş bu yerleşke ile paylaşıyorlar. İnsanların  bu semte ilgisi ve türbedeki kimse ile ilişkisi devam ettiğine göre bazı geçmişten gelen alışkanlıkların hala yaşadığını ve hayatta belli bir boşluğu doldurmaya yönelik olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Gerek Bizans’ta gerekse de Osmanlıda Eyüp Sultan’da yapılan seremonilerin ortak noktası bu seromonilerin denizden başlamasıdır. Bizans’tan bu yana süregelen ikinci özellik ise; Eyüp Sultan’ın kentin hemen yanı başında yer almasına karşı kentle birleşmemiş ve tarih boyunca kentle arasına bir mesafe koymuş (surlar dolayısıyla zorunlu olarak ) -mezarlıklarla- olmasıdır. Diğer taraftan topografik yapı bu korunmayı doğal olarak kolaylaştırır. Böylece Eyüp bugün çağdaş kentleşmede yeniden yapılmak istenen kendi kendine yeten kent modeli için çarpıcı tarihi bir örnek oluşturmakta. Bu kendi kendine yetebilme, kentlerin varlıklarını ve kimliklerini koruyabilmeleri için bir önkoşuldur. 20. yüzyılla birlikte Eyüp semti, kimlik defterine yeni sayfalar eklemek zorunda kalmış ve kalmaya devam etmektedir. Sanayinin getirdiği yeni nüfusun, çözülmesi gereken acil ve aynı zamanda sıradan hayati problemlerinden dolayı Eyüp; tüm İstanbul içinde ve Türkiye genelindeki sorunlardan ve çözüm yollarından da elbette bağımsız düşünülemez.

Günümüz hem İstanbul hem Eyüp için yeni bir dönüm noktasıdır. Belediyede el değiştiren idare ve ideoloji, tabii ki beraberinde gelecek yeni uygulamalar, bu bölgenin daha ne kadar değişeceği, tüm bu ideolojik ve gereklilik çatışmasında kendisine nasıl bir yol haritası oluşturacağı düşünüldüğünde, kritiktir. Ek olarak, yeni belediye idaresinin Eyüp için var olan, yürürlükte olan projeleri devam ettirdiği de belirtilmelidir. Özellikle 19.yy sonlarında planlanan Eminönü Eyüp tramvay hattı projesinin, ufak değişiklik ve eklentilerle devam ettirildiği görülmektedir.[55] Önceki belediye uygulamaları ile kıyaslandığında; Haliç ve çevresi için düzenlenen proje yarışması hariç, yeni belediyenin farklı bir yanı bulunmamaktadır.

Sosyal ve kültürel eserlerin ve hayatın yeniden ihyası, tarihi ahşap evlerin ve kargir binaların korunmaya alınması (meydanda yıkılan ve yerine şu an ne yapıldığı meçhul yapı örneği gibi)  ve Haliç su yolunun gerekli olan desteği görerek restore edilmesi çalışma konularının başında gelmektedir. Genel olarak, zorunluluk arz eden durumda değişimi ve gelişimi kanalize edebilecek planlara sahip olmak bir gerekliliktir. Bu planlamayı yaparken de toplum hafızası olan mekanların muhafazası ama aynı zamanda yine toplum için gelecek kaygısını da gütmek önemlidir. Eyüp özelinde İstanbul için denilebilir ki; bugün yetersiz yeşil alanları (toplum psikolojisi ve sağlığı açısından), toplanma alanları (acil durum ve afet zamanları için), yetersiz park alanları, efektif kullanılamayan sahil şeridi ve su yolu ile ciddi anlamda şehircilik alanındaki eksiklikler göze çarpmaktadır. Buna dair çözüm çarelerine ise sadece idari proje ve planlamalarla kısa vadede ulaşılacağı şüphelidir.

 


Kaynaklar

Arşiv Belgeleri;

T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı;

Osmanlı Arşivi, Bab ı Asafi Divan-Mühimme Defterleri A.(DVNSMHM.d),

1-155, H 29.02.975.

82-302, H 11.04.1027.

Cumhuriyet Arşivi, 77-65-17/30-18-1-2, 15.07.1937.

94-37-1/230-0-0, 09.02.1925.

130-16-13-2/361-12-3, 11..1.1926.

30-18-1-2/Kararlar Daire Başkanlığı (1928)/21-48-7, 01.07.1931.

30-18-1-2/Kararlar Daire Başkanlığı (1928), 132-112/26-14-9, 02.03.1932.

30-18-1-2/146-22-16, 13.04.1957.

Kitaplar:

Kütüklü Ferhat, Tarihi ve Manevi Değerleriyle Eyüp Sultan. Bahar yayınları, İstanbul, 2011.

Çelik Zeynep, Değişen İstanbul. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1986.

Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi. Neşriyat Kol. İstanbul, 1958.

Eyüpsultan Kitabı. Eyüpsultan Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul, 2017.

Eyüp: Dün/Bugün.Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1994.

1.Eyüpsultan Sempozyumu, Tebliğler. Eyüpsultan Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul.

Dünü ve Bugünü ile Hali Sempozyumu. Derleyen; Süleyman Göncüoğlu, Kadir Has Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2003.

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi(DİA)Bilad-ı selase maddesi; İstanbul, 1992,      C.6.

Eyüp Sultan tarihi, Eyüp Sultan Vakfı yayınları, 1996.

Seyyahların Gözüyle Semt Semt İstanbul, Novartis Kültür Yayınları, İstanbul, 2010.

Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sultan Sempozyumu I-X Tebliğler, Eyüp Belediyesi Kültür         Yayınları. İstanbul.

İnternet Kaynakları:

Yeniçağ Gazetesi, Eyüp’ün İsmi Değiştirildi, 20.10.2017, https://www.yenicaggazetesi.com.tr/eyupun-ismi-degistirildi-175333h.htm (E.T. 04.02.2020).

T.C. Eyüpsultan Kaymakamlığı, Sayılarla Eyüpsultan, http://www.eyupsultan.gov.tr/sayilarla-eyup (E.T. 06.03.2020).

Trakyanet, Türkiye İlçe Nüfusları, 19 Ağustos 2019, https://www.trakyanet.com/istatistikler/nufus/nufus-siralamalari/turkiye-ilce-nufuslari.html (E.T.06.03.2020).

Akşam, Rami Kışlası’na İnşa Edilen Kütüphane Ne Zaman Açılıyor? Rami Kışlası Nerede? , 21 Şubat 2020, https://www.aksam.com.tr/guncel/rami-kislasi-nerede-rami-kislasina-insa-edilen-kutuphane-ne-zaman-aciliyor/haber-1046612 (E.T. 06.03.2020).

Haberler, İmamoğlu: Eminönü- Eyüpsultan- Alibeyköy tramvay hattı 2020 sonunda bitecek, 06.12.2019, https://www.haberler.com/eminonu-eyupsultan-alibeykoy-tramvay-hatti-2020-12692817-haberi/ (E.T. 06.03.2020).

Metro İstanbul, Projeler, T5 Eyüp- Bayrampaşa Bağlantı Hattı, https://www.metro.istanbul/Hatlarimiz/ProjeHalindekiHatlar?projeInsaat=1&q=24 (E.T. 06.03.2020).

Arkitera, İstanbul Senin Haliç Kıyıları Tasarım Yarışması, 20 Ocak 2020, https://www.arkitera.com/yarisma/istanbul-senin-halic-kiyilari-tasarim-yarismasi/ (E.T.06.03.2020).

Takvim, Mevlüt Uysal: “Tersane İstanbul, Haliç’i yeniden cazibe merkezi yapacak”, 23.02.2019,

https://www.takvim.com.tr/guncel/2019/02/23/mevlut-uysal-tersane-istanbul-halici-yeniden-cazibe-merkezi-yapacak (E.T. 06.03.2020).

Eyüp Musiki Vakfı, http://www.eyupmusiki.com/ (E.T. 06.03.2020).

Eyüpsultan, Kültür Merkezleri, https://kultursanat.eyupsultan.bel.tr/tr/eyupkultursanat/pages/kultur-merkezleri/607 (E.T.06.03.2020).

Akşam, Haliç’ e su sporları merkezi geliyor, 8 Ocak 2017, https://www.aksam.com.tr/ekonomi/halice-su-sporlari-merkezi–geliyor/haber-584047 (E.T. 08.03.2020).

Projeler, Haliç Su Sporları Merkezi, http://www.sdgproje.com/projeler/tamamlanan-projeler/halic-su-sporlari-merkezi/ (E.T. 08.03.2020).

İstanbul Gezi Rehberi, İsfanbul Tema Parkı (eski Vialand), Eyüp, 1 Haziran 2019,

https://istanbeautiful.com/tr/istanbul-tematik-parklar/vialand-istanbul/ (E.T.06.03.2020).

Okuma Önerisi:

Sinan Logie, Morwan Yoann, İstanbul 2023, iletişim yayınevi, İstanbul, 2018.

Dipnotlar

[1] Eyüp ilçesi 2017 yılında TBMM kararı ile Eyüpsultan olarak değiştirilmiştir. Bknz; Eyüpsultan kitabı, Eyüpsultan Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul, 2017. Ayrıca Bknz; https://www.yenicaggazetesi.com.tr/eyupun-ismi-degistirildi-175333h.htm (E.T. 04.02.2020). Bu yüzden tüm zamanlar için en çok kullanılan isim olan Eyüp tabiri kullanılmıştır.

[2] http://www.eyupsultan.gov.tr/sayilarla-eyup E.T. 06.03.2020. İki yıl önceki bir veri için; https://www.trakyanet.com/istatistikler/nufus/nufus-siralamalari/turkiye-ilce-nufuslari.html E.T.06.03.2020.

[3] Eyüp: Dün/Bugün, tarih vakfı yurt yayınları, İstanbul, 1994. s.50.

[4]A.g.e. s.126.

[5] Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu. Derleyen; Süleyman Göncüoğlu, Kadir Has Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2003. s.596.

[6] I. Eyüpsultan Sempozyumu, Tebliğler, Eyüpsultan Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul. s.121.

[7] TDV İA, Bilad-ı selase maddesi; İstanbul, 1992, C,6 s.151.

[8] Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sultan Sempozyumu I-X Tebliğler, Eyüp Belediyesi Kültür Yayınları. İstanbul.

[9] Konuk Oğuzhan. Tanzimat Sonrası Tahta Çıkmak Cülus ve Kılıç Kuşanma Törenleri (1839-1918) Yayımlanmamış Makale, s.19.

[10] T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi, A.(DVNSMHM.d), 1-155, H 29.02.975.

[11] T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi, A.(DVNSMHM.d), 82-302, H 11.04.1027.

[12] Eyüp Sultan tarihi, Eyüp Sultan Vakfı yayınları, 1996, s.435.

[13] I. Eyüpsultan Sempozyumu, Tebliğler. s.123.

[14] Çömlekçilik aslında Fatih devrinde Haliç’in dolmasına ve kirlenmesine bir tedbir olarak Haliç’teki çamurun porselen yapımında kullanılmasına teşvik olarak hem çevre hem de ekonomik açıdan kazançlı çıkılacak bir ferman yayımlandı. Bknz; Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu, Derleyen; Süleyman Faruk Göncüoğlu, Kadir Has Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2003. s.606.

[15] Eyüp: Dün/Bugün. A.g.e. s.17

[16] Restorasyonu devam eden bu kışla bugün kütüphane olarak yeniden inşası devam etmektedir. Bknz; https://www.aksam.com.tr/guncel/rami-kislasi-nerede-rami-kislasina-insa-edilen-kutuphane-ne-zaman-aciliyor/haber-1046612 E.T. 06.03.2020.

[17] Seyyahların Gözüyle Semt Semt İstanbul. Novartis Kültür Yayınları, İstanbul, 2010, s.160.

[18]  I. Eyüpsultan Sempozyumu, Tebliğler. s.24.

[19] Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu. s.262.

[20] https://www.haberler.com/eminonu-eyupsultan-alibeykoy-tramvay-hatti-2020-12692817-haberi/ E.T. 06.03.2020. 2020 yılı itibarıyla Eyüp ve Bayrampaşa arasında yapımına başlanacak tramvay hattı duyurusu için bknz; https://www.metro.istanbul/Hatlarimiz/ProjeHalindekiHatlar?projeInsaat=1&q=24 E.T. 06.03.2020.

[21] https://www.arkitera.com/yarisma/istanbul-senin-halic-kiyilari-tasarim-yarismasi/ E.T.06.03.2020.  Daha önceki bir Haliç projesine dair gazete haberi için bakınız; https://www.takvim.com.tr/guncel/2019/02/23/mevlut-uysal-tersane-istanbul-halici-yeniden-cazibe-merkezi-yapacak E.T. 06.03.2020.

[22] Çelik Zeynep, 19.yüzyılda Osmanlı başkenti değişen İstanbul, tarih vakfı yurt yayınları, İstanbul, 1996. S.77.

[23] A.g.e.s.85.

[24]* Günümüzde 2016’da yapımına başlanan bir proje ile bu hayal gerçekleştirilmeye başlandı ise de 100 yıl geriden gelen bu projenin tüm taraflarının eksiksiz hesaplanmış olmasını ummaktyım.

[25] Dünü ve Bugünü ile Hali Sempozyumu. s.263.

[26] Çelik Zeynep, A.g.e. s.74

[27] A.g.e. s.1-2

[28] A.g.e. s.2.

[29] A.g.e. s.2.

[30] Klasik İslam medeniyetinin şehirleşmesinde belli kaideler elbette vardı fakat bu dönemde bizzat bunun üzerinde planlama yapılıp işlerlik kazandırma durumu söz konusuydu. Bununla birlikte Eyüp sultan yerleşkesinin klasik dönemde İslami şehirleşme örneği olan merkezde cami ve yakın çevresinde buna eklenti halindeki çarşı hamam gibi ihtiyaç mekanizmalarının olduğu ve onun ardında da meskenlerin bulunduğu bir örnek oluşturduğunu göz ardı etmemek gerekir.

[31] Çelik Zeynep, A.g.e. s.3.

[32] Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu. s.234.

[33] A.g.e. s.245.

[34] T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Cumhuriyet Arşivi, 77-65-17/30-18-1-2, 15.07.1937.

[35] T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Cumhuriyet Arşivi, 94-37-1/230-0-0, 09.02.1925.

[36] Tasfiye talepnamesi ile yapılan başvurulara bir örnek için bknz; T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Cumhuriyet Arşivi 130-16-13-2/361-12-3, 11..1.1926.

[37] T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Cumhuriyet Arşivi, 30-18-1-2/Kararlar Daire Başkanlığı (1928)/21-48-7, 01.07.1931.

[38] .C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Cumhuriyet Arşivi, 30-18-1-2/Kararlar Daire Başkanlığı (1928), 132-112/26-14-9, 02.03.1932.

[39] Eyüp: Dün/Bugün. A.g.e.s.128. Ayrıca T. Gül Köksal ve H.Hüseyin Kargın’ın yazdığı Haliç’teki Endüstri Mirasının Geçmişi ve Geleceği adlı makalede 19. Yy için fabrika sayısı 151 olarak verilmektedir. Bknz; Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu. A.g.e. s.431.

[40] .C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Cumhuriyet Arşivi. 30-18-1-2/146-22-16, 13.04.1957.

[41] Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu, Derleyen; Süleyman Faruk Göncüoğlu, Kadir Has Üniversitesi yayınları, İstanbul, 2003. s.16. Aslına bakılırsa bu kirlilik 19.yydan beri var olagelen bir sorundu. Özellikle Haliç çevresindeki mezbahaların da bunda payı vardı. Bunlar uzun süre burada bu bölgede var olacaklardı. Bknz; Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu. s.585.

[42] A.g.e. s.434.

[43] Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu. 587.

[44] Bunların kültürel mirasın bir parçası olduğuna dair bknz; A.g.e. s.561.

[45] A.g.e. s.257.

[46] A.g.e. s. 606.

[47] A.g.e. s.609.

[48]A.g.e. s.258.

[49] http://www.eyupmusiki.com/ E.T. 06.03.2020.

[50] https://kultursanat.eyupsultan.bel.tr/tr/eyupkultursanat/pages/kultur-merkezleri/607 E.T.06.03.2020.

[51] https://www.aksam.com.tr/ekonomi/halice-su-sporlari-merkezi–geliyor/haber-584047 E.T. 08.03.2020. Prejenin görselleri için bknz;  http://www.sdgproje.com/projeler/tamamlanan-projeler/halic-su-sporlari-merkezi/ E.T. 08.03.2020.

[52] https://istanbeautiful.com/tr/istanbul-tematik-parklar/vialand-istanbul/ E.T.06.03.2020.

[53] Eyüp: Dün/Bugün..s.7.

[54] Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sultan Sempozyumu I-X Tebliğler. s.27.

[55] Çelik Zeynep, A.g.e. s. 75.