Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Feminist Tarih / Tanzimat’tan Erken Modern Türkiye Cumhuriyeti’ne Feminist Hareket (1868-1935)

Tanzimat’tan Erken Modern Türkiye Cumhuriyeti’ne Feminist Hareket (1868-1935)

Yazan: Feyzanur İNCE

ÖZ

Kadın tarihi, feminist tarih, toplumsal cinsiyet tarihi inşa olunan eril tarih yazımını deşifre ederken; öncelikle kadın olarak erkek olarak tanımlanmanın, tahakküm biçimlerinin, iktidar ilişkilerinin ne anlama geldiğini incelemekte ardından da kadınların yararına, onların deneyimlerini önceleyen yeni bir tarih yazımını mümkün kılmayı amaçlamaktadır.

Tarihsel bilgi tarihçilerin bilgisinden bağımsız değildir, geçmişi incelerken neyin önemli olduğuna karar veren özneler ‘nesneleri’ belirlemektedir. Nesneler öznelerinden bağımsız olmadığı gibi tarihsel bilgi de onu yazan erklerden bağımsız değildir.  Kadın tarihi, feminist tarih, toplumsal cinsiyet tarihi inşa olunan eril tarih yazımını deşifre ederken; öncelikle kadın olarak erkek olarak tanımlanmanın, tahakküm biçimlerinin, iktidar ilişkilerinin ne anlama geldiğini incelemekte ardından da kadınların yararına, onların deneyimlerini önceleyen yeni bir tarih yazımını mümkün kılmayı amaçlamaktadır. Bu makalede, bu çerçeve benimsenerek, feminist duruş teorisinden yararlanarak, feminist perspektiften Osmanlı’dan Erken Türkiye Cumhuriyeti’ne Feminist Hareket ele alınacaktır. Giriş bölümünde feminizmin dünya çapındaki oluşumunun tarihinden kısaca bahsedilecek olup ardından genel hatlarıyla Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Feminist Hareket 1868-1935 yılları esas alınarak teşrih edilecektir. Yazı feminist tarih yazımının önemine vurgu yapılarak sonlandırılacaktır.

Anahtar Kavramlar: Osmanlı Feminizmi, Birinci Dalga Cumhuriyetçi Feminizm, Feminist Tarih.

GİRİŞ

Batı’da insanı, aklı, vicdanı, rasyonaliteyi öne çıkaran düşüncelerin artması ile dini kurumların toplumsal hayatta rolünün azalması sonucu ortaya çıkan burjuva devriminin eşitlik, kardeşlik, özgürlük söylemleri Osmanlı’da da gecikmeli olarak, İkinci Meşrutiyet ile birlikte müsavat, uhuvvet, hürriyet şeklinde karşılığını bulmuştur. Fakat bu söylemlerin Batı ve Doğu’da toplumun yarısını oluşturan popülasyonu içermediği anlaşılarak kadınlar tarafından eleştiriye tabi tutulmuştur. Fatmagül Berktay’ın  Tarihin Cinsiyeti’ adlı kitabında yer alan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Feminizm başlıklı makalede bulunan şu ifadesi konunun çerçevesi açısından büyük önem teşkil etmektedir:

“Feminizmin doğuşu ile modernleşme, burjuva devrimi ve rasyonel insanı temel alan doğal ve evrensel haklar teorisinin gelişimi arasında yakın bir ilişki olduğu açık. Ne var ki ‘eşitlik, kardeşlik, özgürlük’ bayrağını yükselten burjuvazinin ‘insan’ soyutlaması da yüzlerce yıllık geleneği sürdürerek kadınları dışlayan bir nitelik taşıyordu ve yeni oluşmakta olan ulus-devletin kardeşliği, kadınları oy hakkının dışında bırakmasının açıkça ortaya koyduğu gibi ‘erkek kardeşlik’ti.” [1]

Feminizmin doğuşu kadınların erkeklerle eşit addedilme, insan sayılma, toplumun herkese vadettiği eşitlik ve özgürlüğü kadının yaşam alanlarında gerçekleştirme emeli gibi temel isteklerden başlatılarak açıklanmaktadır.[2]İnsan Hakları mefhumundan ilk kez bahsedildiğinde 18. yüzyıl Fransız ve Amerikan Devrimi’nde, kadınların ruhsal ve fiziksel bakımdan erkeklerden aşağı olduğunu öne sürerek onların vatandaşlık ve insan haklarından bizzat faydalanmaları yerine geleceğin vatandaşlarını (oğullarını) yetiştirmeleri uygun görülürken, ataerkin argümanları ile ona karşılık veren kadınların seslerini duyurmaları bu tarihlere rastlamaktadır.[3]  Mary Wollstonecraft’ın 3 Ocak 1792’de tamamladığı çalışma ‘A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi)’ bunun somut örneklerindendir. Olympe de Gouges’in giyotinle idam edilmeden önce ele aldığı ‘Les Droits de la Femme (Kadın Hakları)’ başlıklı el broşürü, Judith Sargent MurreyOn the Equality of the Sexes (Cinsiyetler Arasındaki Eşitlik Üzerine)’ gibi örnekler çoğaltılmaktadır. Bu eserlerde Aydınlanma düşüncesi, insan aklının öncüllüğünün, kadınların tüm insanların doğal haklara sahip olmasının kadınları içermediği anlaşılarak eleştiriye tabi tutulmuştur. Bu yıllar tam da kadının yüzyıllardır hapsolduğu ev içinden esas dönüşümü başlatan Sanayi Devrimi dolayısıyla fabrikalara, kamusal alana tecrit olduğu yılları işaret etmektedir.[4] Bu bağlamda kadınları yepyeni yaşam tarzının beklediği düşünülse de durum onu göstermemektedir. Ev içinde de ev dışında da bedenini kullanarak fiziksel sorumluluğunu yerine getirmesi beklenen kadın; akılla, üretimle, güçle özdeşleştirilen erkeğin hizmetçisi konumunda olmaya devam etmektedir.  

19. yüzyıl feministleri kadınların oy hakkı, eğitimde fırsat eşitliği, çalışma hakkı gibi milliyetçi ideolojilerin ve modernleşmeci düşüncelerin egemen olduğu bir ortamda o dili kullanarak kendi hak mücadelelerini yürütmüşlerdir.

Birinci Dalga Bireyci-Eşitlikçi Feminizm, liberal feministler bu minvalde değerlendirildiğinde, liberalizmin, Aydınlanma düşüncesinin dilini kullanarak eşitlik mücadelesi veren oluşumdur, denilebilmektedir. 60 sonrası (İkinci Dalga Feminist Hareket’in belirdiği yıllar) sosyalist, radikal, siyahi feministler tarafından eleştiriye tabi tutulsa da, dönemin, zamanın, koşulların bilincinde bir değerlendirme yapıldığında Birinci Dalga Bireyci-Eşitlikçi feministlerin mücadelesinin ne denli mühim olduğu aşikardır. İçtimai, iktisadi, siyasi hakların ediniminde feministlerin çabaları etkilidir.

Resmi tarih söyleminin aksine, feminist hareketin yalnızca Avrupa ve Amerika’da olduğu, Osmanlı’da kadınların böyle bir çabalarının olmadığı, Cumhuriyet ile birlikte medeni haklarını elde eden kadınlara on sene sonra seçme ve seçilme hakkının altın tepsiyle sunulduğu miti, yapılan Kadın Araştırmaları’nın gösterdiği üzere gerçekliğini yitirmektedir.

İngiliz süfrajetleriyle, Fransız feministleriyle mukayese ederek asla Türkiye’de böyle bir güruh, hareket, eylemci grup olmadı demek, her ülkeyi kendi toplumsal, siyasi, ekonomik, kültürel dokusuna göre değerlendirme noksanlığından ileri gelmektedir. Feminist tarihçiler tarafından yapılan çalışmalar tam tersi bir karşılaştırmanın da mümkün olduğunu göstermektedir. Osmanlı’da ve erken Türkiye Cumhuriyeti’nde bambaşka yaşantıları olan kadınlar (Nezihe Muhiddin, Ulviye Mevlan, Sabiha Sertel…) kendi dil ve üsluplarıyla taleplerini belirtmişler, kaleme aldıkları yazılarıyla, yürüttükleri dernek faaliyetleriyle mücadele ettiklerini her daim göstermişlerdir. Emmeline Pankhurst Nezihe Muhiddin kıyaslamasını Nezihe Muhiddin aleyhinde sonuçlandırma amacı gütmek onu edilgen kılan, silen, yok sayan bir anlatı sunmak ataerkil ideolojilerin ürünüdür.

Bütün felaketlerin müsebbibi olarak görülen, insanlara (erkeklere) bahşedilen nimetlerden mahrum bırakılan, kocasının istediği zaman boşadığı, tahsil göremeyen, okuma yazma bilmeyen, geçiminin teminatı için bir meslek icra edemeyen, ‘kamusal alanda’ görünür olmaya başlasa erkeklerin tahkir edici bakışına, mütecaviz laflarına maruz kalan kadınlar, Batı’daki kız kardeşlerinden biraz gecikmeli olarak ve zaman zaman onların inkılaplarını örnek alarak seslerini duyurmak maksadıyla dergiler, dernekler vasıtasıyla ‘feminist taleplerini’ kamusal alana taşımayı başarmışlardır.

    

Genel Hatlarıyla Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Feminist Hareket

Makalenin bu bölümünün amacı, Tanzimat’tan sonra II. Meşrutiyet devrinde, Cumhuriyet’e giden yolda, devrimleri, değişim-dönüşümleri feminist hareketi esas alarak incelemektir. Kadın haklarının yasallaşması sürecinde kadınların da seslerini duyurduğu ve onları görmezden gelen resmi tarih yazımının aksine yeniliklerde onların taleplerinin etkili olduğu vurgulanarak, 1868-1935 dönemleri arasında hareketin içinde yer almış kadınlardan örneklerle, bu alanda yazılmış kaynaklar çerçevesinde bahsedilecektir. Tarihçiliğin bir meslek olarak gelişiminde büyük rolü olan pozitivist tarihçilik, gündelik yaşamı görmezden gelmiş, kadınların deneyimlerini gerek marjinalleştirerek, gerek hiç görmeyerek yok saymıştır.[5] Cumhuriyet’le birlikte kazanılan hakların arka planında kadınların olduğunu bilmek, kadınları tarih sahnesinden dışlayan eril tarih yazımına karşı çıkarak onları görünür kılmaya, onların tecrübelerinden, seslerinden, gerekirse sessizliklerinden yola çıkarak kadınların yararına bir bölüm ortaya çıkarmak feminist tarih yazımının temel gayesidir. Feministlerin daima dillendirdiği gibi “Hak verilmez, alınır!” diyerek Osmanlı feministlerinin haklarını nasıl talep ettiklerine, nerde, neler yazdıklarına ilgili kaynaklar çerçevesinde değinilecektir.

Osmanlı’dan erken modern Türkiye Cumhuriyeti’ne Feminist Hareket’i inceleyen çalışmalarda kadın hareketi üç döneme ayrılmaktadır. 1868’den II. Meşrutiyet’in  ilan edildiği 1908’e kadar geçen dönem kadınların kendini ispat dönemi olarak tanımlanmakta, 1908’den 1922’ye Cumhuriyet’in kuruluş döneminin başlangıcına kadar geçen dönem ise Osmanlı kadın hareketinin kadın hakları ile ilgili somut taleplerinin tartışılıp şekillendiği bir dönemi kapsamakta olup 1922’den Türk Kadınlar Birliği’nin 1935’te kapatılmasına değin olan süreç de üçüncü dönemi, Birinci Dalga Cumhuriyetçi feminizmi ibraz etmektedir. [6]

Erken modernleşme döneminde kitle iletişim araçlarının (dergi, gazete, roman) rolü yadsınamayacak kadar büyüktür. Yeni toplumun hangi dinamiklere oturtulacağı bu sahada tartışılmış, şekillenmiştir.[7] Kadınlar da kamusal iletişim araçlarını kullanarak -dergilerde yazarak, bildiriler yayımlayarak-, dernek faaliyetleri yürüterek yeniçağın ruhuna uygun hareket etmiş, taleplerini kamusal alana taşımışlardır.

1868’den II. Meşrutiyet’in ilanına kadar olan döneme bakıldığında kadınların taleplerinin somut bir biçim kazandığı görülmektedir. 1869’da Terakki gazetesinin eki Terakki-i Muhadderat’tan Şükufezar’a, Hanımlara Mahsus Gazete’ye, birçok dergi vasıtasıyla yeni dönemin dinamiklerini, Tanzimat sonrası esen modernleşme kuramının dilini kullanarak seslerini kamusal alana taşımışlardır. Fatma Aliye, Şair Nigar Hanım, Emine Semiye gibi yazarlar kendi ad ve imzalarıyla yazılar yazmış, oluşmaya başlayan kadın hareketini  belirli dinamiklere oturtmuşlardır. Kadının bulunduğu durum ile toplum yapısı arasında ilişki kurarak kadınların yararına yapılacak her hamlenin toplum yararına da olduğunu yazarak taleplerini şekillendirmişlerdir.[8] Talepleri aile, eğitim, çalışma alanında eşitlik, tek taraflı boşamanın yasaklanması, kıyafet dönüşümü şeklinde temel, makul insani taleplerdir. Aynur Demirdirek’in aktardığı Şükufezar’ın 1886’da çıkan ilk sayısında önsözde yer almış Arife imzalı bir yazının içeriği bu açıdan değerlendirildiğinde çok önemlidir:

“Biz ki ‘saçı uzun aklı kısa’ diye erkeklerin hande-i istihzasına (alaycı gülüşlerine) hedef olmuş bir taifeyiz. Bunun aksini ispat etmeye çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek şahreh-i sa’y ve amelde (çalışmanın açık ve doğru yolunda) mümkün olduğu kadar payendaz-ı sebat olacağız (ayak direyeceğiz).”[9]

1868-1908 arası dönemi II. Abdülhamid dönemi istibdat yönetimi birlikte değerlendirildiğinde kadınların taleplerinin radikal olmadığı, makul ve yer yer iktidarın dilini kullanarak taleplerini duyurması anlaşılır bir husustur.

Bu dönemde aydın erkekler de kadın hakları için yazılar yazmakta, özellikle kaçgöç, kıyafet, görücü usulü ile evlenme eleştiriye tabi tutulmaktadır.

1908 sonrası mutlakçı bir yönetimin, Hakim-i Mutlak olan Sultan’ın kulları olmak istemeyen erkekler iktidara el koyarak yurttaşlığa dayalı anayasal bir rejime geçişi başlatmıştır. Kadın ve aileyle ilgili ideoloji de bu dönemde özgün bir biçim almıştır.[10] Bu ideolojiye kadınların bakışını katmak, kadın hareketini esas alarak bir metin yazmak temel gaye olduğundan kadınların çıkardığı dergiler, yazıları, seslerini nasıl kamusal alana taşıdıkları 1908-1922 dönemi esas alınarak (Osmanlı feminizminin ikinci aşaması) incelenecektir.

Bu bölüme başlarken yine Aynur Demirdirek’in aktardığı, Demet dergisinin 7 Ekim 1908 tarihli, ikinci sayısında yer alan İsmet Hakkı hanıma ait ‘Kadınlarımız ve Maarif’ başlıklı yazının bir parçası aktarılarak başlamak dönemin ruhunu, Osmanlı kadınlarının Batı’daki hareketi izlediğini, örnek aldığını göstermek açısından ehemmiyet teşkil etmektedir:

“İşte acizane tenkit etmek istediğim bir cihet daha! Erkeklerin fıtraten, aklen kadınlara rüçhanı (üstünlüğü) neden iddia ediliyor? Çünkü onlar daha iyi tahsil ediyor, zeka-yı fıtriyelerini sanat, fen ile tekmil ediyorlar. Bu halde henüz aynı takayyüdü göremeyen kadınları, onlardan aşağıdır diye tahkir etmek pek münsifane (insaflı) olamaz zannederim. Hususiyle bu isnat (suçlama) hem nevilerinden sudur ederse (gelirse) acı bir hayret-i mucip olur. Madam Curie bugün Sorbonne’da ders veriyor. Fransa hukuk, tıp mektepleri erkek kadar kadın talebe sayıyor. Pek beğenilen İngiltere’de de ‘Sufrajet’lerin şiddet ve metanetleri pek büyüktür. Bunlar bize açıkça göstermiyor mu ki kadınlar da erkekler kadar terakki ve tealiye müstaiddir (yeteneklidir).” [11]

Meşrutiyet’ten 1922 yılına dek yaşanan gelişmeler aktarılmadan evvel şuna değinmekte fayda görülmektedir, burada aktarılan örnekler yaşanan değişimlerin, hareketlerin çok az bir kısmını yansıtmaktadır. Osmanlı feminizmi denildiği vakit içinde Ermeni, Kürt, Süryani, Yahudi kadınların, Dönme Cemaati’ne mensup feministlerin, yalnızca aydın orta sınıftan değil Yaşar Nezihe gibi işçi sınıfından kadınların da olduğu bir hareketten de söz edilmektedir.  Bu yazıda araştırmanın çerçevesi itibariyle onların anılmamakta olması, kati surette onların varlığını inkar etmekle eş değer değildir.

Meşrutiyet’in başlangıç yıllarında Selanik’te ilk kadın hakları konferansı verilmiştir.

1913-1914 yıllarında ilk defa Bedra Osman Hanım Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’nin yoğun çabalarıyla devlet dairesinde memurluğa başlamış, Halide Edip müfettişliğe kadar yükselmiş, Belkıs Şevket ilk kez uçağa binen kadın olmuştur. II. Meşrutiyet Dönemi aynı zamanda, kız idadilerinin muallime mekteplerinin açıldığı, arttığı, kadınların yoğun çabalar sonucu üniversiteye de (İnas Darülfünun’u) adım attığı yıllardır.[12]

II.Meşrutiyet yıllarında Mecelle’nin yetersiz kaldığı anlaşılarak, talepler göz önünde bulundurularak öncelikle Mecelle’yi Tadil Komisyonu kurulmuş ardından ilk kez aile hukukunu düzenleyen bir metin hazırlanarak 25 Ekim 1917’de Hukuk-ı Aile Kararnamesi yürürlüğe konmuştur. Kadın dergilerindeki yazılar, talepler sonucu şekillenen bu yeni metin Osmanlı’da çok eşliliği, tek taraflı boşamayı düzenleyici maddeler içermektedir. Fakat 19 Haziran 1919’da Damat Ferit kabinesi tarafından kaldırılmıştır. [13]

II. Meşrutiyet’in getirdiği hürriyet ortamı, dergilerin sayısında artışı da mümkün kılmıştır. 1908’den Cumhuriyet’e çıkan dergiler (Demet, Mahasin, Kadın (İstanbul), Kadın (Selanik), Musavver Kadın, Kadınlar Dünyası, Güzel Prenses, Kadınlık, Siyanet, Seyyale, Hanımlar Alemi, Genç Kadın, Kadın Duygusu, İnci, Diyane, Kadınlar Saltanatı, Hanım, Ev Hocası, Süs, Firuze), yürütülen dernek faaliyetleri (İttihat ve Terakki Kadınlar Şubesi, Kadınları Esirgeme Derneği, Teali Nisvan Cemiyeti (Kurucusunun Halide Edib olduğu bu dernek feminist talepleri olan ilk dernektir, denilebilmektedir.[14]), Osmanlı Kadınları Terakkiperver Cemiyeti, Osmanlı Cemiyet-i Nisaiyye, Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan) artmış, basında taleplerini somutlaştırma fırsatını yaratan kadınlar, feminizmden, Batı’daki feministlerin hareketinden örneklerle bahsetmişlerdir. Sadece kadınlara açık, feminizmi açıkça ülkü olarak benimseyen Kadınlar Dünyası ve onun dernek kolu olan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan her kesimden kadına açık olması hasebiyle ayrıca önem arz etmektedir.[15] Derginin ve derneğin kurucusu Ulviye Mevlan’ın imtiyazında ilk yüz sayısı günlük daha sonraki sayıları haftalık olarak çıkmış Kadınlar Dünyası dergisi, dokuz yıl boyunca yayın hayatına devam etmiştir. Kadın hakları tanınmadıkça erkek yazarlara dergi bünyesinde yer vermeyeceğini belirterek feminist taleplerini açıkça ilan etmiş olan dergiden Nazife İclal isimli bir kadın yazara ait yazının bir bölümünü, direkt onların seslerinden şikayetlerini, taleplerini aktarmanın ehemmiyetinin idrakinde olmak bakımından mühimdir:

“İnsanlık aleminde vazifen, salahiyet-i ictimaiyyen erkeklerinkine tamamen müsavi olduğu halde, sen zayıf kaldın. Ailelerde husule gelen tekamül-i tedrici seni yavrularınla meşgul etti. Mübareze-i hayatta galip gelmek mecburiyetiyle kesb-i kuvvet eden erkekler sana da tabiatıyla tagallüp ettiler. O zamanlardan sonra esir oldun. Devr-i vahşetten çıkarak medeni kitleler teşkil eden milletler bile sana hayvan nazarıyla baktılar. Diri diri toprağa gömüldün, hayali ilahlara kurban verildin, batıl ittifaklar altında nehirlere atıldın. Bir taraftan ailelerin ruhu iken diğer taraftan zincirlere vuruldun, dövüldün, sövüldün. Sana tabiatın bir hırs ve tama’ına set çekmek için lazım gelen şeraitin, fikdanından değil mi?       İşte donanma hakkında ve bunun millet tarafından yardımıyla husule gelebileceğine dair silsile-i makalatımız burada hitam bulmuştur. Dediğimiz gibi şimdi bu mesele için yalnız hemşirelerimin fikirlerinin merkezde olduklarını anlamak kalıyor ki bunu da gazetemizle işar edeceklerinde şübhemiz mefkuttur!”[16]

Üçüncü dönem olarak nitelendirilen 1923’ten Türk Kadınlar Birliği’nin kapatılmasına, Dünya Kadınlar Kongresi’nin İstanbul’da toplanmasına kadar olan dönem incelenecektir. Birinci Dalga Cumhuriyetçi Feminizm olarak nitelendirilen bu dönem siyasal, içtimai, iktisadi haklar, tam vatandaşlık hakları ve siyasal güce katılım talebiyle örgütlenen kadınların eyleme geçtikleri bir süreci ifade etmektedir. Nezihe Muhiddin öncülüğünde kurulan Kadınlar Halk Fırkası ve Kadın Birliği örnekleri, Türkiye’deki süfrajet hareketin somut biçim kazanmış halidir.[17]

Birinci Dalga Cumhuriyetçi feminizmin temelleri ‘kadınlık mefkuresi’ne dayalıdır. Kadınlık mefkuresi, insan addedilme, sivil yaşama katılım, kamusal alana dahil olma, toplumsal statünün iyileşmesi gibi kadınlık ülkülerine dayanmaktadır. Bu yarım yüzyıllık evrede süren mücadeleler, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında daha bir belirginlik kazanarak politik, içtimai, iktisadi, tam vatandaşlık hakları ve siyasal yaşama katılım (Nezihe Muhiddin örneği) şekline bürünerek devam etmektedir.[18]

Kadınlar Halk Fırkası Ankara’daki erkek kardeşlerden onay alamayınca Türk Kadınlar Birliği adı altında 7 Şubat 1924 günü, yeniden Nezihe Muhiddin önderliğinde kurulmuştur. 1927’de birlik programından çıkarılan siyasi hakların sağlanması ibaresi yeniden konmuştur. 3 Nisan 1930’da kadınlara ilk siyasal hakların tanınması Belediyeler Kanunu’yla sağlanmış, dört sene sonra da İsmet İnönü ve 191 arkadaşı tarafından verilen anayasa değişikliği teklifiyle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. 1 Mart 1935’te toplanan beşinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde on sekiz kadın milletvekili yer almıştır.[19] 1935 yılında Uluslararası Kadınlar Birliği 12. kongresinin İstanbul’da gerçekleşmesi bu açıdan değerlendirilmektedir. Kongreden on gün sonra Tek Parti kararıyla Türk Kadınlar Birliği kapatılmış, Birinci Dalga Cumhuriyetçi Feminizm son bulurken, kadın hareketi (feminist hareket) yıllar sürecek bir suskunluğa bürünecektir.[20] Bu suskunluk aynı zamanda edinilen hakların arkasında yatan feminist mücadelenin varlığını da unutturacak, feministler birer birer tarih sahnesinin dışına itilecektir. Oysa Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda kadınların taleplerinin ne denli mühim olduğu açıktır. Onları görmezden gelen, deneyimlerini yok sayan erkek tarih yazımının aksine, feminist tarih kadınların, hakların kazanımında ne denli mühim bir role sahip olduğunu, yürüttükleri mücadelenin ehemmiyetini idrak ederek, yeni bir tarih yazımı geliştirmektedir.

Tezer Taşkıran, Afet İnan, Muhaddere Taşçıoğlu gibi tarihçilerin eserlerinde ne Nezihe Muhiddin isminden ne de Kadınlar Halk Fırkası’ndan bahsedilmediği belirtilmektedir. Bu görmezden gelme bu unutturuluşun sebebini sorgulamak gerekmektedir.[21]

Mustafa Kemal Atatürk’ün kadın erkek eşitliği hususunda yaptığı büyük devrimler asla yadsınmamakla birlikte feminist mücadelenin unutturuluşunun tüm dünyada ve Türkiye’de kadına biçilen roller, kadını erkek üzerinden, annelik üzerinden tanımlayan geleneksel düşünce yapısının yeterince çözümlenemediği ile ilişkilidir. Feminizmin, feminist sosyal bilimlerin yapmak istediği her yere sızmış olan iktidarın bilgisini (eril bilgiyi) deşifre etmektir. Tartışma konusu edilgen kılan bir tarih yazımının aksine kadınların etken olduğudur. Nesne değil özne olan, edilgen değil etken konumda varlığını sürdürme mücadelesi veren kadınların ontolojik kaygılarını gidermeleri, hakların verilmediğinin bizzat kendi anneanneleri tarafından alındığının bilinmesi ile mümkündür.

Afet İnan’ın 1930 yılında kaleme aldığı Yurt Bilgisi Notlarımdan başlıklı dizide yer alan İntihap adlı kitabın kapağında İhap Hulusi Bey’in çizmiş olduğu kapak resmi erkeklerin önünde oy kullanan bir kadındır. O tarihlerde henüz kadın seçme ve seçilme hakkını elde edememişken Atatürk’ün Afet İnan örneğiyle ideal Türk yurttaş kadını yaratması, kongrelerde ona konuşma yaptırmasını belirten Zafer Toprak kitabının “Gazi, Afet Hanım ve Kadınların Siyasal Hakları” adlı makalesinde Cumhuriyet Türkiyesi’nin kadından, kadının kamusal alana hızla çıkışından yana olduğunu belirtmektedir. Kadın özgürlüğü, feminizmle bağlantılı olmamakla birlikte, kadını tanımlama üzerinden kadınlığın yeniden inşası ile ilişkilidir, denilebilmektedir.[22]

’29 Ekim 1923 Cumhuriyet’in ilanı birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformların hızlanması, 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kadın erkek öğrencilerin eşit haklarla eğitim görmeye başlaması, 17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilerek çok eşliliğin ve tek taraflı boşanmanın kaldırılması, 1930 Belediye Yasası ile kadınların belediye seçimlerinde seçme ve seçilme haklarını elde etmesi, 26 Ekim 1933’te Köy Kanunu’nda değişikliğe gidilerek kadınların muhtar olma hakkını alması,  5 Aralık 1934 Anayasa değişikliği ile kadınların seçme ve seçilme haklarını elde etmesi Atatürk Devrimlerinin toplumsal alanda ne denli eşitlik amaçlı olduğunun göstergesi olmakla birlikte tüm bu kazanımların arkasından kadınların yüz yıllık direnişlerinin, taleplerinin olduğunu bilmek feminist tarihin en büyük amacıdır. Kadınların bastırılmasının, araçsallaştırılmasının, unutturulmasının, edinilen haklarda onların taleplerinin, direnişlerinin etkisinin göz ardı edilmesinin eleştirisidir.

SONUÇ

Osmanlı modernleşmesinde ve erken modern Türkiye Cumhuriyeti’nde feministlerin görünür kılınmaya başlaması ile feminist tarih yazımının arasındaki ilişkiyi ortaya koymak marjinalleştirilen, yok sayılan hem Doğu hem Batı kadınlarının deneyimlerinden faydalanmak, ilham almak adına büyük önem arz etmektedir. Fatmagül Berktay’ın makalesinden direkt alıntılanması uygun görülen aşağıdaki ifade feminist tarih yazımının önemini göstermektedir:

Tarih boyunca, hem erkeklerin hem de kadınların, mensup oldukları sınıf, ırk, dinsel topluluk vb. nedeniyle tarihsel geleneğin dışına itilmeleri çok sık rastlanan bir olgu, ama hiçbir erkeğin salt cinsiyeti nedeniyle dışlandığı görülmüyor. Oysa kadınlar için durum böyle değil; onlar, aidiyetleri ne olursa olsun, sırf cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa tabi tutuluyor ve tarihin yazılması ve yorumlanması işleminden dışlanıyorlar ve tarihin yapımına etkin olarak katılan özneler oldukları halde, kendi tarihlerini bilmekten alıkonuyorlar. Bu bakımdan Cicero’nun sözü kadınlar için özel bir anlam taşıyor: Geçmişini bilmekten alıkonmak ile sürekli çocuk bırakılmak arasında gerçekten yakın bir bağ var…”[23]

Bir diğer direkt alıntılanması uygun görülen bölüm de Serpil Çakır’ın Osmanlı Kadın Hareketi adlı eserinin birinci bölümünü oluşturan Erkek Tarihinden Kadın Tarihine adlı yazıda yer alan kısımdır:

“Geleneksel tarih yazıcılığı, erkeklerin yaşam pratiklerinden kaynaklanan olayları konu edinir; erkeklerin tarihsel deneyimleri üzerine odaklanır. Öznesi erkektir. Bu tarih; kadınların yer almadığı savaşların, fetihlerin, elde edemediği kahramanlıkların, üyesi olamadığı parlamento, meclis gibi siyasi kurumların tarihidir. Tarih; olayların üzerinde geliştiği zemin, bunların ortaya çıkmasını hazırlayan gerçek nedenler ve kişilerle ilgilenmez; önemli olan, alınan sonuçlardır. Sonucun ortaya çıktığı alan ise genelde kamusal alanın sınırları içindedir ve bu sınırlar içinde, tarihin öznelerinden biri olan kadın yoktur.”[24]

Görünürlüğü artırmak ve tarihi yeniden yazmak, kadın yazılarını gerek kurgu (romanlar, hikayeler, tiyatro oyunları) gerek dergi yazıları, dernek faaliyetleriyle yeniden, detaylı, feminist bir perspektif ile okumakla gerçekleşmektedir.

Kadın tarihini, unutturulmak istenen feminist hareketin tarihini belleklere kazımak inşa olunan eril tarih öğretilerinden sıyrılıp geçmişi hatırlamak, geçmişteki deneyimlerden, taleplerin dillendiriliş biçimlerinden faydalanmak bugün, bu zaman ve zeminde de önemi yadsınamayacak faaliyetlerdir. Gerek akademik sahada gerek medya vasıtasıyla şekillenen, her gün yeniden üretilen ataerkil yapıyı çözmek ancak yeni bir tarih yazımı, yeni bir sosyal bilimler ve en önemlisi yepyeni bir dil ile mümkündür.

KAYNAKÇA

Kitaplar:

ARAT, Necla, Feminizmin ABC’si, Say Yay. İstanbul, 2017.

BERKTAY, Fatmagül, Tarihin Cinsiyeti, Metis Yayınları, İstanbul, 2015.

ÇAKIR, Serpil, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul, 2016.

DEMİRDİREK, Aynur, Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Hikayesi, Ayizi Yayınları, Ankara, 2016.

DONOVAN, Josephine, Feminist Teori, Aksu Bora, Meltem Ağduk Gevrek, Fevziye Sayılgan (çev.), İletişim Yayınları, İstanbul 2016.

KANDİYOTi, Deniz, Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar, Aksu Bora, Fevziye Sayılgan, Şirin Tekeli, Hüseyin Tapınç, Ferhunde Özbay (çev.), Metis Yayınları, İstanbul, 2015.

KURNAZ, Şefika, Yenileşme Sürecinde Türk Kadını, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2011.

OKUDUCU, Güldal, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk Kadınının Kısa Tarihi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2014.

SANCAR, Serpil, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti ‘Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar’, İletişim Yayınları, İstanbul, 2017.

SCOTT, JoanWallach, Eleştirel Tarih Kuramı ‘Kimlikler, Deneyimler, Politikalar’, Zerrin Yaya (çev.), Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 2017.

SCOTT, JoanWallach, Feminist Tarihin Peşinde, Fahriye Dinçer, Özlem Aslan (der.), BGST Yayınları, İstanbul, 2013.

TOPRAK, Zafer, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (1908-1935), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2014.

ZİHNİOĞLU, Yaprak, Kadınsız İnkılap ‘Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği’, Metis Yayınları, İstanbul, 2016.

Makaleler:

ÇAKIR, Serpil, Feminist Tarih Yazımı: Tarihin Kadınlar İçin, Kadınlar Tarafından Yeniden İnşası.

ÖZCAN DEMİR, Nilüfer, II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Feminizmi, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt:16,Sayı:2, ss. 107-115.

Kadın Eserleri Kütüphanesi Tarafından Basımı Yapılan Osmanlı Kadın Dergileri:

Kadınlar Dünyası (1913-1921) yay. haz. Tülay Gençtürk Demircioğlu ve Fatma Büyükkarcı Yılmaz (2009). Derginin 51-100. Sayılarının Yeni Harflerle Basımı.

Dipnotlar

[1] Fatmagül Berktay, Tarihin Cinsiyeti, Metis Yayınları, İstanbul, 2015, s.90.

 [2] Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s. 58.

 [3] Necla Arat, Feminizmin ABC’si, Say Yayınları, İstanbul 2017, s. 33.

 [4] Josephine Donovan, Feminist Teori, İletişim Yayınları, İstanbul 2016, s.21-73.

 [5] Fatmagül Berktay, Tarihin Cinsiyeti, Metis Yayınları, İstanbul, 2015, s.20.

 [6]  Serpil Sancar, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti ‘Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar’, İstanbul, 2017, s.92-93.

 [7] Serpil Sancar, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti ‘Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar’, İstanbul, 2017, Erken modernleşmenin eril tahayyülü: Modern aile reisi erkeklere dönüşüm (Makale), s.83.

 [8] Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.69.

 [9] Aynur Demirdirek, Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Hikayesi, Ayizi Yayınları, Ankara, 2016, s.17.

 [10] Deniz Kandiyoti, Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar ‘Kimlikler ve Toplumsal Dönüşümler’, Aksu Bora, Fevziye Sayılan, Şirin Tekeli, Hüseyin Tapınç, Ferhunde Özbay (çev.), Metis Yayınları, İstanbul, 2015, s.191.

[11] Aynur Demirdirek, A. g. e, (‘İsmail Hakkı, ‘Kadınlarımız ve Maarif’, Demet 2 (24 Eylül 1324/7 Ekim 1908): 24-27’ aktaran: A. g. y), s.57.

[12]  Nilüfer Özcan Demir, II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Feminizmi, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt:16, Sayı:2, s112.

[13] Zafer Toprak, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (1908-1935), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2016, s.13.

[14] Yaprak Zihnioğlu, A. g. e, s.58.

[15] Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.55-87.

[16] Nazife İclal, Rüyada Kadınlığım 2 ‘Bütün Hemşirelerime’, Kadınlar Dünyası 51. – 100. Sayılar, Kadın eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı 20. Yıl Özel Yayını, İstanbul, 2009, s.462.

[17] Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap ‘Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar’, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.22.

[18] Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap ‘Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği’, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.22.

[19] Zafer Toprak, Türkiye’de Kadın Özgrlüğü ve Feminizm (1908-1935), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2016, s.452-453.

[20]  Zafer Toprak, “Halk Fırkası’ndan Önce Kurulan Parti: Kadınlar Halk Fırkası”, Tarih ve Toplum, sayı 51, Mart 1988, s. 30-31.

[21] Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap ‘Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği’, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.259.

[22] Zafer Toprak, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (1908-1935), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2016, s.441-449.

[23] Fatmagül Berktay, Tarihin Cinsiyeti, Metis Yayınları, İstanbul 2015, s. 21-22.

[24] Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul, 2016, s.30.

Yazar Hakkında

 

Feyzanur İnce / TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi 

İktisat Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir