Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Yemen
Kaynak: Lyse Doucet

Taiz, Yemen – Dürbünlü Tüfeklerin Şehri

Yemen’in bir zamanlar kültür başkenti olan Taiz, şimdi Husiler ve rejim kontrolü arasında bölünmüş durumda.

“Unutulan Savaş” olarak geçen çatışmada bir Yemen şehri, hepsinden çok daha unutulmuş durumda.

Mohammmed Saleh al-Qaisi, bu durumu “Tüm dünyanın Taiz’i bilmesini istiyorum. Taiz’in önceden nasıl bir yer olduğunu ve şimdiki durumunu görmesini istiyorum. Sokakta bir kaldırımda motosiklet gürültüsü ve bisiklet zilleri arasında oturuyoruz. Birkaç dükkân ötede genç adamlar sıcak çay içiyor, kucaklarında tüfekler var ve gelip geçenlere el sallıyorlar. Tepelerinde ise Cambridge Yayınları ve McGraw-Hill’in yayınladığı yeni kitabın tanıtım afişleri…” diye tanımlıyor.

Taiz Yemen’in üçüncü en büyük şehri ve önceden kültür başkenti olarak biliniyordu. Taizliler kendileriyle en iyi öğretmenleri, avukatları, pilotları, aklınıza gelebilecek her alanda en eğitimli insanları yetiştirmeleriyle övünüyordu. Şimdilerde ise Yemen’in en uzun soluklu savaşının devam ettiği, Suudi hava saldırıları ile en çok bombalanan, Yemen’de yıkıcı savaşın en ölümcül olduğu bölge haline geldi. Bu ay altıncı yılına girecek olan bu çatışma, Suudi öncülüğünde Batı askeri gücüyle desteklenen bir koalisyonla Yemen’e karşı İran destekli olan Husileri kapsıyor.

Böylece Taiz, kendi içerisinde koalisyon tarafından silahlandırılan, aralarında politik İslamcılar ve el-Kaide’ye bağlı olmakla suçlanan bazı silahlı adamları içeren muhafazakâr Selefilerin de bulunduğu muhalif gruplar arasında çabuk parlayan iç çatışmaları yaşamış oldu.

Qaisi, göz yaşları içinde “Bu şehir nasıldı iyi biliyorum. Ne uğruna okula gittiğimi çok iyi hatırlıyorum.” diyor.

Taiz’in bu kötü durumu üzerindeki ihtimam, Kızıl Deniz’e liman kenti olan Hodeida bölgesi gibi daha farklı stratejik savaş alanları uğruna azaltıldı. Yemen’i savaştan çekip çıkarmak için en son ve büyük adım Aralık 2018’de Birleşmiş Milletler aracılığıyla Stockholm dışında gerçekleştirilen müzakerelerde atıldı. Konu sadece Taiz meselesinin masaya yatırılması gerektiği yönündeydi ve bununla da sınırlı kaldı.

Taiz’in Yemen’in alışveriş listesine eklenmesi ise durumu daha da zorlaştırdı. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Peter Salisbury, “Şimdi Taiz’in kaderi 3 boyutlu bir satranç oyunundaki çok daha geniş bir resme bağlı.” diyor.

Son haftalarda –bu savaştaki en sessiz dönemlerin birinden sonra- Yemen’de ana cephelerdeki çatışmalarda bir tırmanma meydana geldi.

Taiz ikiye bölünmüş bir şehir ve daha geniş çapta bir çarpışmanın çirkin simgesi tüm ülkeyi sarsıyor. Jabal Sabir’den (şehrin yüksek dağı) başlayarak bir zamanlar büyüleyici bir manzaraya sahip turistik gezinti yeri olan delikli deniz kabuklarına kadar her şey bölünüverdi. Önceden ziyaretçileri buraya getiren perspektif şimdi bize Taiz’in siyasi topografisini anlayabilmek için bir bakış açısı sağlıyor.

Cephe hattı şehrin içerisinde belirgin yeşil ve kahverengi yara izleri gibi doğudan batıya kadar uzanıyor. Yeşillik ahtapot kolları gibi tarafsız bölgeye uzanmakta. Bu çizginin ötesinde ise Taiz’in neredeyse üçte biri, şehrin kuzey tarafına bakan tepeleri kontrol altına alan Husiler’in hakimiyetinde, geri kalan kısmı ise rejim tarafından yönetilmekte. Yakından bakıldığında gerilimden çatlamakta olan bir damar gibi görünüyor.

Rejime ait ve üyelerinin kendilerini “mukavemet” olarak tanımlayan yerel komitenin başkanından koruma izni geldikten sonra, karanlık gölgelerin koruduğu dönemeçli merdivenler ve kurşun delikleriyle dolu taş duvarlardan ıssız bir alana indik.

Yemen tarzı türban ve geleneksel “futa” eteği giyen refakatçilerden biri biz ana caddeden uzak durmaya çalışırken, “Ailem evde saklanıyor. Kim dışarı çıkarsa Husiler tarafından vurulur.” dedi.

Aileler iki tarafın da dürbününde takipte. Bu savaş Taiz’e yeni bir ad verdi: “Dürbünlü Tüfeklerin Şehri”

Bulunduğumuz yerden bakınca çatışmayla karşı karşıya olan evlerden hayatların nasıl alındığını görebiliyoruz. Binaların dışı, simsiyah pencereler ve delik deşik duvarlarıyla adeta yas tutan suratları andırıyor.

Başka bir adam soluklandıktan sonra yolun diğer tarafına işaret ederek aceleyle “Evimle Husiler’in bulunduğu bölge arasında sadece bir sokak var. Ailem çok korktukları için burayı terk etti.” diyor.

Kontrol Bölgeleri

Kaynak: Liveuamap

Bu geçidin ötesinde günlük hayat büyük bir mücadele. Taiz’e giriş çıkış için biri hariç tüm yollar Husiler tarafından kontrol altında.

Yıllar önce uzlaşma çabalarını hatırladıkça yüzünü buruşturan Abdul Karee Shaiban, “Görüşmeler için diğer tarafa davet edilmiştik fakat çatışmalar patlak verdi ve iki taraf da üzerimize ateş etmeye başladı.” şeklinde anlatıyor. Yollar Komitesi başkanlığını yürüten milletvekili daha sonrasında iki tarafla da birçok kez görüşmelerde bulundu.

Taiz içinden geçen, kuzeyde başkent San’a da aralarında bulunan diğer büyük şehirlerle bağlantılı ve sürekli hareketli olan ana yoldayız. Birkaç keçi ana yoldan aşağı doğru gidiyor ve küçük bir çocuk hızlı bir şekilde dökük bisikletiyle yanımızdan geçiyor. Biraz ilerde ise yolları kapatan paslanmış demirleri görüyoruz. Shaiban, “Bu şehirdeki insanların siyaset veya savaşla ilgili yapacak hiçbir şeyleri yok. İstedikleri sadece yaşayabilmek ve yolların açılması.” tespitini yapıyor.

Başka bir girişimci olan Dalia Nasr, “Kuşatma, hayatı yaşanılması zor ve ölümcül kılıyor.” diyor. Tehlikeyi gerçekten bilen bir kadın- Sniper kurşunu bir gözünü kör etmiş, halası, iki erkek kardeşi ve bir yeğeni çatışmalar sırasında vefat etmiş.

Nasr ayrıca yolların kapatılmasının hayatı ikiye ayırdığını şöyle açıklıyor: “Kronik hastalığı olan hastalar özel hastanelerden ayrıldı, öğrenciler üniversitelere gidemiyor, devler memurları genelde Husi kontrolü altında olan fabrikalara ulaşamıyorlar.”

Taiz’in diğer tarafına gidebilmek arabayla 5 dakika alırdı. Şimdi ise 5 saatten fazla sürüyor.

Dağların nefes kesen dik yamaçlarından ilerleyip kirli yola girmemek için palmiye ağaçlarına tırmanıyoruz ve Husilerin kontrol noktalarından geçiyoruz. İzlediğimiz yol bu. Husiler tarafından diğer tarafta zaman geçirmemize izin verilmedi.

Taiz’de karşılaştığımız herkes yaşadıklarını daha dün gibi hatırlıyorlar. Marwan sinirli bir şekilde, “Kimse bizi umursamıyor.” diyor. Onun evindeyiz, uyurken Suudi hava saldırısı sonucunda akrabalarından 10 kişiyi kaybettiği moloz yığınlarının arasında duruyoruz. Tam 5 yıl önce gerçekleşmiş. Ev ve Marwan hala paramparça.

Marwan, “Bugüne kadar hala ne yerel yöneticilerden ne askeri birliklerden ne de koalisyondan bir açıklama gelmedi. Hala neden sivillerle dolu bir mahalleyi vurduklarını bilemiyoruz.” şeklinde hatırlıyor.

ACLED (Silahlı Çatışma Yeri ve Olay Verileri Projesi) tarafından sunulan verilere göre koalisyon tarafından yapılan hava saldırıları –genellikle ABD ya da İngiltere tarafından üretilen bombalar- Taiz’de ve Yemen’deki diğer savaş meydanlarında birçok kişinin ölümüne sebep oldu.

Marwan, saldırıları “Saldırı çok sertti, cesetlerin parçalarını bulup bir araya getirmek neredeyse 6 günümüzü almıştı. Civardaki evlere baktık, sokaklara ve çatılara da.” şeklinde hatırlıyor. Sekiz komşusu aynı saldırıda can vermiş.

Yemen devlet memuru bize Husiler tarafından yıkılmış evi de görmemiz için ısrar etti.

Çocukların sesleri bizi mutlu ediyor. Kırmızı elbisesiyle gezen küçük bir kız, Yemenli Pippi Uzunçorap gibi saçları örgülü, bir yan evdeki oyun arkadaşının saldırı sonucu vefat etmesi üzerine konuşmaya dalıyor. Oğlanın annesi Zehra biraz sonra o uğursuz günden bir fotoğraf ile geliyor. Evlerinin pencereleri ve duvarları hala yıkık dökük.

Zehra acı bir şekilde, “Herkes Yemen’i kendi çıkarları uğruna sattı. Husiler İran’la iş birliği yapıyor, direnişin yarısı Suudi Arabistan’la, diğer yarısı ise Birleşik Arap Emirlikleri’yle.” Bu yas sadece esas savaşan partilerle ilgili değil, ayrıca koalisyondaki Arap devletleri tarafından silahlandırılmış ve eğitilmiş çatışan yerel güçler arasında.  En küçük oğlu ilk saldırıda vefat etmiş, büyük oğlu daha sonra vurulmuş, kızı bir gözünü kaybetmiş ve kocası ise üzüntü ve kederden aklını yitirmiş. “Bizim başımızdaki bu büyük felaketi görüyorlar ama kimse kılını kıpırdatmıyor.” diye sitem ediyor.

Biz oradan ayrılırken, Zehra dumanı tüten Yemen ekmeğiyle arkamızdan koşarak geldi.

Bir hatırlatma: Amansız ve acımasız bir savaş bile asla iyilik ve nezaketi koruyan, kültürüne sahip çıkan insanları tamamen yok edemez.

Muhabir: Lyse Doucet

Kaynak: The Guardian