Suudi Arabistan
Kaynak: The Atlantic

Suudi Arabistan Sadece Vergileri Yükseltmiyor

Yükselen vergiler, otokratik rejimlerin ayakta kalmasını riske atabilir.

1970’lerden ikonik görüntüler ABD genelindeki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar gösteriyor: Bir grup Arap ülkesi 1973 yılı Arap-İsrail savaşında İsrail’i destekleyen ABD’ye bir benzin ambargosu uyguladı. Neredeyse 4 katına çıkan petrol fiyatları Amerika’yı kötü bir benzin sıkıntısına sürüklerken Suudi Arabistan gibi ülkeleri, vergi bürokrasilerini yürürlükten kaldıracak kadar zengin kıldı. Sonraki yıllarda Suudi vatandaşları neredeyse hiç vergi ödemedi.

Bundan 2 yıl öncesine kadar diğer komşu petrol otokrasileriyle birlikte Riyad, mal ve hizmetler için %5 oranında yeni katma değer vergisini yürürlüğe koydu. Kimse vergi ödemekten hoşlanmaz. Hiç vergi ödemesi yapmamış insanların yanı sıra bu ülkelerin vatandaşları uygulanan gereksiz finansal yükümlülüklerden şikayetçiydi. Düşen küresel petrol talebi hükümetleri zor duruma soktu ve enerji sektörünün ötesinde ekonomilerini çeşitlendirme ihtiyacı doğurdu.

O zamandan beri, koronavirüs salgınının getirdiği ekonomik kriz etkisinde daha da düşmeye devam eden petrol talebi ile fiyatlar da belli bir ölçüde negatif bölgeye ilerledi. Kötüleşen bütçe açıklarıyla karşı karşıya kalan Suudi hükümeti, harcamaları azaltmaya ve 2018’de uygulamaya konulan vergileri üç katına çıkarmaya karar verdi. (Birleşik Arap Emirlikleri gibi komşu devletler bugüne kadar kendi vergilerini arttırma kararı almadı.) Fakat Suudi Arabistan pandeminin sonuçlarına karşı çözüm bulma mücadelesinde yalnız değil. Dünya genelinde ülkeler yeni vergileri ve vatandaşların üzerindeki finansal yükü azaltmak için sosyal güvenlik ağlarında genişlemeyi önermekte; ancak yetkililer bu önlemleri geçici ve sadece kısa dönemlik bir iyileşme olarak görse de uzun vadede insanların hükümetlerinden beklentilerini temelden değiştirip gelecek yıllarda köklü jeopolitik değişimleri ortaya çıkarabilir.

Suudi Arabistan’ın durumunda yeni vergi oranları ve kemer sıkma tedbirleri, devleti finanse etmek için neredeyse tek sektöre güvenen bir ülke için uygun tepkiler olarak görünmekte. Krallığın fiili hükümdarı Veliaht Prens Muhammed bin Selman yıllarca ülkesini daha büyük uluslararası ve özel yatırımlara açmak, ekonomisini çeşitlendirmek ve bununla birlikte dış dünyaya daha laik bir imaj çizmekten bahsetti. (Bu çabaların ABD destekli gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülüşünden sonra yabancı yatırımcıların geri çekilmesiyle önü kesildi.)

Fakat son derece otokratik olan Suudi hükümeti, vatandaşlarına vergiler konusunda tarihsel olarak bir nedenden dolayı direndi: Vergiler insanlara hükümetlerinden daha fazlasını talep etmelerine izin verir ve böylece insanlar demokratikleşmenin tetikleyicisi olabilir. Colorado Boulder Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Sven Steinmo, vergilendirmenin demokrasinin yükselişinde derin bir rol oynadığını belirtti.

Devletlere fon sağlamak için gerekli olan vergiler devletlerin başından beri var olmuştur. Max Planck Vergi Hukuku ve Kamu Maliyesi Enstitü yöneticisi Wolfgang Schön, Suudi Arabistan’da vergi yönetimlerinin görece yeni ve nadir olduğunu söylüyor. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, doğal kaynaklardan elde edilen kârlarla vatandaşlarından ödeme beklemeden kapsamlı toplumsal refah fonlarıyla büyük devletler kurabilmişlerdi. Ancak Schön,  vergiler vatandaş için doğrudan bir yarar olmaksızın toplandığında antidemokratik ülkelerde bile insanların eşit yük paylaşımı ve bütçe disiplini talep edeceklerini söyledi.

Doğrusu, dünya tarihi siyasi ayaklanmaya yol açan ve rağbet görmeyen vergi yönetimi örnekleriyle doludur. Amerikan Devrimi, ünlü toplanma çağrısı ‘Temsil yoksa vergi de yok.’ öncülüğünde ortaya çıktı. Genişleyen ekonomik eşitsizlikle birlikte gerileyen vergilendirme sistemi tarafından kısmen yönlendirilen Fransız Devrimi aristokrasinin şiddetli kızgınlığına sebep oldu. Batı demokrasisinin gelişiminin temeli olan Magna Carta bile insanların savaş ve vergilere karşı ayaklanmasından sonra İngiliz Kralı John tarafından kabul edildi.

Bazen ayaklanmaya yol açan vergiler olarak düşündüğümüz şey bu değildir. Uzun süre devam eden devlet destekleri -etkili negatif vergiler- kaldırıldığında fiyatlar yükselir. Bu, kendi başına güçlü ayaklanmaları kışkırtmak için yeterlidir. Örneğin, Myanmar, 2007’de yakıt desteğini durdurduğunda Safran Devrimi’ne yol açtı. Sudan 2018’de buğday ve yakıt desteğini durdurup ekmek fiyatlarını fırlatan ve sonunda Sudan diktatörü Ömer el-Beşir’i deviren bir protesto hareketinin tetiklenmesine sebep oldu.

Şüphesiz, vergilere ilişkin ayaklanmalar her zaman demokrasiye yol açmıyor. Myanmar’daki aktivistler, yıllar sonra o ülkenin açılmasına büyük olasılıkla katkı sağlamış olsa da devleti tümüyle demokratikleştiremedi. Hükümet 1998’de benzin fiyatlarını yükselttiğinde benzer fakat daha başarılı sonuçlar alan Endonezya bile şu an özgür ve adil seçimler yapmasına karşın hala demokratik sıralamalarda mücadelesini sürdürüyor.

Direkt vergiler farklı etkilere sahip olabilir: Devlet desteğini kaldırmak, kargaşayı ateşleyebildiği için pozitif vergiler, özellikle kalıcı olduklarında vatandaşlar için nasıl yönetildiklerini söylemeleri gereken bir ortamın hatırlatıcısı olabilir. Suudi Arabistan’ın yeni vergi planı yüksek ihtimalle demokrasiye öncülük edecek bir olaylar zincirini tetiklemeyecek olsa da Arap Yarımadası’nda köklü bir siyasi etkisi olabilir. Rice Üniversitesi Baker Enstitüsü’nde enerji jeopolitiği uzmanı Jim Krane, vatandaşların vergilerini ödediğinde paranın nasıl harcandığını etkilemeye ve hatta belirlemeye fazlasıyla ilgili olduklarını belirtti. “Bu, katılımcılığa teşvik edecek ve böylece hükümetin bağımsızlığını sınırlayacak.”

Çünkü vergiler hükümetleri onları ödeyenlere karşı sorumlu kılar. Demokrasi, vatandaşların temsilcilerine hükümeti onaylayıp onaylamadıklarını bildirmesinde genellikle en doğrudan yol olarak görülür. Fakat demokrasi hesap verebilir yönetimin tek biçimi değildir. Ayrıca, Vergilendirme ve Demokrasi kitabının yazarı Steinmo, “Bir yönetim, resmi demokratik kurumlara sahip olmasa bile vatandaşlarının talep ve isteklerine cevap vermeye çalışabilir. Çünkü vatandaşların istekleriyle temas etmezse ellerinde büyük bir sorun olacağının farkındadır.” dedi. “Yani bu hükümetler için küçük tavizler vermek daha iyi olabilir.” Çin bu noktada bir durum ortaya koyuyor: Pekin, son derece otokratik olduğu halde insanlarına artan ekonomik hareketliliği ve gelişen yaşam standartlarını sunarak kamu hassasiyetini bir dereceye kadar göz önünde bulundurmalı. Krene, “Çin, iktidarın ekonomik yönetimine bağlı olarak görevde kaldığı biraz farklı bir toplumsal sözleşmeye dayanıyor.” dedi.

İki yıl önceye kadar, Suudi Arabistan’ın toplumsal sözleşmesi hükümetten insanlara tek yönlü para akışını içeriyordu. Bu, görece kısa bir zaman içerisinde değiştiğinden beri yeni vergilerin Suudi vatandaşları ve hükümet arasındaki ilişkide nasıl bir etkisinin olacağı belirsiz. Krallık, kadınların araba kullanmasını serbest bırakmak ve yerel konseylerde yer almalarını sağlamak da dahil bunları tırmanan bir hızda yapıyor. Çünkü imtiyazlar toplumsal özgülükleri genişleterek de sağlanabilir.

En nihayetinde, Suudi Arabistan ve diğer ülkeler sadece küresel bir sağlık krizi ya da beraberindeki ekonomik çöküşle değil, vergi zamları ve kemer sıkma tedbirleri gibi birçoğu kendi eylemleri olan, gelecek yıllarda kasti ya da başka türlü yansımaları olacak ekonomik sıkıntılarla uğraşıyor. Hükümet toplumsal sözleşmesini vatandaş girdisi olmadan düzeltmeye çalışır ve insanlarından bunun için para isterse pek tabii direniş ve ayaklanmaların gümbürtüleri gelebilir.

Batı’da endişe, popülist otoriter rejimlere yöneldi fakat demokrasideki ya da en azından toplumsal özgürlüklerdeki yükseliş, özellikle insanların yetkilendirici vergilendirme büyüsünü hissettiği başka yerlerde ortaya çıkıyor olabilir.

Yazar: Abdallah Fayyad

Kaynak: The Atlantic