Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Güncel Analizler / Suriye Çıkmazında Fransa ve Türkiye

Suriye Çıkmazında Fransa ve Türkiye

Yazan: İlkay TÜRKEŞ

Suriye Çıkmazında Fransa’nın ve Türkiye’nin Rolleri Üzerine

2011’de ortaya çıkmasından sonra büyük bir hızla Ortadoğu coğrafyasını alt üst eden Suriye Savaşı’nda bugüne kadar onlarca aktör dolaylı yollarla bu topraklar üzerinde hak ve söz sahibi olmak adına vekalet savaşlarına girişti. Ancak son zamanlarda devletlerin kendi askerleriyle bölgede bulunması durumları daha da somutlaştırdı. ABD-Rusya ana ekseni etrafında dönen krize, diğer güçlerin yanında Fransa da eklendi.

Suriye’de Bulunan Aktörler 

Suriye’de yalnızca Esad ile muhalif gruplar çatışmıyor. İşin içine diğer devletlerin girmesindeki ana faktörler; ekonomik, siyasi, dini çıkarlar sayılabilir.

Öncelikle Esad’ın destekçilerinden bahsedecek olursak bu devletlerin başını İran ile Rusya çekiyor. Arka planda bir Çin olduğunu da unutmamak gerekiyor.

İran, ortak çıkarları doğrultusunda Esad rejimine mali, askeri, istihbarat desteğinde bulunarak Esad’ın en büyük müttefiki olarak sahneye çıktı. Dini boyutunu ele aldığımızda ise, Şiilerin koruyuculuğunu üstlenen İran, Sünni cihatçılara karşı durmakta bunu fırsat bildi. Ayrıca Suriye bölgesi, geçmişten beri ABD’ye karşı muhalif bir yol izleyen İran’a önemli hamlelerde bulunabileceği bir konum oldu. Bir yandan da İsrail’i zayıflatma şansını artırdı.

Rusya, 2015 yılında Esad rejimine yardımını başlattı ve bunu “terörle mücadele” olarak tanımlayarak IŞİD dışındaki diğer Esad’a muhalif örgütlere de karşı durdu. Putin’in nihai amacı uluslararası siyasette yeniden belirleyici etkiye sahip olabilmekti. Halep ve Palmira’da askeri başarısını elde etti. BM Güvenlik Konseyi’nde sahip olduğu veto hakkını kullanarak Suriye’ye ilişkin tüm tasarıların tartışılmasına engel oldu. Son zamanlarda “kimyasal silahlı saldırı” iddiasıyla gündeme gelen ve insan haklarını çiğneyen Rusya;  bunun ABD tarafından düzenlenen ve planlı bir şekilde suçlamalara maruz kaldığı üzerinde duruyor.

Türkiye, Suriye Savaşı’ndan önce Esad ile dostane ilişkiler geliştirme yanlısı bir tutum sergiliyordu ancak savaşın patlak vermesiyle bu ilişki tam tersine dönmüş oldu. Esad’a karşı muhalif güçleri destekleyen Türkiye’nin kendi açısından en önemli sorunu sınırdaki terörü engelleyebilmekti. Fırat Kalkanı’ndan sonra “Zeytin Dalı” operasyonu ile Afrin’i YPG’nin kontrolünden almış bulundu. Bu operasyon ile bölgede kriz sonrası söz sahibi olmasının yolu daha da açıldı.

ABD, her zaman arka planda olmayı tercih ederken Trump’tan sonra fiiliyatını daha da artırarak görünür olmayı tercih etti. Türkiye ile ABD arasında çıkan uyuşmazlıkların en önemlisi ise ABD’nin YPG’ye yardımı ve düzenli orduyu kurmaya destek sağlaması oldu. Ancak terör örgütleri daha sonradan yalnız bırakıldı, Kürtler umduklarını bulamadı ve yine bölgede söz sahibi olmak isteyen güçler tarafından kullanıldılar. Son günlerde gündemden düşmeyen konu ise Duma’daki kimyasal silahlar hakkında Trump’ın tehdit mahiyetindeki sözleri oldu. Twitter hesabından Rusya’ya “büyük bedel ödenecek” göndermesi yapan Trump bugüne kadar öne sürdüğü piyon güçleri sahneden alarak Rusya karşısına çıkabilme ihtimalini artırdı.

Fransa, ise görünüşe göre tarihteki yerini yeniden teşkil etme peşine düştü. ABD’nin bölgeden kısa süre içinde çekilmesi mümkün gözükmüyorken Fransa’nın desteğini alması çarpıcı gelişmelere yol açtı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Elysee Sarayı’nda YPG’yi ağırlaması gerilimleri artırdı. ABD Başkanı Donald Trump, Suriye ordusunun geçtiğimiz günlerde başkent Şam yakınlarında düzenlediği iddia edilen kimyasal saldırının ardından, Rusya’ya, müttefiki Suriye’ye atılacak füzelere “hazır olması” gerektiğini söyledikten sonra önemli bir husus, Elysee’nin açıklamasında “siyasi bir çözüm” yoluyla “kapsayıcı ve dengeli bir yönetim şekli çerçevesinde özellikle Suriye’nin kuzey doğusundaki güvenlik bölgesinin istikrara kavuşması” hedefinin vurgulanmasıdır. Macron sürekli ABD ile irtibatta olduğunu da ayrıca tekrarlamakta. Yani tek başına varlığını Ortadoğu’da sürdürmesi pek olanaklı gözükmeyen Fransa, en yakın müttefikinin isteği doğrulusunda hareket etmektedir. Macron’un arabuluculuk önerisine Türkiye’den tepki gelirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu önerinin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Aktörlerin Askeri Kapasiteleri Ne Kadar ?

Amerikan donanması aynı zamanda Körfez Bölgesi’nde önemli bir savaş uçağı filosu taşıyor, ancak hemen Suriye hava sahasına girme riskini alma ihtimalleri düşük. ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssü Katar’da ve burada F-16’lar ve A-10 uçakları bulunuyor. Bu uçaklar görece kısa sürede bölgeye yollanabilir. ABD aynı zamanda, daha önce de bölgede kullandıkları ses hızının altında uçan, uzun menzilli B-52 bombardıman uçaklarına sahipler.[1]

14 Nisan’da Suriye’yi 100’den fazla füzeyle vuran ABD ve destekçileri İngiltere, Fransa ile hedef konumların kimyasal silah depoları olduğu söylenceleri durumun kriz olarak önemini anlamamızı kolaylaştırıyor. Trump’ın sözlerinde açıkça ifadelere yer vermesi tehdit boyutunun büyüklüğünü gösteriyor. Örneğin Esad rejimine ait bölgeleri vurmadan önce “Suriye diktatörü Esad’in kimyasal silah kapasitesiyle ilgili yerlere yönelik kesin bir saldırı yapmaları için talimat verdim. “ ifadelerinde bulundu. Saldırıda ABD’nin daha önce kullandığı Tomahawk füzeleri rol oynadı. Pentagon’un “ilk aşamalar sona erdi” yönündeki açıklaması ise bu tarz eylemlerin devamını doğrular nitelikte gözüküyor.

[2]

Rusya’nın ise savunma bütçesi 69 milyar dolar. ABD füzelerini vurabilecek kapsiteye henüz denenmemiş ve sınanmamış S-400 hava sistemleriyle krşılık verebilir. Rus jetinin düşmesinden sonraki dönemde uçaksavar sistemi Suriye’ye konuşlandırılmış ancak gözdağı vermekle yetinebildi. Bazı uzmanlar S-400’ün Suriye hava sahasının çok daha dışına kadar gidebildiğini söylerken, bazı araştırmacılar ise bu konuya şüpheyle yaklaşıp Rusya’yı ABD karşısında şanssız görüyor. ABD’nin son eylemi karşısında tepkisini ne yönde göstereceği ise merak konusu.

Sonuç 

Aslında bakıldığında yine bir Batı devletinin Doğu’nun çeşitli unsurlarını kullanarak çıkar elde etme çabasını görmekteyiz. Fransa da bunun arkasına saklanıyor. Öte yandan ABD’nin Fırat’ın doğusuna neredeyse yerleşmiş bulunduğu ve üslere sahip olması, bölgeden uzaklaşma ihtimalini azaltıyor. Bu durum Fransa-ABD ile Rusya-Türkiye’yi birbiriyle karşı karşıya getirecek güce sahip. Krizin en önemli gündem maddesi olan kimsayal silah kullanımı ise hegemon gücü tamamıyla eline geçirmek isteyen iki devletin birebir karşı karşıya gelmesiyle ve soğuğun da ötesinde sıcak savaş yaşanması ihtimali her geçen gün daha da yükseliyor.

Başvurular

https://www.haberler.com/son-dakika-abd-suriye-yi-vurdu-operasyona-10754974-haberi/

(Erişim tarihi:14.04.18)

Dipnotlar

[1] http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43737824

[2] https://www.ntv.com.tr/teknoloji/tomahawk-fuzesinin-ozellikleri-nedir-abdnin-suriyeye-saldiri-videosu,irg7snWSqUuXtfNZDss6TA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir