Sudan
Kaynak: İda'at

Sudan’daki Kırılganlık ve Siyasi Egemenliğindeki Olanaksızlık

Sudan’ın tarihine şöyle bir göz attığımızda, bu devletin yapılanma aşamalarındaki en belirgin özelliğin “hassasiyet ve kırılganlık” olduğu söylenebilir. Çok çeşitli olan Sudan toplumu, merkezi bağı olmayan apayrı bir siyasi tarihe sahiptir. Sömürgecilikten önce Sudan’daki geçmiş Memlükler’i bir arada tutan siyasi ilişkilere rağmen Sudan, güçlü bir devlet uğruna birbirinden farklı ırkın, ortamın, coğrafi özelliklerin bulunduğu bu engin alana hâkim olmayı kabul etmemiştir ve tarihinde asla merkezi bir otoriteye bağlı kalmamıştır. Bedevi kültürü ile kabilecilik ruhu, geleneksel inanış biçimi ve kırsal kültürle birleşerek genel kültüre hâkim olmuştur.

O zamanlarda Sudan, toplumsal geleneklere kendi arzusuyla net bir şekilde uyan hür bir kimliğe sahipti, ancak- Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanının başlangıcı hariç- merkezi otoriteye kesin olarak bağlanmadı. Bu isyan, şiddeti ve kapsamlı siyasi otoriteyi ele almaya çalışan modern siyasi bir otoriteyi temsil ediyordu fakat bu durum Sudan’da kendine geniş çapta yer edinemedi Bulunduğu asırda ne şehirlerdeki genel siyasi boşluğu ne de kırsaldaki konvansiyonel boşluğu tam bir şekilde doldurabilecek tekniklere hâkim olabildi. Özellikle kırsalda yeni bir otoriteye karşı “Mehdi İsyanı” olarak bilinen birçok kabilenin Türk yönetimine karşı birleştiği yarı ulusal Sudan isyanını başlattı.

Fakat “Mehdi İsyanı” bir ilerleme kaydedemedi çünkü kendine ve bölgesine odaklanmış yerel bir isyandı. Bu yeni çağda kabul görecek en ufak bir yenilik umudu yoktu. Büyük sömürge güçleri tarafından gidişatının belirlendiği tarihsel bir dönüşüme karşı sağlam bir öfke çığlığı mahiyetindeydi. Bu “Mehdi İsyanı” İngiliz bombardıman gürültüleri altında kalıp başarısızlığa uğradıktan hemen sonra, gerçek sömürgecilik döneminin başladığı bildirildi. İşte bu devrede modern siyasete hâkim olma teknikleriyle Sudan’a dayatmalara başladı. Genel bir kanun belirlendi ve yönetime yasa koyucu getirildi. İngilizlerin sömürgecilik yöntemi tamamıyla pragmatik bir yöntemdi. Olabildiğince az bir maliyetle yönetimi hedefliyordu. Bundan dolayı sömürgecilik sistemi, geleneksel otoriteleri ve yerel kabile yönetimlerini yasallaştırarak, ulusal yönetimi İngiliz sömürgesi yerine ele almaya mecbur bıraktı. Böylelikle Afrika’daki sömürgecilikte operasyonel yönetim maliyetinden tasarruf etmiş oldu.

“Sudan, tarihi bakımından genetik anlamda kolay etkilenebilir bir yapıya sahiptir. Bu durum esas alındığında, iç siyaset tarafından kapsamlı bir otorite kurulma olasılığı çok nadirdir.”

Böylelikle Sudan, modernite ve geleneksellik arasındaki ikili ekonomi modeli, iç içe geçmiş karmaşık kültürü doğrultusunda modernite ve gelenekselliğin bir arada yaşama zorunluluğuna en uç örnek olarak gösterilebilir. Sudan’da bu ikiliğin güçlü bir şekilde varlığını gösterdiğini söyleyebiliriz. Ayrıca tartışmalı ilişkileri ve uyuşmazlıkları yüzünden sömürge sonrası dönemdeki ulusal siyasi hareketi de açıklayabiliriz.

Bu analizler bizi şu sonuca ulaştırıyor: Devletin kırılganlık derecesini ifade eden siyaset bilimlerinin objektifliği ya da herhangi bir güncel gösterge veya ölçü gözetilmeksizin Sudan, tarihi bakımından kolay etkilenen bir yapıya sahiptir. Başka bir deyişle Sudan, Mısır gibi bölgedeki diğer devletlerin aksine genetik anlamda kırılgandır. Buna dayanarak, iç siyaset tarafından kapsamlı bir otorite kurulma olasılığı çok nadirdir ki daima kendi tarafının elde edeceği çıkarlar dış güçler tarafından sağlanan yardımlara bağlıdır.

1989 yılında Sudan, Ulusal İslami Cephe askerleri tarafından yürütülen bir devrim yaşadı. 90’larda Sudan’da oluşabilecek en üst derece otorite 3 yıl kadar Ulusal Kongre Partisi’nin hakimiyetine geçti. Dikey ve yatay örgütler, ideolojik seferberlik, savaş, geleneksel güçlere karşı çıkma, halktan soyutlanmış siyasetçilerin dışarıdan bir düşmanlık beslemesi gibi iç faktörler bütünleşti ve otoriteye güç katıp kamusal alan için bir iç cephe oluşumuna katkı sundu.

Fakat hemen ardından bu iç cephe, yapısal başarısızlığı ve kendi vizyonunu kaybetmesinden dolayı eski kırılganlık durumu tekrar baş gösterdi ve iç durum yeniden eski haline döndü. Gerçek bir stratejik vizyona sahip olmayışı da nedenlerden biriydi. Ulusal Kongre Partisi bölündü ve Darfur bölgesinde bir savaş patlak verdi. Güneyde Silahlı İsyan Hareketi’nin eli güçlendi. Böylelikle aşiret ve kabile milislerinin gelişip güçlenmeleri ve örgüt olarak silah bulundurma durumları sona erdi.

Ayaklanmadan sonraki durum ülkeyi gitgide daha kırılgan bir çehreye büründürdü. Devletin gücü paramparça oldu ve zayıflık olarak tanımlanabilecek iç oluşumlar arasında dağıldı. Sudan üzerinde etkisi bulunan dış partiler bu sefer devlet içerisinde bulunan partilerden daha güçlüydü. İçerideki güçlü partiler dahi güçlerini dış partilerin desteğinden elde ediyordu.

Siyasetteki bu durumun, bu makalede tanımlandığı üzere gerçeklere dayandırılarak vurgulanması çok rahatsız edici görünüyor. Fakat aynı zamanda geçmişin bu yönlerini göz önünde bulundurmak, herkesin yararına olabilecek demokratik bir geleceğe yatırım için olumlu bir fırsat olabilir. Çünkü bu gerçeklerin sunduğu önemli önermeler vardır.

Bunlar:

1- Ordu yeniden siyasi otoriteyi reddedemeyecek; siyasi, örgütsel ve ideolojik destekten soyutlanmış olacak. Devrim dahi gerçekleşse, kendi çıkarlarını korumak amaçlı tam bir egemenlik verilmeksizin daima bölgesel denklemdeki en güçlü unsur olmakla yetinecek.

2- Siyasi bir hareket veya parti, Ulusal Kongre Partisi’nin yaptığı gibi kamusal alanı işgal etmeyi ve tek taraflılığı mecbur kılamayacak. Geçmiş analizlere dayanarak, çeşitlilik kaçınılmaz bir şekilde kendini gösterecek.

3- Saha, eski Sudan siyasetinde unutulmuş toplulukların çıkarlarına ters düşen yeni siyasi oluşumlara ve yeni siyasi hareketlere açıktır. Örneğin halk toplulukları, gençlik ve kadın grupları ve kırsal güçler.

4- Dış müdahaleler tam anlamıyla Sudan’da son kararı verecek bir rol üstlenecek. Şayet merkezi vizyon olgunlaşıp Sudan için istenilen gelişim yolunda dış partilerin çıkarlarını ve amaçlarını tam anlamıyla kavrayamazsa, bu durum gerçekten rahatsız edici olur ve Sudan’ın geleceğini tehlikeye atar.

Ancak hala bu objektif koşullardan yararlanarak gelişebilmek için temel bir şart bulunmaktadır. O şart ise Organik Kültür’ün temsil ettiği elit bir tabaka oluşturmaktır. Bu tabaka, daha önce bunu yapmakta başarısız olan Sudan’ı tekrar inşa edip toparlayacak ve tarihsel fonksiyonları yerine getirebilecek stratejik vizyona sahip bir tabakadır. Tarihsel koşullara göre ve gelişim adına atılan adımlarla ortaya çıkacaktır ancak istenilense sosyal mutabakatı sağlamakla, siyasi bir ulus inşa etmekle, demokrasiyi getirmekle, ekonomik ve siyasi adaleti uygulamakla gerçekleşecektir.

Yazar: Hişam Osman Şuvani

Kaynak: https://www.ida2at.com/sudan-political-hegemony-impossibility/