Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / Sosyal Demokrasi ve Almanya
almanya ve sosyal demokrasi

Sosyal Demokrasi ve Almanya

Özet

Sosyal demokrasi, 19. yy’da Avrupa’da ortaya çıkan II. Dünya Savaşı’ndan sonra politikalarıyla bütün dünyada kabul görmüş bir ideolojidir. Almanya’da doğmuş ve buradan bütün dünyaya yayılmıştır. Bu ideoloji birçok evreden geçmiş ve günümüzde en çok tartışılan ideolojiler arasında yerini almıştır. “Sosyal demokrasi bitti mi?” sorusu sosyal demokrasinin bu dönemdeki krizini gösteren en net ifadedir. Bu makalemizde sosyal demokrasi kısaca tanıtılmış ve daha sonra doğuş yeri olan Almanya’daki serüveni anlatılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Sosyal demokrasi, Almanya, SPD, Marksizm

 

Sosyal Demokrasi

Sosyal demokrasinin çıkış yerine bakacak olursak gelişmiş toplumları olarak gözümüze çarpar. Özellikle Batı Avrupa’daki siyasal, sosyal ve kültürel gelişmeler bu düşüncenin temellerini belirlemiştir. 1929 Ekonomik Buhranı ve II. Dünya Savaşı sosyal demokrasi için dönüm noktası olmuştur.[1] “Refah devleti” olgusuyla birlikte II. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle 60’lı yıllar sosyal demokrasinin altın yıllarının yaşamasına öncülük etmiştir. Ancak 1970’lerden sonra refah devleti politikalarının tıkanması sosyal demokraside bir düşüş döneminin başlangıcı olmuştur. Her ne kadar İskandinav ülkelerinde sosyal demokrasi 70’lerden sonra da etkili olmuşsa da dünyada eski gücünü kaybetmiş ve bir daha o gücüne ulaşamamıştır.

Sosyal Demokrasi kavramı ilk defa Almanca’da 19. yy’da kullanılmıştır.[2]Sosyal demokrasinin çıkış noktası Batı siyasal düşüncesi ve toplumsal koşullardır. Liberalizm ve Marksizm’in açmazlarından kurtulmak isteyenler sosyal demokrasiye başvurabilirler.[3] Bir tanıma göre sosyal demokrasi, sosyalist ideallerden esinlenen fakat içinde var olduğu politik ortamdan ve bu ortama özgü liberal değerler tarafından ağırlıklı olarak belirlenen melez bir politik gelenektir.[4] Sosyal demokrasi tanımdan da anlaşılacağı üzere Liberalizm ve Marksizm’den esinlenmiş, Sosyalizm düşüncesinden doğmuştur. Ancak ilk sosyal demokrat partiler Marksizm’in etkisi altındadır. Marksizm ve Sosyalizm denilince akla hemen devlet ve ekonomi gelir. Sosyal demokraside devletin ekonomideki yeri önemlidir ancak yüzde 100 bir devlet müdahalesi yoktur. Özel teşebbüse de izin verilir ve bu bağlamda rekabetçi bir ekonomi oluşturulmak istenir. Sosyal demokrasinin ekonomik modeli John Maynard Keynes’in öğretileri etrafında odaklanmış, Marksizm ve Liberalizmden etkilenmiştir.[5]İdeolojik olarak Marx, Engels, Lasalle gibi düşünürlerden etkilenmiştir.

Sosyal demokrat partiler ekonomi politikalarını üç ilkeye göre biçimlendirmek istemişlerdir. Bunlar büyüme, sosyal dengeleme ve sürdürülebilirliktir.[6]Bu üç ilke birbirinden ayrılmaz ve birbirine karşı eşittirler. Ekonomik büyüme refahı tetikler. Refah da daha adil ve özgür bir toplumu tetikler. O halde sosyal demokrasi bu hedeflerine ulaşmak için büyümeyi kullanır. Bunun için de yukarıda da bahsettiğimiz gibi Keynes’in öğretilerini kullanırlar. 2000 yılında Sosyal Demokrat hükümet başkanlarının toplandığı Lizbon Stratejisi iledünyada Avrupa’yı on yıl içinde en dinamik ve rekabetçi bölge yapmak hedeflenmiştir.[7]Sosyal denge ilkesi temel değerlerin ve hakların ciddiye alınması ile oluşturulan sosyal demokrat ekonomik programın önemli temel taşlarındandır. Sosyal demokrasinin hedefi sosyal yurttaşlığın olduğu bir toplumdur ve bu toplumda herkes için maddi temeller üzerinde güvencesi sağlanmış onurlu bir yaşam mümkün olmalı, bu sayede herkes piyasadaki başarısından bağımsız olarak toplumsal ve demokratik hayata katılabilmelidir. Büyüme sosyal demokrasinin hedefleri arasındadır ancak bu tek başına bir hedef değildir. Büyürken temel hak ve değerler kıstas alınmalı ve burada sosyal denge ilkesi devreye girer.[8]Üçüncü ilke olan sürdürülebilirlik ekolojik, ekonomik ve sosyal boyut içerir. Sürdürülebilirlik kelimesi ormancılıktan gelen bir kelime olup son yıllarda sosyal demokrat hükümetler ekolojiye yönelik politikalarla dikkat çekmektedirler. Ekonomik boyutuyla sürdürülebilirlik sosyal devlet politikalarının gelecek nesillere aynı şekilde aktarılması olarak tanımlanabilir. Sosyal boyut olarak sürdürülebilirlik tüm fertlerin toplumsal hayata kalıcı olarak katılması ve gerginliklerin kalıcı olarak dengelenmesidir. Bu üç ilkenin birleşimiyle sosyal demokratlar ekonomide nitel büyümeyi hedeflemişlerdir.[9]

Sosyal demokrasinin siyasal düşünce olmasında iki ülke önemlidir. Bunlar Almanya ve İngiltere’dir. Çünkü bu iki ülkedeki düşünürler bu düşüncenin temelini atmıştır. Almanya’da Eduard Bernstein ve Karl Kautsky, İngiltere’de ise Fabian Derneği temel atan kişiler ve kurumlar olmuşlardır. Bernstein ve Kautsky hakkında daha sonraki bölümde ayrıntılı bilgi verilecektir.

Sosyal demokrasinin dayandığı iki temel vardır. Bunlar demokrasinin geliştirilmesi ve ekonomi politikalarıyla piyasaya müdahale eden bir devlet ile bireyin güçlendirilmesidir.[10]Sosyal demokrasinin 3 temel değeri vardır. Bunlar özgürlük, eşitlik/adalet ve dayanışmadır. Bu üç değer Fransız Devrimi’nin “Özgürlük! Eşitlik! Kardeşlik!” sloganından etkilenmiştir. Bu üç değer de ekonomik değerler gibi birbirinden ayrılmaz ve birbirini dengeler.Biri birisinin üstüne çıkmaya çalışmaz.Özgürlük, hiç kuşkusuz, bütün siyasal aktörlerin  büyük ölçüde  paylaştığı  temel değerdir. Sosyal demokraside özgürlük İnsanın kendi üzerindeki özgürlüğü ve toplumsal hayata ve toplumun kararlarına etkin olarak katılma özgürlüğü, istisnasız olarak sağlanmalı ve güvenceye alınmalıdır.Özgürlük, her insanın özgürlüğü fiilen yaşayabilmesini şart koşar.[11] Sosyal demokraside adalet, maddi olan ve olmayan malların paylaşımında temel değerdir. Ancak sosyal demokrasi yekpare bir adalet kavramına atıfta bulunamamaktadır. Bir meşruiyet temeli olarak “adalet”, toplumda etkileyici bir gerekçelendirme kaynağıdır, kuramsal olaraksa tartışma götürür.Adalet kavramının, farklı toplumsal alanlar için farklı değerlendirilmesi gerektiğini görüyoruz.Malların eşit paylaşımı anlamında eşitliğin ayrıca gerekçelendirilmesi gerekli değildir. Bu eşitlikten sapmaların adalet açısından tanımlanması ve tartışılarak üzerinde anlaşılması gerekir.Uygulamada etkili olacak bir özgürlük, eşitlikten bağımsız düşünülemez.[12] Sosyal demokraside dayanışma, toplum içinde bir sosyal bağ olarak, toplumsal kurumlar tarafından teşvik edilebilir, ama oluşturulamaz.Bir sosyal demokraside, devlet ve sivil toplum kurumlarının dayanışmacı birliği hangi tarzda etkilediği incelenmelidir.Dayanışma her zaman özgürlüğün ve eşitliğin gerçekleştirilmesiyle bağlantılı olarak ele alınmalıdır.[13]Bunlar için örnek vermek gerekirse İsveç’te 1932 – 1946 yılları arasında başbakanlık yapmış olan Per Albin Hansson “Halk Evi (Folk Home)” ismini verdiği politikasıyla bu politika içinde herkesin eşit olduğunu belirten meclis konuşmasını verebiliriz. Bir başka örnek ise eski İsveç başbakanı Olof Palme’nin bir sözü olabilir. “Demokratik haklar toplum içinde seçilmiş bir grup için ayrılmamıştır, onlar tüm insanların haklarıdır.” diyen Palme,eşitlik/adalet değerini güzel bir şekilde özetlemiştir.

Kısaca önemli sosyal demokrat partilerin kuruluş yıllarını verecek olursak 1875’da Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD – Sozial demokratische Partei Deutschlands), 1879’da Fransız İşçi Partisi, 1889’da İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Sveriges Social demokratiska Arbeta repartiet), 1906’da İngiltere İşçi Partisi (LabourParty) olarak söyleyebiliriz.

Sosyal demokrasiyi tarif etmişken kısaca Sosyalist Enternasyonal’den de bahsetmemiz yararlı olacaktır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra işçi kökenli partiler 1946’da İngiltere’de bir araya gelmişlerdir. Ertesi yıl Uluslararası Sosyalist Konferans Komitesi (Comisco) kurulmuştur. 1951 yılında Frankfurt Kongresi düzenlenmiş ve böylelikle komite Sosyalist Enternasyonal’e dönüşmüştür. Merkezi ise Londra’dadır. İlk başkanı Morgan Walter Philips’tir. En tanınan başkanı eski Alman şansölyesi Willy Brandt’tır. Şu anki başkanı eski Yunanistan başbakanı ve eski PASOK genel başkanı Yorgo Papandreu’dur. Bu görevi 2006’dan beri yürütmektedir. Türkiye ile bağlantısına bakacak olursak Sosyalist Enternasyonal’e üye olan parti CHP’dir.Üye olan partiler işçi, sosyal demokrat ve sosyalist kökenlidir. Uluslararası kongre dört yılda bir, konsey ise yılda iki defa toplanır. Sosyalist Enternasyonal dünyadaki sosyal demokrat politikaları güçlendirmek için çalışmaktadır.[14] Sosyalist Enternasyonal’in komünizm ile alakası yoktur. Hatta anti – Sovyet diyebiliriz. Öyle ki Sovyetlere karşı Kuzey Atlantik ittifakını (NATO)desteklemişlerdir.Sosyalist Enternasyonal BM ile koordineli çalışmaktadır. Dünyadaki faşist rejimlere ve Güney Afrika’daki Apartheid rejimine karşı açıkça tepkilerini koymuşlardır.

 

Almanya

Almanya’da Sosyal Demokrasinin Doğuşu   

Alman sosyal demokrasisi, Sosyal Demokrasi düşüncesinin gelişmesinde çok önemli bir yere sahiptir. Bu düşünce 19. yy’ın son çeyreğinde Marksist düşünce etrafında oluşmuş bir politik hareket olarak karşımıza çıkar.[15] Sosyal demokrasinin çıkışı noktası sadece Marksist düşünce değildir. Bu dönemde oluşan işçi örgütlenmeleri sosyal demokrasi düşüncesinin oluşmasına yardımcı olmuştur. Bu sonucunda 1863’te Lasallecı bir grup Genel Alman İşçileri Birliği (Allgemeiner Deutscher Arbeiter verein – ADAV) altında bir partileşme çabası içine girdi. Bu döneme kadar liberal partilerle işçi örgütleri arasında Avrupalı tarihçilerin bahsettiği bir “lib – lab koalisyonu (liberal – laborcoalition)” vardı.[16] Bu koalisyon 1860’lı yıllara sürdü. Bu koalisyonun krize girmesiyle Almanya’daki en önemli işçi örgütü İşçi Eğitim Birliği (Arbeiter bildungs vereine – WEA) bölündü.[17] İşte bu bölünmeden ADAV oluşarak ilk partileşme girişimi böylelikle gerçekleşmiştir. Bu örgütün Lasalle’cı olmasının önemi Lasalle’ın bu koalisyona olan muhalefetiydi. 1869’da August Bebel ve William Liebknecht önderliğinde Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Sozial demokratische Arbeiter partei) kuruldu. ADAV ve Sosyal Demokrat İşçi Partisi 1875 yılında Gotha’daSosyal Demokrat Parti (Sozial demokratische Partei Deutschlands – SPD)adı altında birleştiler. Böylelikle bilinen en eski sosyal demokrat parti SPD kurulmuş oldu. Marx, parti kurulduktan sonra yakın ilişkiler içinde bulundu ve partinin programını eleştirdi. Marx iki noktada bu programı eleştiriyordu: Birincisi program ne sınıfsal tahlillerden ne de proleter devrimden söz ediyordu. İkincisi ise program sosyalistler ile liberallerin işbirliğine dayanmasıydı.[18]Bir parantez açarsak Marksistler Sosyal Demokratları ağır biçimde eleştirmişlerdir. Lenin daha da ileri giderek “Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky” diye kitap dahi yazmıştır.

Marx’ın ardından Engels SPD üzerinde bir etki kurdu. 1891 Erfurt Programı Marksist ve ihtilalci bir program olarak karşımıza çıkmaktadır.[19] Bu programı kaleme alanlar Eduard Bernstein ve Karl Kautsky’den başkası değildi. Bu iki isim sosyal demokrat teorilerin babası olarak anılır. Eduard Bernstein İngiltere’deki Fabian Hareketini dikkatlice takip etmiş ve Marksizmi ona göre eleştirmiştir. “Revizyonizm’in Babası” olarak adlandırılan Bernstein1899’de kaleme aldığı meşhur “Sosyalizmin Önşartları ve Sosyal Demokrasinin Görevleri” adlı eserinde Marksizm’in acilen revizyonizme gitmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu eserinde Marksizm’i üç noktada eleştirmiştir. Birincisi Marksizm’in kapitalizmin çöküşü teorisini kesinlikle reddetmiştir. İkinci olarak sosyalizmi toplumsal ilişkilerin hepsinde demokrasinin uygulanacağı, sınıfsal eşitsizliğin ortadan kaldırılacağı ve insan ilişkilerinin keyfilikten, akıldışılıktan uzak ve eşitsizliğin olmadığı bir sistem olarak tanımlamıştır. Üçüncü ve son olarak sosyal demokrasi programından empirik olmayan ve ütopik olan bütün unsurların temizlenmesi gerektiğini söylemiştir.[20]Erfurt Programında her ne kadar Marksist öğeler göze çarpsa da Bernstein devrimin olmayacağını ve reformların peşine düşülmesi gerektiğini belirtmiştir. Buradan Bernstein’ın devletin yok olacağı görüşüne katılmadığını görüyoruz.[21]Ayrıca Komünist Manifesto’dakiMarx’ın tezlerini yanlışlıyordu. İşçilerin refahının arttığını, orta sınıf büyük sermayeler tarafından eritilmemiş ayrıca köylülerin yok olmayıp zenginleştiğini belirtiyordu. Bu çıkarımdan Bernstein’ın sınıflar arasında Marx’ın belirttiği gibi çok büyük farkların oluşmadığını belirtiyordu. O dönemin Almanyasının giderek demokratikleştiğini ve taleplere duyarlı olduğunu belirtiyordu. Sınıfların ilgası aşamasına gelinmemiş olduğunu ve Marx’ın “Proleterya Diktatörlüğü” kavramını demokratikleşmeye çelişkili olduğunu ifade ediyordu. Bernsteinproleterya diktatörlüğüne geçişte şiddete karşı çıkan yapısıyla da dikkat çekmiştir. 1899’daki Hannover Kongresi’nde her ne kadar Marksist kanada yenilmiştir. Ancak 1902’de SPD’denReichstag’a seçilmiştir.[22]Bernstein’ın fikirleri sosyal demokrasinin ideolojisinin temel taşlarından olmuş ve bu hareket üzerinde büyük etkisi olmuştur.

Karl Kautsky, Ortodoks Marksist olmasına rağmen fikirleriyle sosyal demokrasiye büyük katkıları olmuştur. 1899’daki Hannover Kongresi’ndeki Marksist kanadın öncülerinden biri de kendisidir.Ona göre demokrasi sadece işçi sınıfının kansız şekilde iktidara gelmesi değildir. Demokrasi olmaksızın var olmayan sosyalizm, toplumun örgütlenmesini sağlamaktadır. Bu söylemiyle demokrasini araç, sosyalizmin amaç söylemini reddetmiştir. Sosyalizmin amacının her türlü baskı ve sömürüye engel olması olarak açıklamıştır. Sosyal demokrasiyi ihtilalci ancak ihtilal yapmayan bir hareket olarak nitelendirmiştir.[23]Kautsky ayrıca şiddetle iktidara gelme yönteminin burjuvaya has olduğunu söylemiştir. Burjuva sınıfı geçmişte şiddet yoluyla haklarını kazanmıştır ancak proleteryanın içinde yaşadığı zaman demokratik bir ortam olduğu için şiddete başvurmasının gerekli olmadığını savunmuştur. Bu fikriyle Eduard Bernstein’ın düşüncelerine yakın olduğunu görüyoruz. 1914’te SPD Almanya’nın savaşa girmesini istemiştir. Kautsky parti içinde bu fikre muhalefet etmiştir. 1917 Rus Devrimine şiddetle karşı çıkmış, demokrasinin araç değil amaç olması gerektiğini söylemiştir.[24]Özellikle devrimcilerin anti demokratik ve baskıcı olduğunu nitelendirmiştir. Kautsky, işçi sınıfına hedeflerine ulaşmakta şiddeti değil demokrasiyi işaret etmiştir.

Her ne kadar Bernstein ve Kautsky Marksizm’i eleştirseler de Marksistler ile Sosyal Demokratlar birlikte hareket etmeye devam etmiştir. Bu dönemde Alman sosyal demokratları Avrupa’da işçi sınıfı için en önemli modeli oluşturuyordu.[25] II. Enternasyonal’in bildirisinde savaş karşıtlığına ait bir bildiri yayınlandı. Bunun yayınlanmasının nedeni Avrupa’da savaş seslerinin yükselmesi ve ittifakların oluşmasıydı. 1914 yılında başlayan savaşla birlikte SPD, Almanya’nın savaşa girmesi taraftarı olmuştu. Bu durum Marksistler ve Sosyal Demokratlar arasında bir krizin yaşanmasına sebebiyet verdi. Rosa Luxemburg gibi dönemin Spartakistleri bu oylamayla II. Enternasyonal’den ayrılıp Rus Bolşevik Hareketi ile yeni bir enternasyonal hareketine girişti. 1919’da Bolşeviklerin III. Enternasyonal’i kurmasıyla birlikte Marksistler ve Sosyal Demokratlar tamamen ayrılmış oldular. SPD ve Alman KP’sinin birbirini suçlaması bir parti ve kişinin yükselmesine seyirci bıraktı: Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi (NSDAP) ve Adolf Hitler.[26]1919 genel seçimlerinde %37.9 oy alan SPD,Weimar Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük rolü olmuş ancak Paris Barış Konferansı ve sonrasında imzalanan Versay Antlaşması ve ekonomik durum SPD’ye olan desteğin azalmasına neden olmuştur. Ayrıca birçok koalisyonun kurulması ve KP ile rekabet desteğin azalmasının diğer nedenleridir. Mavi yakalı işçiler arasında nispeten desteği olmasına rağmen SPD bu dönemde beyaz yakalı işçiler ve küçük iş adamları tarafından desteklenmemiş, bu iki sınıf Nazileri desteklemiştir. 1925 yılında yapılan Heidelberg Programında üretim araçlarının özel mülkiyetten toplumsal mülkiyete dönüşümü ve Birleşik Avrupa ideali belirtilmiştir.1933 yılındaki seçimde 120 sandalye elde eden SPD bu tarihten sonra feshedilmiş ve 1945’te Üçüncü Reich’ın yıkılmasıyla tekrar faaliyete başlamıştır.[27]Ayrıca parti yöneticileri toplama kamplarına götürülmüştür.

 

II. Dünya Savaşı’ndan Sonra SPD ve Bad Godesberg Programı

Başta belirttiğimiz gibi II. Dünya Savaşı sonrası sosyal demokrat partilerin altın çağlarının başladığı dönemlerdir. 1945’te tekrar faaliyete başlayan SPD bu dönemlerde Hıristiyan Demokratların (CDU) iktidarı ile karşı karşıya kalmıştır. 1949 seçimlerinde %29.2 alarak 2. parti olmuştur. Savaştan sonra CDU başarılı ekonomik politikaları uygulamış ve bunun sonucunda da SPD ekonomik anlayışını yeniden revize etmiştir.[28] Bu noktada 1959’daki Bad Godesberg Programı önemlidir.

Bad Godesberg şehrinde 15 Kasım 1959 tarihinde kabul edilen program SPD tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönüm noktası SPD’nin bir işçi partisi değil artık bir halkın partisi olduğunun ilan edilmesiyle olmuştur. Bu programla birlikte 1925 Heidelberg Programı tasfiye edilmiştir. Komünistler partiden iyice dışlanmış, sosyalizmin ancak demokrasi ile sağlanabileceğini belirtmişlerdir. Bu programla komünistler eleştirilmiş ve diktatörlüklerini kurmak için sosyalizmi çarpıtmakla suçlanmışlardır.[29]Soğuk Savaş düzenine eleştiri getiriliyor, halkların güveninin kazanması için halklar arasında güven tesisi, uluslararası hukukta düzenlemeler ve silahlanma yarışının durması olarak belirtiliyordu. Korkudan uzak olan bir yaşamın ancak bireylerin kendilerini rahatça geliştirebilecekleri bir demokraside olduğunu belirtmişlerdir.Devletin inanç ve vicdan hürriyeti, parlamenter sistemde güçler ayrılığı gibi olguları desteklemişler ve derneklerin faaliyetlerinin daha da arttırılması görüşünü ortaya atmışlardır. Ekonomik olarak piyasa ekonomisine daha fazla yakın bir tavır içinde olmuşlardır. Willy Brandt bu politikayı “Gerektiği kadar planlama, olabildiğince rekabet!” sözleriyle belirtmiştir. Programda tarımda teknolojik yeniliklere yer verilmesi gerektiği, çiftçinin toprak mülkiyetinin onaylandığı, işçilere, memurlara ve çalışanlara sendika hakkı tanınmış ancak sadece işçilere ve çalışanlara grev hakkı tanınmıştır.  Bu programla hiçbir sosyal demokratın yapamadığı kadar Marksizmle kavga sona erdirilmiş ve Liberalizme daha çok yaklaşılmıştır.[30] Ek olarak SPD’nin  programı  kadın  haklarını  salt  erkekler  karşısında  bir  eşitlik  olarak  görmüyor,  her  alandaki  kadın-erkek  eşitliğinin  yanında  kadınlara  özgü  psikolojik  ve  biyolojik  hususiyetlerinin  de  korunmasını  öngörüyordu.[31]

Bad Godesberg Programından sonra SPD 1961 seçimlerinde %36.2, 1965 yılında ise %39.3 oranında oy almıştır. SPD istediğini 1972 seçimlerinde almış, %45.8 ile 1. parti olmuştur. Bunda WillyBrandt etkisi önemlidir. Her ne kadar 1964’ten beri SPD lideri olsa da özellikle 60’lı ve 70’li yılların sosyal demokrasi düşüncesinin önemli liderlerinden olmuştur. Kendisi BadGodesberg Programının hazırlayıcılarındandır. 1966’daki CDU/SPD koalisyonunda dışişleri bakanı, 1969’da şansölye olan Brandt, 1930’dan beri ilk defa şansölye olan sosyal demokrat liderdir. 1971 yılında Batı Almanya’nın Sovyet Bloku ülkeleriyleyeniden uzlaşmasıyla Nobel Barış Ödülü’nü almıştır. Döneminde uyguladığı “Ostpolitik (Doğu Politikası)” fikriyle Alman dış politikasında iz bırakmıştır.1972 yılında SPD’nin 1. parti olmasına rağmen Brandt, yaşanan petrol krizleri ve resesyonların Batı Almanya’yı etkilemesi sonucu istediği reformları yapamadı.[32]Özellikle bu dönemde işçi çıkarımları yükselmiştir. 1974’te en yakın yardımcılarından GünterGuillaume’ninStasi (Doğu Alman İstihbarat Teşkilatı) ile bağlantısının ortaya çıkmasının ardından istifa etmiş, görevini HelmutSchimdt’ebırakmıştır.Brandt sadece Almanya için değil sosyal demokrasinin tarihinde önemli izler bırakmış bir liderdir. Bugün SPD’nin genel merkez binasının adıWillyBrandtHaus’tur. 1982 yılına kadar Schmidt koalisyonun şansölyesi olsa da 1983 seçimlerinde CDU’ya kaybetmiş ve Helmut Kohl’ün uzun süreli bir liderliği başlamıştır.SPD’nin kaybetmesinde sosyal demokrasinin 1970’li yıllardan sonra yaşadığı tıkanmanın etkisi büyüktür.

 

1980’ler ve SPD

1980’lere damgasını vuran küreselleşme söylemleri neo-liberal partileri öne çıkarmış ve daha çok merkez sağ partilerin iktidara gelmesini sağlamıştır. Bu dönemde sosyal demokrasi çıkmaza girmiştir. Bu çıkmaz Almanya’da da hissedilmiştir. 1983’ten sonra SPD içinde tartışmalar çıkmıştır. Özellikle kimlik ve felsefe bunalımı yaşanmaya başlanmış ancak buna çözüm getirilememiştir. Buna karşılık 1989 Berlin Programı yapılmıştır.

sosyal demokrasi ve almanya
Social Democratic Party (SPD) flags are pictured during the traditional Ash Wednesday meeting in Vilshofen, Germany February 14, 2018. REUTERS/Michaela Rehle

1989 Berlin Programı yapılmış olsa da dünyada yaşanan olaylar bu programın önemini yitirmesine neden olmuştur. Bad Godesberg Programı sahiplenilmiş ancak bazı değişiklikler yapılmıştır. Teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik dünyaya yaptığı değişim vurgulanmış özellikle genetik teknolojisine vurgu yapılmıştır.[33] 1989 yılında Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesiyle birlikte oluşan ekonomik ve sosyal adaletsizliğe vurgu yapılmıştır. Bad Godesberg Programı ve Berlin Programı arasında 30 sene vardır. Bu 30 sene arasında dünyada birçok değişim meydana gelmiş, özellikle çevre bundan olumsuz etkilenmiştir. Berlin Programında da çevreye karşı önlemler alınması gerektiği belirtilmiştir. Bir parantez açacak olursak sosyal demokrat partiler son yıllarda çevreye karşı duyarlılıklarını parti programlarına koymuşlar ve çevrenin korunmasına yönelik politikalar üretmişlerdir. Avrupa Topluluğu, Birleşik Avrupa Devletleri gibi uluslar üstü teşkilatlar desteklenmiştir. Küreselleşmeyle beraber çok uluslu şirketlerin ve  sermayenin  tüm  dünyada  refahı  tehdit  ettiğini,  ulusal  vergi,  çevre  ve  iş  kanunlarından  kaçarak  dünyada  sefaleti  artırdıkları  ifade  edilmektedir. SPD bu programında teknolojiye önem vermiş ve teknolojinin insani, sosyal ve çevreye uyumlu gelişmesini destekliyordu. Ayrıca programda öne çıkan İktisadi Demokrasi  (Wirtschaftsdemokratie)  kavramıdır.  İnsan onuruna ve sosyal adalete saygı için ekonominin demokratikleşmesi gerekmektedir. Bunun için ise;  toplumsal zenginliğin  adaletli  bölüşümü,  teknolojik  ve  bilimsel  ilerlemenin  sosyal açıdan  kabul  edilebilir  olması,  insan  hakkı  olarak  iş  hakkının  garanti  edilmesi,  demokrasinin,  katılımın  ve  özgür  iradenin  yaşamın  her  alanında  geçerli  kılınması,  doğal  yaşam  alanların  güvence  altına  alınması  gerekmektedir.[34]

 

1990’lı Yıllar ve SPD Tekrar İktidar Oluyor          

1990’lı yıllarda sosyal demokrat politikalarda değişiklik ön plana çıkmıştır. Özellikle “Üçüncü Yol” politikası bu anlamda önemlidir. Bu kavram İngiliz sosyolog Anthony Giddens tarafından ele alınmıştır. Giddens 1980’li yıllarda itibar kaybına uğrayan sosyal demokrasi için yeniden bir yorum kazandırmıştır. Giddens’in yeni politikaları, devleti küçültmek  isteyen neo-liberal politikalar ile devletin genişletilmesini savunan sosyal demokrasinin  ortasında bir noktada yer almaktadır.[35]İşte bu noktada SPD’nin 90’lı yıllardaki politikaları önemlidir. Bu dönemde parti içinde bir rekabet başlamış bu rekabetin iki tarafı genel başkan Oscar Lafontaine ve Gerhard Schröder arasındadır. Gerhard Schröder SPD’nin globalleşme yolunda politikalar üretmesini savunmuştur. Oscar Lafontaine ise tam tersi globalleşmeden uzak neo-keynesyen teorileri savunmuştur. La fontaine globalleşmenin ve piyasanın toplumsal, sosyal ve kültürel olumsuzluklarına karşı devletçi politikaları savunmuştur. Bunun sonucunda Schröder yenilikçi, Lafontaine gelenekçi olarak algılanmıştır. Bu arada Doğu ve Batı’nın birleşmesi SPD’ye yaramamış, 1990 yılındaki seçimde %35 alarak 1950’li yılların oy oranına geriledi. Bu durumun sorumlusu Lafontaine gösterilse de o suçlamaları kabul etmedi. 1999 yılında bütün görevlerinden çekildi ve yerine GerhardSchröder %76’lık oyla seçildi.[36]

1998 seçimlerinde Helmut Kohl’ün muhafazakar liberal koalisyonu çöktü. SPD %40.9’luk oyla 1. parti oldu ve Yeşiller Partisi ile koalisyon kurdu. Böylelikle Kohl’ün 16 yıllık şansölyelik görevi sona eriyordu ve Gerhard Schröder şansölye oldu. Gerhard Schröder ve Tony Blair 1999’da “Der Wegnachforne für Europa’s Sozialdemokraten (Avrupa Sosyal Demokratları İçin İleriye Giden Yol)” adlı ortak bildiri yayınladılar. Bu bildiride “Üçüncü Yol” politikası vurgulanıyor ve Schröder “Yeni Merkez” adıyla Üçüncü Yol’u tanıtıyordu. Bu 1989 Berlin Programı’nın reddi gibi algılanabilir. Blair ve Schröder modernleşme vurgusuyla bu bildiriye Avrupa modernleşmesini gösteriyordu. Politikalarını bütün Avrupa’ya yaymak istiyorlardı. Bunun için de üst düzey liderlerle toplantılar yaparak gerçekleştirmek hedefindeydiler. Onlara göre artık dünyada sağ ve sol kavramları kalmamış, sosyal demokratların sağ düşünceye sahip insanlara diyaloga girmesini ve onların dilini kullanması gerektiğini düşünüyorlardı.

Yeni Merkez politikasının anlayışına göre işsizlere iş finanse edilmelidir. Yani işsizlere para finanse edileceğine iş finanse edilmelidir ki burada devletin işsizlere ödediği ödenekler azalabilsin. Bu aslında AB’nin karşılaştığı sorunlardan biridir. Vergilendirme sisteminde sosyal demokrasinin geleneksel yöntemleri terk edilmiş ve yüksek oranlı vergilendirme yerine vergi indirimleri yapılmıştır.[37]Schröder her ne kadar ekonomide reform yapmayı denese de 2002 seçimlerine giderken bunu tam gerçekleştirememiştir. Ancak 2002 seçimlerinden zaferle ayrılmış, SPD ve Yeşillerin koalisyonu devam etmiştir. Bu dönemde ABD ile ilişkiler gerginleşmiştir. Bunun nedeni ABD’nin Irak’a karşı operasyonuna karşı çıkmasıdır. Seçimlerden sonra ekonomik reformlara tekrar yönelse de daha da kötüye gitmiş 2005 seçimlerinde CDU/CSU ittifakına kaybetmiş, böylelikle Alman tarihinin ilk kadın şansölyesi olan Angela Merkel şansölye seçilmiştir.[38]

 

2007 Hamburg Programı ve SPD’nin Düşüşü

2005 yenilgisinden sonra SPD’nin önemli programlarından biri de 2007 Hamburg Programıdır. Bu programın giriş bölümünde kısaca 21. yy değerlendirmesi vardır.Bu yüzyılın insanlığın ya kurtuluşu olacağını ya da çöküşünün olacağı belirtilmiştir. Küreselleşmenin çelişkilerinden ve çalışma dünyasında ve toplumda dönüşümden bahsedilmiştir. Burada Çin, Hindistan ve Rusya’nın geleceğin önemli pazarları olduğunu, dünya ekonomisine entegre olmaya çalışan bu ülkelerin çalışma hayatında önemli dönüşümler geçirdiğini belirtmiştir. Ayrıca rekabetin arttığı da eklenmiştir. Almanya’nın küreselleşmeden kazançlı çıktığı bu programda belirtilmiştir. Almanya’daki çalışan toplumun da değiştiği vurgulanmıştır. Küreselleşmenin demokratik ulus devletlerini kısıtladığı ve siyasete yeni görevler düştüğü söylenmiştir. Demokrasi ve siyaset başlığı altında aynen bu ifadeler kullanılmıştır: “Biz  sosyal demokratlar insanların geleceklerini barışçı, adil ve dayanışmacı bir biçimde  düzenleyebileceklerine inanıyoruz. İçinde yaşadığımız zamanın net ve gerçekçi bir  analizinden yola çıkarak yaşamaya değer bir geleceğe ilişkin tasarımlarımıza varıyoruz.20.  yüzyılın ulus devletlerine ve eski sanayi toplumuna dönmenin bir yolu yoktur. 21.  yüzyılın  büyük görevi küreselleşmenin demokratik siyaset yoluyla şekillendirilmesi ve düzenlenmesidir. Biz ileriye bakmaktayız.”[39]Barışçı ve adil bir dünya, silahsızlanma ve kitle imha silahlarının durdurulması, yerel ve küresel işbirliği gibi temalar üzerinde durulmuştur. Sosyal ve demokratik bir Avrupa başlığı ile 1925’teki Heidelberg Programı’nda belirtilen Birleşik Avrupa’nın kurulması için gösterilen çaba AB için de gösterildiği belirtilmiştir. “Ulusdevlet, piyasaları sosyal ve ekolojik bir çerçeve içine alamadığı durumlarda Avrupa Birliği  bu görevi üstlenmelidir. Avrupa Birliği küreselleşmeye vereceğimiz yanıt olmalıdır.”[40] Buradan AB’ye görevler yükleyip küreselleşmeye karşı AB sonucunu çıkarıyoruz.

Demokratik bir Avrupa, sosyal bir Avrupa ve barışçı bir Avrupa başlıklarıyla AB’nin Avrupa’da gerçekleştirmesi gerektirdiği misyonlar belirtilmiştir. Entegrasyon ve göç bölümünde Almanya’nın göç alan bir ülke olarak entegrasyonu yasalar içinde yapabileceği ve yasaların buna uygun olduğu belirtilmiştir. Entegre olmak isteyenlerin Almanca öğrenmesi bu konuda çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Almanya’ya gelenlerin yurttaş olmalarını hedeflediklerini, uzun süreli yaşayıp yurttaş olmamışlara da yerel seçimlerde oy hakkı tanımak istediklerini söylemişler ve siyasete katılımlarını talep etmişlerdir. SPD’nin oy potansiyeline baktığımız zaman göçmenlerden aldığı oy diğer partilere nazaran fazladır. Böylelikle SPD’nin bu politikası kendisi için önem arz etmektedir. Kadın – erkek eşitliğine değinilmiş ve bu yönde politikalar geliştireceklerini belirtmişlerdir. Ekonomide 21. yy sosyal piyasa ekonomisi ismini vererek politikalarını belirtmişler ve devletin gerekli olduğu yerde müdahale etmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna ek olarak sosyal piyasa ekonomisi için AB’nin politikaları ile uyumlu olması büyük ölçüde önemlidir. Vergi siyaseti, KOBİlere destek ve şirket kurmanın kolaylaşması ile girişimciliğin özendirilmesi hedeflenenler arasındandır. Sanayi politikasının stratejik ve ekolojik olması, devletin ise etkin ve aktif büyümede rol alması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca doğanın korunması ve ekolojik politikalar bir kez daha programda yer almıştır. Sosyal demokratlar özellikle bu çağda ekoloji ve doğaya yönelik politikalarla örnek bir politika teşvik etmektedirler. Hayal gücü ve ilginç tasarılara destek verilmesi programın içinde yer alarak girişimcilik daha çok desteklenmiştir.Herkese iş, eğitim ve sağlık politikaları programda yer alan başka unsurlardır. Eğitim ve aile özellikle vurgulanmıştır. Son olarak “Yolumuz” adlı başlıkla program bitirilmiştir:

“…Ülkemizi geleceğe hazırlamak istiyoruz. Barışçı ve adil bir dünya istiyoruz. Sosyal ve  demokratik bir Avrupa istiyoruz. Dayanışmacı bir yurttaşlar toplumu,saygı ve kabule  dayanan  bir  kültür  ve  etkin  demokratik  bir  devlet  istiyoruz. Erkeklerle kadınların toplumsal eşitliğini sağlamak istiyoruz. Niteliksel büyüme ile herkese refah ve kaliteli bir  yaşam sağlamak ve yaşamımızın doğal temellerini korumak istiyoruz. Herkes  için  iyi  bir iş ve adil bir ücret istiyoruz. Güvenliği, katılımı ve eşit yaşam olanaklarını güvenceye alan koruyucu sosyal devlet istiyoruz. Çocuk ve aile dostu bir toplumda herkes için daha iyi bir eğitim istiyoruz… SPD  21.  yüzyılda sürdürülebilir gelişme ve sosyal adalet için mücadele  edecektir.”[41]

Hamburg Programına baktığımız zaman sosyal demokrat prensiplerle günümüze entegre edilen düşüncelerin sentezi yapılmıştır. Bunlardan geçmişteki parti programlarından bahsedilmiş ancak küreselleşme ve iletişim çağı gibi kavramlar kabul edilmiş bunlar üzerinden politikalar da üretilmeye çalışılmıştır. Küreselleşmenin getirdiği problemleri sosyal demokrat çözümlerle gidermeye çalışmışlardır. Ancak bu program da çözüm olmammış programdan sonraki ilk seçim olan 2009 seçimlerinde SPD %11 ağır bir oy kaybına uğrayarak %23’e inmiştir. Bu durum sosyal demokrasinin yaşadığı krizin en net göstergelerindendir. En son yapılan 2017 seçimlerinde SPD %20.5 alarak II. Dünya Savaşı sonrası en kötü sonucunu almıştır. Burada tabii ki Avrupa’da yükselen aşırı sağ partiler, sosyal demokrat partilere güvensizlik ve sosyal demokrasinin kendisini yenilememesi etkili olmuştur. SPD Genel Başkanı Martin Schulz kesinlikle koalisyonda yer almayacaklarını açıkladıktan sonra koalisyon hükümetinde dış işleri bakanı olmak istediğini söyleyince partide büyük bir muhalefetle karşı karşıya kalmıştır. Bunun sonucunda genel başkanlığı bırakmıştır.[42] Yerine SPD tarihinin ilk kadın genel başkanı Andrea Nahles geçmiştir.[43]

 

Sonuç

Sosyal demokrasi Almanya’da doğmuş buradan bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Bernstein ve Kautsky gibi sosyal demokrasinin babaları Marksizm eleştirisi yaparak bu düşünceyi ortaya atmışlar ve böylece Almanya’nın bugüne kadar gelen en köklü siyasi ideolojilerinden birini ortaya koymuşlardır. Hatta komünistlerle büyük tartışmalar içine girmişler bunun sonucunda III. Enternasyonal’de komünistler ve sosyal demokratlar ayrılmışlardır. SPD inişleriyle çıkışlarıyla Almanya tarihinde en önemli mihenk taşlarından biridir. Kimi zaman iktidar olmuşlar, kimi zaman muhalefet etmişler hatta Nazi döneminde kapatılma gibi zorluklara karşın Almanya siyasi tarihinin en köklü partisi olmaya devam etmektedir. Sosyal demokrasinin bu dönemde yaşadığı krizler yapılan parti programlarıyla aşılmaya çalışılmış ancak bu krizlerin SPD’yi etkilemesini önleyememiştir.2017 yılında yapılan seçimlerle tarihinin en kötü seçim sonuçlarından birini almasına neden olmuştur. Her ne kadar sosyal demokrasi kriz yaşasa da SPD, bugün hâlâ sosyal demokratların umudu ve rehberi olmaya devam etmektedir.

Kaynakça

Acar,Eray, “Neoliberalizm ve Sosyal Refah Devleti Ekseninde Üçüncü Yol Yaklaşımı”, Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2017

Çubukçu, Sevgi Uçan, “Sosyal Demokrasi”, H. Birsen Örs (der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014

Emre, Yunus, CHP, Sosyal Demokrasi ve Sol, İstanbul, İletişim Yayınları, 2015

Filiztekin, Alpay, Sosyal Demokrasi ve Ekonomi, Ankara, Alabanda Akademi, 2016

Gombert, Tobias ve diğer yazarlar, Sosyal Demokrasinin Temelleri, çev. Recai Hallaç, Friedrich Ebert Vakfı, 2014, 3. Baskı

Sarıtaş, İbrahim, “Alman Sosyal Demokrasisi ve Yeni Merkez”, Liberal Düşünce, Güz 2004

Şallı, Saim, Sosyal Demokrasinin Dönüşümü ve Küreselleşme: Almanya Örneği, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2002

Tauscher, Soner, “Cumhuriyet Halk Partisi ve Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne Yön Veren Parti Programlarının Karşılaştırmalı Analizi”, Bilgi Sosyal Bilimler Dergisi (2), Kış 2014

Tosun, Gülgün Erdoğan, Sosyal Demokrasi ve İlkeleri, Ankara, Alabanda Akademi, 2016

Turşucu,Hamdi, “Sosyal Demokrat Teori ve Pratiğe Kısa Bir Giriş”, Toplum ve Demokrasi, Ocak – Nisan 2008

Vaut,Simon-Krell,Christian “Sosyal Demokrasinin Ekonomik Politika Yönelimleri”, Ekonomi ve Sosyal Demokrasi, çev. Recai Hallaç, Friedrich Ebert Vakfı, 2014

İnternet Siteleri

www.dw.com/tr

www.britannica.com

Parti Programı

SPD, 2007 Hamburg Programı

Dipnotlar

[1] Sevgi Uçan Çubukçu, “Sosyal Demokrasi”, H. Birsen Örs (der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2014, s. 255.

[2]Hamdi Turşucu, “Sosyal Demokrat Teori ve Pratiğe Kısa Bir Giriş”, Toplum ve Demokrasi, Ocak – Nisan 2008, s. 80.

[3] Gülgün Erdoğan Tosun, Sosyal Demokrasi ve İlkeleri, Ankara, Alabanda Akademi, 2016, s. 7.

[4] Çubukçu, a.g.e., s. 259.

[5] Alpay Filiztekin, Sosyal Demokrasi ve Ekonomi, Ankara, Alabanda Akademi, 2016, s. 34.

[6]SimonVaut ve ChristianKrell, “Sosyal Demokrasinin Ekonomik Politika Yönelimleri”, Ekonomi ve Sosyal Demokrasi,çev. Recai Hallaç,Friedrich Ebert Vakfı, 2014, s.62.

[7]Vaut – Krell, a.g.e., s. 64.

[8]Vaut – Krell, a.g.e., s. 65.

[9]Vaut – Krell, a.g.e., s. 66 – 68.

[10] Tosun, a.g.e., s. 36.

[11]TobiasGombert ve diğer yazarlar, Sosyal Demokrasinin Temelleri, çev. Recai Hallaç, Friedrich Ebert Vakfı, 2014, 3. Baskı, s. 17.

[12]Gombert, a.g.e., s. 35.

[13]Gombert, a.g.e., s. 37.

[14]http://www.socialistinternational.org/about.cfm

[15] Çubukçu, a.g.e., s. 263.

[16]Yunus Emre, CHP, Sosyal Demokrasi ve Sol, İstanbul, İletişim Yayınları, 2015, s. 16.

[17] Emre, a.g.e., s. 17.

[18]J. Vaizey, Çağımızın Devrimleri ve Sosyal Demokrasi, Efes Yayınları, 1974, s. 46.

[19] Çubukçu, a.g.e., s. 264.

[20]Saim Şallı, Sosyal Demokrasinin Dönüşümü ve Küreselleşme: Almanya Örneği, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2002, s. 13 – 14.

[21] Şallı, a.g.e., s. 15.

[22] Tosun, a.g.e., s. 18.

[23] Şallı, a.g.e., s. 17.

[24]Çubukçu, a.g.e., s. 272.

[25] Emre, a.g.e., s. 20.

[26] Çubukçu, a.g.e., s. 273.

[27]https://www.britannica.com/topic/Social-Democratic-Party-of-Germany

[28]İbrahim Sarıtaş, “Alman Sosyal Demokrasisi ve Yeni Merkez”, Liberal Düşünce, Güz 2004, s. 229.

[29]Soner Tauscher, “Cumhuriyet Halk Partisi ve Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne Yön Veren Parti Programlarının Karşılaştırmalı Analizi”, Bilgi Sosyal Bilimler Dergisi (2), Kış 2014, s. 88.

[30] Sarıtaş, a.g.e., s. 229.

[31]Tauscher, a.g.e., s. 89.

[32]Sarıtaş, a.g.e., s. 230.

[33]Tauscher, a.g.e., s. 90.

[34]Tauscher, a.g.e., s. 91.

[35]Eray Acar, “Neoliberalizm ve Sosyal Refah Devleti Ekseninde Üçüncü Yol Yaklaşımı”, Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2017, s. 255.

[36] Sarıtaş, a.g.e., s. 235.

[37]Sarıtaş, a.g.e., s. 235 – 237.

[38]https://www.britannica.com/place/Germany/Chancellorship-of-Gerhard-Schroder

[39] SPD 2007 Hamburg Programı, s. 4.

[40] SPD 2007 Hamburg Programı, s. 9.

[41] SPD 2007 Hamburg Programı, s. 24.

[42] https://www.dw.com/tr/schulz-dışişleri-bakanı-olmayacak/a-42521871

[43]https://www.dw.com/tr/sosyal-demokrat-parti-yeni-genel-başkanını-seçti/a-43487921

 

Yazar Hakkında

Gökhan Cesur / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi Ve Uluslararası İlişkileri / Yüksek Lisans

İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler / Lisans

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir