makro-ekonomik-gostergeler-nelerdir
Borsa Kitabı

Son On Yılın Makroekonomik Göstergelerinin Yorumlanması

Makroekonomik göstergeler, bir ülkenin ekonomisi hakkında bilgi edinebileceğimiz temel göstergelerdendir. Bu göstergelere bakarak, yıl içinde veya belli dönemler arasında gerçekleşen ekonomik olayların verilerini bulabiliriz. Temel makroekonomik göstergeleri ise GSYH, enflasyon, kişi başına düşen GSYH, büyüme oranı, satın alma gücü, bütçe açığı ve cari açık olarak sıralayabiliriz. Bunlara ilaveten faiz, tarım dışı istihdam, işsizlik oranları, tüketici fiyat endeksi (TÜFE), üretici fiyat endeksi (ÜFE), perakende satışlar, sanayi üretimi gibi göstergeler ülkenin ekonomisi hakkında bilgi veren, doğrudan ve dolaylı yatırımcılara yol gösteren, ülkenin ekonomisin canlı olup olmadığını ortaya koyan göstergelerdir.

Dolayısıyla bu göstergeleri anlamak ve takip etmek finansal okuryazarlığın da en önemli unsurudur.

Bu yazımızda, temel bazı ekonomik göstergelerden bahsederek bu göstergelerin ülke ekonomisi için neler ifade ettiği zamansal olarak gösterilecektir.

Aşağıda 2009-2019 yılı arasındaki bazı temel makroekonomik göstergelerin bulunduğu tablo bulunmaktadır.

Tablo 1: Türkiye’nin Temel Ekonomik Göstergeleri (2009-2019)

Türkiye’nin Temel Ekonomik Göstergeleri (2009-2019)

KAYNAK: TCMB, HAZİNE VE MALİYE BAK., TÜİK, STRATEJİ VE BÜTÇE BAŞKANLIĞI

*2018 G.T. ve 2019 P. verilerinin kaynağı “2019 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’dır. (1)

Tablo 1’de gördüğünüz temel ekonomik göstergeler Türkiye’nin 2009-2019 yılları arasındaki genel durumunu ifade etmektedir. 2009 yılı ile 2019 yılları arasında nüfusu 10 milyon kişi kadar arttığını görüyoruz. Nüfusun artışı doğal olarak kişi başına düşen milli gelirimizle doğrudan ilgilidir. Eğer bir ülkede milli hasıla nüfustan hızlı artmaz ise, kişi başına düşen geliri de düşecektir. Tabloda kişi başına GSMH, TL bazında her ne kadar artıyor gibi görünse de reel artış veya azalışı görmek açısından USD bazlı kişi başına düşen gelire bakılması gerekir. Azalan gelirimiz, burada iyi bir performans sergilemediğimizi göstermektedir.

Ekonomideki büyüme hızı da zaten nüfus artış hızına paralel bir görüntü sergilememiştir. Büyüme hızı, 2009 yılında -4,7% oranında seyrederken 2010 yılında eksi durumunu artıya çevirmiş olsa da inişli çıkışlı bir büyüme hızı görüyoruz. 2017 yılından sonra sert düşen büyüme hızı 2018 yılında TL’nın değerinde güçlü kayıplar, ithalatı pahalı hale getirmiş, bu da üretimi genelde ara malı ithalatına bağlı olan Türkiye’de önemli üretim düşüşlerine sebep olmuştur.

Türkiye’nin henüz resesyona girmediğini açık ve net olarak söyleyebiliriz. Fakat girmesi ve resesyonun uzaması ve akabinde işsizlik oranlarında hızlı artışlara yol açmaya başlaması, dönemsel değil de yapısal nedenlerden kaynaklandığını ve giderek bir ekonomik krizden söz edilmesini gerektiriyor (2).

İthalat ve ihracat rakamlarına baktığımızda ise, yaptığımız ihracatın ithalatımızın ne kadarını karşıladığını veya başka bir deyişle cari açık verip vermediğimizi göstermektedir. 2018 yılında az önce ifade ettiğimiz gibi TL’deki değer kaybı ihracatı forse ederken ithalatı azaltıcı etki göstermiştir. İhracatın ithalatı karşılama oranı da %72’lere yükselmiştir.

Uzun yıllardan bu yana cari açık veren ve dolayısıyla döviz riskine maruz kalan Türkiye’nin durumunu burada cari işlemler dengesi rakamlarına bakarak görebiliriz. 2009-2019 yılları arası değerlere baktığımızda kapanmayan bir açık görülmektedir. Enerji ithalatına büyük paralar harcayan Türkiye aynı zamanda yüksek teknoloji ürünlerine de büyük paralar harcamaktadır. Bu iki kalem cari açığın en önemli kalemleridir. Oluşan açık, gayrisafi yurtiçi hasıla oranı arttıkça, ülke ekonomisinin diğer ülkelerin dinamiklerine daha bağımlı, etkileşime daha açık olduğu sebebiyle ülke ekonomisi daha kırılgan hale gelmektedir. Cari açık değeri gittikçe artan bir ülke ise diğer ülkelerden borç almakta zorlanabilmektedir.

Aşağıdaki tabloda ise yine en önemli makroekonomik gösterge olan işsizliğe değinilmiştir.

Tablo 2: Türkiye Nüfusunun İşgücü Durumu

Türkiye Nüfusunun İşgücü Durumu

Kaynak: TÜİK

Türkiye’nin işgücü durumuna baktığımız zaman, üretime katkı sağlayabilecek nüfusun arttığını fakat istihdam edilenlerin sayısının düştüğünü izliyoruz. Artan nüfusa paralel iş sahası yaratamadığımızdan dolayı 2018’de son 10 yılın en yüksek işsizlik rakamını görüyoruz. İşgücüne katılma oranı son 5 yılda %52 civarında seyretmektedir. Buradaki önemli gösterge istihdam oranındaki cılız hareketliliktir. İstikrarlı ekonomik büyüme, sanayi üretimi olmuş olsa idi bu rakamında giderek yükseldiğini görmek mümkündür. Son yıllarda inşaat sektörünün büyümesine paralel gelişen bir büyüme anlayışı sadece bir balon yaratmaktan öteye gidememiştir.

Aşağıdaki grafikte ise, diğer bir önemli makroekonomik gösterge olan enflasyon rakamları OECD ülkeleri ile karşılaştırılarak yorumlanmıştır.

Grafik 1: Türkiye Ve Oecd Ülkeleri Enflasyon Oranı (%)

Türkiye Ve Oecd Ülkeleri Enflasyon Oranı (%)

Kaynak: OECD

Grafik 1’e baktığımız zaman Türkiye enflasyon oranının OECD ülkeleri ile ciddi oranda fark olduğunu görüyoruz. Türkiye’de enflasyon oranları son 10 yıldır TCMB tarafından hedeflenen oranlara ulaşmakta maalesef zorluklar yaşamakta ve bu nedenle de görünüm dalgalı bir hal almaktadır. Fiyat istikrarının uzun yıllardan bu yana sağlanamamış olması yapısal reformları zorunlu hale getirmektedir.  Yüksek enflasyon,i paranın satın alma gücünü azaltırken, yaşam maliyetini artırmaktadır (3).  Türkiye’de yıllar geçtikçe enflasyonun satın alma gücünü azalttığını ve Türk Lirasının değer kaybını görüyoruz.

Sonuç olarak, bir yandan son 10 yılın önemli makroekonomik göstergelerini açıklarken öte taraftan rakamların iç açıcı bir tablo çizmediği görmüş bulunuyoruz. Yüksek seyreden enflasyon oranları sonucunda satın alma gücü azalmaya devam ederken, döviz kuru değerleri ise iç ve dış ekonomik ve siyasi gelişmelere bağlı olarak artmaya devam etmektedir. İşgücüne katılım durumunda ise, üretime katkı sağlayabilecek kişilerin işgücüne katılım oranı artarken, istihdam oranı düşme eğilimi gösteriyor ve bunun yanında işsiz kişi sayısı son on yılın en yüksek seviyelerinde olduğunu görüyoruz. Kişi başına düşen milli gelir için ise, Türk Lirası olarak arttığını fakat dolar karşısında kişi başına düşen milli gelirimizin düştüğünü söyleyebiliriz.

Bütün bunların çaresi ülkemiz üretimini ve akabinde ihracatımızı, istihdam oranımızı, kişi başına düşen GSMH’yı, büyümeyi artırmaktan geçiyor. Bunun stratejik planlar dahilinde sektör sektör, bölge bölge ve ürün bazında yapmalıyız. Bunu yaparken ise hedefimiz çalışkan olmaktır.


Kaynakça

DW, Gündem, Türkiye’de Enflasyon Rakamları Açıklandı, 04.03.2019, https://www.dw.com/tr/türkiyede-enflasyon-rakamları-açıklandı/a-47762447 (ET: 06.05.2019).

Bildiğin Ekonomi, Cari İşlemler Dengesi, 17.04.2014, http://bildiginekonomi.net/2014/04/cari-islemler-dengesi/ (ET: 03.05.2019).

Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, Ekonomik Göstergeler (1950-2019), https://www.bumko.gov.tr/TR,7045/ekonomik-gostergeler-1950-2019.html (ET: 10.05.2019).

Bozan, E. (2018). Konupara, Enflasyon Nedir? Enflasyon Yükselirse Ne Olur? https://konupara.com/kisisel-finans/enflasyon-nedir-6293/ (ET: 09.05.2019).

Yıldızoğlu, E. (2019). BBC Türkçe, Türkiye Ekonomisi: Yavaşlama İçinde Resesyon, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47647963 (ET: 10.05.2019).

Dipnotlar

1. Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, Ekonomik Göstergeler (1950-2019), https://www.bumko.gov.tr/TR,7045/ekonomik-gostergeler-1950-2019.html (ET: 10.05.2019).

2. Ergin Yıldızoğlu, BBC Türkçe, Türkiye Ekonomisi: Yavaşlama İçinde Resesyon, 21.03.2019, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47647963 (ET: 10.05.2019).

3. Eray Bozan, Konupara, Enflasyon Nedir? Enflasyon Yükselirse Ne Olur? 01.04.2018, https://konupara.com/kisisel-finans/enflasyon-nedir-6293/ (ET: 09.05.2019).