Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Snowden

Snowden Filmi Analizi – Edward Snowden

Giriş

2016 yapımı Snowden filmi, Soğuk Savaş bitimi itibariyle ortaya çıkan insani ve toplumsal güvenlik anlayışlarının neden devlet merkezli güvenlik anlayışına karşı olduklarını örnekler nitelikte ortaya çıkarmaktadır.

Analiz

I. Dünya Savaşı sonrası uluslararası ilişkilere damgasını vuran pozitivist yaklaşımlar ve özellikle realizmin en güçlü olduğu dönem olan Soğuk Savaş, devlet merkezli güvenliğin en baskın zamanlarıdır. İki süper güç olan Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği, güvenlik ikilemi içerisinde takılı kalmış, birbirlerini her an kullanabilecekleri nükleer silahlarıyla tehdit etmektedirler. Bu ikilem realizm için en uygun ve beklenen bir durumdur. Realizm işbirliği öngörmez hele ki devletin bekası söz konusuysa. Uluslararası sistem içinde bir başka devlete güvenmek ulusal bekayı savunmasız bırakmak demektir. Peki bu şekilde işleyen iki kutuplu sistemde neden güvenliğin referans nesnesini derinleştirme gereği duyulmuştur?

Soğuk Savaştan sonra ortaya çıkan ülkeler içindeki etnik iç çatışmalar ve terör olayları 11 Eylül, Londra’daki terör olayları (2005), artık devletin tek başına uluslararası arenayı etkilemediği ve bireyler ve toplumlar için güvenlik ortamı oluşturmadığının göstergesi olmuştur; hatta devletin bile bireyler ve toplumlar için güvenlik tehdidi olmaya başlaması ile birlikte devlet merkezci görüşün-pozitivist akımların-bu gibi olayları açıklamaktaki başarısızlığı ve yetersizliği sonucu post-pozitivist akımlar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Kopenhag Okulu – Barry Buzan ve Ole Waever –ile başlayan güvenlik tanımının genişletilmesi askeri, siyasi, çevresel, ekonomik, toplumsal (People,State and Fear), ile devam eden süreç sonrasında bununla yetinmeyerek güvenlik tanımı derinleştirilmiştir-hem yukarı uluslararası hem aşağı bireysel olarak.

İnsani güvenlik; güvenliğin tartışmalı bir kavram olduğunu yeniden bize gösterse de bu kavramla ilgili kesin olan şey şudur: Geleneksel görüşün önerdiği üzere devletleri değil, bireyleri güvenliğin referans nesnesi ve güvenliği sağlanacak varlık olarak görmektedir.[1] İnsani güvenlik kavramı ilk defa 1994 Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Raporunda kullanılmıştır.[2]

Toplumsal güvenlik ise ‘biz’ kavramını öne çıkararak özellikle Alexander Wendt ve onun kimlik anlayışıyla aslında devletin çıkarını toplumun oluşturduğunu ve bu oluşumun üzerinde ‘kimlik’ faktörünün etkili olduğunu öne sürmektedir. Kimlik ‘biz’ i ortaya çıkarır ve bu biz ‘ötekine’ ihtiyaç duyarak onu doğurur. Öteki bizden farklıdır ve devletin bekası için tehdittir. Peki uygulamada –reel-politikte-bu güvenlik anlayışları nasıl meydana getiriliyor ya da getiriliyor mu?

Bunu bize örnek olarak Edward Snowden’ın gerçek hikayesinden uyarlama bir film olan Snowden gösteriyor.

2016 yapımı filmin konusu Edward Snowden’ın ülkesinin ‘güvenliğini’ sağlamak için çalışmak istemesi ve bu nedenle Özel Kuvvetlere katılmasıyla başlar. Bacağının kırılması sonucu yine aynı amaçla NSA’ye (National Security Agency) başvurur. Snowden’in ve onun gibilerin buradaki amacı, bir daha 11 Eylül olayının yaşanmasını ve terör olaylarını engellemek için insanları dinlemektir. İlk başlarda bu fikri destekleyen Snowden farklı kurumlarda çalışmasıyla birlikte ve yetkisi arttıkça sadece teröristleri değil, Irak, Rusya, Çin de değil, bütün Amerikan halkının telekomünikasyon şirketlerinden alınan bilgilerle ya da telefon uygulamaları, sosyal medya hesapları aracılığı ile izlendiğini fark eder. Hatta devletler dinlemeyi bir üst seviyeye çıkararak – uluslararasılaştırarak – birbirleriyle işbirliği yaparak hedef gözetmeden otomatik olarak birbirlerini izleme yetkisine sahip olurlar. Bugün hepimizin kullanmış olduğu telefon uygulamalarının sözleşmelerini ‘kabul ederek’ aslında nasıl bir izin verdiğimizi ve bu izinlerle devletlerin neler yapabildiklerini fark eden Snowden’ın bu noktadan sonra fikirleri değişmeye başlar. Bu süre zarfında Snowden’ın yapmış olduğu bilgi depolama programının insanları dinleme amacıyla kullanılması ve kız arkadaşının da izlendiği gibi bilgileri öğrenmesiyle birlikte bu sözde yapılmış olan anlaşmayı insanlara haber vermek için içerdeki bilgileri kopyalayarak dışarı çıkarır.

Bu gibi istihbarat servislerinin bakış açılarına göre insanlarla-kendi vatandaşlarıyla-devlet bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre eğer bizler devletten güvenliğimizi sağlamasını istiyorsak özgürlüğümüzden vazgeçmeliyiz. Eğer devletten beklentimiz buysa maillerimizin, telefon görüşmelerimizin devlet tarafından dinlenmesi bunun bir bedelidir.

Özellikle 11 Eylül Olayları sonrası Amerika Birleşik Devletlerinin göç, dış politika gibi farklı alanlarda değişen politik tutumu bunu örnekler niteliktedir. Edward Snowden’ın gerçek belgeseli Citizenfour da ve sonrasında uyarlama filminde görüldüğü gibi devletlerin telekomünikasyon şirketlerini de kullanarak en büyük baskı silahını insanlar üzerinde kurduklarını gözler önüne seriyor ve bu yaptıklarını devletler ‘ulusal güvenlik’ kavramı ile ilişkilendiriyorlar yani bir bakıma en başa dönmüş oluyoruz.

Snowden’ın da söylediği gibi artık insanlar arama motoruna herhangi bir şey yazarken iki kere düşünmek zorunda kalıyor. Çünkü neyi aradığınıza bağlı olarak sizi herhangi bir devletin bakış açısına göre gözetlenmesi gereken insan statüsüne sokabilir. Aslında bu düşüncenin bize gösterdiği şey tam olarak şu; izlendiğimizi biliyoruz ve bunu kabul ediyoruz, ona göre davranıyoruz. Tam da bizden beklenen insan modeline dönüşüyoruz. Fikirlerimiz ve davranışlarımız şekillendiriliyor. Facebook Veri Skandalı gibi örnekler medyanın ister sosyal medya programları ister radyo televizyon kanalları yolu ile olsun eylemlerimize ne kadar karışıldığının ve ne kadarının bu gibi yollarla değiştirildiğinin bir göstergesi konumunda.

Bu kadar devlet merkezci yaklaşımın içinde eleştirel yaklaşım da ise devlet güvenliğin sağlayıcısı ve sorumlusu olarak analiz edilmez, devlet oluşturduğu farklı parçalarla yapısal bir bütündür ve bu yapıların her biri ayrı ayrı güvenlik kavramının öznesidir.[3] KenBooth’a göre aşağıdan yukarı doğru oluşan özgürleşme, insanları onların özgürce yapmayı seçecekleri şeyleri (başkalarının özgürlüğüyle uyumlu olacak şekilde) gerçekleştirmelerinin önüne geçen baskılardan korumayı amaçlar.[4] Güvenliğin dünya toplumunda yayılması için özgürleştirici siyasetin, yapısal ve arızi baskıları ortadan kaldırmak konusunda bir ilerleme kaydetmesi gerekir. Ama filmde de gördüğümüz gibi Snowden’ın güvenliği dolayısıyla özgürlüğü Rusya sınırlarına kadardır. Sınırların dışında güvenliğinin  garantisi yoktur.

Sonuç

Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş sonrasında oluşan devlet merkezci güvenlik anlayışı güvenliği tehdit eden tek unsurun artık sadece devletlerin olmaması ve terör gruplarının artan sayıları ile birlikte devlet merkezci görüş yerini yavaş olsa da insan ve toplum merkezli görüşe bırakmaktadır. Bunun en büyük nedenlerinden birisi de insanların sadece başka devletler ya da terör grupları yerine kendi devletinin de güvenliğini tehdit edebileceğini fark etmesiyle ortaya çıkmıştır ve Snowden filmi bunun göstergesidir.

Yönetmen: Oliver Stone

Tür: Biyografi, Dram,Gerilim

Yapım Yılı: 2016

Ülke: ABD

Oyuncular: Joseph Gordon –Levitt, Shailene Woodley, Zachary Quinto, Tom Wilkinson, Nicolas Cage

 


Kaynakça

Aytaç Bilgin Gizem, Feminist Yaklaşım Çerçevesinde İnsan Güvenliği:Sivil Toplum Gözüyle Irak Örneği, Marmara Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi, 2018.

Booth Ken, Dünya Güvenliği Kuramı, Küre Yayınları, İstanbul, 2012.

Collins Alan,  Çağdaş Güvenlik Çalışmaları, Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi, İstanbul, 2017.

United Nations Development Programme (UNDP), Human Development Report 1994, New York Oxford, Oxford University Press, 1994.

DİPNOTLAR

[1] Alan Collins, İnsani Güvenlik,  Çağdaş Güvenlik Çalışmaları Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi, 2017, s.104.

[2] bakınız: United Nations Development Programme (UNDP), Human Development Report 1994, New York Oxford, Oxford University Press, 1994.

[3] Gizem Bilgin Aytaç, Feminist Yaklaşım Çerçevesinde İnsan Güvenliği:Sivil Toplum Gözüyle Irak Örneği, Marmara Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi, 2018, Cilt 2 :1 s.9-23.

[4] Ken Booth, Dünya Güvenliği Kuramı, Küre Yayınları,İstanbul, 2012,  s.141.