Ana Sayfa / Çeviriler / Analiz Çevirileri / Siyaset Teorisinin Ölümü
By Richard Cederfjard at Deviant Art

Siyaset Teorisinin Ölümü

Yazan: Max Borders

Post-ideolojik dönemden merhabalar. Henüz bunu söylemek için erken olsa da şu an yenilikçiler (innovators) ve girişimciler bildiğimiz dünyayı yeniden düzenliyorlar.

Netice, bizi siyaset teorisi girişimlerinin tümünü sorgulamaya itecek; akademide sivrilmiş bilim insanları uyum sağlamak ya da başka iş bulmak zorunda kalacak, politika analistleri yatırımcıların siyasetçilerin hendeklerine savrulmalarını önlemek için raporlar yazacaklar.

Bazıları oldukça iddialı olan bu savlarıma daha sonra döneceğim, ilk olarak bu noktaya nasıl geldiğimizi tartışalım.

Aşağıya Damlama İdeolojisi (Trickle-down ideology)

Kimi akademisyenlerin toplumun nasıl olması gerektiği konusunda bir teori ortaya atacakları, bu teorinin sıvı bir madde gibi insanların zihinlerine akıp onları eninde sonunda destekçi ya da savunucu/yayıcı yapacağı; teori, ellerinde meşaleler taşıyan devrimcilerin zihnine akıncaya kadar savunucuların savunmaya devam edeceği fikrini insanlar pratikte tecrübe etmişlerdi.

Zihinlerde ideolojinin körüklediği ateşle kitlesel hareketler yıldırım hızıyla yayılmıştı. Başarılı devrimci liderler iktidarla ödüllendirilecek, o zaman iktidarda olanlar teori olanı çok çeşitli sonuçlar doğuracak risklerle pratik haline getireceklerdi.

Marx’ın zirvesi olan Bolşevik Devrimi ve Locke’un zirvesi olan Amerikan Devrimi damlama teorisi bir süreçti. Mükemmeliyetçi teoriler, mükemmel olmayan insanları kusurlu toplumsal düzeni başka kusurlu düzenlerle değiştirecek şekilde kurmuştu.

Yirminci yüzyılın tüm korku ve şiddetinden sonra bile ideologlar zihinleri alevlendirme hayalleri kurmaya devam ediyor. Fakat birçok teorisyen, aşağıda verilen teorik çıkmazlardan hiç değilse birini hesaba katmadığı için uygulanışın zorluğunu öngörmeyi başaramıyor.

  • İnsan Doğası: İnsanlar senin ideal teorinin varsaydığından farklıdır.
  • Özençler: Toplumu yeniden yapılandırmak, farklı özençler ve istenmeyen sonuçlar yaratır.
  • Bilgi: Karmaşık bir toplumu tasarlamak ya da yönetmek için gereken bilgi, kişi ya da komitenin devrelerini yakabilir.
  • Geri bildirim: Büyük, hiyerarşik iktidar yapılarının bilgiyi işleme ve geribildirimlere yanıt verebilme yeteneği kısıtlıdır.
  • Çoğulculuk: İnsanlar birbirinden farklıdır; “iyi” hakkında farklı değer yargıları ve fikirlere sahiptirler.

Yine de dün devrim öncüsü olacak olanlar, yeni bir tür sosyo-politik manzara tarafından disipline edilmeye hazır oldukları sürece yarının yenilikçileri haline gelebilirler.

Çıkış Çağı: Devrim Çatallanmaya Karşı

Post-ideolojik dönem çıkış çağıdır.

İlk olarak ekonomist Arnold King’ten duyduğum sosyal-düşünür Albert O. Hirschman’ın çıkış, ses ve sadakat fikrine o kadar kafayı takmıştım ki, Austin’de her yıl düzenlediğimiz konferansa bu adı verdik. Fikir o kadar basit ve güçlü ki bir kez kavradığınızda tüm insan sistemlerinde, bir üründe, iş dalında ya da politik sistemde yani hayatın her alanında görebilirsiniz.

Şimdi, bunu değiştirmek istediğinizi varsayalım. Ses, çıkış ve sadakati uygular mısınız?

Ses: Başkalarını sistemi değiştirmeye ikna etmek için kullandığınız herhangi bir anlatım biçimi.

Çıkış: Sistemden ayrılmak, bir başka sisteme katılmak ya da yeni bir şey başlatmak.

Sadakat: Ses’i dinlemiş ve ideal bulmuş olmanıza rağmen sisteme bağlı kalmak.

Genel hatlarıyla, 19.yy’ın sadakat (tanrı ve ülke), 20.yy’ın söz (mermiler üzerinde oy pusulaları) dönemi olduğunu ve 21.yy’ın çıkış çağı (tüketici seçimine göre yönetim) olacağını söyleyebiliriz.

Örneğin, dünyanın her yanına yayılmış özel ekonomik bölgelerin sayısını düşünün. 2000lerden beri bu bölgelerin sayısı katlanarak arttı ve hiç şüphe yok ki bu alanların yetkisinin alınması önemli ölçüde “ses” gerektirmişti.

Enclave heaven

Kaynak: The Economist, Tom W. Bell

İnsanların dahil olduğu sistem sayısını arttırdıkça seçenek sayısını da arttırmış olursunuz. Artan seçenek sayısı ise çıkışın maliyetini düşürür.

Artık bulut yönetimler döneminde yaşıyoruz. Diğer bir deyişle, dağıtılmış muhasebe teknolojileriyle herhangi bir bölgeye bağlı olmasına hiç gerek olmayan yeni sistemleri tokenize ediyoruz. Bu sayede inovasyonun yasa ve bilgisayar kodu arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıp yetki alanıyla bölgeyi birbirinden nasıl ayırdığı gözler önüne seriliyor.

Sadece milyonlarca insanın kanunname parasından (Fiat Money) sanal paraya (Bitcoin) geçişini düşünün. Sanal paranın ülkesi, merkez bankası yok; bir hükümet ya da Tanrı’ya güvenmeyi gerektirmiyor. Kripto paralar herhangi bir sistemden çıkmanın maliyetinin düşeceği çıkış çağının sadece başlangıcı. Dijital göçebelik zaten oluşmuş bir şey, yarınların devrimleri sadece bir ‘kod ayırma’’ meselesi olabilir.

İdeolojinin Kaderi

“İyi” hukukun/yasanın temel sorunlarından biri insanların kurallara gerçekten uyup uymadığıdır. Aslında, bir sistemdeki kurallar ne kadar iyiyse insanların o sisteme katılma ve o sistemin kurallarına uyma istekleri de o düzeyde artar. (Venezuelalılara sorun!) Bu mantıkla, teorisyenlere göre neyin “adil” ve neyin “toplumsal adalet” olduğu gerçekten önemli değildir. Biz, geçmiş yüzyılların devrimci deneyimlerinden çok daha küçük ölçeklerde gerçekleşmiş radikal sosyal deneyimler çağına giriyoruz.

Post-ideolojik dönemde adalet ve yasa sistemleri yarışır. Eğer sisteminiz insanların çıkışını engelleyemiyorsa teoriniz berbat bit restoran gibi batacaktır. Filozof ve koruma fonu yönetici Michael P. Gibson şöyle der:

Anlaşılan o ki iyi kanunların üretimini garanti eden tek bir şey var. Yasalara bağlı insanlar, varsayımsal, üstü örtülü biçimde ya da bir cehalet perdesi altında olmadan; gerçek, şeffaf ve sürekli bir rızayla yasalar tarafından kısıtlanmayı kabul etmek zorundadır. Hiçbir yasa, tek bir kişiyi, kişi sadece yasaya bağlı olmaya rıza gösterdiğinde ve rıza gösterdiği için bağlayamaz. Yasa yapıcıların daktilolarında aziz, şeytan ya da maymun olması fark etmez; tüm yasalar her zaman kesin biçimde seçimlere bağlı olmalıdır. İyi yasanın hayatta kalması, ancak uyulup uyulmayacağı (opt out-opt in) seçime bağlı olan sistemde mümkündür. Kötü yasalar üretimden defedilir.

Kötü yasalar, zarar vermeye ve zenginleri yok etmeye ancak çıkmanın maliyeti kadar devam edebilir. Devleti bir sözleşmeyle devirebiliriz.

Rekabetçi yönetim sistemlerinde, ideoloji insanların seçimlerinden sonra gelir. Ve eğer daha iyi bir sisteminiz olduğunu düşünürseniz bunu kurmak zorundasınızdır. Yönetimler artık daha çok bir piyasa işlevi gördüğü için şiddet ve güç yoluyla ütopyalar kurulan günler geride kaldı. Aslında, yönetişim sistemleri arasında gerçekten bir rekabet varsa, sürdürülemez yolsuzlukların olma ihtimali de azdır. Neticede yolsuzluk, sadece insanları, örneğin yönetim müşterilerini, uzaklaştıran insani bir olgu.

Bazı okuyucular yönetimin giderek inovasyon ve girişimcilik ürünü olmasından rahatsızlık duyacaklardır. Hemen her gün ‘’demokrasiyi düzeltme’’ bahaneleri ya da likit demokrasi gibi çokbilmiş geçici ve kötü çözümler okuyoruz. Fakat aslında bunlar sadece zorlu çıkış çağında sesi ve sadakati kurtarmayı deniyor.

Herhangi bir sosyal düzenin işlemesi için sesin hala çok önemli olduğunu yadsımıyoruz. Sayısız yönetişim seçenekleri bir anlamda sesin her zaman olduğu gibi önemli olacağı anlamına gelecek.  Bizim özel iyi kavramımızı yansıtan topluluklarda, kendimizi yeniden düzenlerken sesi yerel biçimde kullanacağız. Eski ve yeni tüm sistemler insanları etkilemeye ve tutmaya çalışırken değişen koşullara uyum sağlamak zorunda kalacaktır. Şiddet tehdidini yerinden edeceğini umduğum, Deirdre McCloskey’in “tatlı söz” olarak andığı ikna hala gerekli.

Yapılacağını Tahmin Ettiğim Eleştiriler

Bir dizi farklı eleştiriyi önceden tahmin edebiliyoruz, ancak uzatmamak adına cevaplarımı kısa tutacağım. Şimdilik ilk altı eleştiriyi tanımlayalım:

Meta-kritik- Sizin ideoloji karşıtı çıkış’ınız sadece bir başka ideoloji türü.

Belki. Gerçekten bir ideoloji olarak değil, insan yeniliğindeki önemli eğilimlerin tanınması olarak tasarlandı. Ancak akılda kalıcı başlığımın o kadar da çekici olmadığını düşünseniz bile, temel noktalar kalacaktır. Duruma uygun Petri kaplarının rekabetçi yönetişimde birileri fikirlerini test edecektir.

Kültürel ve Ulusal Kimlik- Çıkış çağı kültürleri ve gelenekleri yok edecektir.

Bu her zaman oldu ve her zaman olacak. Bazı kültürler ve gelenekler, özgür iradenin yüksek dereceleri nedeniyle Rönesanslarının keyfini sürecek, diğer yerler daha kozmopolit hale gelecek ve kendi kültürlerinin çağdaş karışımlarını geliştireceklerdir. Hayat böyledir.

Ekonomik Adalet – Zengin insanların çıkışı, “adil paylarını” ödemeyecekleri anlamına gelir.

Kimsenin adil payının ne olduğunu bilmiyorum ve sizin bildiğinizden de şüpheliyim. Ancak, gelecekte iyi yönetişimin hedefi, akıllı yatırımcıları, üretken işçiler ve etkili hayırseverleri cezbetmek olacak. Bazılarının vergi ve harçlar için diğerlerinden daha yüksek eşikleri olacaktır. Gelecekte, amaç havada ya da karada insanları mantıklı, karşılıklı çıkar sağlayan yönetim modellerine çekmek ve orada tutmak olacak.

Küresel Sorunlar Âdem-i merkeziyetçilik ve çok merkezli hukuk, küresel iş birliği gerektiren küresel sorunları çözmenin daha zor olacağı anlamına geliyor.

Belki ama belki de değil. Yeni bir küresel bilinç çağında tokenizasyonun ve kitle kaynaklı çözümlerin gücünü hafife almamalıyız. Daha önce bir yazımda söylediğim gibi, dünyanın en büyük problemlerini çözmeye başlamak için politikanın hizmetinde olmak zorunda değiliz.

Aşağıya Doğru Spiraller- Çıkış, beyin göçleri ve kaynak kaybı anlamına gelebilir. Geride kalanlar için kötü bir düzen olacak.

Bu kesinlikle bir sorun olacak. Fakat faydalar masraflardan ağır basacak mı? Anakara Çin, 1997’den önce Hong Kong’a karşı koymak için yaratıcı yollar buldu- yani Çin özel ekonomik bölgelerinin gelişmesine kadar. Bugün Kuzey Kore’deki insanlar Çin ve Güney Kore’ye iltica ediyorlar. Geride kalanlar için endişelenmeliyiz, ama önce Kuzey Kore değişene kadar çıkış fırsatları yaratma konusunda endişelenmeliyiz.

Gücü küçümseme- İktidarda olanların çıkış çağına doğru ilerlemeyi yavaşlatabilme yeteneğini küçümsememeliyiz.

Kesinlikle doğru. Ben iyimserim ve iyimserliğim, çıkış çağının kaçınılmaz olduğunu düşünmekle ilgili olduğu kadar, misyon ve pazarlama ile de ilgili. Ama hızlı hareket edersek; karada, denizde ve havada yeni sistemler oluşturmaya başlarsak, daha iyi sistemler ortaya çıkacak ve insanlığın gelişmesine imkan sağlayacak.

 

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Ayşe Akçalı

Ayşe Akçalı
TESAD İngilizce Çevirmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir