Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Sivil itaatsizlik

Sivil İtaatsizliğin Türkiye ve Dünya Örneklerine Dair Bir Derleme

Özet

Pasif direnişin modern dünyadaki ilk örneğini veren kişi Thoreau’dur. Thoreau’nun felsefesinden yola çıkan Gandhi ve King, pasif direnişi tekrardan gündeme getirmiştir. Dünya çapında birbirinden farklı amaçlarla hareket eden yüz binlerce insan öncülüğünde çok çeşitli pasif direniş örnekleri sergilenmiştir. Türkiye özelinde ise 1923’ten 2019’a gelinene dek hemen her on yıl, insanlar bir sivil itaatsizlik eylemine şahit olmuştur. Bir araştırma yazısı niteliği taşıyan bu çalışmada, sivil itaatsizliğin kodlarına değinilerek hem dünya hem de Türkiye çapında yaşanan birtakım haksızlıklara karşı barışçıl direniş metotlarını harekete geçiren bireysel ve kitlesel oluşumlar, birbirleriyle olan ilişkisel bağlantıları bağlamında incelenmektedir. Dünyadan ve Türkiye’den öne çıkan birçok olayın birbirleriyle ilişkili başlıklar altında ele alınması bu çalışmanın özgün yönünü oluşturmaktadır.

Anahtar Kelimeler: boykot, eylem, pasif direniş, protesto, sivil itaatsizlik, türkiye cumhuriyeti

Abstract

In the modern world, Thoreau is the first person who exemplified passive resistance. Focusing on Thoreau’s philosophy, Gandhi and King brought passive resistance into question. Across the world, hundreds of thousands of people whose main purposes differ from each other showed various passive resistance examples. People in Turkey have witnessed almost one civil disobedience action in each decade from 1923 up to 2019. In this study that is designed as a research paper, through touching on the codes of civil disobedience, personal and mass formations that are opposed to a variety of injustice and use peace-loving resistance methods both in the world and in Turkey are examined within the scope of their relational ties. Many highlighted events both from Turkey and the world that are dealt with under the interrelated headings constitute the unique aspects of this study.

Keywords: action, boycott, civil disobedience, passive resistance, protest, the republic of Turkey

 

Giriş

İnsanlar ve toplumlar sosyolojik, politik ve ekonomik kriz durumları meydana geldiği zaman birtakım direniş unsurlarını harekete geçirerek söz konusu kriz olgularını ve etkilerini yatıştırmaya çalışırlar, ilgili durumlara kayıtsız kalmayı tercih ederler veya süregiden kötü gidişattan memnun olmasalar dahi seslerini çıkarmadan ama kötülüğü de desteklemeden yaşamaya devam ederler. Bu yazıda, kriz yaratan durumlardan sorumlu olduğu düşünülen kurum ve kişilere yönelik mücadele pratiklerinde ifadesini bulup kimi zaman haksızlıkların giderilmesi ve çatışmaların sonlanması kimi zaman ise uzlaşmazlık halinin devam etmesiyle sonuçlanan süreçlerin Türkiye özelinde ve dünya genelindeki örnekleri ele alınmıştır.

Toplumsal muhalefetin oluşumuna etki eden kriz durumlarının ve bu kriz durumlarının ortaya çıkmasında rol oynayan kişi ve kurumların bertaraf edilmesi meselesi, direniş kavramının hukuksal ve politik arka planını tartışmaya açmaktadır. Toplumsal muhalefeti oluşturan tabakalar arasındaki kolektif ruhun harekete geçirilmesi ile meydana getirilen direniş pratikleri, başvurdukları yöntemlerin yapısına bağlı olarak aktif ve pasif olarak ikiye ayrılırlar. İktidar erkinin uyguladığı şiddetin çeşitliliğine bağlı olarak direniş pratikleri de çeşitlilik gösterme eğilimindedir. Direniş kavramı genellikle fiziksel birtakım müdahale biçimlerini akla getirmektedir ancak pasif direniş çatısı altında değerlendirilen ve fiziksel şiddete başvurmadan da mücadele edilebileceğinin sinyalini veren direniş unsurları da mevcuttur.[1]

Her türlü hukuki ve resmi yolu deneyen lakin sorun olarak gördükleri olguya kalıcı, mantıklı ve tatmin edici bir çözüm sunulmadığını düşünen insanlar, şiddete başvurmadan ve kamuoyuna açık bir biçimde barışçıl birtakım yöntemlere başvururlar.[2] Yasaların uygulanması aşamasında çeşitli nedenlere bağlı olarak birtakım sorunların meydana gelmesi de bu sorunların giderilmesi gerektiğini talep edecek halk hareketlerine neden olabilir.[3] Söz konusu durumlarda insanların veya toplulukların gerçekleştirdikleri eylemler, pasif direniş veya sivil itaatsizlik kavramları ile açıklanır.[4]

Antik Roma döneminden günümüze dek, adaletsizliğe ve haksızlıklara karşı sivil itaatsizlik kapsamında değerlendirilen şiddet karşıtı birçok sivil itaatsizlik eylemi örneği sergilenmiştir[5]. Bu eylemler yasadışı ama meşru bir yapıya sahipken bu eylemleri gerçekleştiren bireyler ve topluluklar da eylemin yasadışı yapısı gereği cezalandırılacaklarının bilincinde hareket ederler.[6] Yani eylemlerinin yasal sonuçlarını üstleneceklerinin farkındadırlar.[7] Nitekim bu cezalandırma bazı hukukçular açısından tartışmalıdır.[8] Söz konusu hukukçulara göre eğer toplumun uzun vadede iyilik halinin gelişimine katkıda bulunmayacaksa bu bireylerin cezalandırılmaması gerekir.[9] Yine de bu cezalar, eylemin kamuoyu nezdinde işaret etmek istediği noktaları açığa çıkartabilmesi açısından önem teşkil etmektedir. Bu tür eylemler kamusal vicdanı harekete geçirerek haksızlığa uğrayan tüm kesimler arasında politik bir işbirliği yaratmaya çalışır.[10] Bu noktada bilinçli olarak yapılan bireysel veya kitlesel yasa ihlalleri sembolik bir hüviyete sahiptir.[11]

Her ne kadar sivil itaatsizlik eylemlerinin gerekliliği ve meşruluğu tartışılmaya devam edilse de, büyük haksızlıklar söz konusu olduğunda ve yasalar bireyleri başkalarına yönelik kötü eylemleri gerçekleştirmeye yönlendirdiğinde yasaların çiğnenmesi mazur görülebilir.[12] Politik açıdan da asıl mesele, ortada alenen gerçekleştirilen bir haksızlığın söz konusu olmasıdır.[13] Yasaya karşı itaatsizliği hedef alan sivil itaatsizlik eylemleri dikkatleri, ihlal edilen yasanın iktidar tarafından layıkıyla uygulanmıyor oluşuna çekerek esasında yasaya olan bağlılığını da bildirir.[14]

Pasif direniş şiddet karşıtı bir yapıya sahiptir[15] ve kriminal itaatsizlik ile eş tutulamaz[16] lakin hukuki açıdan yasaların çiğnenmesini teşvik etmesinden ötürü bazen kötü bir eylem biçimi olarak yansıtılabilir. Ancak hukuksal-söylemsel iktidar anlayışı terkedilecek, iktidarın zamandan ve mekândan azade her an her yerde olduğu kabul edilecek ve buna bağlı olarak da direnişin her türlüsüyle her an her yerde karşılaşılabileceği ihtimalinden yani direnişin her türlü formunun iktidarın olduğu her yere sirayet ettiğinden bahsedilecek olunursa[17] sivil itaatsizlik gibi pasif direniş formlarını anayasaya/sözleşmeye aykırı gören iktidar anlayışının da gayrimeşru olduğundan söz edilebilir. Bu noktada ise, direnme hakkının hukuki-söylemsel boyutunun meşruluğunun sivil toplumun aleni ve normal bir pratiği gibi yansıtılması, onu kriminalize ederek hak taleplerini dikkate almak durumunda kalacak olan siyasal iktidar erki ile bütünleşik bir duruma indirgeyecek siyasal yaklaşıma hizmet edecek ve bu durumda da siyasal iktidar erki sözleşme dışında bir tutum sergilememiş olacaktır.[18]

Sivil itaatsizlik eylemleri bağlamında pasif direniş pratiklerine başvuran topluluk ve bireyler eylemlerinde şiddet unsurlarına yer vermekle suçlanamazlar çünkü bu tür eylemler barışçıl söylemler ve tutumlar çevresinde şekillenir.[19] Buna rağmen bazı politik çevreler iktidar erkinin otoritesine yönelik bir tehdit olarak gördükleri pasif direnişçileri, devrimci halk unsurları ile karıştırabilirler veya bu bireyleri ve eylemlerini terörize etmeye çalışabilirler.[20] Ancak bu eylemler yapıları gereği devrimci hareketlerle karıştırılmamalıdır.[21]

Sivil itaatsizlik eylemlerinin gerçekleştirildiği sosyopolitik bağlamlara dair analizler bu tür eylemlerin demokratik yönetim biçimlerinin varlığında mümkün olduğuna işaret etmektedir.[22] Evrensel içerikli anayasal prensiplere sahip demokratik hukuk devletinin oluşum süreci ise tarih boyunca düz bir çizgi izlemeyerek çeşitli kırılma noktaları yaşamıştır.[23] Özellikle demokratik yönetim biçimi altında karşılaşılan sivil toplum olgusu da halktan gelecek tepkilerin siyasal iktidara kanalize edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Sivil toplum olgusu, pasif direnişçi halk hareketlerini arkasına alan bir dizi toplumsal mücadele sonucu oluşmuştur.[24]

Demokratik bir hukuk devletinde bireylerin yasal otoriteye karşı sorumluluklarının birer ifadesi olarak değerlendirilebilecek sivil itaatsizlik eylemleri etrafında ortaya çıkan pasif direnişçi halk hareketleri aslında birer yurttaşlık vazifesine işaret ediyor gibidir.[25] Demokratik taleplere odaklanan sivil itaatsizlik eylemlerine dair alanyazında bu yurttaşlık vazifesi daha çok, şiddetin kullanıldığı eyleyiş biçimleri ile otoriter politik bağlamlara odaklanmaktadır.[26] Burada bahsedilen yurttaşlık vazifesinin içeriğini oluşturan eyleyiş biçimleri, geleneksel demokratik yönetim biçimlerinde normal koşullar altında birer direniş unsuru olarak görülmeyecek pratikleri barındırır. Bunlara örnek olarak yayımcılık, grevler ve gösteriler verilebilir.[27] Ancak burada söz konusu pratiklerin kendi özlerinde bir yasallık barındırıp barındırmadığı, barındırmıyorlarsa da devlet hukukuna bağlı olarak yasal dayanaklarını yitirme ihtimallerinin mi bu pratikleri birer direniş unsuruna dönüştürdüğü şeklinde bir soru sorulabilir. Bu sorunun cevabı ise demokrasileri çöküş sürecine giren yönetimler altında yaşayan halklar açısından önceden doğal olarak yaptıkları yayımcılık ve gösteri yapma hakkı gibi şeylerin birer direniş ödevine dönüşmesidir.[28]

Antidemokratik/otoriter/totaliter yönetim biçimlerinde, çöküş sürecine giren demokrasilerde birer direniş ödevi olarak ele alınan pratiklerin aynı şekilde değerlendirilmesi bireyin fiziksel, sosyal ve psikolojik bütünlüğünü tehdit ve yok etme potansiyeli yüksek olan iktidar erklerinin varlığı nedeniyle mümkün gözükmemektedir.[29] Bu noktada şiddet içermeyen halk hareketlerinde yer alan ve sivil itaatsizlik eylemlerini gerçekleştiren pasif direnişçilerin içinden geldikleri kültürel atmosfer önem kazanmaktadır. Bu kültürel atmosfer bir yandan direnişçilerin direniş formlarını ödünç alma, yeniden modelleme ve yaratma pratiklerinden biri veya birkaçı bağlamında şekillendirirken[30] bir yandan da yönetimi altında yaşadıkları siyasal iktidar erkinin demokratik veya antidemokratik tutumlarına bağlı olarak hangi direniş formlarını tercih edeceklerini veya bir direnişin ortaya çıkıp çıkmayacağını da şekillendirir.

Gündelik direnişler başlığı altında ele alınan ve sivil itaatsizlik alanyazınında tam bir karşılığının olup olmadığı çalışmacılar tarafından hâlâ daha tartışma konusu edilen pratikler de, antidemokratik yönetim biçimlerinde yaşayan ve bir baskı kültürü içinde yetişmiş bireylerin her anlamda hayatlarını tahakküm altına alan iktidar erkine karşı ne gibi yurttaşlık vazifeleri edineceklerini ve hangi direniş ödevleri ile bu baskıcı hegemonyaya karşı bireysel özgürlük sorumluluklarını yerine getirebileceklerini masaya yatırmaktadır.[31]

İktidar erkinin tahakküm politikaları ile söylemsel ve eylemsel hegemonyasının yapısal analizine bağlı olarak bireyin kültürel, sosyoduygusal, bilişsel ve psikolojik altyapısının öngördüğü derecede, baskı karşıtı ve/veya üretici direniş pratiklerini barındıran ve dağınık direniş ile hareket eden ya da etmeyen gündelik direniş pratikleri her zaman hegemonik iktidar hiyerarşisinin yapısal işlevselliğine atıfta bulunmayabilir ve konjonktüre bağlı olarak değerlendirilmelidir.[32] Zira kişinin benlik bütünlüğünü tehlikeye atmayan ve benlik değeri ile benlik genişletim pratiklerini yükseltecek derecede benlik farkındalığına sahip olması, ilgili direniş unsurlarının formunu şekillendiren ve göz ardı edilmemesi gerekli bir psikolojik yapıdır.

Sivil toplumu burjuva devletinin bir olumlayıcısı olarak gören Marx’ın düşüncesi[33], halk nezdinde iktidara yönelik oluşan antitezlerin ifadesinin altpolitika sahası eylemleri şeklinde ortaya çıkmasını, süregelen toplumsal muhalefet tepkilerini drene eden büyük boyutlu muhalif direniş pratiklerinin oluşumunun engellenmesinin bir koşulu olarak gören anlayış[34] ile paraleldir. Bu tür bir düşünce pasif direnişçi halk hareketlerinin hedef ve araçlarını görmezden gelmektedir ve hiçbir tarihsel geçerliğe sahip değildir.[35]

Sivil itaatsizlik kavramının ve bu kavram etrafında meydana gelen küresel ve yerel çaptaki eyleyiş pratiklerinin pasif direniş çatısı altındaki kavramlar ile olan karşılıklı ilişkilerinin analizine geçmeden evvel söylenmesi gereken temel hususlardan sonuncusu da bu tür eylemlerin özünde metafiziksel birtakım unsurlara atıfta bulunulacak şekilde vicdani meselelerden yola çıkılarak anlaşılamayacağıdır.[36] Zira tüm bir toplumsal muhalefeti farklı oluşumlar etrafında aynı talebe yönelik harekete geçirmeye çalışan bir hareketin metafizik hususlardan yola çıkılarak savunulmaya kalkılması kendi içinde bir paradoksa kapı aralamaktadır.

Sivil itaatsizlik etrafında şekillenen pasif direnişçi bireysel ve kitlesel halk hareketlerinin dünya çapında birçok örneği görülmüştür ve görülmeye devam edilmektedir. Esasında şiddete başvurulmadan da politik gayelere ulaşılabileceğini net bir şekilde gösteren[37] bu eylemlerin ilk örneğini veren Thoreau[38]; çoğunluğun mutlak iktidarını, adil bir siyasal sistemin kurulması ve bireylerin refah içinde mutlu ve huzurlu yaşamaları önündeki en büyük engel olarak görüp yasaların insanı daha adil hale getirmeyeceğini bu nedenle esas saygının yasalardan ziyade adalete yönelik olması gerektiğini ve çoğunluğun tahakkümündeki bir yönetimin adil olmaktan uzak olduğunu savunmuştur. [39] Thoreau’yu takip eden süreçte şiddetsiz direniş eylemlerinin fark edilmesinde Gandhi ve Satyagraha felsefesi önemli birer kilometre taşı olmuşlardır.[40] [41] [42] Gandhi’nin barışçıl mücadele pratikleriyle ortaya koyduğu Satyagraha felsefesi, hakikat arayışının mutlaka, mücadele eden ve kendisine karşı mücadele edilen taraflar arasındaki uzlaşmazlığın giderilerek çözüme kavuşturulması ile sonlanması gerektiğini söylemiştir. Burada söz konusu olan hem toplumsal hem de bireysel değişimin, barış sürecinin tamamlanması aşamasında sağlanmış olmasıdır. Ancak Gandhi’ye göre, hem mücadele sürerken hem de barış süreci inşa edilirken mücadelenin yürütüldüğü asıl hedef ile asli olan şeyler konusunda işbirliğine gidilmemelidir.[43]

Türkiye’de ise sivil itaatsizlik ile ilişkili çalışmaların sayısı, ülke çapında Cumhuriyet’in ilanından günümüze değin meydana gelen toplumsal ve bireysel mücadele zamanlarının çokluğu göz önünde bulundurulursa oldukça azdır. Türkiye’nin kurulduğu günden bugüne dek geçirdiği değişimler, yaşadığı kırılmalar ve toplumsal mücadele pratiklerine şahit olduğu zamanlar da dikkate alınırsa sivil itaatsizlik eylemlerinin oluşumu açısından kritik öneme sahip yapısal siyasi çerçevenin sunuluşu açısından arafta kaldığı görülecektir. Bu noktada Cumhuriyet’in kurucu değerlerine karşı olan Said Nursi’nin yazdığı eserler ve müritlerini müspet hareket metodu çevresinde şiddetsiz direnişe sevk etmesi Türkiye tarihinin ilk sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirilebilir. [44] Türkiye ne tam anlamıyla temsili demokrasinin yerleştiği bir siyasal sisteme sahiptir ne de tam anlamıyla, bazı dönemlere damgasını vuran askeri darbeler haricinde, totaliter bir siyasi oluşum geliştirmiştir. Yine de yaş, din, dil, etnisite, cinsiyet ve cinsel yönelim fark etmeksizin ülke sınırları içinde yaşayan ve kendilerince birtakım haksız/adil olmayan durumlara başkaldıran ve isyan eden insanlara karşı devletin baskı aygıtını harekete geçirerek kolluk kuvvetleri tarafından orantılı/orantısız şiddet uygulanmasını teşvik etmesinden ötürü Türkiye Cumhuriyeti, içinde barındırdığı demokrasi kolektifleri hariç tutulacak olunursa totaliter rejimlere daha yakın bir siyasal portre çizmektedir.[45]

Sivil itaatsizliğe dair bu temel bilgileri ve modern anlamda sivil itaatsizliğin ilk örneklerini veren dünya çapındaki iki önemli ismi takiben farklı amaçlar çevresinde Türkiye’den ve dünyadan birçok kişi ve örgüt tarafından gerçekleştirilen sivil itaatsizlik eylemleri birbirleriyle ilişkileri bağlamında başlıklandırılarak aktarılacaktır.

 

1. Kadın Hareketleri

İngiltere’de kadınlara yönelik hayatın her alanında süregiden haksız uygulama, söylem ve düşüncelere karşı çıkan ve Birinci Dalga Feminizm hareketleri içinde değerlendirilen Suffragette Hareketi, kadınların oy kullanma hakkını almaları ile birlikte kamusal görünürlüklerinin artmasının sağlanması yolunda atılmış önemli bir adımdır. Bu eylemler sırasında şiddet kullanmaktan asla ödün vermeyen eril devletin baskı aygıtlarına karşı bu zihniyetin silahlarıyla saldırmak gerektiğini düşünen Suffragette Hareketi mensubu feminist kadınlar, şiddet içermeyen çeşitli propaganda ve eylem stratejilerini de kullanarak politikacıların ve hukukçuların dikkatlerini çekmeyi başarmışlardır.[46]

İran İslam Cumhuriyeti’nde ise İslâmi Devrim öncesi ve sonrası dönemlerden beri kadınların bedenleri üzerinde söz hakkı olduğunu iddia eden ataerkil İslâmi hegemonya, devlet çatısı altında örgütlenen faşist eril tahakkümcü uygulama ve söylemlerin odağında gelişme göstermiştir. Bu gelişme süresince İranlı kadınların bedenlerini adeta ‘uygar’ Batılı ülkeler karşısında korunması gerekli birer politik savaşım alanına dönüştüren ve kadınları salt atanmış cinsiyet rolleri üzerinden inşa edilen ve dini argümanlarla da beslenen toplumsal cinsiyet kalıpyargılarına bağlı olarak nesneleştiren İran Devleti, özellikle 2017 yılı Aralık ayında bir grup feminist aktivist İranlı kadının hijab takma zorunluluğuna karşı sosyal medya platformları üzerinden başlattıkları ve tüm İran’da ve dünyada yankı bulan eylemler ile sarsılmıştır.[47] Türkiye de dâhil olmak üzere dünya çapındaki birçok ülkede yer alan feminist örgütler, İranlı kadınların hijab takma zorunluluğu özelinde İranlı din adamlarına karşı açtıkları ‘barışçıl savaşa’ destek verdiklerini dile getirmişlerdir. Söz konusu eylemler pasif direniş çatısı altında yer alan sivil itaatsizliğin son dönemdeki en önemli ve en göze çarpan örneklerinden birini oluşturmaktadır. Bu eylemlerde bireyler barışçıl bir dil kullanmanın yanı sıra İslâmi gelenekte yer alan hijabı yeniden modelleyerek[48] direnişin bir sembolü haline getirmişlerdir. Söz konusu eylemlerin ardından gerçekleşen tutuklamalar da eylemcilerin eylemlerinin kamuoyu vicdanını harekete geçirecek aleni niteliğine atıfta bulunurken aynı zamanda eylemlerinin politik ve hukuki sorumluluğunu da üstlendiklerini göstermesi bakımından önemlidir. İranlı kadınlar aynı zamanda bu tür eylemleriyle, geleneksel İslâmi inancın şekillendirdiği ve ahlâk polislerince gözetilen sözde cumhuriyetçi, eril tahakkümcü teokratik monarşi sistemine başkaldırarak yasadışı bir eyleme giriştiklerinin de bilincinde hareket etmektedirler.

Dünyadaki kadın hareketlerinden verilen iki önemli olayın sivil itaatsizlik bağlamında Türkiye’deki ilk karşılığını ise, 1980 Askeri Darbesini takip eden süreçte 28 Şubat 1997’de alınan kararlarla birlikte kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmaları engellenen başörtülü kadınlar vermişlerdir.[49] Post-modern darbe olarak adlandırılan 28 Şubat kararlarının oluşumu, iç ve dış siyasette yaşanan ve tepki toplayan birtakım olayların vuku bulmasıyla gerçekleşmiştir. Söz konusu kararlar seküler anayasal demokratik sistemin inşa edilme sürecinde uygulanan bazı antidemokratik yaptırımları dikte ettirmesi bakımından hem söylemsel hem de eylemsel olarak tepki toplamıştır.[50] Bu tepkilerin en göze çarpanı da başörtüsü takması gerekçe gösterilerek üniversiteler de dâhil olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan kadınların anayasal haklarının devlet eliyle kimi zaman fiziksel kimi zaman psikolojik şiddete başvurularak alınmaya çalışılmasına yönelik olmuştur. Birçok üniversiteli kadın, üniversiteler önünde oturma eylemi yaparak son derece barışçıl bir direniş metoduna yönelmiştir. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Hüda KAYA’ya göre, kadınların o dönemde verdiği mücadeleler esasında erkek egemen anlayış ile yönetilen devlete karşı olmuştur.[51]

 

2. Çevreci Halk Hareketleri

Türkiye özelinde daha göze çarpar nitelikte olan çevreci halk hareketlerinin ilki İzmir’in Bergama ilçesinde 17 köyü doğrudan etkileyecek siyanürlü altın arama işlemi için ruhsat alan Eurogold Şirketi’ne karşı harekete geçen yerel halk[52] tarafından verilmiştir. Çevresel problemlere ve bu problemlere ilişkin talep ve önerilere kulağını tıkamayı tercih eden devlet yetkililerine seslerini duyurmak isteyen bölge halkı, maden arama sahasına girerek siyanürlü altın arama işlemini protesto etmiştir. Sonraki zamanlarda halk daha dolaylı eylem pratiklerini[53] kullanarak (örneğin nüfus sayımlarına katılmayarak[54]) sivil itaatsizlik göstermişlerdir.

Ilısu Barajı’nın inşa edilerek enerji üretilmesi amacıyla 12.000 yıllık geçmişi olan Hasankeyf adlı tarihi yerleşim bölgesinin sular altında kalacağı yönündeki olumsuz görüşler nedeniyle 1997 yılından beri çeşitli protestolar düzenlenmektedir.[55] Hükümet yetkililerine göre bölgesel ekonomik kalkınmanın önünü açacak proje, Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi başta olmak üzere yerel ve küresel birçok yaşam savunucusu tarafından da bölgenin ekolojik ve tarihi dokusuna vereceği zarar dile getirilerek eleştiri yağmuruna tutulmuştur.[56] Söz konusu baraj projesi kapsamında Hasankeyf’teki tarihi mağara ve kayaların dinamitlenmesini protesto etmek amacıyla HDP Milletvekili Mehmet Ali ASLAN kendisini Hasankeyf’teki kayalara zincirleyerek kendi tabiriyle ‘partiler üstü bir direniş’ gerçekleştirmiştir. ASLAN’ın bu eylemine destek amacıyla çeşitli mecralardan destek de gelmiştir.[57] HDP’li ASLAN’ın söz konusu partiler üstü pasif direniş modeli, her ne kadar Ilısu Barajı Projesinin durdurulması ve şu ana dek gerçekleştirilen ekolojik ve tarihi tahribatların düzeltilmesi yolunda herhangi bir değişikliğe yol açmamış gibi görünse de siyasi parti kimliğinden ve ideolojik perspektiften yola çıkılmadan da barışçıl, vicdani ve aleni bir sivil itaatsizlik eyleminin gerçekleştirilebileceğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir.

27 Mayıs 2013’te dönemin hükümetinin politikalarına karşı bir tepki olarak ortaya çıkan Gezi Parkı Protestoları ülke çapında birçok farklı kesimden birçok insanın farklı birçok kentte düzenlediği eylemler ve verdikleri desteklerle[58] adeta ulusal çapta bir sivil itaatsizlik eylemi olarak tarihe geçmiştir. Söz konusu eylemler ülke ekonomisine de etki etmeyi başarmıştır.[59] Dönemin hükümeti ve başbakanının eylemcilerin temelde çevre politikalarına ilişkin talepleri karşısında barışçıl bir dil kullanmak yerine eylemcileri hedef gösterecek şekilde karşılık vermeleri, olayların şiddet içermeyen yapısının bozulmasına ve protestocuların kolluk kuvvetlerine karşı pasif olan direnişlerinin kolluk kuvvetlerininkine göre daha az miktarda olsa da fiziki şiddet içermesine neden olmuştur. Nitekim protestoculardan bir kısmının yaşamlarını yitirmesi ve yüzlercesinin de fiziksel şiddet sonucu yaralanması, kolluk kuvvetlerinin eylemlerin başından itibaren ne derece orantısız güç kullandıklarını gösteren önemli bir noktadır.[60] Ancak bir süre sonra şiddet öğelerine de yer vermeye başlayan sivil itaatsizlik eylemlerinin asıl sorumlusu, Rawls’ın da belirttiği gibi ilk başta barışçıl yöntemlerle hak talebinde bulunan protestoculara şiddet içeren yolu kullanarak cevap veren devlet yetkilileridir.[61] Bu noktada, hukuki ve sosyal keyfiliğe bağlı siyaset yapılan dönemlerde meydana gelen kitlesel halk taşkınlıkları ve saldırganlıklar doğal olarak ortaya çıkabilir ve bu söz konusu saldırgan fiillerin sorumluluğu da siyasi mercilere aittir.[62] Buna karşın Dworkin’e göre, bir kişinin bir kişiye karşı yaptığı haksızlık, haksızlığa uğrayan bireyin bir başka kişiyi de haksızlığa maruz bırakarak eylemselliğe girişmesi yoluyla düzeltilemez.[63] Günlerce süren bu eylemler zaman zaman fiziksel mücadelelere sahne olmuş olsa da temelde kamuoyu vicdanına yönelik, barışçıl bir dilin kullanılarak, aleni bir şekilde ve tüm politik ve hukuki sorumlulukların üstlenilerek gerçekleştirildiği yasadışı bir karaktere sahiptir.

Yakın zamanlı bir örneği ise, Karadeniz’de 8 ilin yaylarını birbirine bağlayacak olan ve doğal hayatı tahrip edeceği, ekolojik yıkıma neden olacağı ve bölgenin habitatına zarar vereceği nedeniyle bölge halkları, çevreci örgütler ve aktivistlerce eleştirilen Yeşil Yol Projesi’ne karşı proje hakkında bölgede yaşayan insanların fikrine danışılmadığı gerekçesiyle resmi yetkililerle uzlaşmazlık yaşayıp proje üzerine gerçekleştirilecek toplantıya kendilerinin alınmayacağını öğrendiklerinde de Bölge Valisi Ersin Yazıcı’yı alkışlarla protesto ederek gönderen Çamlıhemşin halkı vermiştir.[64] İktidara yakın ana akım medya tarafından hedef gösterilen ve neredeyse ‘vatan haini’ ithamlarında bulunulan Havva Ana isimli vatandaş da mücadelenin tanıdık simalarından biri haline gelmiştir.[65] Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca gerçekleşen birçok sivil itaatsizlik eyleminde olduğu gibi, sivil itaatsizliğin temel ilkeleri ve metodolojisi ile birebir uyuşma gösteren bu eylemde de pasif direnişçi halk hareketlerinin şiddete başvurmadan hak talebinde bulunma pratikleri aleni bir biçimde gözükmektedir.

Tıpkı Bergama Altın Madeni Projesi’ne yönelik protestolarda olduğu gibi Çanakkale’nin Kirazlı Köyü’nde hayata geçirilmesi planlanan altın madeni projesi de, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nın (TEMA) verilerine göre çok sayıda ağacın kesilmesi[66], Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) Kaz Dağları ve Çanakkale Yöresi Madencilik Girişimi Raporu’na göre çevre ve halk sağlığını olumsuz yönde etkileyecek olması[67] ve altın arama işleminin siyanürle gerçekleştirilecek olmasından ötürü bölgenin ekolojik anlamda hem insanlar hem de doğa için büyük bir yıkım yaşayacağı nedeniyle[68] protestoları da beraberinde getirmiştir.

26 Temmuz 2019’da ‘Doğa Korumak Siyaset Üstüdür!’ şiarıyla hareket edip hiçbir resmi ideolojinin ve parti kimliğinin arkasına sığınarak hareket etmediğini bildiren çevreci aktivistler tarafından başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti ile birlikte bölge halkının projeye olan bakış açılarındaki farklılıklar da göze çarpmaya başladı. Bölge halkı arasındaki sosyal ilişkileri ve finansal denge unsurlarını derinden etkilemesi kaçınılmaz projeye olumlu bakan kesimin temel dayanak noktası, bu projenin bölge gençleri için bir iş olanağı sağlayacağı yönündeyken salt çevresel kaygılar güderek projenin yol açtığı ve açacağı ekolojik tahribata karşı harekete geçilmesi gerektiğini savunan bir başka kesim de mevcuttur.[69] Ülkenin farklı yörelerinden bölgeye akın eden eylemcilerin barışçıl bir dil kullanarak kamuoyu vicdanını harekete geçirmeye yönelik bu aleni eylemleri pasif direniş kapsamında değerlendirilen çeşitli yöntemlerin varlığı (ör: maden sahasına izinsiz girilmesi gibi)[70] da göz önünde bulundurulursa tam anlamıyla bir sivil itaatsizlik örneğidir denilebilir.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ndeki Kavaklık alanına yapılması planlanan Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurdu inşaatına karşı ODTÜ bileşenleri tarafından birtakım eylemler düzenlendi. Eylemlerin sürdüğü 55. günde polis ile birlikte ağaçların kesilmesi işlemi başlamış oldu. Söz konusu olay birçok çevreci kesim, siyasi parti temsilcisi ve meslek odaları tarafından ‘ağaç katliamı’ olarak nitelendirilerek yurt inşaatı için ağaç kesme işlemlerinin bölgenin ekolojik yapısına zarar vereceğine işaret edildi.[71] Direniş alanında ‘Gerekirse Her Ağaca Tek Tek Sarılacağız!’ sloganıyla şiddete başvurmadan günlerdir nöbet tutmaya devam eden öğrencilerin çabaları sonucu söz konusu yurt inşaatı ruhsatının hukuksuz olduğu anlaşıldı ve ODTÜ Rektörü Verşan Kök hakkında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından soruşturma başlatıldı.[72] Bu sonuç ise sivil itaatsizlik eylemlerinin ve eylemcilerinin her zaman için olmasa da bazı durumlarda tek taraflı barış durumunun inşasını sağlayabildiklerini gösteren yakın zamana ait nadir örneklerden biridir.

 

3. Savaş Karşıtı Yaşam Hakkı Savunucusu Halk Hareketleri

Savaş karşıtı yaşam hakkı savunucusu halk hareketlerinin en bilinen ilk örneği, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) siyahi bireylere yönelik artan kamusal ve politik şiddet ile baskı ve ayrımcılığın bir sonucu olarak Martin Luther King öncülüğünde başlatılan ve ilerleyen zamanlarda Vietnam Savaşı karşıtı bir harekete dönüşen Yurttaş Hakları Hareketi’dir.[73] King, Birmingham’da hapishanede kaldığı zaman yazdığı mektupta ezenlerin ezilenlere haklarını isteyerek vermeyeceklerinden ve bu nedenle de ezilenlerin haklarını kendi güçlerini kullanarak almaları gerektiğinden bahsetmiştir.[74]

1974 ve 1979 yılları arasında Endonezya’dan bağımsızlık sürecinde şiddetsiz halk direnişi hareketlerinde aktif olarak yer alan Doğu Timorlu kadınlarla 2002 ve 2003 yılları arasında yapılan görüşmelerden yola çıkılarak toplumsal hayatta pasifize edilen kadınların bu bağımsızlık süreci boyunca gerek ataerkil toplumsal tabulara gerekse de Endonezyalı askerlerin toplumsal direnişe karşı cinsel sömürü şeklinde uyguladıkları eril tahakkümcü şiddet eylemlerine nasıl karşı koyduklarından bahsedilen bir çalışmada, savaşı erkekler arasındaki bir olgu olarak lanse ettiren ve kadınlar ile çocukların erkeklerin savaşı dışında tutulması gerektiğini iddia eden patriyarkanın aksine Doğu Timorlu kadın direnişçilerin sivil itaatsizliğin çok güzel bir örneği anlatılmaktadır.[75]

Irak halkını özgürleştirmeyi ve Irak’a demokrasi getirmeyi vadederek Irak’ı işgal eden ABD’ye askeri destek sağlama amacıyla Türkiye’nin Irak’a asker göndermesine izin veren 1 Mart Tezkeresi’nin kabul edilmesine karşı Türkiyeli birçok insan ülke çapında çeşitli yerlerde eylemler düzenlemiştir.[76] Her ne kadar Arendt sivil itaatsizlik eylemcilerinin vicdani retçilerden farklı olarak bir grubun üyesi olmaları gerektiğini öne sürse de[77] eylemlerini Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) gibi örgütlerin altında gerçekleştiren[78] savaşın ve savaşı öven söylemlerin Ortadoğu’ya barışı getirmekten uzak olduğunun bilincinde hareket ettiğini iddia eden vatandaşlar bu eylemleriyle tıpkı birer örgütlü vicdani retçi gibi davranmışlardır. Genel anlamda ise bu protestolar, devlet kararına karşı barışçıl ve aleni birer sivil itaatsizlik eylemi olarak nitelendirilebilir.

Gazze’nin işgali sırasında Rafah Mülteci Kampında yaşayan insanların evlerinin yıkılmasına karşı eylem yapan ve İsrail askeri birliklerine ait bir buldozer tarafından katledilen Corrie[79] de şiddetsizliği savunması, eyleminin sorumluluğunu üstlenmesi, barışçıl bir dil kullanması, eylemini kamuoyunun dikkatini çekecek şekilde gerçekleştirmesi, eyleminin kamu vicdanına bir çağrı niteliği taşıması ve her ne kadar insan hakları ve hukukuna son derece uygun bir talepte bulunsa da eyleminin, bölgede hüküm süren otoriter yönetim tarafından yasadışı olarak algılanması nedeniyle pasif direnişin kodlarıyla son derece uyumlu bir sivil itaatsizlik örneği sergilemiştir.

Şiddetin hâlâ daha hüküm sürdüğü dünya ülkelerine ‘barış’ mesajı vermek üzere barışı sembolize eden beyaz gelinliklerini giyerek arkadaşı Silvia Moro ile 8 Mart 2008’de Milano’dan yola çıkan ve dünya çapında Barış Gelini Pippa Bacca olarak bilinen Giuseppina Pasqualino di Marineo’nun yolculuğu birçok ülke üzerinden devam edip Tel-Aviv’de son bulacaktı ancak 31 Mart 2008’de Gebze’de cinsel saldırıya uğrayarak öldürüldü.[80] Pippa ve arkadaşı Silvia’nın bu söz konusu eylemleri pasif direnişin alenilik, şiddetsizlik, barışçıl dil, ortak amaç etrafında bir araya gelerek kamu vicdanına çağrıda bulunma ve tekil haksızlıklara karşı olma özellikleriyle uyumludur ancak söz konusu eylem yasadışı bir nitelik taşımadığı gibi eylemciler bu eylemlerinden dolayı herhangi bir yasal ve hukuki sorumluluk üstlenmek zorunda kalmamışlardır.

27 Aralık 2008’de İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısını kınamak ve saldırı altındaki bölge halklarına insani yardımda bulunmak amacıyla uluslararası aktivistler Gazze’ye Özgürlük Hareketi adı altında birleşmiştir. İsrail Deniz Kuvvetleri tarafından uluslararası sularda defalarca saldırıya uğrayan aktivistler; saldırıları takip eden süreçte İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargoyu tüm dünyaya duyurmak, deniz ablukasını kırmak ve insani yardımı bölge halklarına ulaştırmak amacıyla tam bir pasif direniş pratiği sergileyerek insan hakları aktivisti birçok kişiyle birlikte tekrardan yola çıkmıştır. 30 Mayıs 2010’da gece saat 22.00’da uluslararası sularda seyreden gemilere doğru gelen İsrail donanması gündüze kadar gemilere müdahalede ya da uyarıda bulunmazken Türkiye’den hareket etmiş olan Mavi Marmara adlı insani yardım gemisine sabaha karşı saldırıda bulunmuştur. 10 kişinin hayatını kaybettiği ve onlarca kişinin yaralandığı saldırı uluslararası camiada yankı bulurken Türkiye-İsrail ilişkisi de bu olayı takiben bir çıkmaza girmiş ve Türkiye de dâhil 3 ülke İsrail büyükelçilerini çekmiştir. Söz konusu saldırının hukuksuz olduğu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyon’unca uluslararası camiaya sunulup kabul görmüştür.[81]

2012 yılında Kürt tutsaklar tarafından başlatılan açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla 50’den fazla üniversiteden 264 akademisyen tarafından imzalanan bir bildiri sonrası Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi adlı bir yapı oluşmuş ve söz konusu bildiriyle birlikte 2016 yılına dek başka birçok bildiriye imza atan ve Türkiye halkları arasında barış köprülerinin kurulması ve savaşın insana ve doğaya verdiği/vereceği tahribata dikkat çekmek isteyen akademisyenler, dönemin hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile girdiği barış sürecini sonlandırması sonrası yaşanan sivil ölümlerine dikkat çektikleri Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı son bir bildiriye imza atmışlardır. Bildirinin kamuoyuna alenen duyurulması ve kamu vicdanının harekete geçmesi yönünde bulunduğu barış talebi sonrası akademisyenler, dönemin hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ‘vatan haini, terörist’ gibi yaftalara maruz kalarak hedef gösterilmiştir. Bu hedef göstermeler sonucu binlerce akademisyen üniversitelerden ihraç edildi.[82] Söz konusu ihraçlara karşı çeşitli üniversitelerde yapılan protesto ve boykotlara karşı devlet, kolluk kuvvetlerini üniversitelere sokarak orantısız şiddet kullanımı ile karşılık vermiştir.[83]

TSK’nin Zeytin Dalı Harekâtı’nı düzenlediği dönemde[84]Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur!’ şeklindeki açıklamaları nedeniyle ‘terör örgütü propagandası yapmak’ gerekçesi öne sürülerek TTB eski Merkez Konsey üyeleri hakkında verilen hapis cezası kararı verilmiştir. Bu karar ulusal ve uluslararası sağlık kuruluşlarınca birçok kez kınandı.[85] Hekimlerin savaş gibi çok boyutlu nedenselliği ve sonuçları olan kriz ve uzlaşmazlık durumlarında takındıkları tavrın barıştan yana olması gerektiğine ilişkin olarak üyelerin yaptıkları açıklama TTB’ye göre, tüm çatışmalı ortamların halk sağlığını tehdit etmesi nedeniyle evrensel hekimlik tutumunu yansıtır nitelikte yerinde ve doğru bir açıklamaydı.[86]

Daha önce bahsedilen pasif direniş formlarının niteliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal demokrasi ile anayasal monarşi arasındaki bocalamaları da göz önünde bulundurulursa, hekimlerin yapmış oldukları açıklama ne tam anlamıyla totaliter ne de tam anlamıyla demokratik ülkelerde girişilebilecek sivil itaatsizlik eylemlerinin güzel bir örneğini oluşturmaktadır. Bu noktada değinilmesi gerekli temel noktalardan birisi de, bölgedeki birçok halkın kaderini belirleyecek olan savaş gibi kararların Meclis’te sınırlı bir oy çokluğu ile alınmasının ne derece doğru olduğudur.[87]

ABD ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki siyasi diyaloglar neticesinde Suriye topraklarının 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge oluşturmayı amaçlayan Barış Pınarı Harekâtı, ABD ve Türkiye çapında gerek siyasi gerek toplumsal birçok kesimden tepki toplamıştır. Harekâta karşı tepkiler operasyonun kızıştığı, operasyona dair birtakım söylemsel çatışmaların yaşandığı ve aynı zamanda Dünya Ruh Sağlığı Günü olup 2015’te Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD) tarafından gerçekleştirilen saldırının yaşandığı 10 Ekim’de artmaya başladı. Sonraki günlerde uluslararası kamuoyunda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın ve ABD Başkanı Trump’ın operasyona dair açıklamaları da tartışılmaya devam edildi.[88] Bu süre zarfında Ankara Kızılay’da Sakarya Caddesi’nde TSK tarafından Fırat’ın doğusunu ‘terörist’ gruplardan arındırmak amacıyla başlatılan operasyona ilişkin protesto gösterisi yapmak isteyen ve aralarında HDP Milletvekillerinin de bulunduğu gruba yönelik polis müdahalesi sonucu 11 eylemci gözaltına alınmıştır.[89] Bu eylemciler savaşın bölgesel ve küresel, tarihi ve sosyolojik, politik ve finansal bir yıkıma yol açtığını, devletler arasında uzlaşmacı tutumların takınılıp paramilitarist milliyetçi-muhafazakâr siyasi angajman dışına çıkılarak barış dili ile hareket edilmesi gerektiğini kamu vicdanına çağrı yaptıkları bu sivil itaatsizlik eylemi ile bildirmeye çalışmışlardır.

 

4. Demokratik Yönetim Biçimi ile İnsan Hak ve Hürriyetlerini Savunmaya Yönelik Sivil İtaatsizlik Eylemleri

Bazı olaylar sonucu insanlar uzun süreli sıkıntılar nedeniyle kanunlara karşı bilinçli olarak harekete geçebilmektedir. Son on yıllarda otoriter rejimlerle mücadelede sivil direnişe dayalı insan gücünde dikkate değer bir artış yaşanmıştır. Söz konusu yakın zamanlı bazı gelişmeler, vatandaşların şiddete başvurmadan da uzun süredir devam eden diktatörlükleri devirebileceğini göstermiştir.

2010 yılında Tunus’ta patlak veren halk isyanıyla birlikte bütün Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasına yayılan eylemler de şiddete başvurulmadan totaliter rejimlerin temsilcilerine karşı bir direniş pratiğinin nasıl mümkün olabileceğini göstermeleri bakımından çok önemlidir. Bununla birlikte Arap Baharı Ayaklanmalarını uluslararası çaptaki diğer sivil itaatsizlik biçimlerinden ayıran belki de en önemli unsur, bu eylemler sırasında ordunun ayaklanan halktan yana mı yoksa rejimden yana mı durduğudur.[90] Ayrıca özellikle Lübnan ve Sudan’da ekonomik ve sosyolojik kriz durumlarına bağlı olarak devam eden protestolar da göstermektedir ki kadınlar, siyasal sistemlerde oluşan finansal, politik ve sosyolojik kriz durumlarında oldukça etkin birer eylemci olarak erkeklerle birlikte erkek egemen devlet yapısının dayatmalarına karşı başkaldırabilmekte ve haklarını savunabilmektedirler.[91]

Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) 1969 Yılında gerçekleştirdiği Büyük Öğretmen Boykotu ise Türkiye’de yerel çapta görülen kitlesel sivil itaatsizlik eylemlerinden ilkidir.[92] Öğretmenlerin grev gibi ‘siyasi’ bir eylem içinde yer almasını uygun görmeyen devlet yetkilileri, eyleme katılan öğretmenler üzerinde eylem öncesi dönemden başlayarak eylem sonrasına kadar baskı kurmuştur. Söz konusu durumda öğretmenler, eğitimci kimliklerine rağmen tam bir yurttaş bilinçliliği ve demokrasi farkındalığı içinde hareket ederek herhangi bir şiddet eylemine başvurmadan taleplerini dile getirmişlerdir. 624 Sayılı Yasaya aykırı hareket ettikleri için yaptıkları bu boykot yasadışı bir niteliğe sahiptir. Ülke çapında görev yapmakta olan öğretmenlerin büyük çoğunluğu bu eyleme katılım gösterdiği için bu eylem kamuoyu vicdanına seslenen son derece aleni bir eylemdir.[93]

Türkiye siyasi tarihinde derin izler bırakan 1980 Askeri Darbesi sonrası yaşanan hukuksuzluklara bir tepki olarak birçok entelektüel isimden oluşan temsili heyet 15 Mayıs 1984’te ‘Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstekler’ başlıklı bir dilekçeye imza atarak Cumhurbaşkanlığı’na ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) itirazda bulunmuşlardır. Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından ‘vatan haini’ ve ‘ahlâk yoksunu’ ilan edilen imzacılar hakkında Cumhurbaşkanının açıklamalarını takip eden süreçte askeri mahkemelerce yargılamalar başlatılmıştır.[94] Söz konusu imza eylemi normal koşullar altında demokratik yönetim biçimlerinde yargılanmaya neden olacak karaktere sahip değildir ancak 1980 dönemi Türkiye’sinin antidemokratik, militarist ve totaliter siyasi atmosferi göz önünde bulundurulursa imzacıların eylemi yasadışı bir nitelik taşımaktadır. Söz konusu dilekçede terör eylemlerinin oluşumunda ve gelişiminde tüm topluma sorumluluk düştüğünden bahsedilirken öldürme ediminin ve ölüme dayalı pratiklerin birer çözüm sağlayıcı olarak kabul edilemeyeceğinden bahsedilmektedir.[95] Özetle imzacılar ‘‘Hiçbir devlet mutlak olarak iyi olamayacağı için vatandaşlarını da mutlakiyetçi müdafaa ve temsil formlarına yönlendiremez.’’[96] argümanının savunuculuğunu yapmışlardır.

Farklı cinsel yönelime sahip insanların uluslararası camiadaki politik mücadeleleri Stonewall Ayaklanması ile başlamıştır. Özellikle ’68 Kuşağı devrimci hareketleriyle birlikte insan hakları ve hürriyetlerine olan ilgideki artış, ABD başta olmak üzere dünya çapında cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğinden ötürü ayrımcılığa uğrayan bireyleri kolektif direnişçi hareketlerin içinde yer almaya itmiştir. Onur Yürüyüşü’nün yaratıcısı, feminist biseksüel aktivist Brenda Howard’tır. Türkiye’de Onur Yürüyüşü ilkin ‘Özgür Cinsellik Haftası’ konseptiyle 1993 yılında İstanbul’da düzenlenmek istenmiş ancak Valiliğin izin vermemesi sonucu gerçekleşememiştir. 1994 yılından günümüze değin İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok şehrinde gerçekleştirilen yürüyüşlere ve Onur Haftası etkinliklerine devlet baskı aygıtını devreye sokarak kolluk kuvvetlerinin şiddeti ile karşılık vermiştir.[97] Söz konusu eylemler ve eylemciler insan hak ve hürriyetlerine bulundukları atıflar, kullandıkları barışçıl dil, şiddete karşı şiddetsiz eylemselliğe yaptıkları vurgu, kamuoyu vicdanına yönelik seslenişleri, aleni bir şekilde gerçekleştirilmeleri, ülkenin anayasasında öne sürülen ‘genel ahlâka, genel sağlığa ve aile yapısına aykırılık’ gibi demokratik hukuk devletinin siyasal kimliği ile örtüşmeyen son derece baskıcı yasal unsurlar ile uzlaşmazlık göstermeleri nedeniyle yasadışı ve bu yasadışılığın politik ve hukuki sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmeleri nedeniyle pasif direnişin temel ilkeleriyle örtüşür vaziyettedirler.

İlk eylemlerine 27 Mayıs 1995’te başlayıp eylemlerini 2000 yılındaki polis müdahalesine kadar izinsiz olarak yapan Cumartesi Anneleri, gerçekleştirdikleri eylemler ile Türkiye coğrafyasında pasif direniş çatısı altında sivil itaatsizliğin tüm unsurlarını içeren en kapsamlı direniş örneğini sergilemektedirler. Bütün yasal yolları deneyerek ülke tarihinin en mühim ve dramatik meselelerinden birisi olan faili meçhul cinayetlerde yitirdikleri kayıpları için hukuki mücadelelerini veren Cumartesi Anneleri, devletin yargı organının sorularını cevapsız bırakması ve yanıt olarak kolluk kuvvetlerinin şiddetine başvurması nedeniyle yasadışı, barışçıl ve aleni olan eylemlerine başlayıp kamuoyu vicdanına seslendikleri bu eylemleri sonucu gerçekleşecek her türlü politik ve hukuki sorumluluğu üstlenerek pasif direnişin güzel bir örneğini vermişlerdir. Söz konusu eylem anayasal demokratik sistemin bütününe yönelik bir çağrıda bulunmadığı gibi hiçbir ideolojik sisteme vurgu yapan bir nitelik de taşımamaktadır.[98]

Türkiye cezaevlerinde insanlık onur ve haysiyetine karşı en büyük saldırılardan biri, F-Tipi Cezaevi uygulamasına karşı çıkan mahkûmların bu konudaki tepkilerini açlık greviyle belirtip grevlerinin 45. gününde eylemlerini ölüm orucuna dönüştürdükleri 19 Aralık 2000’de yaşanmıştır. 20 ayrı cezaevinde ‘hayata dönüş operasyonu’ adı altında kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen ve 3 gün süren operasyonda 30 tutuklu hayatını kaybederken, 2 jandarma kendi silahlarından çıkan kurşunla hayatlarını kaybetmiş ve yüzlerce tutuklu da yaralanmıştır. Devlet otoritesinin tesis edilmesi şiarıyla hareket eden ve cezaevlerindeki tutukluları ‘vatan haini’ olarak göstermeye çalışan devlet, orantısız güç kullanarak evrensel insan hakları ve hürriyetlerine tam anlamıyla bir saldırıda bulunmuştur. Adli tıp raporları ve yaralılarla yapılan görüşmeler devletin orantısız güç kullanımına işaret eden bulguların elde edilmesini sağlamıştır.[99] Söz konusu tutukluların 19 talep öne sürerek başlattıkları ve sonrasında taleplerine bir karşılık alamayınca ölüm orucuna dönüştürdükleri eylemleri[100] şiddet unsuru içermemesi, yasaya aykırı olması, aleni ve gidişatı hesaplanabilir niteliğe sahip olması, kamu vicdanına seslenişte bulunması ve olayın politik ve hukuki sonuçlarına katlanmayı da içermesi sebebiyle sivil itaatsizliğe dair çarpıcı bir örnek sunmaktadır.

Kamuoyunda 17-25 Aralık olarak bilinen süreçte Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hükümeti ile Gülen Cemaati arasında oluşan gerginlik, Mart 2016’da Gülen Cemaati’nin en önemli basın yayın organlarından birisi olan Feza Gazetecilik çatısı altındaki Zaman Gazetesi’ne kayyım atanması ile daha da artmıştır. Söz konusu kayyım atamasını protesto etmek amacıyla ‘Özgür Basın Susturulamaz’ sloganı altında bir araya gelen gazete okuyucuları, medya mensupları, akademisyenler ve milletvekilleri polisin orantısız güç kullanımı gösterdiği zor anlar yaşamıştır. Barışçıl bir dil kullanan, şiddete başvurmayan, son derece demokratik taleplerden yola çıkarak kamuoyu vicdanına seslenen ve gidişatı belli olan bu eylemlerini de aleni bir şekilde yaparak ulusal ve uluslararası basının ilgisini çeken eylemlerde yer alan insanlar, tam anlamıyla bir pasif direniş örüntüsüne sadık kalmalarına rağmen hem polis şiddetine uğramış hem de politik ve hukuki olarak devlet tarafından zor durumda bırakılmıştır.[101]

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşi benzeri görülmemiş niteliğe sahip olup 15 Temmuz 2016’da yaşanan kalkışma sonrasında iç ve dış siyasette yaşanan değişimler, pasif direnişe işaret etmeleri ve sivil itaatsizliğin gelişim gösterdiği sosyopolitik ortamların anlaşılmasına katkıda bulunmaları açısından son derece önemlidir.

Türkiye genelinde birçok kamu binasının askeri kuvvetlerce ele geçirilmesi, polis ve halka karşı askeri birliklerin silahlı şiddet kullanması ve TBMM’nin bombalanması gibi olaylar 15 Temmuz’u takip eden süreçte ülke çapında tansiyonun yükselmesine neden olmuştur.[102] Bu olaylar sonrasında halkın askeri birlikler ile birlikte Türkiyeli dini, mezhebi, cinsel ve politik azınlık gruplara yönelik fiziksel şiddete varan eylemleri ve TSK’ye ait tankların önüne yatarak yaşam bütünlüklerini tehlikeye atmaları, Arendt’in tabiriyle çılgınlığın birer alameti olan saplantılı fanatizm örnekleri[103] olarak algılanabilir ancak yine de söz konusu olaylar sırasında Türkiye halkları militarist tekelci yapılanmalara karşı önemli bir pasif direniş örneği sergilemişlerdir.

Bu olayları takiben devletin aldığı kararlar, esasında sivil topluma yönelik politik bir tutuma dönüşmüştür. Zira gerek bu olaylardan sorumlu kişilerin yargılanması gerekse de ileride böyle bir olayın tekrarlanmaması amacıyla olağanüstü hal ilan eden hükümet, olaylara karışan kişilerle birlikte olaylarla alakası olmadığı halde salt kendisine muhalif olduğu gerekçesiyle birçok kamu emekçisini işinden atmıştır. 15 Temmuz’u takip eden süreçte ülkenin birçok kurumunda var olan ve zamanında devlet desteği de almış olan Gülen Cemaati’ne mensup birçok insan olaylarla ilgilerinin olup olmadığı henüz anlaşılmadan mesleklerinden men edilmiş, tutuklanmış veya cezaevine gönderilmiştir.[104] Devleti yönetenlerin özgürlükçü demokratik sistemin temel dayanaklarına bağlı olmayan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile birçok kamu emekçisini zor durumda bırakması, tabiri caizse sivil ölüme terk etmesi, ulusal ve uluslararası çapta birçok farklı kesimden tepki toplamıştır. Söz konusu KHK’ler ise günden güne değişmeleri ve olayların arkasındaki siyasi güçlerin açığa çıkartılmasını önleyici bir yapıda olmaları nedeniyle halkı gerçekte bir kanunsuzlukla karşı karşıya bırakmıştır.[105]

15 Temmuz Olaylarını takip eden süreçte mesleğinden atılan ve işe iade başvurusu yaptıkları halde başvuruları yanıtsız kalan kamu emekçilerinden Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, 9 Mart 2017’de ‘İşimi Geri İstiyorum!’ sloganıyla Ankara Kızılay’daki Yüksel Caddesi’nde sürdürdükleri eylemlerini TBMM önünde yaptıkları basın açıklamasıyla sonlandırmış akabinde polis ekiplerince gözaltına alınmışlardır. Gözaltındayken açlık grevine başlayan eylemcilerin Yüksel Caddesi’ndeki eylemlerine milletvekili, insan hakları aktivisti ve sivil toplum kuruluşu birçok farklı kesimden destek mesajları gelmeye ve eylemciler eylemlerini gerçekleştirdikleri İnsan Hakları Anıtı önünde ziyaret edilmeye başlanmıştır. Eylemin ilerleyen zamanlarında sağlık durumları kötüye giden eylemciler grevlerinin 76. gününde tutuklanıp sorgulamalarının ardından Sincan Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edilirken insan hakkı aktivisti bazı milletvekilleri ile KHK’ler ile meslekten men edilen bazı kamu emekçileri eylemcilerin serbest bırakılması için polisin bariyerlerle çevirdiği İnsan Hakları Anıtı önünde eylem yapmaya başlamıştır. Eylemcilerin açlık grevlerini sonlandırdıkları 324. güne kadar yerel ve küresel çapta birçok kişi ve kurum tarafından eylemcilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasına ve işe iade taleplerinin dikkate alınmasına yönelik olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne birçok çağrıda bulunulmuştur. 20 Ekim 2017’de Semih Özakça ve 1 Aralık 2017’de de Nuriye Gülmen tahliye edilmiş 26 Ocak 2018’de Olağanüstü Hal Komisyonu’nun (OHAL) eylemcilerin işe iade taleplerini reddetmesi üzerine eylemciler açlık grevlerini sonlandırdıklarını bildirmişlerdir.[106] Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işe iade talepleriyle birlikte Yüksel Caddesi, işlerinden atılmış diğer birçok kamu emekçisinin aynı yerde aynı taleplerle eylemde bulunmasıyla birlikte artan polis şiddetine sahne olmuş[107] ve demokratik hukuk devleti gereklerini yerine getirmeyen Türkiye’nin sivil toplum karşısındaki açmazlarını bir kez daha gündeme getirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek siyasi gerek sosyal hayatını yeniden şekillendiren en önemli yakın tarihli olaylardan olan Çözüm Süreci ile 15 Temmuz Olayları, KHK’ler ile takip eden süreçte hukuki dayanağı olmayan gerekçelerle birçok akademisyenin ve kamu emekçisinin siyasi soruşturma geçirmesine, ihraç edilmesine ve tutuklanmasına neden olmuştur. Bu yaşanan kriz dönemlerini takip eden süreçte bazı vatandaşlar yurt dışına yerleşirken bazıları da Türkiye’de kalmayı tercih ederek alternatif direniş pratiklerinin oluşumuna katkıda bulunmuşlardır. Kültürhane gibi ülkenin birçok farklı kentinde kurulan alternatif akademiler, üniversiteden ihraç edilen akademisyenlere kapılarını açarken artık siyasal iktidar ile uzlaşmacı çözüm yollarının tıkandığını düşünen insanlar açısından da yeni bir mücadelenin ilgi odağı olmuşlardır.[108] Bu noktada Kültürhane ve benzeri birçok alternatif akademi oluşumunun pasif direnişçi mücadele pratikleri bağlamında nereye konuşlandırılabileceği sorusunun cevabı, direniş türlerini dağınık ve gündelik olarak iki şekilde (salt egemenlerin varlığına yönelik olan baskı-karşıtı direnişler ile yeni öznellik biçimleri ve kurumlar oluşturmaya yönelik olan üretici direnişler) ele alan yaklaşımdan gelmektedir.[109] Bu açıdan bakıldığında Kültürhane, birçok farklı kesimden insana kapı aralayan yapısı ve iktidar erki olan ilişkisinde tercih ettiği mücadele yöntemi gereği salt bir üretici direniş örneğidir.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekillerinden Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını takip eden süreçte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Berberoğlu başta olmak üzere Silivri Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan siyasi tutukluların serbest bırakılması talebiyle 25 günlük Adalet Yürüyüşü’ne Ankara Güvenpark’tan başlamış ve yürüyüşünü 25. günün sonunda İstanbul Maltepe’deki Miting ile sonlandırmıştır.[110] Söz konusu eylem tam anlamıyla bir pasif direniş örneğidir. Demokrasi ve adalet taleplerini dile getiren ve ortak değerler dışında herhangi bir ideolojinin propagandası olacak sembol ve söylemlere yer verilmeyen Yürüyüş, Gandhi’nin 400 kilometrelik Tuz Yürüyüşü ile benzerlik göstermektedir. Her ne kadar pasif direnişin ilkeleri ile örtüşse ve tarihi bir örneği de bulunsa Adalet Yürüyüşü, gündelik direnişler yoluyla biriken kitlesel öfkenin makul bir şekilde tahliye edildiği şeklindeki görüşü[111] tekrardan tartışmaya açmaktadır.

Suriye’deki iç savaş nedeniyle ülkelerini terk ederek Türkiye başta olmak üzere birçok farklı ülkede yaşamaya devam eden sığınmacılar, gerek bölge halklarının gerekse de siyasilerin önyargılı tutum ve davranışları nedeniyle çok zor bir dönem yaşamaktadır. Türkiye’ye sığınan Suriye vatandaşlarının mülteci statüsüne alınmayarak siyasi, hukuki ve toplumsal ayrımcılığa maruz bırakılmalarını ve en son aşamada da sınır dışı edilerek iç savaşın hâlâ daha sürdüğü ülkelerine zorla geri gönderilmelerine ilişkin söylem ve yaptırımlar, Türkiye toplumunun birçok kesiminden çok fazla tepki toplamıştır. Çeşitli sivil toplum örgütleri ile çok sayıda akademisyenin katılımıyla kurulan ‘Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’ zorla sınır dışı edilmelere, sığınmacıların maruz bırakıldıkları ayrımcılığa ve gerek ulusal gerekse uluslararası çapta artarak devam eden dışlamacı politikaların yarattığı olumsuz etkilere değinmek amacıyla İstanbul Kadıköy’deki Süreyya Operası önünde bir eylem gerçekleştirmiştir. İnisiyatifin bileşenleri ve eylemciler salt Türkiye’nin uyguladığı politikaları eleştirmekle kalmamış aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Türkiye’yi adeta bir ‘sınır bekçisi’ haline getirmesini de eleştirmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ne dönük eleştirilerin odağında ise İstanbul Valiliği tarafından 12-31 Temmuz 2019 tarihleri arasında yapılan uygulamalarda düzensiz göç ile ülkeye giriş yaptığı tespit edilen 12 bin 474 yabancı uyruklu kaçak göçmenin İçişleri Bakanlığı tarafından Geri Gönderme Merkezleri’ne sevk edilmeleri yer almıştır.[112] Burada ise, Türkiyeli yurttaşların Suriye başta olmak üzere farklı birçok coğrafyadan çeşitli zorlayıcı nedenlerle Türkiye’ye giriş yapmak durumunda kalan halklarla bir arada yaşayabilmesini ulusal ve uluslararası insan hakları ve hürriyetleri bağlamında sağlamakla yükümlü olan Türkiye’nin bu görevini yerine getirmediği göze çarpmaktadır. Bu nedenle de çoğunluğa bağlı olarak kararların alındığı demokratik yönetimlerde olduğu gibi Türkiye’nin söz konusu kararları da uzlaşmacılıktan, barış sürecinin inşa edilmesinden ve azınlık kimliklerini geri plana itmeyen çoğulcu anlayıştan oldukça uzaktır. Aynı şekilde tüm halkların kaderini belirleyecek olan kararların daha önce de bahsedildiği gibi sınırlı bir oy çokluğu ile alınmasının ne derece doğru olduğu ise tartışmalıdır.[113]

2019 Belediye Seçimlerini takip eden süreçte ‘terör örgütü propagandası yapmak’ benzerinden gerekçeler gösterilerek haklarında soruşturma açılan ve soruşturmaları devam ederken seçimlere girip seçimi kazanan HDP’li Diyarbakır, Van ve Mardin belediye başkanlarının İçişleri Bakanlığı kararıyla görevden alınarak yerlerine kayyım atanması ulusal ve uluslararası çapta sol görüşlü ve demokrat birçok kesim tarafından eleştirilmiştir. Farklı birçok örgütün ve siyasi partinin temsilcileri ile HDP seçmeni tarafından kayyım atamaları ‘Oyumu Geri İstiyorum!’, ‘Kayyım Darbedir!’ ve ‘İrademe Dokunma!’ yazılı pankartlarla oturma eylemi, alkışlar, zılgıtlar ve sloganlar eşliğinde protesto edilmiştir.[114] Çoğunluk kararlarını dikkate alıp azınlık kimlikleri politik ve hukuki temsiliyet sahası dışında tutan mutlakiyetçi anlayışa ilişkin eleştiriler[115], HDP’li belediyelere kayyım ataması yapılarak seçmen iradesinin gasp edilmesi olayı için de geçerlidir.

301 işçinin yaşamını yitirmesine neden olan Soma Maden Faciası sonrası tazminatsız olarak işlerinden atılan Bağımsız Maden-İş’e bağlı maden işçileri, Soma’dan Başkent Ankara’ya yürüyüş yaparak haklarını alma kararı vermiş ancak yürüyüşlerinin ikinci gününde hukuki çerçeve içinde alınan tüm izinlere rağmen ‘şehirlerarası karayolunda yürüyüş izinleri olmadığı’ gerekçesiyle işçilerin yürümesi polis tarafından engellenmiştir.[116] Maden işçilerinin burada gerçekleştirmeye çalıştıkları yürüyüş her ne kadar bir sivil toplum örgütü çatısı altında gerçekleştiriliyor ve hukuki olarak bir dayanağı varmış gibi gözüküyorsa da devletin kolluk kuvvetlerinin baskı ve engeline bağlı olarak engellenmiştir dolayısıyla yasadışı bir niteliğe sahiptir. Eylemciler yürüyüşün engellendiği noktada eylem formunu değiştirerek oturma eylemine başlamışlardır. Buradan da anlaşılacağı üzere kolluk kuvvetlerinin baskı ve engeline karşı salt sözlü mücadeleye girişen, fiziki saldırıda bulunmayan ve barışçıl bir dille aleni bir şekilde taleplerini belirten işçiler bir pasif direniş örneği sergilemektedirler.

 

Sonuç

Çalışmanın giriş kısmı boyunca sunulan kavramsal çerçeveler ışığında dünyadan ve Türkiye özelinden verilen sayısız örnek de göstermektedir ki çoğunlukla sivil itaatsizlik biçiminde karşılaşılan pasif direniş pratikleri hem kitlesel hem de bireysel hüviyete sahip olabilmektedir. Alanyazında pasif direniş ile aktif direniş arasındaki bağlamsal ve politik farklılıklar hem bu eylem biçimlerinin yol açtığı politik ve hukuki sonuçlar hem de içerik olarak barındırdıkları yöntem ve teknikler bağlamında birçok tartışmada ele alınmıştır.

Bu çalışmada daha çok yerel bazda karşılaşılan ve karşılaşılmaya devam edilen günlük sokak eylemleri başta olmak üzere birçok toplu direniş hareketi ele alınmıştır. Özellikle ve çoğunlukla Türkiye özelindeki örneklerin ele alınmasının temel sebebi ise, gerek siyasi gerekse sosyokültürel zihin ve eylem dünyası bakımından Türkiye insanının günlük münakaşalardan daha büyük boyutlu yerel ve küresel sosyopolitik tartışmalara kadar politik arenada olup bitene karşı kayıtsız kalmasıdır. İçinde bulunulan dönemin siyasi koşulları nedeniyle oluşan çıkmazlarla beraber hem bireysel hem kolektif çekinceler, Türkiye halklarına siyasi meseleler karşısında fikirlerini açık ve net bir biçimde, barışçıl bir dil kullanarak, şiddetin hiçbir unsuruna yer vermeden, kamu vicdanına yönelik aleni ve gidişatı tahmin edilebilir eylemler aracılığıyla belirtebilecekleri bir ortam sunmamaktadır.

Yazı boyunca verilen örneklerin birçoğu göstermiştir ki kimi zaman zor olsa ve devletin baskı aygıtı karşısında yetersiz kalındığı düşüncesine yol açsa bile politik ve hukuki meşruiyeti egemen siyasi düşünce ve hareketler karşısında temellendirmesi bakımından pasif direnişçi halk hareketleri çok önemli bir hak arayışı stratejisidir.

Türkiye özelinde özellikle 28 Şubat süreci itibariyle yaşanan ve seküler-demokrat kesim ile muhafazakâr-demokrat kesim arasındaki uçurumu genişleten en önemli hususlardan biri de haksız yere elinden alınan siyasal iktidar erkine 2000’lerdeki seçimler ile tekrardan sahip olan muhafazakâr-milliyetçi Türkiye sağının bir ‘tahammülsüzlük’ örneği sergileyerek[117] gerek 2013 Gezi Parkı Protestolarında gerekse Barış Akademisyenleri İnisiyatifi’nin açıklamaları sonrasında siyasi otoritesine yönelik yapıcı ve yıkıcı eleştirilere devletin bilindik baskı aygıtını kullanarak şiddet yoluyla karşılık vermesi olmuştur.

Baskı ve şiddetin yoğun olarak muhalif kesime yöneldiği tahammülsüzlük dönemlerinde ‘emir kulu’ olduğu gerekçesiyle egemenlerin buyrukları doğrultusunda davranarak haksızlıklara mahal veren bireylere ise, pasif direniş kültürünün modern dünyadaki ilk temsilcisi olan Thoreau ‘Eğer gerçekten bir şey yapmak istiyorsan, istifa et!’ şeklinde öneride bulunmaktadır.[118] Nitekim Nazi faşizminin tırmanarak yükseldiği dönemlerde birçok Alman kadın Yahudi eşlerini tutuklayan Hitler yönetimine karşı durarak eşlerini koruyabilmişlerdir. Aynı şekilde diğer birçok Avrupa ülkesinde de Nazi baskısına boyun eğmeyen kesimlerin direnişleri olumlu sonuç vermiştir.[119]

Son olarak belirtmek gerekir ki sivil itaatsizlik alanında Türkiye’de yapılan çalışmaların görece azlığı söz konusu eylemlerin dünyadaki diğer örneklerle karşılaştırılmasını zorlaştırmıştır. Siyaset çalışmalarıyla yoğun olarak ilgilenen alanında uzman çalışmacıların bu alana göstereceği ilgide yaşanacak artış ile birlikte hem Türkiye özelinde yaşanan siyasi olayların analizleri daha iyi ve objektif olarak yapılabilecek hem de küresel çapta yaşanan olaylar ile Türkiye’deki olaylar kültürel, bölgesel ve siyasi açıdan daha iyi bir şekilde karşılaştırılıp irdelenebilecektir. Ayrıca çalışmada sözü geçen yerel ve küresel sivil itaatsizlik eylemleri her ne kadar kronolojik sıra gözetilip ana temaları bağlamında kategorize edilerek anlaşılır kılınmaya çalışılmışsa da metin içinde örneklerin birbirinden kopuk gibi durması anlatımsal bir eksikliği yansıtmaktadır. Bu noktada ise, öne çıkan yerel ve küresel örneklerin büyük çoğunluğunun ele alınmasının gerekçesi olarak sivil itaatsizlik söylem ve pratiklerinin farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda ve farklı konseptler ile ne gibi özellikleri barındırdığı ve dışladığının anlaşılmasının sağlanmaya çalışılması gösterilebilir.

 


Kaynakça

İnternet Kaynakları

1954’ten 2019’a Ilısu Barajı – Hasankeyf’, https://bianet.org/bianet/goc/209799-1954-ten-2019-a-ilisu-baraji-hasankeyf (E.T. 8.11.2019).

28 Şubat süreci nasıl başladı? 28 Şubat kararları sonrası neler oldu?, https://www.sozcu.com.tr/2015/gunun-icinden/28-subat-sureci-nasil-basladi-28-subat-kararlari-sonrasi-neler-oldu-757603/ (E.T. 7.11.2019).

5 yıl önce Mavi Marmara’da ne oldu?, https://www.timeturk.com/5-yil-once-mavi-marmara-da-ne-oldu/haber-108512 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

Alan, Serkan, ‘‘Yüksel Caddesi’nde dört mevsim süren direniş’’, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/11/08/yuksel-caddesinde-dort-mevsim-suren-direnis/ (E.T. 8.11.2019).

Balcı, Barış, ‘‘Piyasaların Gezi bilançosu’’, http://www.hurriyet.com.tr/piyasalarin-13-gunluk-gezi-bilancosu-23489964 (E.T. 7.11.2019).

Barış Pınarı Harekatı: Gün gün neler yaşandı?, https://www.birgun.net/haber/baris-pinari-harekati-gun-gun-neler-yasandi-272985 (E.T. 8.11.2019).

‘Barış Pınarı Harekatı’nı protesto eden HDP’lilere müdahale: 11 gözaltı, https://www.google.com/amp/s/www.cnnturk.com/amp/turkiye/baris-pinari-harekatini-protesto-eden-hdplilere-mudahale-11-gozalti (E.T. 8.11.2019).

Barış ve hekimlik değerleri için 27 Aralık’ta Ankara Adliyesindeyiz, http://www.ttb.org.tr/yazisma_goster.php?Guid=9aec1b2a-fc79-11e8-9e16-29b1fad33384 (E.T. 7.11.2019).

Bayraktar, Ulaş, ‘‘Bir umut bostanı olarak Kültürhane’’, https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2017/09/09/bir-umut-bostani-olarak-kulturhane/ (E.T. 8.11.2019).

Büyük Öğretmen Boykotu üzerine Feyzullah Ertuğrul’la konuştuk…, https://muhalefet.org/yazi-buyuk-ogretmen-boykotu-uzerine-feyzullah-ertugrulla konustuk%e2%80%a6-39-8965.aspx (E.T. 7.11.2019).

Engin Önder (, Doğacan Çolak), ‘‘Ortak hafızada bugün: 15 Mayıs 1984’teki ‘‘Aydınlar Dilekçesi’’’’, https://140journos.com/ortak-haf%C4%B1zada-bug%C3%BCn-15-may%C4%B1s-1984teki-ayd%C4%B1nlar-dilek%C3%A7esi-d31fb487c3c5 (E.T. 7.11.2019)

Hacaloğlu, Hilmi, ‘‘Hükümetin Suriyeliler’i sınır dışı etme politikası protesto edildi’’, https://www.google.com/amp/s/www.amerikaninsesi.com/amp/5026908.html (E.T. 8.11.2019).

Hakkımızda/About us, https://barisicinakademisyenler.net/node/1 (E.T. 8.11.2019).

Hall, Richard, ‘‘In Lebanon, a woman’s place is leading the revolution’’, https://uk.news.yahoo.com/lebanon-woman-place-leading-revolution-182800255.html, (E.T. 9.11.2019).

Hamsici, Mahmut (, Ege Tatlıcı), ‘‘Kaz Dağları: Tüm yönleriyle tartışmalı maden projesi’’, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49245614 (E.T. 8.11.2019).

HDP’li vekil kendini Hasankeyf’teki kayalara zincirledi, https://www.evrensel.net/haber/329753/hdpli-vekil-kendini-hasankeyfteki-kayalara-zincirledi (E.T. 7.11.2019).

Işık, Ogün, ‘‘Madencilerin Ankara yürüyüşü engelleniyor’’, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/10/06/madencilerin-ankara-yuruyusu-engelleniyor/ (E.T. 8.11.2019).

Kaçar, Muhammet, ‘‘Rize’de Yeşil Yol toplantısında Vali’ye protesto’’, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/rize-de-yesil-yol-toplantisinda-valiye-protesto-30073097 (E.T. 7.11.2019).

Kayyım atamalarının 11. gününde protestolar devam ediyor  ‘‘Kayyım darbedir, oyumu geri istiyorum’’, https://t24.com.tr/haber/kayyim-atamalarinin-11-gununde-protestolar-devam-ediyor-kayyumlar-gidecek-es-baskanlar-donecek,837016 (E.T. 8.11.2019).

Kaz Dağları’nda yurttaşlar maden alanına girdi, http://www.memurlarahaber.com/haber/kaz-daglarinda-yurttaslar-maden-alanina-girdi-29556.htm, (E.T. 11.11.2019).

Mezzofiore, Gianluca, ‘‘This woman has come to symbolize Sudan’s protests’’, https://edition.cnn.com/2019/04/09/africa/photo-woman-chanting-sudan-uprising-scli-intl/index.html, (E.T. 9.11.2019).

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, 324 gün önce başlattıkları açlık grevini sonlandırdı, https://t24.com.tr/haber/nuriye-gulmen-ve-semih-ozakca-324-gun-once-baslattiklari-aclik-grevini-sonlandirdi,545236 (E.T. 7.11.2019).

ODTÜ’de KYK yurdu inşaatı nöbetine polis saldırısı ve ağaç katliamı, https://www.evrensel.net/haber/382614/odtude-kyk-yurdu-insaati-nobetine-polis-saldirisi-ve-agac-katliami (E.T. 8.11.2019)

ODTÜ Rektörü Verşan Kök’e Soruşturma, https://sonhaber16.com/odtu-rektoru-versan-koke-sorusturma/ (E.T. 8.11.2019).

Olcaycan, Esra, ‘‘5 maddede LGBTİ Onur Yürüyüşü: Stonewall Ayaklanması ve Türkiye’deki Onur Haftası’nın tarihi’’, https://tr.euronews.com/2019/06/29/5-maddede-onur-yuruyusu (E.T. 7.11.2019).

Özkaptan, Pelin, ‘‘Barış için dünyayı adımlayan bir kadın: Pippa Bacca 9 yıl önce bugün öldürüldü’’, https://gazetekarinca.com/2017/03/baris-icin-dunyayi-adimlayan-bir-kadin-pippa-bacca-9-yil-once-bugun-olduruldu/ (E.T. 7.11.2019).

Sade, Gizem, ‘‘Verilerle 15 Temmuz sonrası ve OHAL süreci’’, https://tr.euronews.com/2019/07/12/verilerle-15-temmuz-sonras-ve-ohal-sureci (E.T. 7.11.2019).

Sivil toplum örgütlerinden tezkereye tepki, https://www.google.com/amp/www.hurriyet.com.tr/amp/gundem/sivil-toplum-orgutlerinden-tezkereye-tepki-38502828 (E.T. 7.11.2019).

Son dakika… Kemal Kılıçdaroğlu Adalet Yürüyüşü’nü tamamladı, https://www.cnnturk.com/son-dakika-kemal-kilicdaroglu-adalet-yuruyusunu-tamamladi8 (E.T. 8.11.2019).

Son KHK’yla ihraç edilen 330 akademisyenin 115’i ‘barış bildirisi’ imzacısı, http://www.diken.com.tr/son-khkyla-ihrac-edilen-330-akademisyenin-115i-baris-bildirisi-imzacisi/, (E.T. 11.11.2019).

TEMA Vakfı: ‘‘Ağaç tanımı’’ mevzuatta açık, en az 195.000 ağaç kesildi, http://www.tema.org.tr/web_149662_1/entitialfocus.aspx?primary_id=2187&target=categorial1&type=2 (E.T. 8.11.2019).

Türk Tabipler Birliği üyelerine verilen hapis cezalarına uluslararası sağlık kuruluşlarından kınama: Şiddeti kınamak suç değildir, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-48160746 (E.T. 8.11.2019).

Ural Karabağlı, Arslan, ‘‘14. yıl dönümünde yakın tarihimizin en karanlık günlerinden biri ‘‘19 Aralık’’’’, https://onedio.com/haber/14-yil-donumunde-yakin-tarihimizin-en-karanlik-gunlerinden-biri-19-aralik–422133 (E.T. 8.11.2019).

Yalçınkaya, Hikmet, ‘‘Zaferin adı: Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı’’, https://www.google.com/amp/s/www.gzt.com/amphtml/dunya-politika/zaferin-adi-firat-kalkani-ve-zeytin-dali-harekati-3460566 (E.T. 8.11.2019).

Zaman Gazetesi önünde ikinci polis müdahalesi, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160305_zaman_guvenlik (E.T. 7.11.2019).

Kitaplar

Arendt, Hannah, Zur zeit, politische essays, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Coşar, Yakup, Kamu Vicdanına Çağrı Sivil İtaatsizlik, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Dworkin, Ronald, Wiederstand in der demokratie, pro und contra, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Galtung, Johan, Der weg ist das ziel, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Habermas, Jürgen, Ziviler ungehorsam in reichtsstaat, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Jaze, Gaston, ‘‘Ferdi hürriyetler’’, (çev. Mukbil Özyörük), Kamu hukuku devletlerarası enstitüsü oturumu tebliği, Ankara, 1928.

John Rawls, Eine theorie der gerechtigkeit, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

King, Martin Luther, Freiheit, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Saner, Hans, Identitat und widerstand, fragen in einer verfallenden demokratie, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Thoreau, Henry David, Über die pflicht zum ungehorsam gegen den staat, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018.

Makaleler

Altunel, Mesude, ‘‘Sivil İtaatsizlik ve Mohandas K. Gandhi’’, TBB Dergisi, 93, 2011, s. 443-458.

Anbarlı, Şeniz, ‘‘Bir Pasif Direnme Modeli Olarak Sivil İtaatsizlik’’, Cumhuriyet Üniversitesi İİBF Dergisi, 2:1, 2001, s. 317-326.

Chenoweth, Erica (, Perkoskive, Evan, Kang, Sooyeon), ‘‘State repression and nonviolent resistance’’, Journal of Conflict Resolution, 61:9, 2017, s. 1950-1969.

Erbaysal Filibeli, Tirşe, ‘‘Gezi Parkı protestoları ve haber dili: Barış gazeteciliği perspektifiyle haber analizleri’’, Galatasaray Üniversitesi İletişim Dergisi, 25, 2016, s. 39-74.

Hashemi, Kate C., ‘‘The girls of Enghelab Street: Women and revolution in modern Iran’’, IMEIS Annual Conference, 2018, s. 1-10.

İnaç, Hüsamettin (, Uğur Altuntaş), ‘‘Demokratik bir direnme biçimi olarak sivil itaatsizlik: John Rawls ve Jurgen Habermas tartışması ekseninde meşruluk analizi’’, Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, 52, 2015, s. 402-421.

Kökalan Çımrın, Füsun, ‘‘Bergama köylü hareketinin dünü ve bugünü’’, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 14:53, 2015, s. 310-317.

Mason, Christine, ‘‘Women, violence and nonviolent resistance in East Timor’’, Journal of Peace Research, 42:6, 2005, s. 737-749.

Nepstad, Sharon Ericson, ‘‘Nonviolent resistance in the Arab Spring: The critical role of military‐opposition alliances’’, Swiss Political Science Review, 17:4, 2011, s. 485-491.

Öğünç, Banu, ‘‘From Mrs Warren’s profession to press cuttings: The woman question in George Bernard Shaw’s plays’’, SEFAD, 37, 2017, s. 55-66.

Özmakas, Utku, ‘‘‘‘Gündelik direniş’’ ve direnişin koordinatları’’. Alternatif Politika, 11(3), 2019, s. 651-674.

Schock, Kurt, ‘‘Nonviolent action and its misconceptions: Insights for social scientists’’, PS: Political Science & Politics, 36:4, 2003, s. 705-712.

Schock, Kurt, ‘‘The practice and study of civil resistance’’, Journal of Peace Research, 50:3, 2013, s. 277-290.

Sørensen, Majken Jul (, Stellan Vinthagen),  ‘‘Nonviolent resistance and culture’’, Peace & Change, 37:3, 2012, s. 444-470.

Stephan, Maria J. (, Erica Chenoweth), ‘‘Why civil resistance works: The strategic logic of nonviolent conflict’’, International Security, 33:1, 2008, s. 7-44.

Raporlar

Yavuz, Cavit Işık (, Coşkun Bakar), ‘‘Türk Tabipleri Birliği Kaz Dağları ve Çanakkale yöresi madencilik girişimleri raporu’’, Türk Tabipleri Birliği Yayınları, Ankara, 2013, s. 1-160.

Tezler

Özbey, Tuğba Nur, ‘‘Bir sivil itaatsizlik örneği olarak Bediüzzaman Said Nursi’de müspet hareket metodu’’, (Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2016, s. 4-5, 72,

80-133, 145-152.

[1] Utku Özmakas, ‘‘‘‘Gündelik direniş’’ ve direnişin koordinatları’’. Alternatif Politika, 11:3, 2019, s. 651-674.

[2] Yakup Coşar, Kamu vicdanına çağrı sivil itaatsizlik, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s. 10-16.

[3] Hüsamettin İnaç (, Uğur Altuntaş), ‘‘Demokratik bir direnme biçimi olarak sivil itaatsizlik: John Rawls ve Jurgen Habermas tartışması ekseninde meşruluk analizi’’, Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, 52, 2015, s. 402-421.

[4] Hannah Arendt, Zur zeit, politische essays, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s. 98.

Mesude Altunel, ”Sivil itaatsizlik ve Mohandas K. Gandhi”, TBB Dergisi, 93, 2011, s. 443-458.

A.g.e., Utku Özmakas, s. 651-674.

Şeniz Anbarlı, ‘‘Bir pasif direnme modeli olarak sivil itaatsizlik’’, Cumhuriyet Üniversitesi İİBF Dergisi, 2:1, 2001, s. 317-326.

[5] Kurt Schock, ‘‘The practice and study of civil resistance’’, Journal of Peace Research, 50:3, 2013, s. 277-290.

[6] John Rawls, Eine theorie der gerechtigkeit, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s. 57.

[7] Jürgen Habermas, Ziviler ungehorsam in reichtsstaat, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s. 128.

[8] A.g.e., Yakup Coşar, s. 12.

[9] Ronald Dworkin, Wiederstand in der demokratie, pro und contra, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s.161.

[10] A.g.e., John Rawls, s. 66.

[11] A.g.e., Jürgen Habermas, s. 126.

[12] Henry David Thoreau, Über die pflicht zum ungehorsam gegen den staat, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s. 39.

[13] A.g.e., Hannah Arendt, s. 89.

[14] A.g.e., John Rawls, s. 60-61.

[15] Kurt Schock, ‘‘Nonviolent action and its misconceptions: Insights for social scientists’’, PS: Political Science & Politics, 36:4, 2003, s. 705-712.

[16] A.g.e., Hannah Arendt, s. 99.

[17] A.g.e., Utku Özmakas, s. s. 651-674.

[18] Gaston Jaze, ‘‘Ferdi hürriyetler’’, (çev. Mukbil Özyörük), Kamu hukuku devletlerarası enstitüsü oturumu tebliği, Ankara, 1928, s. 1-24.

[19] A.g.e., Hannah Arendt, s. 101.

[20] A.g.e., Yakup Coşar, s. 24.

[21] A.g.e., Hüsamettin İnaç (, Uğur Altuntaş), s. 402-421.

[22] A.g.e., John Rawls, s. 56.

[23] A.g.e., Jürgen Habermas, s. 132.

[24] Tuğba Nur Özbey, ‘‘Bir sivil itaatsizlik örneği olarak Bediüzzaman Said Nursi’de müspet hareket metodu’’, (Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2016, s. 4-5.

[25] A.g.e., Ronald Dworkin, s. 147.

[26] A.g.e., Kurt Schock, s. 277-290.

[27] Hans Saner, Identitat und widerstand, fragen in einer verfallenden demokratie, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s. 177.

[28] A.g.e., s. 180.

[29] A.g.e., s. 181.

[30] Majken Jul Sørensen (, Stellan Vinthagen),  ‘‘Nonviolent resistance and culture’’, Peace & Change, 37:3, 2012, s. 444-470.

[31] A.g.e., Utku Özmakas, s. 651-674.

[32] Matthew C. Gutmann,’‘Rituals of resistance: A critique of the theory of everday forms of resistance’’, (akt. Utku Özmakas), Latin American Perspectives, 20:2, 1993, s. 83-87.

[33] Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Karl Marx ve sistemi, (akt. Tuğba Nur Özbey), Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1975, s. 145-152.

[34] Yılmaz Aliefendioğlu, Sivil itaatsizlik, (akt. Özbey, 2016), Disiplinlerarası Kolokyum, Demokrasi Kitaplığı, 1993, s. 132.

[35] James C. Scott, Tahakküm ve direniş sanatları, (çev. Alev Türker), (akt. Utku Özmakas), İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1995, s. 254-255.

[36] A.g.e., Hannah Arendt, s. 84-85.

[37] Maria J. Stephan (, Erica Chenoweth), ‘‘Why civil resistance works: The strategic logic of nonviolent conflict’’, International Security, 33:1, 2008, s. 7-44.

[38] A.g.e., Tuğba Nur Özbey, s. 72.

[39] A.g.e., Hüsamettin İnaç (, Uğur Altuntaş), s. 402-421.

[40] A.g.e., Şeniz Anbarlı, s. 317-326.

[41] Erica Chenoweth (, Evan Perkoskive, Sooyeon Kang), ‘‘State repression and nonviolent resistance’’, Journal of Conflict Resolution, 61:9, 2017, s. 1950-1969.

[42] A.g.e., Tuğba Nur Özbey, s. 80-96.

[43] Johan Galtung, Der weg ist das ziel, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, 224-227.

[44] A.g.e., Tuğba Nur Özbey, s. 97-133.

[45] A.g.e., Yakup Coşar, s. 9-10, 24-25.

[46] Banu Öğünç, ‘‘From Mrs Warren’s profession to press cuttings: The woman question in George Bernard Shaw’s plays’’, SEFAD, 37, 2017, s. 55-66.

[47] Kate C. Hashemi, ‘‘The girls of Enghelab Street: Women and revolution in modern Iran’’, IMEIS Annual Conference, 2018, s. 1-10.

[48] A.g.e., Majken Jul Sørensen (, Stellan Vinthagen), s. 444-470.

[49] Burcu Karakaş, ‘‘28 Şubat’ı yaşayan kadınlar anlatıyor’’, https://www.dw.com/tr/28-%C5%9Fubat%C4%B1-ya%C5%9Fayan-kad%C4%B1nlar-anlat%C4%B1yor/a-47723722, (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[50] 28 Şubat süreci nasıl başladı? 28 Şubat kararları sonrası neler oldu?, https://www.sozcu.com.tr/2015/gunun-icinden/28-subat-sureci-nasil-basladi-28-subat-kararlari-sonrasi-neler-oldu-757603/ (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[51] A.g.e., Burcu Karakaş.

[52] Füsun Kökalan Çımrın, ‘‘Bergama Köylü Hareketinin Dünü ve Bugünü’’, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 14:53, 2015, s. 310-317.

[53] A.g.e., John Rawls, s. 58.

[54] A.g.e., Şeniz Anbarlı, s. 317-326.

[55] HDP’li vekil kendini Hasankeyf’teki kayalara zincirledi, https://www.evrensel.net/haber/329753/hdpli-vekil-kendini-hasankeyfteki-kayalara-zincirledi (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[56] 1954’ten 2019’a Ilısu Barajı – Hasankeyf, https://bianet.org/bianet/goc/209799-1954-ten-2019-a-ilisu-baraji-hasankeyf (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[57] A.g.e.

[58] Tirşe Erbaysal Filibeli, ‘‘Gezi Parkı protestoları ve haber dili: Barış gazeteciliği perspektifiyle haber analizleri’’, Galatasaray Üniversitesi İletişim Dergisi, 25, 2016, s. 39-74.

[59] Barış Balcı, ‘‘Piyasaların Gezi bilançosu’’, http://www.hurriyet.com.tr/piyasalarin-13-gunluk-gezi-bilancosu-23489964 (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[60] A.g.e., Tirşe Erbaysal Filibeli, s. 39-74.

[61] A.g.e., John Rawls, s. 78.

[62] A.g.e., Hannah Arendt, s. 95.

[63] A.g.e., Ronald Dworkin, s. 157.

[64] Muhammet Kaçar, ‘‘Rize’de Yeşil Yol toplantısında Vali’ye protesto’’, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/rize-de-yesil-yol-toplantisinda-valiye-protesto-30073097 (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[65] A.g.e.

[66] TEMA Vakfı: ‘‘Ağaç tanımı’’ mevzuatta açık, en az 195.000 ağaç kesildi, http://www.tema.org.tr/web_14966-2_1/entitialfocus.aspx?primary_id=2187&target=categorial1&type=2 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[67] Cavit Işık Yavuz (, Coşkun Bakar), ‘‘Türk Tabipleri Birliği Kaz Dağları ve Çanakkale yöresi madencilik girişimleri raporu’’, Türk Tabipleri Birliği Yayınları, Ankara, 2013, s. 1-160.

[68] Mahmut Hamsici (, Ege Tatlıcı), ‘‘Kaz Dağları: Tüm yönleriyle tartışmalı maden projesi’’, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49245614 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[69] A.g.e., Mahmut Hamsici (, Ege Tatlıcı).

[70] Kaz Dağları’nda yurttaşlar maden alanına girdi, http://www.memurlarahaber.com/haber/kaz-daglarinda-yurttaslar-maden-alanina-girdi-29556.htm, (erişim tarihi 11 Kasım 2019).

[71] ODTÜ’de KYK yurdu inşaatı nöbetine polis saldırısı ve ağaç katliamı, https://www.evrensel.net/haber/382614/odtude-kyk-yurdu-insaati-nobetine-polis-saldirisi-ve-agac-katliami (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[72] ODTÜ Rektörü Verşan Kök’e Soruşturma, https://sonhaber16.com/odtu-rektoru-versan-koke-sorusturma/ (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[73] A.g.e., Ronald Dworkin, s. 145.

[74] Martin Luther King, Freiheit, (çev. Yakup Coşar), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2018, s. 201.

[75] Christine Mason, ‘‘Women, violence and nonviolent resistance in East Timor’’, Journal of Peace Research, 42:6, 2005, s. 737-749.

[76] Sivil toplum örgütlerinden tezkereye tepki, https://www.google.com/amp/www.hurriyet.com.tr/amp/gundem/sivil-toplum-orgutlerinden-tezkereye-tepki-38502828 (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[77] A.g.e., Hannah Arendt, s. 118.

[78] A.g.e.

[79] Chris McGreal (, Duncan Campbell), ‘‘Israeli army bulldozer crushes US peace protester in Gaza Strip’’, https://www.theguardian.com/world/2003/mar/17/israel.usa, 2003.

[80] Pelin Özkaptan, ‘‘Barış için dünyayı adımlayan bir kadın: Pippa Bacca 9 yıl önce bugün öldürüldü’’, https://gazetekarinca.com/2017/03/baris-icin-dunyayi-adimlayan-bir-kadin-pippa-bacca-9-yil-once-bugun-olduruldu/ (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[81] 5 yıl önce Mavi Marmara’da ne oldu?, https://www.timeturk.com/5-yil-once-mavi-marmara-da-ne-oldu/haber-108512 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[82] Son KHK’yla ihraç edilen 330 akademisyenin 115’i ‘barış bildirisi’ imzacısı, http://www.diken.com.tr/son-khkyla-ihrac-edilen-330-akademisyenin-115i-baris-bildirisi-imzacisi/, (erişim tarihi 11 Kasım 2019).

[83] Hakkımızda/About us, https://barisicinakademisyenler.net/node/1 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[84] Hikmet Yalçınkaya, ‘‘Zaferin adı: Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı’’, https://www.google.com/amp/s/www.gzt.com/amphtml/dunya-politika/zaferin-adi-firat-kalkani-ve-zeytin-dali-harekati-3460566 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[85] Türk Tabipler Birliği üyelerine verilen hapis cezalarına uluslararası sağlık kuruluşlarından kınama: Şiddeti kınamak suç değildir, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-48160746 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[86] Barış ve hekimlik değerleri için 27 Aralık’ta Ankara Adliyesindeyiz, http://www.ttb.org.tr/yazisma_goster.php?Guid=9aec1b2a-fc79-11e8-9e16-29b1fad33384 (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[87] A.g.e., Jürgen Habermas, s. 139.

[88] Barış Pınarı Harekatı: Gün gün neler yaşandı?, https://www.birgun.net/haber/baris-pinari-harekati-gun-gun-neler-yasandi-272985 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[89] ‘Barış Pınarı Harekatı’nı protesto eden HDP’lilere müdahale: 11 gözaltı, https://www.google.com/amp/s/www.cnnturk.com/amp/turkiye/baris-pinari-harekatini-protesto-eden-hdplilere-mudahale-11-gozalti (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[90] Sharon Ericson Nepstad, ‘‘Nonviolent resistance in the Arab Spring: The critical role of military‐opposition alliances’’, Swiss Political Science Review, 17:4, 2011, s. 485-491.

[91] Gianluca Mezzofiore, ‘‘This woman has come to symbolize Sudan’s protests’’, https://edition.cnn.com/2019/04/09/africa/photo-woman-chanting-sudan-uprising-scli-intl/index.html, (erişim tarihi 9 Kasım 2019).

Richard Hall, ‘‘In Lebanon, a woman’s place is leading the revolution’’, https://uk.news.yahoo.com/lebanon-woman-place-leading-revolution-182800255.html, (erişim tarihi 9 Kasım 2019).

[92] A.g.e., Yakup Coşar, s. 26.

[93] Büyük Öğretmen Boykotu üzerine Feyzullah Ertuğrul’la konuştuk…,

https://muhalefet.org/yazi-buyuk-ogretmen-boykotu-uzerine-feyzullah-ertugrulla-

konustuk%e2%80%a6-39-8965.aspx (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[94] Engin Önder (, Doğacan Çolak), ‘‘Ortak hafızada bugün: 15 Mayıs 1984’teki ‘‘Aydınlar Dilekçesi’’’’, https://140journos.com/ortak-haf%C4%B1zada-bug%C3%BCn-15-may%C4%B1s-1984teki-ayd%C4%B1nlar-dilek%C3%A7esi-d31fb487c3c5 (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[95] A.g.e., Engin Önder (, Doğacan Çolak).

[96] A.g.e., Hans Saner, s. 167.

[97] Esra Olcaycan, ‘‘5 maddede LGBTİ Onur Yürüyüşü: Stonewall Ayaklanması ve Türkiye’deki Onur Haftası’nın tarihi’’, https://tr.euronews.com/2019/06/29/5-maddede-onur-yuruyusu (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[98] A.g.e., Yakup Coşar, s. 26-28.

[99] Arslan Ural Karabağlı, ‘‘14. Yıl Dönümünde Yakın Tarihimizin En Karanlık Günlerinden Biri ‘‘19 Aralık’’’’, https://onedio.com/haber/14-yil-donumunde-yakin-tarihimizin-en-karanlik-gunlerinden-biri-19-aralik–422133 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[100] A.g.e., Arslan Ural Karabağlı.

[101] Zaman Gazetesi önünde ikinci polis müdahalesi, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160305_zaman_guvenlik (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[102] İşte 15 Temmuz darbe girişiminin kronolojisi, https://www.cnnturk.com/turkiye/iste-15-temmuz-darbe-girisiminin-kronolojisi, (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[103] A.g.e., Hannah Arendt, s. 92-93.

[104] Gizem Sade, ‘‘Verilerle 15 Temmuz sonrası ve OHAL süreci’’, https://tr.euronews.com/2019/07/12/verilerle-15-temmuz-sonras-ve-ohal-sureci (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[105] A.g.e., s. 102.

[106] Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, 324 gün önce başlattıkları açlık grevini sonlandırdı, https://t24.com.tr/haber/nuriye-gulmen-ve-semih-ozakca-324-gun-once-baslattiklari-aclik-grevini-sonlandirdi,545236 (erişim tarihi 7 Kasım 2019).

[107] Serkan Alan, ‘‘Yüksel Caddesi’nde dört mevsim süren direniş’’, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/11/08/yuksel-caddesinde-dort-mevsim-suren-direnis/ (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[108] Ulaş Bayraktar, ‘‘Bir umut bostanı olarak Kültürhane’’, https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2017/09/09/bir-umut-bostani-olarak-kulturhane/ (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[109] Mona Lilja (, Stellan Vinthagen),’‘Dispersed resistance: unpacking the spectrum and properties of glaring and everyday resistane’’, (akt. Utku Özmakas), Journal of Political Power, 11:2, 2018, s. 217-221.

[110] ‘‘Son dakika… Kemal Kılıçdaroğlu Adalet Yürüyüşü’nü tamamladı’’, https://www.cnnturk.com/son-dakika-kemal-kilicdaroglu-adalet-yuruyusunu-tamamladi8 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[111] A.g.e., Utku Özmakas, s. 651-674.

[112] Hilmi Hacaloğlu, ‘‘Hükümetin Suriyeliler’i sınır dışı etme politikası protesto edildi’’, https://www.google.com/amp/s/www.amerikaninsesi.com/amp/5026908.html (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[113] A.g.e., Jürgen Habermas, s. 139, 141.

[114] Kayyım atamalarının 11. gününde protestolar devam ediyor ‘‘Kayyım darbedir, oyumu geri istiyorum’’, https://t24.com.tr/haber/kayyim-atamalarinin-11-gununde-protestolar-devam-ediyor-kayyumlar-gidecek-es-baskanlar-donecek,837016 (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[115] A.g.e., Jürgen Habermas, s. 139, 141.

[116] Ogün Işık, ‘‘Madencilerin Ankara yürüyüşü engelleniyor’’, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/10/06/madencilerin-ankara-yuruyusu-engelleniyor/ (erişim tarihi 8 Kasım 2019).

[117] A.g.e., John Rawls, s. 75.

[118] Ag.e., Henry David Thoreau, s. 42.

[119] A.g.e., Kurt Schock, s. 705-712.