savaşın

Savaşın Çiçekleri Film Analizi

Giriş            

2011 yapımı Savaşın Çiçekleri filmi, Nanking Katliamı’nı konu alarak bizlere savaşın aslında kazananının olmadığını, devletlerin arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden masum canlıların haksız yere savaş kurbanı olduğunu göstermektedir. Savaşı anlatmanın yanında, çok derin bir mesaj olarak insanların iyiliklerinin ya da kötülüklerinin yaşam biçimleriyle ölçülemeyeceği gösterilmeye çalışılmıştır. Bu hikayenin gerçek hayattan alınmış olması olması ise izleyiciyi daha fazla etkileyerek ve üzerek izlemeye sevk etmektedir. Savaşın Çiçekleri ismini taşıyan bu film, savaşın çiçeklerinin hiçbir şekilde olamayacağını  gösterirken bir yandan da savaşın kötülüklerini gözler önüne sermiştir.

Tarihsel Arka Plan

1937 yılında Çin-Japon Savaşının bittiğinin düşünüldüğü bir zamanda Japonya, Çin’in beklemediği bir şey yaparak Nanking’e saldırıya geçmiştir. Şehir eğitimsiz yardımcı birliklerin korumasına bırakılmıştır. Japon İmparatorluğu, sivillere ve askerlere zarar verilmeyeceğini ama karşı koyulursa verilen sözün tutulmayacağını ve cevap gelmezse saldırılacağını duyuran bir bildiri yayınlamıştır. Kısa süre sonra da, 9 Aralık 1937’de Nanking’i kuşatmıştır. Ancak şehirde son adam kalana dek savaşma emri ile Çin bunu reddettiğini göstererek savaşmakta kararlılık göstermiştir. Güvenli bölgeye taşınmayan ve Japonların iyi davranacağını düşünen  Nanking halkının inancı, 13 Aralık 1937’de Çin ordusunun çekilip Japon ordusunun katliama başlamasıyla sarsılmıştır. Ele geçen askerler ya da Japonlar tarafından tutuklu ilan edilenler şehrin büyük nehrinin önünde sırayla kuşuna dizilip ya da sopalarla dövülerek öldürülüp nehrin akıntısına bırakılıyordu.[1] Komutanlarının Japon askerlerine istedikleri kadar yağma ve tecavüz yapabileceklerini söylemesi ile birlikte gerçekten çok büyük boyutlarda bir vahşet yaşlı, çocuk, kadın ayırmaksızın yaşanmış ve bu vahşet Japon-Çin arasında kalmaksızın evrensel insan hakları boyutuna geçmiştir. On binlerce genç Çinli erkek şehir dışındaki bölgelere getirilerek makineli tüfekle taranmış, süngüyle biçilmiş ya da diri diri yakılarak öldürülmüştür.[2] Nanking Katliamı’nda 300.000 kadar insan öldürülmüş, 80.000 kadar kadına tecavüz edilmiş ve kentteki birçok yer yağmalanmış; geriye ise yerle bir edilmiş, cesetlerle dolu savaş alanından başka bir şey kalmamıştır. Savaş bittikten kısa bir süre sonra, Matsui ve Teğmen’i Tani Hisao, Uzak Doğu Uluslararası Askeri Mahkemesi tarafından savaş suçlarından suçlu bulundular ve idam edildiler.[3]

Analiz

Savaş esnasında herkes olduğundan başka birine dönüşebilmektedir ya da dönüşmek zorunda kalmaktadır. Savaş ise; din, dil, ırk, cinsiyet, yaş tanımaksızın acımasızlığını sürdürmektedir. Savaşın Çiçekleri filmi de bu durumu sembolize edecek nitelikte bir film olarak karşımıza çıkmaktadır.

Japonların Nanking’e girmesiyle başlayan ölümler ve kaçışlar esnasında ölülere makyaj yapan mezarcı olarak bilinen John Miller, Winchester Manastırı’na gitmeye çalışmaktadır. Bu zorlu ulaşım denemesi sırasında manastırın iki öğrencisi ile karşılaşır ve onlarla beraber oraya ulaşmayı başarır. John Miller manastıra vardığında burada bir grup öğrenci ve ölen rahibin manevi oğlu ile beraberken kısa bir süre sonra genelevden gelerek içeri girmeyi başaran bir grup hayat kadını da onlara katılır. Rahibe öğrenciler ve hayat kadınları arasında kalan John Miller, hiç planlamadığı şekilde bu kadın ve çocukların güvenliğini sağlamak için ölen rahibin yerine geçerek korumacı bir görevi üstlenmek zorunda kalır. Film boyunca ise, buradan kaçış için planlar yaparken birçok fedakârlık da yapmak zorunda olunca defalarca kez kendini iki grubun arasında bulmuş ancak asla pes etmeyerek planlarını bir şekilde gerçekleştirmeyi başarmıştır. Alkolik olarak da bilinen John Miller, aslında kendisi için bir şeyler yapmaya çalışırken bir anda üzerinde “koruma sorumluluğu” hissettirecek bir topluluğun içinde tüm planlarını farklılaştırmak zorunda kalır. Savaş herkesi olduğundan farklı birine dönüştürmektedir. Çinli askerlerin manastıra girmesiyle beraber tehlikedeki öğrencileri korumak için rahip kıyafetlerini giyerek onun yerine geçmiş ve askerlere karşı direnmiştir. Bir öğrenciyi kaybetmiş ve kendisi yaralanmış olsa da John Miller geri adım atmamıştır. Bu süreçten sonra alkolik olarak baktıkları John’a karşı herkesin düşüncesi değişmiş hatta hayranlık duymaya başlamışlardır. Burada alkolik olmanın kötü bir karakter sahibi olunduğu ya da vicdan ve merhametten yoksun kalındığı anlamına gelmediği ifade edilmek istenmiştir. Savaşın dininin, dilinin ve ırkının olmadığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

Japon askerlerinin acımasız davranışları göz önüne alınınca savaşın karakterler üzerinde yarattığı başka bir değişim etkisi görülmektedir. Savaş zamanı tarafların empati kurmaksızın acımasızca yaptıkları tecavüz ve katliamlar, “savaşı kazanmak ve intikam almak” uğruna insanlığın unutulabileceğini göstermektedir. Aslında bu film “Savaş yolunda her şey serbesttir.” imajının yanlışlığını duygu yüklü bir eleştiri ile ele almıştır.

Filmin ilerleyen kısımlarında ise bölgenin güvenliğinden sorumlu bir grup Japon asker manastıra gelerek öğrencilerin daha önce yaşadıklarından dolayı özür dileyerek artık zarar görmeyeceklerini söylemektedir. Rahip kılığındaki John Miller ile bir süre sohbet eden bu asker, sonrasında oradaki piyanoda bir parça çalarak bunun Japon halk şarkısı olduğunu, tepeleri, tavşanları ve balık dolu nehirleri anlattığını söylemektedir. Evini özleyenler için dünyanın en güzel şarkısı olduğunu da ekler. Bunu öyle imalı bir şekilde söyler ki adeta “Burada savaştığımız için özlemediğimiz bir vatanımız ya da ailemiz yokmuş gibi düşünmeyin.” mesajını vermeye çalışmıştır. Asker burada, insanlık dışı davranışlar arasında insan olduklarını hatırlatmaya çalışmıştır da denebilir. Daha sonra aynı asker, manastırın öğrencilerini dinleyip çok beğenerek onları Japonların yapacağı zafer kutlamasında şarkı söylemek üzere ertesi gün aldırtacağını söyler(!) yani Çinli rahibe öğrenciler Japonların zafer kutlamasında onların eğlencesine katkıda bulunacaktır. Genel anlamda bakıldığında bu aslında şu anlama gelmektedir: “Zafer bizimdir ve bunu kutlayacağız. Sizler de ülkenizin yenilgisini bizim kutlamamızda şarkı söyleyerek daha güzel bir hale getireceksiniz. Aslında bizler zaferi sizler ise yenilgiyi kutlayacaksınız ve bunu beraber yapacağız…” Savaşın ve acının ortasında çaresiz ve yapayalnız kalan insanlara yapılan bu dayatma bir psikolojik şiddet unsurudur.

John Miller ve hayat kadınları sadece yaşantılarına dayanarak kötü insanlar olarak nitelendirilseler de filmin sonunda yaptıkları fedakârlık ile insanları tanımadan yargılamamak gerektiğini bir kez daha hatırlatırlar. Bu kadınlar, rahibe öğrencilerin ve John Miller’ın kaçması için kendilerini feda ederek öğrencilerin yerine geçmişlerdir. Saçlarını tıpkı bu öğrenciler gibi kesip onlara makyaj yaparak hepsini çocuklara tıpatıp benzeten ve çocukların yerlerine geçiren John Miller, onları kutlamaya gönderdikten sonra çocukları kaçırarak kurtarmayı başarmıştır. Hayat kadınlarından nefret eden çocuklar ise onların bu fedakârlıkları karşısında toplu intihardan vazgeçmiş ve Japon askerlerden bir zarar görmeden kurtulmuşlardır. Ancak John Miller bu kaçışı gerçekleştirene dek birçok kez kararsız kalmıştır çünkü kadın, erkek, çocuk herkes eşit ise bu kadınlardan vazgeçip oraya gitmelerine göz yummanın ne kadar doğru olacağını kestirememiştir. Ancak kadınlar bu konuda kararlı olunca planlarını bu şekilde uygulamaya koymuşlardır. Bu noktada film, izleyiciye yine derin bir düşünme seçeneği sunmaktadır. Tehlikede olan kişinin bir hayat kadını ya da rahibe olmasının önemi bulunmamaktadır çünkü yaşama ve özgürlük hakkına herkes sahiptir.

Filmde baştan sona kadar verilmek istenen mesajlardan en önemlisi en az askerler kadar kahraman olan sivillerin varlığıdır. Aynı zamanda, insanların yaşam biçimlerine dayanarak yargı biçilmesinin doğru olmadığıdır. Bir diğer mesaj ise, her zaman ve her yerde de dile getirildiği gibi; savaşın bir kazananının olmadığı ve masum binlerce insanın zarar gördüğüdür. Kendi ülkesinin yenilgisini zafer olarak kutlayan bir grubun önünde şarkı söylenmeye zorlanan ve intihara kalkışan çocuklar, sadece Çinli olduğu için canlarına kıyılan onca insan gözler önüne getirilerek savaşlar ve katliamlar farklı bir açıyla eleştirilmiştir. Ayrıca bu filmin gerçek olaylara dayandığını bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Savaşın Çiçekleri filminin, genel bir kurgudan değil gerçeklerden yola çıkılarak kurgulanmış olması insanlığı, savaşı ve barışı tekrar düşünmeye zorlar niteliktedir.

Filmi izledikten sonra Japonlara karşı öfke ve nefretle dolabilecek bireyler muhakkak olacaktır ki bu noktada da bu bireyler için yapmak istediğim bir hatırlatma var. Yapılanların aslında herhangi bir milletle, dinle ilgisi yoktur. Çünkü söz konusu savaş olduğu zaman işgalcilerin çoğunluğunun yaptığı budur. Emin olacağımız bir şey daha var ki birçok ülkeye ait kıyıda köşede böyle ya da daha kötü hikâyeler mevcuttur. Bu tarz olayların milletlerden çok insanlığa mâl edilmesinden yanayım çünkü iyilik ya da kötülük ırkların değil insanların içindedir. Hiçbir savaşı ya da masum insanların katliamını desteklemek anlamında değildir bu. Yani bu paragrafta vermek istediğim mesaj, katliamı yapan hangi ırk olursa olsun masumları katlediyorsa suçludur ve katledilen insanlar masumsa hangi ırk olduğu sonucu değiştirmemektedir. Ancak her iki durum da ırktan değil insanlıktan kaynaklanan bir durumdur. Bu yüzden milletler değil içlerinde tam insanlık taşıyamayan bireyler sorgulanmalıdır.

Sonuç

Savaşlar sadece askerlerden ibaret değildir. Masum binlerce insan canından, malından, yurdundan, sevdiklerinden olmakla beraber ayrıca hayatta kalsalar bile yaşamları boyunca atlatılamayacak psikolojik sorunlarla baş başa kalmaktadırlar. Bir savaş devletlerin ekonomisinden bireylerin psikolojilerine kadar her şeyi çökertip yerle bir ettiği gibi, uzun yıllar boyunca bu ülkeler arasındaki ilişkileri etkilemektedir. Her ne kadar Nanking katliamını Japonlar reddetmese de, onlar, kayıpların sayısının abartıldığını söylemektedir. Bu yüzden, yaşanan bu korkunç olay iki ülkenin geçmişten günümüze ilişkilerini de oldukça etkilemektedir. Bir savaştan daha kötü bir şey varsa o da bir katliamdır. Savaşın Çiçekleri filmi de bunu hem maddi hem manevi yönleriyle göstermeye çalışmaktadır.

Yağmur, yağmur, yağmur…” diye sayıklayan Çinli askere hayat kadınlarından birinin söylediği sözle bitirmek istiyorum:

Ne yağmuru, ölüm senin için ağlıyor…

Künye

Orijinal adı: Jin Líng Shí San Chai

Yönetmen: Yimou Zhang

Tür: Dram, Tarih, Savaş

Yapım Yılı: 2011

Ülke: Çin

Oyuncular: Christian Bale, Ni Ni, Xinyi Zhang, Tianyuan Huang, Cao Kefan, Shigeo Kobayashi, Paul Schneider, Dawei Tong

 


Kaynakça

Nanking Katliamı, Tarihi Olaylar, https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/nanking-katliami-297, (E.T. 25.09.2019.)

 

Polat, Yunus Can, “Yüzyılda Çin Halk Cumhuriyeti Japonya İlişkileri ve milliyetçilik”, (YL), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011.

 

Nanking Katliamı (1937-1938), Dünya Tarihi, http://www.dunya-tarihi.net/nanking-katliami-, (E.T. 25.09.2019.)

Dipnotlar

[1] Nanking Katliamı, Tarihi Olaylar, https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/nanking-katliami-297 (E.T. 25.09.2019).

[2] Yunus Can, Polat, “Yüzyılda Çin Halk Cumhuriyeti Japonya İlişkileri ve milliyetçilik”, (YL), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, sayfa 65.

[3] Nanking Katliamı (1937-1938), Dünya Tarihi,, http://www.dunya-tarihi.net/nanking-katliami- (E.T. 25.09.2019).