Ana Sayfa / Çeviriler / Makale Çevirileri / Sadece Trump Değil, Amerika Da Avrupa’ya Sırtını Döndü
trump sırtını avrupaya döndü

Sadece Trump Değil, Amerika Da Avrupa’ya Sırtını Döndü

Amerika artık transatlantik ittifak konusunda istekli değil; başkanları ulusal havanın bir yansıması.

Donald Trump daha kötüye gidebilir mi? Evet. Ancak bu hafta BM’de tam olarak görülen sorunlu hali bizi, arkasındaki büyük güçlere odaklanmamızı bizi kör edercesine engelliyor. Washington’daki son birkaç gün içinde; 2021 Ocak ayında Trump sahneye çıksa veya cennet için dua etmeye erkenden başlasa bile, eski transatlantik batıdan geriye ne kalacağını araştırmaya çalışıyoruz. Durum çok ciddi. En iyi durumda bile, Amerika Birleşik Devletleri ve uluslararası ittifakları, Watergate ve Vietnam döneminden sonra olduğu gibi geri dönüş göstermeyecek. Günümüz, Amerika’nın hem içerisinde hem de dışında oluşan nedenlerden dolayı farklıdır.

Evet, Trump, hasarın büyük bir kısmından kişisel olarak sorumludur. Meşhur bir anonim şirkette, “üst düzey yetkili” olan biri New York Times’da şöyle yazdı: “Genel ve özel olarak, Başkan Trump Rusya ve Kuzey Kore’nin lideri olan Başkan Vladimir Putin ve Kim Jong-un gibi otokratlar ve diktatörleri bir tercih olarak görüyor. Bizi müttefik, benzer düşüncelere sahip uluslar olarak görüyor ve aramızdaki bağlar için minnettarlık gösteriyor.” Trump, bu haftaki BM genel kurulunda bunu bir kez daha gösterdi. Xi-Putin-Orbán egemenliği cephesinin bir eylemcisi ve liberal düzenin yeminli bir düşmanı.

Burada “Anonim” kim olabilir diye bilgili insanlara soruyorum. Bazıları, başkanın görevden alamayacağı “üst düzey bir yetkili” olan başkan yardımcısı Mike Pence’nin çevresinden birisi olabileceğini söyledi. Bununla birlikte, en ilginç öneri, ABD’nin Moskova büyükelçisi olan Jon Huntsman oldu. Hırslı bir geçmiş ve gelecekte Cumhuriyetçi bir başkan adaylığı olabilir (tabi ki hepsi kaynağı inkar ediyor). Bu, Trump felaketinden kendisini uzaklaştıran bir Cumhuriyetçi cumhurbaşkanının cesaret verici beklentisini yükseltebilir.

Ama şu anda herkes bana “Trump Cumhuriyetçi partiye sahip” diyor. Eğer Robert Mueller soruşturmasından gelen sonuçlar Watergate oranlarına ulaşmazsa, Trump şahsen devam eder, ekonomi büyümeye devam eder ve ikinci bir dönemi kazanabilir. Trump’ın sekiz yıl süren başkanlığının transatlantik ilişki için sonuçlarını düşünmek pek de zor değil.

Yine de en iyi senaryo, ABD’nin geçmiş krizlerden sonra olduğu gibi -uluslararası liderliğe geri dönmesi gibi- görünmüyor. Joe Biden gibi sorumlu, ılımlı bir Demokrat, belki de daha genç, azınlıkları temsil eden Kamala Harris gibi daha solcu bir başkan yardımcısıyla bir sonraki dönemin başkanlığını kazanabilir. Başkan Biden’ın daha önceden bulunduğumuz yere geri dönmeyi deneyeceğini varsayalım. O zaman bile, ümit edebileceğimiz en iyi durum “Obama”nın kötüsü” değil, “Obama’nın iyisi” dir. Ve unutmayın ki “ulus inşası” nı öncelik haline getiren Trump değil, Barack Obama idi.

Bu dört yılda, ABD’nin etrafındaki dünya değişmiş olacak, ama ABD’nin kendisi de aynı zamanda değişim gösterecek. Bir felç sonrasında olduğu gibi, yeni sinirsel bağlantılar eski, bozuk olanların yerini alacak. ABD ve Britanya, Rusya’nın tehdidi ve Batı’nın gerçek, uzun vadeli stratejik meydan okuyucusu ve küresel ideolojik rakibi Çin konusunda saplantılı iken her kıta üzerindeki etkisini sürekli olarak genişletiyor. Brexit devam ederse – ve bunun hala ikinci bir referandumla engellenebileceğine inanıyorum – o zaman, Amerikan dış politika analisti Walter Russell Mead’in geçtiğimiz günlerde tartıştığı gibi, Birleşik Krallık ve AB arasındaki acımasız bir ayrılık ABD’nin Avrupa’ya olan bağlılığını daha da azaltacaktır.

Ancak yurtdışındaki gelişmelere bakılmaksızın, bu süreç ABD’de zaten gerçekleşiyor. “Amerikan Atlantikçiliği” azaldı, azalıyor ve azalmaya devam edecek. Washington’daki bir Atlantik think-tank kuruluşunun yöneticisi bana şöyle dedi: “Bu bir kiliseye girip sıraların yarısını boş bulmak gibi.” Kendisi, Atlantikçi birlikteliği sağlamak için çalışan dış politika elitleri hakkında konuşuyor. Daha geniş ölçekte bir Amerikan cemaati, o kilisede ibadet etmekte her zaman isteksiz olmuştur.

Otel penceremden baktığımda, General John J Pershing ve Meuse-Argonne taarruzuna ait bir anıt görebiliyorum. Tam olarak 100 yıl önce, Eylül 1918’de, Alman imparatorluk ordusunun direnişini kırmaya yardımcı oldu ve olayları doğruca 11 Kasım ateşkesine götürdü. Birinci dünya savaşına olan Amerikan katkısı, transatlantik, jeopolitik batının ilk sinyaliydi.

Ancak, ABD bundan sonraki yirmi yılı aşkın bir süre boyunca kendi kıtasal boşluğuna çekildi ve bu sırada Avrupa demokrasileri faşizm ve komünizme boyun eğdi. Yalnızca 1941’de Pearl Harbor saldırısı Franklin D. Roosevelt’in ülkesini ikinci dünya savaşına sokmasını sağladı.

Fakat 1945’te, ABD’nin ilk ulusal dürtüsü tekrar içe doğru dönmekti. Brookings Enstitüsü’nden Thomas Wright, ABD’nin Sovyetler Birliği Büyükelçisi Averell Harriman tarafından söylenen sözleri hatırlatıyor, “Amerikalılar Rusya ile olan tüm farklılıklarımızı halletmek, sonra da filmlere gitmek ve kola içmek istiyorlar”.  ABD’yi geri getirmek için Cumhurbaşkanı Harry S. Truman’ın kararlılığı, Winston Churchill’in Fulton konuşmasındaki gibi bir konuşma sanatı ve Joseph Stalin’in vahşeti lazım.

Sovyetler Birliği’nin 1991’de sona ermesine kadar, soğuk savaşın onlarca yılı tarihsel olarak istisnai bir geçmişe sahipti. Burada, Avrupa’nın kalbindeki öncüleri ile ortak bir jeopolitik düşmana sahip olma hissi, Batı Avrupa ve Amerika’yı birbirine bağladı. Başka bir yerde söylediğim gibi, soğuk savaşın sona ermesinden bu yana transatlantik eylem birliği söz konusuydu. Artık her zamankinden daha  fazla  şekilde Amerikan cemaati, uluslararası bağlılıklardan uzaklaşıyor ve ittifaklarının iç meselelerine karışmak için onları birbirine karıştırıyor.

Eski bir ABD dışişleri bakanı, ülke çapındaki dinleyicilerin artık dış politikada ne kadar az temsil edildiğini söylüyor. Amerikan havalimanlarını, otoyollarını, trenlerini veya okullarını bilen herkes, Amerikalıların neden Afganistan veya Irak’taki uçak pistleri ve okullardan ziyade kendi topraklarındakileri iyileştirmeye odaklanmak istediklerini kolayca anlayabilir. “Öncelik Amerika” sadece bir Trump sloganı değil. En enternasyonalist cumhurbaşkanının bile uyum sağlaması gereken ulusal bir ruh hali.

Trump korkutucu durumda ama “neden” olduğu derecede bir “semptom” aynı zamanda. Transatlantik sapma sorunu Trump’dan önce oradaydı, Trump’tan daha derin sebeplere sahipti ve Trump’dan sonra bizimle birlikte olacaktı.

Emin olmak gerekirse, Eylül 1918’deki Meuse-Argonne saldırısından bu yana 100 yıllık gel gitli transatlantik ortaklığı, büyük bir miras bıraktı: Dünyadaki en büyük, uluslararası ve iç içe geçmiş ekonomi; Putin sayesinde yenilenen karşılıklı savunma taahhüdü ile NATO güvenlik ittifakı yanı sıra eşsiz bir kültürel ve entelektüel samimiyet. Transatlantik batı hâlâ güçlü. Kaslı bir bedeni avare bir aklı, zayıflamış bir kalbi ve bölünmüş bir ruhu var.

Kaynak: https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/sep/28/trump-america-europe-united-states

Çevirmen Hakkında

Mert Öbek / TESA İngilizce Çevirmeni

Nişantaşı Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir