Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
rohingya
Kaynak: Hannah Beech

Rohingya ve Turkuaz Karanlığı

Rohingya’dan Müslüman mültecileri taşıyan yaklaşık 3 tekne rotasız kaldı. 2 aydan uzun süredir denizin ortasında, dalgalar arasında savrulmakta. 5 Mayıs haftasından itibaren tekneler, durumu takip eden göçmen hakları gruplarının gözünden kayboldu.

New York Times gazetesinin Doğu Asya’daki ofis müdürü Hannah Beech, bu insanlık trajedisi hakkında bir rapor yayınladı. Raporun başlangıcında şu ifadeye yer verdi: “Turkuaz rengi suların ortasında bir yerde, belki de Andaman Denizi’nin Bengal Körfezi ile buluştuğu yerde…”

Rohingya göçmenleriyle dolu tahtadan tekneler takip ediliyordu. Şimdi ise 10 aydır limansız, rüzgârın ve akıntının merhametine kaldılar. Teknelerin, en uygun rota olan Malezya’ya veya asıl limanı olan Bangladeş’e demir atması engellendi.

Bu haftadan itibaren tekneler, uydudan takip etmeye çalışan göçmen hakları grubunun gözlerinden kayboldu. Her tekne -en az 3 tekne vardı- güvenli bir sığınağa ihtiyacı olan, insan tacirlerinin merhametine kalan, sessiz yüzlerce Rohingyalı Müslümanı taşıyordu.

Komşu devlet Myanmar’da şiddet ve zulüm dalgalarından kaçıp Rohingya’da yaklaşık bir milyon kişinin sığındığı Bangladeş’teki mülteci çadırlarının birinde yaşayan imam Muhammed Yusuf, “Açık denizlerde öylece kalan kardeşlerimin durumları aklıma gelince ağlamak istiyorum.” dedi.

İnsan Pingpongu

Teknelerin denizin ortasında kaldığını bildiren muhabir, Birleşmiş Milletler’in bu durumu tehlikeli bir “insan pingpongu” olarak nitelediğini bildirdi. Bangladeş hükümeti gerçekten birçok Rohingyalı mülteciye kapılarını açtığı ve bu mülteci krizinde diğer devletlerin üstlendiğinden çok daha fazla yükü omuzladığı için bu teknelerin limanlarına demir atmasını reddetti. Koronavirüs salgını ve bölgede çadırlarda yaşayan yabancılardan korku duyulması sebebiyle Malezya, limanlarına yanaşılmasını kesinlikle geri çevirdi ve tekneler bu yüzden sığınacak başka bir yer bulamadı.

Bangladeş’te Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği temsilcisi Steven Corliss, “Bangladeş, Rohingya mültecileri konusunda büyük sorumluluk üstlenmiştir ve bu sıkıntılarla yüzleşme durumunda tek başına bırakılmamalıdır.  Ancak kapıların bu ümitsiz suratlara kapatılması asla bir çözüm değildir.” açıklamasında bulundu.

15 Nisan tarihinde Bangladeş Deniz Kuvvetleri başka bir Rohingya teknesini kurtardıktan sonra bu geri çevirmeyle ilgili yıkıcı sonuçlar belli oldu. Malezya kıyılarına demir atmaları engellenmişti. Çoğu çocuklardan oluşan yaklaşık 400 kişi, kötü beslenme ve susuzluktan dolayı hayatını kaybetti. İnsan kaçakçılarının elinde kapalı tutuluyorlardı. Mültecilerin durumlarını değerlendiren Birleşmiş Milletler’e bağlı mülteci ajansı, bu yolculukta kaç kişinin vefat ettiğini; sadece “Birçoğu öldükten sonra denize atıldı.” diyerek tespit edemediğini bildirdi. Ajans, birçok kişinin insan kaçakçıları tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtti.

Şimdi ise bu yolculuktan sağ çıkabilen Rohingyalılar Bangladeş’te geçici çadırlarda karantina altına alındı.

Genel Taktik

Raporda, Rohingyalıları Myanmar’daki toplama kamplarından veya Bangladeş’teki mülteci kamplarından kaçıran insan kaçakçılarına, yeryüzündeki en savunmasız insanlara eziyet ettiklerine değindi. Rohingyalıların çoğu, düzensiz olanların (belgesi olmayanlar) iş fırsatları bulabilecekleri Malezya topraklarına gitmekten umudu kesen, Myanmar ordusu tarafından uygulanan baskı ve zulümden dolayı ciddi psikolojik sıkıntılar çeken mültecilerden oluşmakta.

Mülteciler Yüksek Komitesi’nde yaklaşık 100 bin kayıt bulunuyor ve bunların çoğu kimliklerini doğrulayacak herhangi bir belgeye sahip olmadan toplumun bir kenarında yaşıyor. Rohingyalı kadınlar, çocuklar ve erkekler kaçırılıyor ve bu da diğer bir ülkede eziyetin devam etmesi anlamına geliyor.

Malezya’ya ulaşma çabaları sırasında yüzlerce Rohingyalı vefat etti. Devletler bu insanlara güvenli bir sığınak sağlamayı reddettiğinden dolayı bazı mültecilere yolculuk uzadıkça tekne daha fazla ağırlık kaldıramayacağı için denize atıldı.  Yolculuk sırasında aileleri aniden arttırılan kaçakçılık vergilerini ödeyemediği için diğerleri ormanlarda toplu mezarlara gömüldüler. Ve bu insan kaçakçılarının daha fazla para kazanabilmek için her zaman uyguladığı bir yöntemdir.

Bangladeş’te mülteci kamplarında imamlık yapan Yusuf ve diğer din adamları, ailelerin tehlikelerle dolu olan bu deniz yolculuklarına gitmemelerini tavsiye etti. Fakat kronik işsizlikten muzdarip binlerce insanın bulunduğu kamplarda hâkim olan ümitsizlik, Rohingyalıları kaçakçıların ellerine düşürdü. Yusuf Hoca, “İnsan kaçakçıları cezalandırılmalı, Rohingyalı masum insanlar değil!” diyerek ekledi.

Köle Gemileri

Bu teknelerdeki durum, köle ticareti yapan gemilerin durumundan farksızdı. Rohingyalı kadınlar, çocuklarla beraber ancak zorlukla yatabilecekleri karanlık ve dar bir yere kapatılıyor. Tayland ve Malezya’daki sahil güvenlik ve deniz kuvvetleri tekneleri geri çevirdiklerinde onlara bazen çabuk hazırlanabilir makarna konserveleri ve teknede içebilecekleri temiz su atıyorlardı. Göçmen hakları grupları, Güneydoğu Asya yöneticilerinin onlara sığınak vermeyi reddettiğini ve bazı Rohingyalıları idam cezasına çarptırdığını ifade etti.

Sağ çıkanlar verdikleri röportajlarda her gün cesetleri denize atmaya alıştıklarını söyledi. 2015 yılında Malezya’da bir polis, ormandaki kamplarda ağaç dallarından yapılmış kafeslere ve kaçakçılara, Bangladeşlilere ve Rohingyalılara ait yaklaşık 140 mezara rastladı. İki ülkede bu ticarette suç ortaklığı ve bu duruma son verme çabalarını engelleme ile suçlanıyor. Tayland sonunda 9 yetkiliyi insan ticareti planlamalarına katılımlarından dolayı kınadı. Malezyalı hiçbir yetkili hakkında soruşturma yapılmadı.

Rapor, 2017 yılında BM yetkililerinin soykırım operasyonu olarak nitelediği Myanmar’da Budist çoğunluğa sahip ordunun saldırıya başlamasıyla Rohingya’daki zulmün şiddetinin artmasına dikkat çekti. Bunun sonucunda binlerce Rohingyalı, toplu tecavüzler ve idamlarla ilgili hikayelerle Bangladeş- Myanmar sınırına akın etti.

Birçok Rohingyalı bir zamanlar Bangladeş’in doğusunda meyve ve bambu tarlalarının kapladığı, şimdi ise çorak tepelerde kurulmuş mülteci çadırlarında yaşıyorlar.  İnsani örgütlere göre şu anda koşullarda sıkışıklık ve acımasızlık olduğu için koronavirüs salgınından önce dahi çok daha tehlikeli bir hal aldı.  Ve sınırlı sayıda test yapılmasına rağmen çadırlarda herhangi bir koronavirüs vakası tespit edilmedi. Mültecilerin çevrelerinde koronavirüsün yayılma korkusuna karşın Bangladeş hükümeti kamplara yardım ekiplerinin gitmesini yasakladı.

Hiç Umut Işığı Yok

Rapor, “Şu an yardım ekiplerinin yaklaşık %80’inin kamplara girişi yasaklandı. Kızamık aşıları gibi önemli tıbbi kampanyalar durduruldu.” diyerek ekledi. Bölge sakinleri, kullanmak için yeterli su bulamadıklarını ve tuvaletlerin taştığını bildirdi. Özellikle Bangladeş hükümetinin internet bağlantısını kesmesi koşulları daha da zorlaştırıyor. Yolculuğun tehlikelerine rağmen kamp sakinlerinden bazıları Güneydoğu Asya’ya taşınmanın denemeye değer olduğunu düşünüyor. 2017 yılında Bangladeş’e kaçmayı başaran bir mülteci, “Masrafları karşılayabilseydim çocuklarımı Malezya’ya gönderirdim.” dedi. Denize açılma zamanındaki başarısız yolculuktan dolayı kaybedilen paralar, mültecilerin derdine dert ekledi.

Dünyadaki en büyük mülteci yerleşim yeri olan Kotobalong çadırlarında yaşayan Mustafa, “İnsanlar hep güvende hissedebilecekleri daha iyi bir hayat arıyorlar. Komisyoncularsa hep onları kışkırtmanın peşinde. İnsanlar da tehlikeleri böylece hiçe sayıyor.” dedi.

Muhabir şu sözlerle raporuna son veriyor: “Muhammed Nur, Kotobalong çadırlarında kendine ait bambudan bir kulübeden Rohingyalıların durumuyla ilgili şunları söylüyor: ‘Önceden çok az umut vardı, ancak şu an bir umut parıltısı dahi yok.’”

Kaynak: Sasapost