Ana Sayfa / Makale Çevirileri / Putin’i Yaratan Kriz

Putin’i Yaratan Kriz

20 yıl önce, Rus kapitalizminin krizi Batı yanlısı rejimi sona erdirdi ve Putin dönemini doğurdu.

Sessiz sakin geçmesine rağmen geçen Ağustos ayı, modern Rusya’yı şekillendiren bir olayın yirminci yıl dönümünü andı. Rusların özellikle 1998 Ruble Krizi’ni anmamasının açık sebepleri var. Ama bu olay ve yansımalarının ülkenin siyaset, ekonomi ve dış politikasına bugün kabul edilenden daha önemli bir etkisi oldu.

1999 Noel Arifesi’nde cumhurbaşkanlığının Boris Yeltsin’den Vladimir Putin’e geçişinin Rusya’nın yakın tarihinde bir dönüm noktası olarak görülmesi alışıldık bir şeydir; yeni döneme ait dönüşümün statüsü, yüzyıl dönümü tarafından pekiştirilir. Ama çoğu hususta, Putin’in gücünün yükselişinin zemini 1 yıldan daha erken bir sürede oluşturuldu, 1998 yazında. O zamanın olaylarını hatırlamak, Putin’in uzun hakimiyetini neyin mümkün kıldığını anlamamıza yardımcı olabilir.

Ekonomik Kaos

Rublenin 1998’de çöküşü, bir yıl önce Asya’da başlayan finansal krizin gecikmiş bir sonucuydu. Rus hükümeti krizin dalgalarını zapt etmeye çalıştı. Ülke zaten yıllardır süren derin bir ekonomik depresyona saplanmıştı. Sovyetler’in çöküşünün ardından gelen artçı sarsıntılar ‘‘şok terapisi’’ olarak kendini gösterdi; 1990’ların ikinci yarısında fakirlik ve işsizlik yaygındı, yaşam süresi oldukça düştü ve sosyal çöküşün belirtileri yaygındı. Mayıs 1998’de kömür işçileri ödenmeyen maaşları protesto etmek için Trans-Sibirya demiryolunu birçok yerde kestiler, sosyal huzursuzluk beklentilerini artırdılar.

Süren bu milli salgının ortasında, Yeltsin yönetimi rublenin değerini desteklemek için kaynakları kullandı ve IMF ve yabancı yatırımcılara rubleyi devalüe etmeyeceklerine dairısrar etti. Buna rağmen baskı çok işe yaramadı ve en sonunda 17 Ağustos 1998’de hükümet devalüasyonla beraber iç borçlarını ödeyemeyeceğini ve dış borç ödemeleri için de moratoryum ilan etti.

Gelecek ayda ruble değerinin üçte ikisini kaybetti, enflasyon tırmanışa geçti, işsizlik ve fakirlik daha da katlandı. Krizden önce bile milyonlarca Rus işçisi haftalar veya aylardır maaş alamıyordu. Ruble krizi sonrası, bu ‘‘gecikmeler’’ (Rusça’dazaderzhki), gerçi ‘‘maaş hırsızlığı’’ demek daha doğru bir kavramdır, daha da fazlalaştı. Ama çoğu Rus için krizin etkileri 1998’de ekonomik kurtarma planının devreye girmesiyle azalmaya başladı. 1998 devalüasyonunun etkisi bunda rol oynadı: ithal malları daha pahalıya sunmak, iç üreticilere nefes aldırdı.

Ruble krizinin diğer geniş kapsamlı etkileri de oldu: bankacılık ve finans sektörüne çok zarar verdiğinden dolayı ekonomik büyümenin yönünü diğer alanlara ve 1990’larda ulusal zenginliğin büyük çoğunluğunun yoğunlaştığı Moskova’dan diğer yerlere doğru çevirdi.

Petrol fiyatları tırmanmaya başladığında, bu değişiklikler 2000’lerde Rusya’nın ekonomik büyümesinin temellerini oluşturdu: 2008 ekonomik krizine kadar GSYH ortalama %7 arttı. Aynı zamanda Rus elitinin yapısını değiştirdi. 1990’larda, Boris Berezovski, Mihail Hodorkovski, Vladimir Gusinski ve diğer oligarklar, bankaları sayesinde inanılmaz servetlere sahip olmuşlardı. Ama 1998 krizi dengeleri değiştirdi ve Rus finans sektörü sahip olduğu şöhrete bir daha ulaşamadı.

Zenginlik kaynakları doğal kaynak sektörünün de üstünde bir yerlerde yer alıyor – petrol, gaz, kömür ve metal. Bu alanlardaki holdingler ve oligarklar yerlerini üstte tuttular. Ama 2000’lerde giderek artan bir şekilde Forbes milyarder listelerinde Moskova’dan çok fazla isim göründü: petrol ve alüminyum patronu Roman Abramoviç; petrol şirketi Surgutneftegaz’ın sahibi Vladimir Bogdanov; çelik holdingi olan Severstal’ın sahibi Aleksey Mordaşov; ve onlarcası.

Bu yeni sermayedarların gösterdiği gibi, Rusya’nın 1998 krizi sonrası gelir dağılımı öncekinde olduğu gibi adil değil. Zenginlik, gelir merdiveninde olağanüstü bir oranda yukarı doğru transfer ediliyordu. Ve çok sayıda gaz, kömür ve metal yataklarına sahip olan büyük bir petrol üreticisi ülke olarak Rusya 1999 sonrası doğal kaynakların fiyat artışından her halükârda yararlanabilirdi.

Ama 1998 krizi olmadan kazanımlar olduklarından daha dar bir şekilde dağıtılabilirdi. Sıradan Rusların bile 1999 sonrasında tecrübe ettiği maddi gelişimler, Putin’in sonradan ortaya çıkan popülerliğine katkı sağladı; böylece onu önemli kılan bir seçim zemini yaratması mümkün oldu, gerçekleşen onca seçim hilesine rağmen.

Beklenmeyen Bir İsyan

1998 krizi siyasi olarak da Putin’le beraber neyin yer alacağını gösteren önemli işaretleri beraberinde getirdi. Ekonomik etkilerini düzeltmek zaman alsa da siyasi yansımaları hızlı gelişti. 23 Ağustos 1998’de Yeltsin, krizden sadece 5 ay önce atadığı Başbakan Sergey Kiriyenko’yu kovdu ve onun halefi Viktor Çernomirdin’i göreve tekrardan getirmeye girişti – sadece Rus parlamentosundan beklenmedik bir direnişle karşılaştı.

Ekim 1993’te Cumhurbaşkanı ile o zamanki adıyla Milletvekilleri Kongresi arasındaki soğukluk, Yeltsin’in meclise tankları göndermesi ile sona erince, Duma Yeltsin’in kararlarını hemen onaylamaya başlamıştı. Aralık 1993’te onaylanan yeni bir anayasayla yetkilerinin önemli ölçüde azalmasıyla, Çarların kaygısızca yasamayı göz ardı ettiği döneme ithafen Meclis’e ‘‘Duma’’ ismi verildi.

Meclis bu hamle sonrası ilk kez uysaldı ama 1998’de kriz koşullarında aniden ayaklandı. İkinci kez de Çernomirdin’in tekrardan atanmasını reddetti. Yasamayı fesh etme ve yeni seçimleri ilan etmek için tetikte olan Yeltsin, Dışişleri Bakanı Evgeni Primakov’u yeni Başbakan olarak atamak zorunda bırakıldı.

Primakov’un başbakanlığı sadece birkaç ay sürdü; Eylül 1998’de göreve başladı, Yeltsin tarafından Mayıs 1999’da görevden çektirildi. Ancak görevi süresi, daha devletçi bir çizginin siyasi gücünü göstermekte son derece önemliydi. Pravda gazetesi eski Ortadoğu muhabiri ve KGB dış istihbarat eski şefi olarak Primakov hem içişlerinde hem de dışişlerinde yeni bir boyut değişikliği getirdi.

1996-1998 arası Dışişleri Bakanı olarak Yeltsin’in Batı destekçisi duruşundan dönmeye başlamıştı; ABD ve müttefiklerinin etkisini dengelemek için Çin, Hindistan ve diğer Batılı olmayan ülkelerle ilişkileri geliştirmeye çalışıyordu. Bu duruşu Başbakan’ken elde etti. (Tayini Batı’da hiç iyi karşılanmadı: Eylül 1998’de New York Times’dan William Safire, Rus liberal Grigori Yavlinski’yi arar: ‘‘Siz aklınızı mı kaybettiniz? Rusya NATO’ya çokça ihtiyaç duyarken siz özgürlüğe hayat boyu düşmanlık katmaya çalışıyorsunuz.’’) Mart 1999’da Sırbistan’a NATO hava saldırıları başladığında Primakov, Washington’a giden bir uçaktaydı ve uçağın geri dönmesini emretti. Bu davranış elbette ki sembolik bir el hareketinden biraz daha fazlasıydı ama bunu selefleri Gorbaçov veya Yeltsin’in yapmaya çalıştığını hayal etmek biraz zor.

Ülke içinde Primakov’un ilk hamlelerinden birisi maaş ödemelerini ve emeklilik borçlarını özelleştirmekti. Aynı zamanda özelleştirmelerin hızını yavaşlattı ve 1999 başlarında önceki satışların, ki çok büyük çarpıklıklar içerdiği herkesçe biliniyordu, tekrardan incelenmesi, hatta gerekirse iptal edilmesi ihtimalini ortaya attı. Oligark karşıtı söylemlerle beraber gelen bu önlemler, Primakov’un 2000’de cumhurbaşkanlığını elde etmesi için yeterli popülarite verdi.

Primakov’un iktidara gelme fikri bir yandan 1990’ların serbest piyasa dönüşümünün sonuçlarını tehdit ederken, diğer yandan Yeltsin ve Batılı destekçilerini endişelendiriyordu. Ama bundan da kötü olan şey, Yeltsin’in görevini bırakmasının ardından yargılanma ihtimaliydi. Kriz ayları geçtiğinde Yeltsin’in dokunulmazlığını garantiye alması için yeni bir halef bulması gerektiği açığa çıktı.

Putin Sentezi

Putin’in Ağustos 1999’da iktidara yükselişi- az bilinen FGS’nin (Federal Güvenlik Servisi) başının Başbakanlığa terfisi herkes için bir sürprizdi- Yeltsin’in çevresi tarafından bu dokunulmazlığı sağlamak için planlanmıştı. Putin’in 31 Aralık 1999’da Cumhurbaşkanı Vekili olarak yaptığı ilk işin, Yeltsin’in dokunulmazlığını sağlayan kararnameyi imzalamasıtesadüf değildi.

Fakat görevinin başlamasından sonra Putin’in yeni bir siyasi projeyi başlattığı ve Ruble Krizi’nden sonraki çalkantılı zamanlardan önemli dersler çıkarttığı açıktı. 1998 sonrası kontrolsüz serbest piyasa modelinin devam edeceğini düşünmek artık gerçekçi değildi. Özellikle stratejik sektörlerde belli bir dereceye kadar devlet kontrolü makul görünüyordu. Ülke içinde de oligark karşıtı yeni bir söylemin çağrısı duyuluyordu. Dış politika alanında ise Rus ulusal çıkarlarının daha güçlü bir savunması siyasi anlamda aşikardı.

Bütün bu cephelerde 2000 sonrası Putin’in uyguladığı politikalar, rublenin çöküşünün ardından güç kazanan motifler içeriyordu. Ama önemli ve sağlam farklılıklar vardı. Putin’in oligark sınıfını ‘‘yok etme’’ söylemlerine karşın, Putin’in ilk iki döneminde sayıları oldukça arttı: 2000’de milyarder sayısı sıfır iken bu sayı 2008’de seksen ikiye çıktı.

Putin bazı alanlarda devlet kontrolünü genişletirken diğer sektörlerde piyasanın alanını devlet kurumlarını, konut ve eğitim sektörlerini de özelleştirerek genişletti. Dış politikada Primakov’dan daha fazla Batı yönelimliydi, hatta Rusya’nın NATO’ya katılmak istediğini ifade etti. 11 Eylül saldırıları sonrası ABD’ye ‘’terörle savaş’’ için yardım teklif etti ve Orta Asya’da komşu devletlere Afganistan’a saldırı için Amerikan üslerinin kurulmasını memnuniyetle karşıladı.

Bütün bunlar Putin’in ilk döneminde devletçi, oligark karşıtı politikaları ile serbest piyasa ve Batı destekçisi politikalarının arasında bir çelişki olduğu anlamına geliyordu. Bunlar belli bir dereceye kadar retorik sözler ve hükümetin başarılı bir şekilde istifade ettiği siyasi ürünlerin arasındaki boşluğun bir sonucuydu. Ama aynı zamanda rejimin kendisinde ideolojik çelişkiler vardı: Primakov’u popüler yapan özelliklerin,Yeltsin hükümetinin kapitalist reformlarını korumaya çalışan bir bağlılıkla birleşmesiyle ortaya çıkan bir ikilik.

Erken dönem Putinizm’deki bu ikilik, Ruble Krizi olmasaydı ortaya çıkmazdı. Bu bağlamda 1998 Krizi Putinist sentezi siyasi olarak gerekli kıldı.

Krizin Oluşumu

Putin Ruble Krizi’nden sonraki 20 yılın 19’unda Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olarak iktidarda bulunuyor. Rusya ile özdeşleşmesi o kadar yakın hale geldi ki ülkedeki gelişmeleri onun kişilik aynasından yorumlamak bazı Batılı yorumcular için çok zor.

Ancak iktidarının en ayırıcı özelliklerinden çoğu sadece bireysel aklının sonucu değil. Aynı zamanda onun etrafında gelişen siyasi, sosyal, ekonomik değişimlerin sonucu. Putinizm’i etkileyen Sovyet dönemine eğilmek alışılageldiyse de 1990’ların kargaşası- özellikle 1998 Krizi sonrası dönem -siyasi projesi için çok etkileyici oldu.

Yeltsinizm’i krize sürükleyen ve yeni bir veliaht arayışının Putin’i ortaya çıkarması bizzat bu olayların sonucuydu. Putin’in önemli ideolojik değişimlerinin çoğunun başarıyla uygulanması, Ruble Krizi sonrası oldu. Ve 1998 Krizi’nin ekonomik sonuçları, kendisinin uzun zamandır süren popülaritesine dayanak oluşturan istikrarlı büyümenin zeminin oluşturdu.

Çoğu hususta Putin, 1998 Krizi’ne destekçilerinin ya da karşıtlarının kabul edebileceğinden daha fazla borçlu.

Kaynak: https://www.jacobinmag.com/2018/08/rouble-crash-yeltsin-putin-free-market

Çevirmen Hakkında

Sinan Karaoğlu / TESA İngilizce Çevirmeni

Sabancı Üniversitesi

Siyaset Bilimi & Uluslararası Çalışmalar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir