Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Kitap Analizi / Puslu Kıtalar Atlası / Kitap Analizi
Puslu Kıtalar Atlası Kitap Analizi
Kayıp Rıhtım'dan alınmıştır.

Puslu Kıtalar Atlası / Kitap Analizi

Yazar Hakkında
Türk Edebiyatının yetiştirdiği önemli isimlerden olan İhsan Oktay Anar, Hulki Aktunç’un ifadesiyle “Râvi-yi Ahbâr” yani rivayet eden, haber veren.
İhsan Oktay Anar felsefe mezunu bir edebiyat aşığıdır. Yazmış olduğu romanlarda felsefi düşünceyi çok iyi bir şekilde kullanmış ve edebiyatımızda felsefi romana ilk adımı kendisi atmıştır. Romanlarında felsefe, tarih, polisiye her daim yerini korumuştur. 2009’da Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü alan yazarımızın son kitabı ise “Galiz Kahraman”dır. 1995 yılında basılan “Puslu Kıtalar Atlası” yazarın ilk ve en çok bilinen romanı olma özelliğini taşımaktadır. Bu zamana kadar 60’ın üstünde baskı yapan romanı bu yazımızda inceleyeceğiz.

Analiz
Roman 17.yy İstanbul’unda yazarın değişiyle Kostantiniye’de geçmektedir. Korsan olan Arap İhsan’ın yeğenini ziyaret etmesiyle olaylar başlamaktadır. Arap İhsan Efendi, İstanbul’a hayatını kurtaran Rendekar’ın “Zagon Üzerine Öttürme” isimli kitabının çevirisini yaptırmak istemektedir. -Bahsi geçen bu kitap aslında Descartes’in “Yöntem Üzerine Konuşma” isimli kitabıdır.- Uzun İhsan Efendi Avrupalı seyyahlar gibi dünyayı gezmek ve haritalar çizmek isteyen oğlu Bünyamin ile birlikte yaşayan bir karakterdir fakat kendisinin daha mahallesinden çıkacak cesareti yoktur. Cesaretinin olmayışından da uyumasını sağlayan bir sıvı içerek uzun uykulara dalmakta ve çeşitli rüyalar görmektedir. Gördüğü bu rüyaları ise bir atlasa yazmaktadır. Uzun İhsan Efendi dayısı Arap İhsan Efendiye getirilen çeviriyi okuduktan sonra hayatında köklü değişimler yaşanmaya başlamıştır ve gerçekliğin doğası üzerine düşünmeye başlamıştır. Bünyamin ise babası Uzun İhsan Efendi’ye “Sen gerçekten benim babam mısın? Peki, annem kim? Sen kimsin? Ben kimim? Bu evin geçimi nasıl sağlanıyor? Pazara giderken bana verdiğin akçeleri nereden buluyorsun? Günlerce yemeden içmeden nasıl yaşıyorsun? Kimsin sen?”[1] gibi soruları sormak istemektedir. Ancak bu soruları babasına soramamaktadır. Romanı okumaya başlayıp ilerledikten sonra aslında soruların yazarın roman içersin de ele aldığı konuları özetlediği görülmektedir. Bu soruların cevabı ise romanın sonunda okuyucuya verilmektedir.  Kafası bunca soruyla karışan Bünyamin sorularının cevabını bulmak için babasının uyku şurubundan içer fakat çok fazla içtiği için uyanamaz ve Bünyamin’i öldü sanırlar. Mezara konulduğunda uyanan Bünyamin ile birlikte olaylar başlamaktadır.

Mezarından uyanan Bünyamin’i Vardapet adlı bir lağımcı yanında çalışması için alır çünkü o toprağın altına girmiş ve sağ olarak çıkmıştır. Vardapet’in yanında çalışmak için babasından ayrılan Bünyamin’e babası yazmış olduğu atlası vererek ne zaman başı sıkışsa bu atlasa bakmasını tembihler. Yaşanan olaylar boyunca Bünyamin’e yol gösteren onu zor durumlardan kurtaran hep bu atlas olmuştur. Kitabın sonunda Bünyamin Atlasın ismini tam olarak okur ve “Puslu Kıtalar Atlası” yazdığını görür. Rastgele açtığı sayfalarda babasının kendisine yazdığı bir bölüm ve bölümü okuduğunda babasına soramadığı soruların cevabının orada olduğunu görür.

Bir diğer nokta ise Uzun İhsan Efendi ile İhsan Oktay Anar arasındaki ilişki yazar kendisini bazen romanın içine katarak kurgudaki gerçekliği alt üst etmiş ve bir üst kurmaca yapmıştır. Örneğin yazarın oğluna konuştuğu kitabın son kısmında yazar şunları söylemektedir; “Ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hala çözebilmiş değilim. Rendekar düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? Galata’da, Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi İzmir’de oturan mahzun ve şaşkın adam mı? Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm. Var olduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.”[2] Aslında İhsan Oktay Yanar roman boyunca Uzun İhsan Efendi ile kurduğu ilişkinin bir sonucu olarak kendisine Descartes’in “Düşünüyorum öyleyse varım” önermesini rehber edinerek bu önermeyi yeniden ortaya koymaktadır. Okur en son hikâyeye geldiği zaman Bekçi ile baş başa kalmıştır.  Aslında bekçi okurun kendisidir.

Sonuç
Özetleyecek olursak “Puslu Kıtalar Atlası” gerçek dünya ile kurmaca dünya arasındaki sınırların kaldırıldığı özellikle 20.yüzyılda yazılan eserlerde baş gösteren bir durum olan edebiyatta üst kurmaca olarak adlandırılan bir teknikle post-modern şekilde yazılmış bir romandır. Eser, felsefi, fantastik ve tarihi içerikler barındıran kurgunun mükemmel bir şekilde yapıldığı ve gerçeklikle düşün iç içe geçtiği eşine az rastlanan da bir romandır. Tarihi ögeleri barındırmasıyla ve romanda işlenme üslubuyla de Yeni Tarihselcilik gibi bir incelme metodunu gözler önüne sermektedir. Bu şekilde de Edebiyat ve Tarih arasındaki ilişkinin çerçevesi arasındaki belirsizliği okura sunar.

Roman içerisinde karakterler farklı özelliklere ve hayallere sahiptirler aynı zamanda eser geniş bir karakter grubunu ele almaktadır. Bunun yanı sıra birçok karakter aynı ölçüde önemlidir fakat genel manada olaylar zinciri tek bir karakterin etrafında dönmektedir. Roman ilk etapta okurların mesafeli yaklaştıkları bir eser olmuştur fakat gerek kurgusu gerek karakterleri ve olayların gelişimi noktasında insanı başka diyarlara götüren ve bir çırpıda okurun bitirmesini sağlayan bir üsluba ve düşünce altyapısına sahiptir. Romanı değerli yapan bir diğer nokta ise tarihe bilinenden farklı olaylar üzerinden yaklaşması ve o dönemi farklı bir şekilde yansıtmış olması açısından çarpıcıdır. Kısacası İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” düşünce dünyasında farklı ufuklara yelken açmak isteyen her kitap severin hayatında en az bir defa da olsa okuması gereken ve Türk edebiyatında da nadir eserlerden olan bir başyapıttır.

Kaynakça

Kaynakça

Kaynakça

Anar, İhsan Oktay, Puslu Kutalar Atlası, İletişim Yayınları, İstanbul, 2017.

Dipnotlar

[1] İhsan Oktay Anar, Puslu Kutalar Atlası, İletişim Yayınları, 2017, ss. 47.

[2] İhsan Oktay Anar, Puslu Kutalar Atlası, İletişim Yayınları, 2017, ss. 237.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Ahmet Beşir Okumuşlar

Ahmet Beşir Okumuşlar
TESAD Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir