psikolojik
Kaynak: Daraj

Psikolojik Sorunlar: Suriyelilerin Dile Getirilemeyen Acısı

“Deli olmak ayıp değil, ülkede yaşadıklarımız en büyük ayıptır.” Servis arabasında yanımda oturan kadının, pencereden, bahçede durup çok yüksek bir sesle gülen yaşlı bir adam gördükten sonra söylediği bu sözleri hiç aklımdan çıkmıyor. Durum biraz ilginç olmasına rağmen bana mantıklı geldi ve Sumer Şihade’nin yazdığı El Hicran romanındaki Abdullah’ı hatırlattı. Abdullah, savaşta yaralandıktan sonra ailesine döner, fakat bambaşka bir kişi olarak. Hem sevdiği kişi hem de vatanı tarafından hayal kırıklığına uğraması onu çok farklı bir kişi yapar. Sanki yokmuş gibi, ailesinin içerisinde sessizce kalır. Lâkin aniden ailesini korkutacak şekilde kahkahalar atar. Sonrasında Abdullah bir caminin önünde bileklerini keserek intihar eder.

Çok gündeme gelmese de Suriyeliler, çile, yoksulluk, kayıp ve ölüm gibi psikolojik bozukluklar ile de karşılaştı. Bunu insanların yüzlerinden anlıyoruz. Aynı zamanda kriz dönemlerinde, insanların yerlerinden edilme, açlık ve yoksullukları gündeme gelirken, psikolojik sorunlar arka planda kalıyor.

Acı sürekli anlatılmaz, psikolojik olsa da. Biz çocuklarımızın psikolojisine önem veremiyoruz. Çocuklar mı? Bizim çocuklar silah taşıyorlar ve ölümü kendi gözleriyle görüyorlar. Ebeveynlere çocuklarına şiddet uyguladığı için ceza vermiyoruz. Zaten çeteler, şiddeti fazlasıyla herkese uyguluyor.

Düşmanla Gezintiye Çıkmak

Yaptığımız bir röportajda milisler tarafından kaçırılıp 1 ay boyunca alıkonulan bir kadın “Bize iyi davrandılar.” dedi. Kadının söylediklerine şaşırmamıza rağmen, milislerin onlara nasıl iyi yemek verdiklerini ve iyi davrandıklarını anlatmaya devam etti. Ancak sonrasında kadının, milislerin onu ve yanındakileri öldürmemelerini takdire şayan birçok şeyi olarak düşündüğünü anladık. Aslında bu hikâye bize, Suriyelilerin savaşta yaşadıkları ve taviz verdikleri birçok şey anlatıyor. Suriyeliler gerçekten düşmanın kim olduğunu biliyorlar mı? Yoksa onları öldürmeyeni dost olarak mı görüyorlar? Fakat yaşananlara baktığımızda herkesin onları öldürebileceğini görüyoruz. O zaman kime inanacaklar?

Savaşta ölenlerin isimleri önemini kaybeder ve sürekli tekrarlanır. Birçok aile de ölen çocuklarının isimlerini saklamayı tercih eder. Ancak, çocuğun hikayesini anlatır gibi herkesin önünde öldüğünde ne yapacaksın? Yaşananları tahmin etmek bile gerçekliğinden daha korkunç olabiliyor.

Tüfeği, sanki bir mavzer taşırmışçasına taşıyan ve gökyüzüne doğrultan bu gencin hikayesi film senaryosuna benziyor gibi görünse de bu sahne çok alelade yerlerde yaşanıyor. Bu sahnelerin yaşandığı yerlerdeki insanlar aslında büyük olaylara tanıklık edeceklerini hayal etmezlerdi.

Bahsi geçen gencin akıl sağlığının savaşa katılmadan önce yerinde olduğu söyleniyor. Humus’un yakınında bulunan köyüne döndüğünde ise bunu yitirmeye başlamıştır. Ancak gencin başından geçenler hakkında köy sakinlerinin en ufak bir fikri bulunmamaktadır. Bu genç ve diğer savaşa katılmış gençlerin bir çeşit kuşatma altında kaldıkları söyleniyor. Öyle bir kuşatma ki, katılanlar kilolarının yarısından fazlasını kaybetti ve bu süreçte nasıl beslendikleri veya dayandıkları konusunda kimsenin bir fikri yok. Bu noktada akıllara gelen soru şu: “Bu şekilde bir yaşam, zaten ölümle eşdeğer değil mi?”

Son on yılda Suriye’de hayatın bütün anlamları değişmiş; günaydın cümlesinden iyi geceler cümlesine kadar birçok değişim yaşanmış. Hapishanelerde ise durum çok farklıydı. Mahkumlara her gün uyandığında idam edileceği söyleniyor. Bu olay bazen günde 3 kez tekrarlanıyor. Gerçekleşmesi her an beklenen bir sonuç idi.

Zor olsa da bazı kişiler hapishanedeki olaylar karşısında ayakta durabildi. Peki ya dayanamayanlara ne oldu? Son olarak onlarca kişi serbest bırakıldı. Fakat “travma sonrası stres bozukluğu” onların yakasını bırakmadı. Serbest bırakılanlardan biri, “Sorun her gün olanlarda değil aslında. Sorun; bu başıma dayanan o silah, hâlâ soğukluğunu hissedebiliyorum. Ailem ve komşularım beni kahraman olarak görseler bile, ben o silahı başıma dayadıklarından beri bir ölüyüm. Psikolojik tedavi bana biraz iyi geldi ama psikolog iyi olmam için hâlâ zamana ihtiyacım olduğunu söylüyor.” Psikolojik tedavi aldığını saklamasının sebebini sorduğumuzda “İnsanların, benim yaşadıklarımı anlayacaklarını mı düşünüyorsun? Sonuç olarak deli denecek ama ben deli değilim.” diyor.

Aslında, hapislerde ve milisler tarafından işkence gören insanların bazıları sadece psikolojik tedaviyi kabul etti. Geri kalanlar için hapiste yaşadıkları, psikolojik tedaviden sonraki damgalanmaları (!) daha kabul edilebilir hale geldi!

Şimdi, Suriyeliler için ölüm, kayıp, zorunlu göç ve tüm yaşananlar herkesçe malum, tedavi ise savaş bittikten sonra başlayacak… Fakat nasıl olacak? Savaş, açlık ve korkunun bitirdiği vücut psikolojik sorunlara nasıl dayanacak? Sonu olmayan bir labirent gibi.

Kaynak: Daraj

Savaşa Gitmeyen Kızlar

Görüştüğümüz M.H. “2 yıl boyunca aynı kâbusu görüyorum; çanta taşıyıp zorla savaşa gittiğimi görüyorum. Neden savaşa giden tek kız benim diye kendime soruyorum. Sonra kalktıktan sonra diyorum ki rüyamda geçen bir olaydan ben bu kadar korkarken, bunu gerçek hayatta yaşayanları hayal bile edemiyorum.” dedi

Sonrasında N.H. gördüğü rüyaları anlatırken “Köyümüze sürekli silahlı örgütler saldırdığı için; rüyamda bana tecavüz etmeye çalıştıklarını görüyorum, kaçmaya çalışıyorum ama ayaklarım hareket edemiyor. Neyse ki bana tecavüz etmeden ailem beni uyandırıyor.” şeklinde ifade etti.

Bomba, evin ortasındaydı diyerek konuşmasına başlayan A.M. “Rüya hem kötü hem de çok gerçekçiydi. Benim bebeğim de bombaya doğru emekliyordu, ben de onu atmak için tutuğumda elimde patladı ve çocuğumun organlarını ve kendi organlarımı havaya uçarken gördüm. Gerçek, bu rüya kadar korkunç olamaz.” şeklinde devam etti.

Acı Çeken Çocuklar 

Bu süreçte çocuklar, savaşı yaşadıkları için gerçek hayatı keşfedemedi. Hatta, sağlam evlerinin bu kadar kolay bir şekilde nasıl yıkıldıkları konusunda düşünmeye başladı. Çocuğun ilk evi yıkılırsa, sonrasında kendisini bir evde nasıl güvenli hissetsin ki? Guta’dan kaçarak Şam’da bir köprünün altında geceyi geçiren iki çocuğu hatırlıyorum. Bu iki kardeş babalarını ve annelerini savaşta kaybettiler. Sonra benim çalıştığım insani yardım kuruluşuna geldiler. Savaşta “Mağdur Çocukları Koruma Merkezi”ne giderken abi arabada kardeşinin elinden tutuyordu ve ona her baktığımda gülümsüyordu. 10 yaşındaki abinin gözlerinde korku, cesaret ve ağlama belirtileri anlaşılıyordu. Fakat abi pozisyonunda olduğu için daha güçlü kalması gerekiyordu. Koruma merkezine geldiğimizde bana çok yakın yürümeye başladılar ve tanımamalarına rağmen ‘gitme’ der gibi, abi bana teşekkür etti. O anda yılların bana unutturamadığı bir hüzne kapıldım. Elimden bir şey de gelemediği için “Burada iyi olacaksınız” demekten başka bir şey yapamadım.

Geçtiğimiz yıllarda, savaş mağduru çocuklar için merkezler kurulmaya başlandı. Özelikle psikolojik anlamda bu çocukların ihtiyaçları çok farklı. Savaş ortamında yaşadıkları için şiddete daha çok meyilli oldukları tespit edildi. Sivil toplum ve uluslararası kuruluşlar psiko-sosyal destek verme konusunda büyük bir mücadele içindeler, lâkin sayılar çok fazla. Bunun yanı sıra aileler, çocuklarının bilinçaltındaki bu travmalardan kurtulmalarını istiyorlar. Neyse ki çocukların psikolojik tedaviye alınması daha kolay ve aileler bunu normal olarak görüyor. Fakat yetişkinler için maalesef durum tam tersi. Sanki çocukların yaşadıkları psikolojik sorunlar normal algılanırken yetişkinlerinki ise anormal görülüyor.

Hayatın Her Yerine Yerleşen Psikolojik Sorunlar

İsmini söylemek istemeyen ve insanî bir yardım kuruluşunda çalışan bir psikolog, durumu şöyle özetliyor: “Nedenleri farklı birçok vakayla çalışıyoruz. Kimi ailesini, kimi evini kaybetmiş, kimi sakatlanmış, kimi şiddet görmüş. Çocukların durumu ise çok karmaşık bir hale gelmiş. Bacağını kaybedip intihar eden çocuk gibi, yaşadığı sorunlardan dolayı intihar etmeye çalışan çok vakam oldu. Çözüm hiç kolay değil ama imkânsız da değil. Fakat bir kişinin bu süreci atlatması için hem sabır hem de çevreden destek alması gerekiyor.” dedi.

Sonra konuşmasını sonlandırırken “Suriye’de son 9 yıldır yaşananlar o kadar trajik bir şekilde oldu ki gerçek olduğuna inanamazsınız.” diye ifade etti.

Olmayan Kurtuluş Yolu

Kayıp, Suriyelilerin hayatının merkezinde yerini aldı. Kayıptan dolayı psikolojik sorunlarla yüz yüze geldiler. Fakat, olmayan bir kurtuluşu beklemek ne kadar doğru? Çocukları açken kim geçirdiği depresyonu dile getirebilir ki? Evi yıkılmışken kim hayal kurabilir ki? Acı sürekli anlatılmaz, psikolojik olsa da. Biz çocukların psikolojisine önem veremiyoruz. Çocuklar mı? Bizim çocuklar silah taşıyorlar ve ölümü kendi gözleriyle görüyorlar. Ebeveynlere çocuklarına şiddet uyguladığı için ceza vermiyoruz, zaten çeteler şiddeti fazlasıyla herkese uyguluyor. Uyku zamanı gelince kimi yatağa, kimi de bir kampta bir çadıra gider, kimi de yeni bir ülkenin dilini öğrenmeye çalışır, kiminin de sığınakta hiç uykusu gelmez. Fakat herkes acıyı paylaşır.

Yazar: Manahel Alsahoui

Kaynak: Daraj.com