tarih
Genel Türk Tarihinden Alınmıştır.

Prof.Dr.Gülçin Çandarlıoğlu, “Tarih Metodu” Kitap İncelemesi

Öz

Bu yazıda Türk Tarih Dünyası içerisinde önemli yere sahip olan Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Bahaeddin Ögel gibi değerli isimlerin rehberliğinde çalışmış olan İslam öncesi Orta Asya Türk Tarihi Uzmanı Prof.Dr.Gülçin Çandarlıoğlu’nun “Tarih Metodu” isimli eserinin incelemesini yapmak amaçlanmıştır.

Yazı, giriş ve sonuç bölümlerinin haricinde, eserin her bir bölümü mukabilinde sekiz bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde eser hakkında genel bir bilgi vererek, diğer bölümlerde eserin karşılık gelen bölümlerinin incelemesi yapılacak ve subjektif değerlendirmenin yapıldığı Sonuç bölümü ile yazı sonlandırılacaktır.

Anahtar Kavramlar: Gülçin Çandarlıoğlu, Tarih, Tarih Metodu, Tarih Felsefesi, Tenkid, Kaynak.

Giriş

Prof.Dr.Gülçin Çandarlıoğlu, bu eseri hazırlama amacının Tarih Metodu’nun karmaşık konularını basit ve sade bir dil ile anlatarak öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu ve eserin öğrencilerinin talebi üzerine hazırlandığını kitabın önsöz kısmında belirtmektedir.

Eser bir önsöz ve sekiz bölümden oluşmaktadır. İlk dört bölümünde Tarih Metodu ve Tarih Nedir?, Tarihin Diğer İlimlerle İlişkileri, Tarih Yazma Tarzları ve Tarih Felsefesi gibi temel konular işlenmiştir. Devamındaki iki bölümde ise Tarihi Malzeme ve Tarihi Malzemenin Tenkidi başlıkları ile teknik kısma geçilmiştir. Eserin son iki bölümünü “Kaleme Alma Tekniği (Terkib,Sentez)” ve “Eserin Hazırlık ve Yazma Safhaları” başlıkları oluşturmaktadır. Son olarak bibliyografya ile eser noktalanmıştır.

I.Bölüm – Tarih Metodu ve Tarih Nedir?

Kitabın ilk bölümünü oluşturan başlıktan da anlayacağımız üzere bu bölümün aslında tarih ilmine giriş kısmı olduğu aşikâr. Gülçin Çandarlıoğlu bu bölüme başlarken öncelikle metodun tanımını yaparak en temelden başlamayı tercih etmiştir. Akabinde tarih bir ilim midir? başlığı altında tarihin bir ilim olduğunu ve hareket içerisinde olması dolayısıyla tekrarlanamayacağını açıklamaları ile birlikte yazmıştır. Sonrasında tarih-sanat konusuna değinmiş, tarih-felsefe ilişkisi ile bölüme devam etmiştir. tarih felsefe ilişkisi konusu üzerinde dururken B.Paskal, Plutarkhos, Fichte, Th.Carlyle, G.Tard, Ziya Gökalp ve Nietzche gibi düşünürlerin de görüşlerine yer vermiş, bu sayede okuyucuya daha geniş bilgi sunmuştur. Çandarlıoğlu bölüme devam ederken tarihin gayesine de değinerek tarih ilminin kuruluş safhalarından bahsetmiş ve bu kısımda  tarih metodu ve tarih yazımı konularında örnek gösterdiği yazar ve eserler ile okuyucuya ekstra kaynaklar sunmuştur. Bölümün devamında tarihin tarifini şu şekilde yapmıştır:

Tarih, insanların zaman ve mekan içinde geçirdikleri gelişmeleri ve bu insanların psiko-fizik hareketlerini, bu hareketlerin sebep-netice ilişkilerine dayanan ortak değerlerini araştırır ve tanıtır. Burada tasvir etmek ortaya koymak olup psiko-fizik hareketler de tarihin kendisidir. Çünkü tarihi insanlar meydana getirir. Şu halde bütün tarihi olaylarda insanın psiko-fizik hareketlerinden yani ruhi hadiselerin insandaki fiziki şekillerinden doğar.”[1]

Tarihin tarifini yaparken sık kullandığı psiko-fizik hareketler konusunu, tarifi yaptıktan hemen sonra bir başlık altında açıklayarak akıllarda oluşabilecek soru işaretini gidermiştir. Bölümün sonuna doğru Çandarlıoğlu, tarihi olaylar ve tarihi olaylarda sebepler konularını ayrı kısımlarda açık ve öz bir şekilde örneklerle anlatmıştır. Ve son olarak anlatırken öznel ifadelerinin yoğun olarak görüldüğü tarifin faydası başlığı ile eserin ilk bölümünü sonlandırmıştır.

II.Bölüm – Tarihin Diğer İlimlerle İlişkileri

Çandarlıoğlu, ilk bölümün başlığında olduğu gibi bu bölümde ve incelemesini yapacağım diğer bölümlerde de metot içerikli eser olması dolayısı ile olsa gerek içeriği kapsayan oldukça açıklayıcı ve genel başlıklar kullanmıştır.

Bu bölümü “Tarihin Diğer İlimlerle İlişkileri” ve “Tarih’e Yardımcı İlimler” olmak üzere iki kısımda incelemiştir. Tarihin Diğer İlimlerle İlişkileri başlığı altında Sosyoloji, Etnografya, Etnoloji, Antropoloji, Folklor, İktisat, Felsefe ve Coğrafya gibi tarih ile birinci dereceden ilgili ilimlerden söz etmiştir ve diğer metot kitaplarından farklı olarak Sosyal Psikoloji, Kültür Antropolojisi ve Geo-politik ilimlerini farklı başlıklarda anlatmıştır. Bu ilimleri açıklarken tanımlarını yapmakla kalmayıp tarih ile ilişkilerine de değinmiştir.

Bir tarihi olayın sebebi araştırılırken ilgili sosyal kanunlar göz öne alınır. Yani sosyoloji, cemiyetlerin ana kanunlarını ortaya koyar, tarihçi de bu toplumda cereyan eden olayları bu kanunlara dayanarak açıklar.”[2]

Bu açıklamaları yaparken bahsi geçen ilmin neden gerekli olduğunu da belirtmeye özen göstermiştir.

Bazı tarihi olaylarda, o cemiyetin sosyal psikolojisi rol oynadığından bunu bilmek icap eder.”[3]

“Bir devir içinde cereyan eden hadiseler, o zamanın hakim felsefesi bilinmedikçe doğru anlaşılmaz.”[4]

Bölümün ikinci kısmını oluşturan tarihe yardımcı ilimler konusunda ise Filoloji, Epigrafi, Paleografi, Diplomatik gibi aslında tarih ilminin içerisinden doğmuş olan ilimler işlenmiştir ve oldukça önemli noktalara değinerek okuyucuya örnekler sunmuştur.

III.Bölüm – Tarih Yazma Tarzları

Gülçin Çandarlıoğlu bu bölümde temel üç tarz tarih yazımından bahseder. Bunlar; rivayetçi tarih yazımı tarzı, pragmatik (öğretici) tarihçilik ve araştırıcı, genetik tarihçiliktir.

Bu yazım türlerinden bahsederken genel olarak yazım tarzlarının öncülerine ve bu tarzda eser veren isimlere de değinen Çandarlıoğlu, açıklamalarına kendi yorumlarını da ekleyerek görüşlerini öğrenmemize ve değerlendirmemize olanak sunmuştur.

Rivayetçi tarihçilikten bahsederken bu türün en zayıf ve anlamsız tarihçilik olduğunu söylemiş, bu yargısının nedenini ise şu şekilde açıklamıştır:

Zira bunlar olaylar arasında bağlantı kurmaz, muhakeme etmez, zaman mekanı kesin göstermez, olayları tenkit etmez. Bundan dolayı bunların verdikleri bilgiler, cansız, ruhsuz ve manasızdır.”[5]

Çandarlıoğlu’nun bu görüşlerini bir yerde doğru bulsam da tamamen katıldığım söylenemez. Çünkü rivayetçi tarihçiliğin her ne kadar akademik anlamda geçerliliği olmasa da geleneksel bir değeri vardır.

Pragmatik tarihçiliğin ise faydalarının yanı sıra sakıncalarının da olduğunu, sakıncaları olmasa en uygun tarihçiliğin aslında pragmatik tarihçiliğin olacağını yazan Çandarlıoğlu, esad gayenin araştırıcı tarihçilik olduğunu belirtmiştir.

Araştırıcı tarih sistemine giriş, insan dimağının ulaştığı en büyük başarılarından birisidir.”[6]

Görüşlerini tasdiklemekteyim.

IV.Bölüm – Tarih Felsefesi

Bu bölümde yoğun olarak tarih-felsefe ilişkisi üzerinde durulmuş, farklı görüşler, farklı bakış açıları, farklı anlayışlar ayrıntılarıyla anlatılmıştır ve bu kısım metottan ziyade düşünce ve algı kısmıdır.

Öncelikle, düşünme nedir? Bilimsel bilgi nedir? Felsefi bilgi ve tarih felsefesi nedir? Gibi okuyucuda oluşabilecek temel sorulara yanıt vermekle başlayan bölüm, felsefi fikirlerin sınıflandırılması ile devam etmektedir. Bir çok filozofun tarih felsefesi hakkındaki fikirlerine yer veren bu bölümün, eserin en çok bilgi barındıran kısmı olduğu düşüncesinde olmanın yanı sıra okuyucuya ekstra fayda sağlayacağını düşünmekteyim.

V.Bölüm – Tarihi Malzeme/Kaynak Bilgisi

Kaynaklar hakkında temel bilgiler veren bu bölümde kaynaklar, bilginin değerine ve malzemenin cinsine göre olmak üzere iki grupta incelenmiştir. İhtiva ettikleri bilginin değerine göre tasnif edilen kaynaklar ise kendi içlerinde üç gruba ayrılmıştır. Bunlar; ana kaynaklar, birinci elden kaynak ve ikinci elden kaynaklardır. Malzemenin cinsine göre tasnif edilen kaynaklar ise haberler ve kalıntılar olmak üzere iki kısımda gruplandırılmıştır.

Bu bölümde ilgimi çeken bir şey var ki o da:

Bilhassa atasözleri herhangi bir devirde o cemiyetin moral durumunu apaçık belirtir ve cemiyetin durumu ile beraber yürür. “at ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır” atasözünün yanında, “gemisini kurtaran kaptan” veya “devlet malı deniz, yemeyen domuz” atasözleri halkın psikolojik durumunu açık olarak gösterir ki bu sonuncular çöküş yıllarının hatıralarıdır.”[7]

Bölümün devamında Çandarlıoğlu, kronikler ve hal tercümeleri hakkında kroniklerin olayları doğru aksettirmeme ihtimaline ve hal tercümelerinin ise subjektifliğine karşılık ciddi bir tenkidin gerekliliğini savunuyor. Bu düşüncelerine katıldığımı ayrıca belirtmek isterim.

VI.Bölüm – Tarihi Malzemenin Tenkidi

Bu bölümde dış tenkit (kaynak kritiği) ve iç tenkit (konu kritiği) konuları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Dış tenkit ve iç tenkit nedir? Nasıl yapılır? Sorularına yanıt verecek şekilde tenkidin önemine vurgu yapılmıştır. Akabinde tenkit işleminin ilk basamağı olarak dış tenkit yani kaynak kritiği konusu örneklerle iki kısımda aktarılmıştır. İlk kısım malzemenin yazarı, eseri ve yazılış tarihi üzerine bilgi içermekteyken diğer kısım ise kaynak tahlili yani eserin orjinalliği konusunu içermektedir.

İç tenkit konusunu ise yine dış tenkitte olduğu gibi müellifin tenkidi ve olayların tenkidi olmak üzere iki kısımda incelemiştir.

VII.Bölüm – Kaleme Alma Tekniği

Çandarlıoğlu bu bölüme tarihi malzemenin tenkidi ardından kaynak malzemenin sentezi yapılması gerektiğini ve bu sentezi zaman yer ve konu olmak üzere üç şekilde yapabileceğimizi belirtmekle başlamıştır.

Terkip, Sentez başlığı altında sentez yaparken izlenmesi gereken yolları, dikkat edilmesi gereken konuları oldukça net ve aşama aşama açıklamıştır. Sonrasında tertip tarzlarından bahsetmiş, tanımlarını yapmış ve bu tanımları örneklerle desteklemiştir.

Gülçin Çandarlıoğlu’nun konu üzerinde yaptığı açıklamaları örneklerle desteklemesi konusu, kitabı anlaşılır kılan önemli bir özellik olduğu düşüncesinde olduğumu söylemeden edemeyeceğim.

Bölümde son olarak mevcut olan bir eseri neşretmek konusu da detay ve incelikleri ile “Tenkitli Metin Neşri” başlığı altında incelenmiştir.

VIII.Bölüm – Bir Eserin Hazırlık ve Yazma Safhası

Eserin son kısmını oluşturan bu bölümde  bir eserin ortaya çıkış aşamalarından bahsedilmektedir. Öncelikle konunun doğru seçilmesi ve ilime katkıda bulunmasının önemine değinerek sadece konu seçiminin yeterli olmadığını, bibliyografya tespitinin yanı sıra konunun sınırlandırılmasının da önem arz ettiğini ve büyük kolaylık sağladığını açıklamaktadır. Akabinde bibliyografya tespiti üzerine detaylı bir açıklama ve örneklerle okuyucuya bilgi aktarımını kolaylaştırmıştır.

Bu aşamaları anlattıktan sonra son olarak “Eserin Kaleme Alınması” başlığı altında eserin planı, önsöz, giriş, ana bölümler, dipnot, sonuç, bibliyografya ve ekler konularını kısa ve öz şekilde ele almıştır.

Sonuç

Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu’nun bu eseri lisans eğitimimin ilk yılında benim için bir kurtarıcı olmuştur. Öyle ki dilinin sade, açık ve anlaşılır olması, konu anlatımlarının kısa ve öz tutulması bu eseri, bu konudaki diğer eserlerden farklı kılan önemli bir etmendir. Sadece tarih alanında eğitim görenlerin değil bu konulara ilgi duyan tüm herkesin rahatlıkla okuyup, anlamakta zorlanmayacakları bir eserdir ve konu başlıkları da içeriği açıklar şekildedir.

 


Kaynakça

Gülçin Çandarlıoğlu, Tarih Metodu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 2003.

[1] Gülçin Çandarlıoğlu, Tarih Metodu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 2003, s.11.

[2] A. g. e, s.14.

[3] A. g. e, s.14.

[4] A. g. e, s.15.

[5] A. g. e, s.26.

[6] A. g. e, s.27.

[7] A. g. e, s.54-55.