Ana Sayfa / Yazılarımız / Ekonomi / Prof. Dr. Birsen Örs Konferansı

Prof. Dr. Birsen Örs Konferansı

Mekân dediğimiz yer politiktir. Mekân, politika ve sermayenin en önemli aracıdır. Mekânsal değişim, sanayi öncesi toplumlarda “Yeni Bir Görünüm” adı ile başlamıştır.     Küreselleşme, mekânsal dönüşümün başlangıcı sayılabilir. Küreselleşme aslında iktisadi olarak ulusal ekonominin küresel ekonomilere eklenmesidir. Ulusal sınırlar ortadan kalkar ve hukuk normları ortaya çıkar. Neoliberalizm ise; diğer bir ifade ile Yeni Muhafazakarlık ilk olarak 1980’lerde yeni bir örgütlenme biçimi olarak ortaya çıktı. Daha sonraki dönemlerde aslında birbirinden çok farklı olmasına rağmen klasik liberalizm muhafazakarlık ile birleşmeye başladı. 

Klasik liberalizm insanı rasyonel olarak tanımlar. Toplum bireyden daha ön plandadır. Devleti minimum düzeyde tutar ve piyasa çok önemlidir. Sanayi devrimi ile birlikte klasik liberalizm negatif özgürlükler olarak görüldü. Bunu pozitif özgürlüğe dönüştürmek için devlet inancı doğmuştur. Sanayi devrimi ile birlikte şartlar iyice kötüleşti. Sınıfsal çekişmelerin arttığı bu dönemde klasik liberalizm sosyal liberalizme dönüştü. 1929 Dünya Büyük Ekonomi Bunalımı ile birlikte yeni düzen arayışına girildi. “New Deal” ile birlikte emek, sermaye ve devletin bölüşümü ile birlikte hareket edilme kararı alındı. Devletin ekonomiye müdahalesi gerekti. 50’ler,60’lar ve 70’ler de sosyal liberalizm altın çağını yaşadı. 1970 yılından itibaren Petrol Krizi ile birlikte sosyal liberalizm kabına sığmamaya başladı. Sermayenin kârlılık oranı düştü ve pazar iyice daraldı. Almanya ve Japonya gibi yeni iktisadi güçler ortaya çıktı ve mekânın önemi artttı. Yani modernite başarısız oldu. Aşırı kentleşme, aşırı atomize olmuş bireyin doğayla bağı koptu ve birey yalnızlaştı. Parlementer sistem gücünü yitirdi ve siyasal partiler bürokratik kuruma dönüştü. Bütün bu şartlar altında 1980 yılından itibaren neoliberalizme geçiş yapıldı. Yeni sağ muhafazarlık iç içe geçti. Sosyal refah devletleri ve sosyal demokrasi küreselleşme ile uyumsuzluk yaşadı. İş ve yaşam mekânsal olarak birbirinden ayrıldı. Bunun nedeni üretim biçiminin değişmesidir. Fordist sistem ile homojen ve anonim bir toplum oluştu. Ulusal kimliğin önemi giderek giderek azaldı ve mikro milliyetçilikler denilen cinsiyete, mesleğe, vicdani redciliğe dayalı kimlikler ortaya çıktı. İnsanın kendini konumlandırdığı yer değişti. Bu durum geçmişi ve geleceği önemsiz hale getirip mekânı merkeze koydu. Geleneksel toplumun parçalı yapısının aksine konutların olduğu kamusal bir alan oluştu. Modernite kitle toplumu yarattı. Post-Fordizm ile birlikte herkes sistemin bir ürünü oldu. Bu değişim mekâna da yansıdı ve maliyetleri düşürmek amacıyla sanayi kent dışına ve 3.dünya ülkelerine kaydı. Beyaz yakalılar ortaya çıktı ve sınıflar arasında geçirgenlik olmaya başladı. Sınıfsal bilinç ve işçi sınıfları yok oldu. 

Neoliberalizm döneminde mekân nasıl şekillendi?

Geleneksel toplumda mekân mülkiyet ile düzenlenir ve doğal sınırlar vardır. Ulusal sınırlar sonradan ortaya çıkmıştır ve suni ülkeler vardır. Modernite ile birlikte mekânın nasıl kullanılacağı herkesin kendi oyununa bağlıdır. 

Mekânsal değişim 3 değişik dalga hâlinde kendini gösterir; 

1)19.yüzyıl Sanayi Devrimi ile birlikte ev ile fabrika ayrılmıştır. Emek disipline edildi ve kentler önemli merkezler hâline gelmeye başladı. Sınıfsal ayrışmalar belirgin hâle gelip sanayi devrimi ile birlikte sınıfları birbirinden ayıran temel kriter gelir oldu. 

2)Banliyöleşme;orta sınıfların giderek yeni bir yaşam şekli olarak banliyöleşmesidir. Şehir dışarıya kaçtı ve işçi sınıfının ücretinin yükseldi. Bu sonucu olarak ayrışma azaldı. Kentin merkezi çöpüntü hâline geldi. Kentin merkezi yer değiştirdi ve toplumun marjinal sınıfı merkezde kalmaya devam etti. Cihangir,Eminönü,Tarlabaşı..

3)Sermaye, kenti tekrar keşfetti ve mekânın piyasa değerinin farkına varıldı. Kent beyaz yakalılarla dolmaya başladı. Hizmet sektörü kentte gelişmeye başladı ve çöküntü alanlar yeniden keşfedildi. Kent sanayiden arındırılıp üretim merkezinden tüketim merkezine dönüştürüldü. Bilgi işleme merkezleri, dil okulları, üniversiteler. 

Çöküntü alanların yaşanabilir alanlara dönüştürülmesi için “Soylulaştırma(Gentrification)” politikası ve fiziksel dönüşüm politikaları izlendi. Soylulaştırma bir el değiştirmedir yerinden etmedir. Temel aktörler; devlet, yerel yönetimler,sermaye ve orta sınıf yerel halktır. 

Sermayenin ilgilendiği soylulaştırmadır. Fiziken değiştirilen mekanın insanlarını ”TOKİ” evlerine koymak doğal işkencedir; çünkü o insanları doğal alanlarından kopararak farklı bir yere koymak fiziken yaşamaları ama kültürel olarak yok olmaları demektir.

Zaman içinde sınıfların değişimi dikkate değer bir konu olmakla beraber orta sınıfın mekan evriminden söz edilebilir, eski orta sınıf Florya gibi lüks apartmanlarda otururken şimdi ise ”Site” kavramlarına evrilmesi onları kentsel soylulaştırma boyutuna ulaştırmıştır.

İnsanların mekan tasvirinde ulaşım araçlarına, kent merkezlerine ya da istediği şeylere kolay ulaşabileceği bir konumda yaşamak var. Bu durumun farkına varan sermaye ise bunu kar amaçlı kullanıyor. Tüketim için kent merkezine ihtiyaç var. Eski orta sınıf sitelerle beraber kent dışına yeni orta sınıf ise kent içine çekiliyor.

Emek-Sermaye-Devlet işbirliğinin bozulduğunun farkına varmak mümkündür. Sermaye-Devlet işbirliği giderek emeği dışlamıştır. Neoliberal politikalar ve post fordist üretim tarzı bu kentsel dönüşüm sürecinden hiçbir şekilde bağımsız değildir. Kentsel dönüşüm ile sınıflar çok keskin bir şekilde ayrılmaktadır. Kentsel dönüşüme tabii yerlerde ise yeni orta sınıfın varlığından bahsedebiliriz.

Alışveriş merkezlerindeki alım gücüne göre bir katmanlaşmadan söz edilebilir İstinye Park ve Cevahir AVM örnek olarak verilebilir. Mekanın buradaki tasviri çok önemli bir veridir bizim için.

Kimliğimizi belirleyen artık ırk, din, giyim kuşamdan ziyade artık mekandır. Kimsin sorusunun karşılığı ”Nerdesin ?” Sorusudur. Mekanın kimlik belirlemedeki rolünü arttıran sermayenin yaptığı bir harekettir. Mekanın artık kullanım değerinden söz etmek mümkün değil. Satış değeri artarken kullanım değeri aynı hızda düşmektedir sözü edilen mekanın. 3. Havaalanına yakın yerlerde artan mekan fiyatları mekanın satış değerini gösterirken kullanım değeri hakkında bir yorum getirmezken kullanım değerini de en aza indirmektedir. Mekan-Para ilişkisinin artmasıyla beraber bizi de içine çekmektedir. Kapitalizm kendi içinde birçok kez kriz yaşamıştır ve kapitalizm kendi krizlerini aşmanın yollarını bulmuştur ve bu atlatışları yaşam şekillerini değiştirerek başarmıştır.

Asıl önemli olan yaşadığımız şeyleri yorumlayabilmek ve sistemin içinde nasıl yaşanabilir nasıl devam edilebilir sorusuna cevap bulmaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir