Ana Sayfa / Çeviriler / Makale Çevirileri / Prag Baharı: Çekoslovakya’nın “Komünizmi Reform” Çabalarından 50 Yıl Sonra Ne Öğrenebiliriz?
çekoslovakyada komünizm reformu

Prag Baharı: Çekoslovakya’nın “Komünizmi Reform” Çabalarından 50 Yıl Sonra Ne Öğrenebiliriz?

Liberalleşme programı, sokaklarda 2.000 Sovyet tankı ve 250.000 askerle karşılanmıştı…

Bundan 50 yıl önce, 21 Ağustos 1968’de Prag sakinleri güne tanklarla uyandı. Bazılarına göre bu sürpriz değildi. Öğrenci aktivisti Pavel Kamenicki o sırada uyuyordu. ‘‘İlk başta doğru yönü bulmaya çalışan bir üniversite otobüsü olduğunu düşünmüştüm. Ama çok gürültülü olduğunu fark ettim. ‘Geldiler’ dedim o anda.’’ diye anlatıyor.

Yılın ilk aylarında Genel Sekreter Alexander Dubcek’in komünist hükümetin yapısını reforme etmeye başlamasının ardından Çekoslovakya’daki haber bültenleri bu konuya ağırlık vermeye başlamıştı. Ama o gün ‘‘Prag Baharı’’ olarak bilinen ya da başka bir deyişle Dubcek’in ‘‘insancıl sosyalizm’’i, Wenceslas Meydanı’ndaki tankların altında parçalanıyordu.

Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa’daki uydu devletlerini kaybetmekten korkuyordu ve sabrı tükenmişti. Çekoslovakya ve Dubcek, adını SSCB lideri Leonid Brejnev’den alan doktrinle ters düşmüştü ve bu madde, Varşova Paktı’nın işgaline bir gerekçe olarak sunulmuştu: ‘‘Sosyalizme düşman olan güçler, bir sosyalist ülkeyi kapitalizme doğru çevirmeye kalkarsa; bu sadece o ülkenin sorunu değildir, aynı zamanda tüm sosyalist ülkelerin sorunudur.’’

Polonya, Macaristan ve Bulgaristan’la beraber Sovyet güçleri, Çekoslovak sınırını 20 Ağustos gecesi saat 11’de geçtiler. Doğu Almanya, kuvvetlerinin II. Dünya Savaşı’ndan sadece 20 yıl sonra tekrardan Çekoslovakya’yı işgalinin yaratacağı sorunlardan dolayı, işgale son anda katılmaktan vazgeçti. Ertesi sabah yabancı güçler başkent Prag’daydı ve Çekoslovak yoldaşlarına destek sunuyordu.

Sovyet güçleri daha önce de Doğu Avrupa’ya müdahalelerde bulunmuştu. Ekim 1956 sonlarına doğru Macarlar komünist hükümetlerine karşı ayaklanmış, yeni bir hükümet kurmuş, Varşova Paktı’ndan çekilmiş ve komünizmi yok etmişlerdi. Bundan sadece iki buçuk hafta sonra Sovyet güçleri komünizmi tesis etmek için Budapeşte’ye girerken, Batı bu durumu sadece izledi.

Ama Çekoslovakya’nın farklı olabileceğine dair bir umut vardı. 1968 dünya genelinde devrimlerin ve protestoların gerçekleştiği bir yıldı. Ama Çekoslovak versiyonu daha nazik türde bir protestoydu. Dubcek komünizmi yok etmek istememişti, onu sadece reforme etmek istiyordu.

1960’larda ekonomi kötüye gidiyordu. Ocak 1968’de Dubcek selefi Antonín Novotni’nin yerine gelmişti ve komünizmi, hükümete bağlı olmayan siyasi kurumları güçlendirerek liberalleştirmeye çalıştı. Hatta koalisyon hükümeti fikri ortaya atıldı. Baskıcı kanunlar kaldırıldı, seyahat hakkı genişletildi ve düşünce özgürlüğü kabul edildi.

1973’te Leonid Brezhnev ile ABD Başkanı Richard Nixon şakalaşırken

Buna rağmen Dubcek, siyasi perspektiflere bağlı olarak, farkında olmadan hem kısır bir döngü hem de verimli bir döngü açığa çıkarmıştı. Reform ilericileri cesaretlendirdi ve bu kesimler daha fazla özgürlük talep ettiler. Muhalifler, özellikle öğrenciler, ve diğer sosyalist ülkelerdeki nüfus, benzer reformlar için bastırmaya başladı.

Çekoslovakya’daki muhafazakarlar ve diğer Sovyet ülkeleri güç kaybından çok korktu ve Dubcek’i durması için uyardı. Brejnev ve Sovyet Politbüro da olayların farkına varmaya başlamıştı. Ama Dubcek, Sovyet liderleriyle yaptığı toplantılarda komünizme sadık olduğunu ve reformlarının sosyalist hegemonyaya zarar vermediğini kanıtlayabileceğine inanıyordu.

Fakat yanıldı: 2.000 Sovyet tankı ve 250.000 asker Çekoslovakya’yı işgal etti, 157 Çekoslovak, olaylar sırasında öldürüldü ve savaşmayacağını açıklayan Dubcek Moskova’ya gitti.

Bazı vatandaşlar, görüşlerini ifade etmek için askerlerle tartışmaya girdi ve argümanın gücünü kullandı (ta ki o anda çekilen fotoğraflar, vatandaşlarla askerlerin kaynaştığını göstermek için Sovyet propagandasında kullanılana kadar.). Dubcek bir kukla olarak geri döndü ve 1969’un ilk aylarında görevden alındı. Komünist Parti’deki 500.000 destekçisi partiden ihraç edildi.

1955’te ortak savunma antlaşması Varşova Paktı’nı imzalamak üzere Polonya’da biraraya gelen komünist ülkelerin liderleri

NATO üyeleri, özellikle Vietnam Savaşı’na dahil olmuş ve Sovyetler Birliği ile bir anlaşma yapmaya çalışan ABD işgali kınadı ama müdahale niyeti olmadı. Her ne kadar yetkililer kaçma girişimlerine göz açtırmasa da, olaylar sonrası yüksek eğitimli 300.000 Çekoslovak Batı’ya göç etti.

1969-1971 arası dönem Çekoslovak tarihinde ‘‘normalleşme’’ olarak bilinir. Ülke Sovyet çizgisine geri döndü; ülke içi ve dışı muhalefet yasaklandı; Prag Baharı öncesi olduğu gibi Komünist Parti tutucu haline geri döndü.

50 yıl sonra bu yıldönümü, bugün hala siyasi kargaşalarla uğraşan ve baskıcı ve milliyetçi hükümetlere alışmaya çalışan günümüzün Avrupalılar’ına ne öneriyor? Hükümetleri ve müttefikleri tarafından ihanete uğramış hisseden Çekler, Slovaklar ve totalitarizmin muhalefeti yok ettiği gerçeği haricinde alınmış dersler var mı? Ya da Dubcek’e ne oldu? Miras her zamanki gibi çok karmaşık.

1968 Çekoslovakyası’nı anlamak için en önemli şey, hem Komünist Avrupa’da hem de dünyanın diğer yerlerinde gerçekleşen benzer ayaklanmaların aksine Prag Baharı sadece liberallerin, öğrencilerin ve siyasi entelektüellerin tutucu yönetimle çarpıştığı bir hareket değildi. 1918 sonrası, özellikle iki dünya savaşı arasında Çekoslovakya’da gelişen demokrasi geleneğinden ilham alan geniş katılımlı bir protesto olmasydı.

1975 sonrası Fransa’da sürgün hayatı yaşayan ve Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabının yazarı Çekoslovakya doğumlu Milan Kundera, Prag Baharı’nın Çekoslovak tarihindeki ‘‘güçlü geleneklere’’ dayandığını savunmuştu: ‘‘Kapitalizmin sorunlarıyla bağdaşmayan yüksek kalitede bir demokrasi’’. Buna karşın 1980 sonlarında Avrupa’daki komünist hükümetleri düşüren devrimler Reaganizm, serbest piyasa ekonomisi ve parasalcılığın zaferlerinin bir sonucuydu çünkü bu devrimler sadece oy kullanma ve düşünce özgürlüğünü sağlamıştı.

‘‘Komünizm’’i Prag Baharı’nın bastırılmasından dolayı suçlamak çok moda oldu. Ama reformları ateşli komünistlerin yapmaya çalıştığını unutmamak gerekir. Prag Baharı’nın ‘‘daha sade’’ bir devrim olup olmadığı ideologların tartışma konusu ama Viktor Orban’lı Macaristan, 1989’da kazanılan ‘‘özgürlüğün’’ her zaman iyi niyetlerle kendini ifade etmeyebileceğini gösteriyor.

Dubcek’in reform girişimlerinden 20 yıl sonra, o zamanın SSCB Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov, Varşova Paktı ülkeleri adına bir özür sundu; Çekoslovakya’nın işgalinin bir hata olduğunu ve SSCB’nin başka bir devletin içişlerine müdahale etmemesi gerektiğini belirtti. (Bunun yanında Romanya ve Arnavutluk’un 1968 işgaline katılmayı reddettiğini belirtmek gerekir, hatta Arnavutluk bu olay sonrası Varşova Paktı’ndan çekildi.)

1989 yılı boyunca Varşova Paktı ülkelerinden özürler geldi. Bu durum mantıklı görünüyor çünkü bu kazanımlarla Doğu Avrupa’daki komünist hükümetlerin düşmesi arasında doğrudan bir bağ vardı. Protestocular, eylemlerinin artık Kızıl Ordu tarafından bastırılmayacağını fark etmişlerdi, böylece kendi ülkelerinde komünist hükümetleri başkalarıyla değiştirdiler.

Belki de 1968 bize savaş sonrası komünist bağımlılık, enternasyonalizm ve kardeşlik bağlılığının yok olduğunu gösterdi. Müttefiklik zayıf temellerle kuruldu ve baskıyla sürdürüldü. Çek tarihi romancı ve yazar Ivan Klíma, öyle ya da böyle Prag Baharı’nın en önemli mirasının, uluslararası komünist hareketin gecikmiş ama toptan yıkımı olduğunu söylüyor.

Ama uyarılar önemsenmelidir. Vladimir Putin liderliğinde milliyetçilik açısından canlanan Rusya’nın olduğu bir dünyada Rusya NATO ve AB’ye karşı sınırlarını genişletmek için bir fırsat arıyor; komünizmin ve Varşova Paktı’nın çöküşü militarizmin eş zamanlı azalışı anlamına gelmiyor. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı bunu net gösterdi. Hatta Brexit tartışmasını bir kenara bırakalım; Slovakya, Macaristan ve Polonya’daki illiberal hükümetler AB’nin serbest piyasacı liberal görüşlerine karşı bir  tehdit haline geliyor. Tehlike ideoloji değişimine rağmen hala devam ediyor.

Peki ya Dubcek? Genel Sekreterlik’ten kovulduktan sonra anavatanı Slovakya’da ormancılık sektöründe çalıştı. 1989 Kadife Devrimi’nden sonra siyasete Çekoslovak Federal Meclisi’nde kürsü başkanı olarak geri döndü, sonra da Slovak Sosyal Demokrat Partisi’nin lideri oldu.

Meslektaşlarını kendisinin yanlış yaptığını düşünenlerle naif olduğunu düşünenler olarak ayırıyor.

Şu an 70 yaşında olan Pavel Kamenicki, ‘‘Çok idealisttik. Ama Dubcek neler olup bittiğini fark etmeliydi. Sahiden Brejnev’in o durumu kabul edip ‘Reformlara devam edin’ diyeceğini mi düşünüyordu?’’ diyor. Bir yandan Dubcek’in oğlu Pavol babasının durumunu savunarak şunları söylüyor: ‘‘İnsanların, kendi kaderinin Brejnev’in ellerinde olmasının ne demek olduğunu anlayıp anlamadığını cidden bilmiyorum.’’

Buna rağmen doğru ya da yanlış, Dubcek Kadife Devrimi esnasında siyasi olarak neredeyse önemsiz bir hale gelmişti. Devrim esnasında önemli bir figür haline gelen ve komünizm sonrası cumhurbaşkanı olan şair ve devlet adamı Václav Havel ‘‘Dubcek hatıralarımızın önemli bir sembolüydü ama hiç kimse şu anki durumu etkileyebileceğini düşünmüyor.’’ demişti.

Slovak olmasına rağmen Dubcek, 1993’te Çekya ve Slovakya’nın ayrılmasına karşı çıktı ve birleşik bir ülkeye olan inancını sürdürdü. 1992’de bir araba kazasında öldü ve resmi soruşturma, olayın bir kaza olduğunu belirtti. Buna rağmen komplo teorileri gittikçe yayıldı ve bugün bile Slovaklar’ın %50’si, olayın kesinlikle bir kaza olmadığına inanıyor.

Prag Baharı’nın parçalanışı yıllar boyunca yankılanmaya devam ediyor ve nihai mirası daha tam açığa çıkmış değil.

Kaynak: https://www.independent.co.uk/news/long_reads/prague-spring-anniversary-czechoslovakia-soviet-union-wwii-czech-republic-slovakia-a8485326.html

Çevirmen Hakkında

Sinan Karaoğlu / TESA İngilizce Çevirmeni

Sabancı Üniversitesi

Siyaset Bilimi & Uluslararası Çalışmalar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir