Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Makaleler / Post-Kolonyal Teoriye Kısa Bir Bakış
http://nidadergisi.com'dan alınmıştır

Post-Kolonyal Teoriye Kısa Bir Bakış

Giriş

    Uluslararası ilişkiler disiplinine uzun bir dönem boyunca hakim olan geleneksel görüşlerin ve disiplinin ana özne olarak ‘Batı’yı almasına karşı bir görüş,  post-kolonyal çalışmalardan gelmiştir. 3.Dünya olarak da bilinen Afrika, Latin Amerika gibi bölgelerde, ülkeler hakkındaki siyasi, ekonomik, ve özellikle kültürel bilgilerin Batı tarafından anlatılması bu çalışmaların eleştirdiği bir unsurdur. Bu yazı konusu itibari ile post-kolonyal alanda yapılan çalışmaları ve farklı fikirleri ortaya koymakla birlikte özellikle Franz Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri kitabı üzerinden bir değerlendirme sunacaktır.

Anahtar Kelimeler: Post-kolonyalizm, 3.Dünya, Batı merkeziyetçiliği

1.Uluslararası İlişkilerde Post-kolonyalizm

1.1. Post-kolonyal Kavramı

     Post bir şeyin sonrası anlamına geldiği için post-kolonyalizm kavramı kolonyalizm sonrası dönemi kastetmektedir. Başka bir deyişle; bir dönem kolonyalizm politikaları izlemiş Asya-Amerika-Afrika ülkelerinin toplumları arasındaki tarihsel ilişkilere ve bu ilişkilerin günümüzdeki yansımalarına işaret etmektedir.[1] Kolonyalizm süreci boyunca Avrupa devletleri 3.Dünya ülkelerinin kaynaklarını kullanmakla birlikte orada kendi egemenliğini de sağlamıştır. Böylece kendi değerlerini de yayma yoluna gitmiştir.[2] Bu durumda yerel halkın hayat şartlarının etkilenmesine hatta tamamen değişmesine yol açmıştır. Bunu elindeki güçle yapana kolonici bu güce maruz kalarak değişim yaşayana kolonize denir. Bu koloni dönemi sona erdikten sonra bile devam eden etkiyi araştıran ve eleştiren elbette yine kolonizenin kendisidir.

      Koloni dönemi boyunca Avrupa kendini ekonomik olarak geliştirmiş ve bu dönem en çok burjuva sınıfına hizmet etmiştir. İlk başlarda kaynak olarak kullanılan koloni bölgesi sonrasında ticari bir pazar halini almış ve Avrupa’nın ürünleri için doğal bir tüketici haline gelmiştir. Bu sürecin en yoğun olduğu dönem Coğrafi Keşiflerdir. Amerika’nın keşfi, Afrika kıtasının deniz yoluyla aşılması gibi gelişmeler sonucu burjuva sınıfı yeni pazarlar oluştukça zenginleşmiştir. Burjuvanın yerli üreticilerin ürettiğinden daha hızlı ve ucuz mallar yapması sonucu yerli üretici yerinden olmuş ve bu gibi başka ülkeler için pazar haline gelmiş olan ülkeler kapitalist sisteme ayak uydurmak zorunda bırakılmıştır. Engels ve Marx gibi düşünürlere göre İngiliz burjuvazisinin Hindistan’ın yerli kumaş üreticilerini yok ederek, kendi burjuva karakterini buraya adapte etmesi en temel örneklerden biridir.[3]

    Bu koloni dönemi boyunca Avrupalıların yaptıklarını savunmak için öne sürdükleri sav: ‘medeniyettir’. Avrupalılara göre 3.Dünya ülkeleri geri kalmış, tembel bir halktan meydana gelmektedir. Onlar da bu ülkeleri kendi kolonileri haline getirerek onlara medeniyet götürdüklerini çünkü onların kendi kendilerini idame ettirecek kapasiteye sahip olmadığını savunmuşlardır. Bundan dolayı koloni kurma Avrupalılara aynı zamanda bir sorumlulukta getirmektedir: 3.Dünya ülkelerini idare etme. Avrupalılar medeniyete ulaşmış, rasyonel düşünebilen ve bu doğrultuda doğru karar verebilen ‘üst’ bir toplumdur. Medeniyete sahip olma ve üst bir toplum olma anlayışı kolonyalizm sürecini meşrulaştırmaya çalışan düşüncelerin başında gelmektedir.

           Öyleyse,ilke ve hareket noktası olarak, bir ırklar ve uygarlıklar hiyerarşisinin varlığı olgusunu ve bizim üstün ırk ve uygarlıklara mensup olduğumuzu kabul etmek, bunun yanında üstünlüğün haklar tanımakla birlikte bunun karşılığında sıkı yükümlülükler de getirdiğini teslim etmek gerekiyor. Yerli halkları fethetmemizin asıl meşruluğu, bizim üstünlüğümüze, yalnızca makine, iktisat ve askerlik alanlarında değil, aynı zamanda törel alanda üstün olduğumuza dayanan inançta yatar. Saygınlığımız bu özelliğe dayanır. İnsanlığın geriye kalanını yönetme hakkımızın altında yatan da budur.[4]

1.2 Post-kolonyal Teorinin Eleştirileri

           Uluslararası ilişkiler disiplini genel olarak Batı merkezli bir disiplindir. Hem incelediği konular ( Vestfalyan süreci ile başlayan Avrupa devlet tarihi, sistemi ve savaşları olarak) hem de bu alanlarla ilgili yapılan akademik çalışmaların da Batılı düşünürlere dayanması post-kolonyalizm tarafından eleştirilmektedir. Post-kolonyal çalışmaların amacı disiplinin evrensel düzeye genişletilmesi ve dar bir okuma yapma yerine daha geniş bir analiz yapılmasının gerekliliğidir. Soğuk Savaş dönemi buna iyi bir örnek oluşturur. Soğuk Savaş döneminde uluslararası ilişkiler disiplininde en güçlü yere sahip olan neorealizm bu dönemi iki kutuplu olmasından dolayı en barışçıl ve stabil dönem olarak adlandırmaktadır. İki kutuplu sistemde büyük güçler arası sıcak savaş olmadığı için dünya barışçıl bir dönem geçirmektedir. Buna rağmen Soğuk Savaş dönemi 3.Dünya ülkeleri için barıştan uzak ve güvenliğin olmadığı bir dönemdir. Neorealizm güvenlik anlayışını sadece Batı odaklı kurduğu için bu durumu göz ardı etmektedir. Aynı şekilde, Heonik Kwon ‘görünen o ki Soğuk Savaş tarihi, merkezde ‘resmi’ göreceli barışın, çevrede ise ‘gayri resmi’ şiddetin olduğunu varsayan eşmerkezli kavramsal bir anlayıştır’ demektedir.[5]  Bununla birlikte disiplindeki bu eşitsiz dağılımın(birçok çalışma 3.Dünya ile ilgili olanlar dahil Batılı akademisyenler yapmaktadır) ancak uluslararası sistemdeki hegemon gücün el değiştirmesi ve ABD’ye alternatif güç odaklarının oluşması sonucu ortaya çıkan yeni çalışmaların disiplinde kendilerine yer bulabileceği de tartışmaya açık bir konudur.

          Aynı şekilde neorelizme göre yanlış bir tutum olsa da neden bu ülkelere yardım edilmektedir?  Çünkü yapılan karşılıksız yardımlar hem onların kalkınması kendi görevi gibi gösterir hem de bir kimlik oluşturur. Buna göre Batı Doğu ayrımı oluşturarak Batı yardımsever bir role bürünürken Doğu Batının gelişmelerini ancak takip edebilecek düzeyde bencil olarak yansıtılmaktadır.

         ‘Avrupa’ nın yapmış olduğu bu evrensel iyilik, barış gibi düşünceler uygulamada farklı biçimlerde olabilmektedir.[6] İngiltere’nin Hindistan’daki sömürge süreci boyunca yapmış olduğu ekonomik ve siyasi davranış modelleri kendi ülkesinden farklıdır. Guha, sömürgecilerin Hindistan’da kurdukları siyasi düzeni, İngiliz burjuvazisinin kendi ülkesinde giriştiği projenin aynısını kurmaya niyetlerinin olmadığının doğrudan kanıtı olarak görüyor. ‘İçeride demokratlık iddia edip, demokratik yönetim uygulayan metropoliten burjuvazinin, kendi Hint imparatorluğunun devlet işlerini otokrasi ile yürütmekten memnuniyet(duymasındaki)’ anomaliye dikkat çekiyor.[7]  İngiltere’de yaşanan burjuvazi hareketlerinin amacı feodal sistemi ortadan kaldırmak ve lordların iktidarına son vermekti. Ancak toprak sahiplerini ortadan kaldırarak ulusal bir piyasa oluşturabilirdi. Guha için, Hint sermayesinin başarısızlığının kaynağı her şeyden önce, toprak sahibi sınıflara verilen tavizlerde, yani, onları devirmek yerine, sermayenin, toprak sahiplerinin kırsal kesimde iktidarlarını sürdürmelerini kabul etmesinde yatıyor.[8]

          Tüm bu çalışmalar uluslararası sistem çalışmalarında Batı ve Doğu’nun birbirinden kopukluk haline dikkat çekmektedir. Bu kopukluk halinin giderilişi Batı ve Doğunun birbirleri olmadan devam edemeyeceğinin farkına varılması ile giderilebilir. Batı Doğuya dair incelemelerde bulunurken kendi perspektifinden bakarak değerlendirmektedir; bu da yanlış argümanlara sebebiyet verir. Çünkü her ne kadar aynı zaman içinde bulunulsa da farklı tarihi gelişimlere tanıklık eden bu toplumların durumları aynı değildir.  Her iki tarafta aynı zaman dilimi içinde farklı sistemlere sahiptir; bir tarafta uzun bir devlet olma tarihi boyunca güçlü bir kurumsal sistem oluşturmuş Batı; diğer yandan hala bu oluşum süreci içerisinde yer alan Doğu bulunmaktadır.  Dolayısıyla farklı bir sisteme sahip Doğu farklı bir uluslararası ilişkiler teorisiyle açıklanmalıdır geleneksel disiplin teorileri ile değil. Bu perspektiften yaklaşan teoriye ise Madun(subaltern) realizmi denmektedir.[9] Madun çalışmalarla sistemdeki Batı-merkezcilik aşılabilir.

1.3.  Postkolonyal Çalışmalar

               Post-kolonyalizm üzerine çeşitli çalışmalar yapılmış olmasına rağmen en önemli temsilcileri Edward Said, Gayatri Spivak ve Homi Bhabba’dır.

               Edward Said’in Oryantalizm(Şarkiyatçılık) kitabı bu alandaki en önemli kitaplardan biridir. Said’e göre Şark; Avrupa’nın en büyük, en zengin, en eski sömürgelerinin mekanı, uygarlıkları ile dillerinin kaynağı, kültürel rakibi, en derin, en sık yinelenen Öteki imgelerinden biridir. Ayrıca, Şark, onun karşıt imgesi, düşüncesi, kimliği, deneyimi olarak Avrupa’nın( ya da Batı’nın)tanımlanmasına yardımcı olmuştur.[10] Batı kendi kimliğini bu öteki üzerinden kurmakta ve devam ettirmektedir. Örneğin ABD’nin kendi güvenliği için kötü-öteki- olan dünya içinde kötü veya ötekidir fikri ile davranış kalıpları oluşturulmaktadır. Oryantalizm de,  Batı bunu kendi değerlerinin, kurumlarının üstün olduğunu göstermek için kendi tanımı üzerinden bir Öteki ortaya çıkarmaktadır. Diğer bir ifade ile Said’e göre Batı kendi kültürünü ve kimliğini Doğu üzerinden ‘özcü’ bir anlayış çerçevesinde yeniden şekillendirmekte ve tarihsel olarak kendisinin ‘diğeri’ üstündeki hakimiyetini de bu sayede meşrulaştırmaktadır.[11]

              Post-kolonyalim üzerine çalışmalar üreten diğer bir kişi Spivak’tır. Said’in den bu konuda etkilenmiş olmasına rağmen Spivak ‘özne’ sorunu üzerine yönelmiştir. Avantajsız gruplar için kullanılan madun kelimesini 3. Dünya toplumları için kullanan Spivak buradakilerin temsiliyetinin kendileri tarafından değil başkaları tarafından olduğuna dikkat çekmiştir. Özellikle Hindistan’daki ata-erkil toplumdan kadınları kurtarma fikri adı altında ‘medeniyet götürme’ fikri ortaya atarak kendi hareketlerini meşrulaştırma yoluna gitmişlerdir.

                Bhabba’da kendi çalışmalarında Spivak gibi özneselliğe değinmiştir. Bhabba kolonici ile kolonizenin birbirnden etkilenerek hibrid bir durum ortaya çıktığını öne sürmektedir. Bu şekilde değerlerin ve kültürlerin birbirleri içerisinde entegre olup biz ve öteki dışında yeni bir alan ortaya çıkardığını ve bunların birlikte oluştuğuna işaret etmektedir. Hibrid kültürün ortaya çıkmasındaki en önemli sebep ‘taklittir.’ Batı’nın değerlerine tam olarak ayak uyduramayan kolonize bu değerlerle doğru bir içselleştirme ortaya koyamaz. Bu doğrultuda, Bhabha’ya göre bu iki tür sorun ortaya çıkarır. Bir taraftan kolonici hem kendi değerlerini empoze etmek isterken kolonizenin özgürlük eşitlik gibi taleplerde bulunmasın diye tam olarak kendisine benzemesini istemez. Diğer yandan kolonize bu değerleri koloniciye benzemek için isterken aynı zamanda bu ‘alt’ durumunun kolonicinin yüzünden olduğu gerçeği ile tam olarak ona benzemek istemez ve bir kararsızlık durumu ortaya çıkarır.[12]

1.4. Uluslararası İlişkiler ve Post-kolonyalizm

                    Post-kolonyal teoriye göre objektif ve evrensel bilgi üretimi geleneksel teorilerim iddia ettiği gibi mümkün değildir. Foucault’un bilgi üretimi fikrinden yararlanan post-koloyal düşünürler ‘kimlik’ oluşumu fikrine yön vermiştir. Foucault’un ‘söylem etiği’ fikrinden yola çıkarak-bazı fikirlerin tarih boyunca hegemon düşünce tarafından bastırılması- biz ve öteki ile ortaya çıkarılan Batının medeniyet dağıtıcısı işlevi ve 3.Dünya ülkelerinin gelişmemiş, barbar olarak tanımlanarak lanse edilmiştir. Ana akım teorilerde bu fikirleri meşrulaştırıcı bir işlev görmüş ve Batı merkeziyetçi bir tutum sergilemiştir.

          Bu bağlamda geleneksel teorilerin Batı’yı özne olarak sorunsallaştırması ve 3.Dünya ülkelerine nesne olarak davranması eleştirilmiştir. Post-kolonyalizm bu ülkelerinde birer özne olduğunu savunmaktadır ve hakim anlayışın aksine söylemsel bu hegemonik ilişkiyi dekolonizayona uğratmaya çalışır. Bununla birlikte diğer bir eleştiri ise uluslararası ilişkileri ‘aşağıdan’ okumanın gerekliliği vurgulanmakta ve Batı’nın kurumlarının aslında 3.Dünya ile olan etkileşimi ile ortaya çıktığını savunmaktadır.

2.Edebi Eserlerde Post-kolonyalizm

            Post-kolonyalizm sadece uluslararası ilişkiler disiplini değil diğer birçok alanda etkili olmuştur. Özellikle II.Dünya Savaşından sonra sömürgelerde ortaya çıkan özgürlük, milliyetçilik gibi düşünceler kolonizayona karşı hareketlerin hem koloni bölgesinde hem de koloniciliğin yanlış olduğunu düşünen Batı toplumlarının kendi içindeki toplumlarda  oluşmasına sebep olmuştur.

            Kolonizenin kolonici tarafından oluşturulduğu varsayımı ilk olarak 1950’de Aime Cesaire’in Kolonyalizm Üzerine İncelemeler çalışmasında yer almıştır. Avrupa’yı işçi sınıfı ve kolonyalizm sorunlarını bir türlü çözemeyen bir uygarlık olarak görür ve uygarlaştırma aracı olarak kolonyalizm anlayışını reddeder.  Marx ve Engels’in kolonizayon-burjuvazi bağlantısından etkilenerek kolonize de oluşan kültürel değişikleri anlatmak için referans alır. Asıl olan kolonizenin kimliğini kolonici oluşturur.[13]

          Albert Memmi ise Kolonici ve Kolonize adlı çalışmasında kolonciyi ele alır ve iki türe ayırır. Bir taraftan kolonyalizmi kabul etmeyen kolonici vardır ki onlar kolonizeye yapılan davranış biçimlerini gördükten sonra kolonizenin tarafına katılarak kolonyalizme karşı yapılan hareketlerin içerisinde yer alır. Diğer taraftan kolonyalizmi kabul eden kolonici vardır o ise tamamen ekonomik çıkarların peşinde hareket ederek kolonizeye nasıl davrandığını umursamaz.[14]

           Post-kolonyalizm eserlerine örnek olarak bu yazının devamında post-kolonyalizm alanında eserler veren Franz Fanon daha ayrıntılı olarak incelenecektir.

2.1.Franz Fanon ve Eserleri

             Franz Fanon’un bu alanda yapmış olduğu çalışmalar Kara Deniz ve Beyaz Maskeler ile Yeryüzünün Lanetlileri’dir. 1925 doğumlu olan Fanon II. Dünya Savaşı’na Fransız ordusunda katılmıştır. Aynı zamanda psikiyatr olan Fanon Blida-Joinville’de başhekimi olduğu sırada Cezayirli olan hastalara ‘kurumsal psikoterapi’ uygular ve Cezayir kültürünü öğrenir. FLN safına katılarak Cezayir kurtuluş hareketinde aktif rol oynar. Fransızların Cezayirlilere yaptığı şiddeti Yeryüzünün Lanetlileri kitabında anlatması ile Fransa’da koloni karşıtı hareketlerin esin kaynağı haline gelir ve kitapları bu nedenle yasaklanır. 6 Aralık 1962’de ABD’ de lösemiden ölür.

               Yeryüzünün Lanetlileri kitabında koloninin özgürlüğünü kazandıktan sonra Avrupalılarla iletişimi kesmesi gerektiğini savunan Fanon hem koloncinin hem kolonizenin düşünce biçimlerini okuyucuya yansıtmaktadır. Ona göre sömürgeci sömürge toplumu üzerinde tanımlamalarda bulunur ve ona bir sınır çizer, kendi olması gereken yeri gösterir, bu sayede sömürgenin içinde her zaman açığa çıkmayı bekleyen bir öfke bulunur. Sömürge sırasında kabileler arasında yaşanan çatışmalar –ki bunlarda sömürgecinin de rolü vardır- halinde ortaya çıkmaktadır. Sömürgesizleştirme şiddet içeren bir olgudur.[15]Aynı şekilde milliyetçi partilerin ve liderlerinin sömürgecilerle koloni arasında yaşanan sorunları halletme çabaları da ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Önemli olan ekonomik ilişkilerin devamlılığıdır. Dolayısıyla ılımlı milliyetçi siyasi partilerden, iddialarını açık seçik dile getirmeleri ve her iki tarafın çıkarlarına saygı duyarak sömürgeci ortakla birlikte sakince ve soğukkanlılıkla bir çözüm bulmaya çalışmaları istenir.[16] Genellikle bunlar halkın üzerindeki anlık şiddeti dağıtmak için yapılan terapiler gibidir birkaç protesto gösterisi, grev vb gibi. Aslında statükoda hiçbir değişiklik meydana gelmez. Sömürge insanı nesnelliğin her zaman kendisine karşı işlediğini bilir.[17]BM Genel Kurulun’ da sömürge ülkelerin temsilcileri aşırı derecede saldırgan ve şiddet yanlısıydı, ama sömürge halkları onların abarttıklarını düşünmedi. Afrikalı sözcülerin radikalizmi çıban başını ortaya koydu ve vetoların, büyük güçlerin kendi aralarındaki diyaloğun kabul edilemez niteliğine ve en önemlisi 3.Dünya’ya ayrılan önemsiz role ışık tuttular.[18][19]

Sonuç

       Tüm bu bilgilerin ışığında 3. Dünya ülkeleri dekolonizasyon süreci ile birlikte özgürlüklerine kavuşmuş gibi görünüyor olsa da koloni sürecinin etkisi hala devam etmektedir. Koloniciliğin ilk başladığı yıllardan günümüze kadar olan tarihin sadece kolonici(Batı)tarafından yazılmış olması kolonizenin üzerindeki değişimleri görmemize engel olur ve sadece tek bir varsayım üzerinden Doğu okunmuş olur. Buna karşı bir fikir olarak ortaya çıkan post-kolonyal teori Doğu’nun da nesne durumundan özne durumuna geçmesini amaç olarak belirler ve disipline bir çeşitlilik getirilmesini sağlar. Ortaya çıkan bu fikirler Avrupa devletlerinin kendi içinde de sorgulama oluşmasına ve 3.Dünya ülkelerinin BM Genel Kurulu’nda kendi seslerini duyurmasına olanak sağlamıştır. Said,Spivak gibi akademik alanda Fanon gibi edebiyatta ve diğer sanatsal alanlarda da ortaya çıkmaya başlayan post-kolonyal düşünceler 3. Dünya ülkelerine karşı alternatif bir bakış açısı ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır.

Kaynakça

Kaynakça

Kaynakça

Ed.Balta, Evren, Küresel Siyasete Giriş,İletişim Yayınları,2014

Chibber Vivek, Post-Kolonyal Teori ve Kapitalizmin Hayaleti,İletişim Yayınları,2016

Fanon,Franz,Yeryüzünün Lanetlileri,Versus Yayınları,2.Baskı/2013

Der. Gözen, Ramazan, Uluslararası İlişkiler Teorileri, İletişim Yayınları,4.Baskı/2017 s.405-441

Said Edward W,Şarkiyatçılık,Metis Yayınları,10.Baskı/2017

Dunne Tim, Mılja Kurkı,Smith Steve,Uluslararası İlişkiler Teorileri,Sakarya Üniversitesi Kültür Yayınları 2016 s.269-278

 Dipnotlar

[1] Der.Ramazan Gözen, Volkan İpek,Çağlar Oyman, Uluslararası İlişkiler Teorileri,İletişim Yayınları, 2017,s. 405

[2] Bu konu üzerinde daha sonra durulacağı için bahsetmekle yetiniyorum.

[3] Ayrıntılı bilgi için bknz, Ramazan Gözen Uluslararası İlişkiler Teorileri, İletişim Yayınları,2017 s. 409

[4]   Jules Harmand,Methods of Colonial Rule,Editions Paris,Brest,2009,s.56 akt Volkan İpek,Çağlar Oyman,Uluslararası İlişkiler Teorileri,İletişim Yayınları,2017, syf 410

[5] Heonik Kwon, The Other Cold War, Columbia University Press, New York Chichester ve West Sussex,2010 s.396 akt Volkan İpek, Çağlar Oyman, Uluslararası İlişkiler Teorileri, İletişim Yayınları,2017,s.427

[6] Uluslararası Ahlak ve Etik Ayrıntılı Bilgi için bknz, Siba N.Grovogui, Uluslararası İlişkiler Teorileri Disiplin ve Çeşitlilik, Sakarya Üniversitesi Kültür Yayınları çev.Özge Kelekçi,2016 s.269-270

[7] Vivek Chibber,Post-Kolonyal Teori ve Kapitalizmin Hayaleti,İletişim Yayınları,çev.Afife Yasemin Yılmaz,2016,s.80

[8] a.g.e.,s 73

[9] Madun realizmi için Ayrıntılı bilgi içi bknz,Bahar Rumelili,Küresel Siyasete Giriş, İletişim Yayınları,2014,s.208

[10] Edward W. Said,Şarkiyatçılık,Metis Yayınları,2017,s.11

[11] Der.Ramazan Gözen, Volkan İpek,Çağlar Oyman, Uluslararası İlişkiler Teorileri,İletişim Yayınları, 2017,s. 418

[12] a.g.e.,s.421

[13] Kimlik oluşturma konusu Fanon’da daha ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır.

[14] Kimlik ve koloni üzerine yapılan çalışmalar için Ayrıntılı olarak Bakınız Ramazan Gözen, Uluslararası İlişkiler Teorileri, İletişim Yayınları,2017, s.413-416

[15] Franz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri, Versus Yayınları,2013,s.41

[16] Franz Fanon,Yeryüzünün Lanetlileri,Versus Yayınları,2013,s.71

[17] a.g.e.,s.81

[18] a.g.e.,s.81-82

[19] Bu noktada üstünde durulması gereken husus BM Genel Kurulunda 3.Dünya ülkelerinin kendi aralarında birleşerek Genel Kurul’da büyük güçlere karşı oy çoğunluğu sağlamışlardır ve kendi seslerini duyurmayı az da olsa başarmışlardır. Bununla birlikte veto hakkına sahip ülkeler önemli konuları Güvenlik Konseyinde tartışmaya açarak ayrıcalıklı hallerini ellerinde tutmaya devam etmiştir.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Serim Türkay

Avatar
TESAD Siyaset Masası Yardımcı Direktörü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir