Panoptikon
Ayarsız Dergi'den alınmıştır.

Panoptikon: Modern Bir Hapishane

 Giriş

Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Panoptikon kelimesi “pan” ve “opticon” olarak bilinen iki farklı sözcükten türetilerek oluşturulmuştur. Pan kelimesi bütün anlamına gelirken, opticon kelimesi ise gözlemlemek anlamına gelmektedir. Bu nedenle yapı yerine getireceği göreve uygun olarak “bütünü gözetlemek” anlamına gelen Panoptikon adını almaktadır. Bu model, birkaç katlık tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kuruludur. Bu hapishaneler, akıl hastaneleri ve çalışma kampları gibi kamusal alanları gözetleme amacıyla oluşturulmuştur. “Kontrol Evi” düşüncesi ile meydana gelen bu oluşum, mahkumlarda sürekli gözetlenme endişesi ve korkusu uyandırmayı amaçlamıştır. Panoptikon, mimari açıdan merkezi bir kontrol kulesi üzerine inşa edilmiştir. Sekizgen şekilli bölmelerden oluşmaktadır ve kuleden tüm hücreler görünmektedir. Ancak hücrede bulunan kişiler, denetim kulesini görememektedir. Bununla beraber kulede hiç kimse bulunmasa bile mahkumlar, gözetlendiğini düşünmekte ve bunun bilinciyle hareket etmektedir.

Jeremy Bentham, görünmeyen gözler tarafından takip edilme güdüsünün sosyal düzenin ve kontrolün güçlenmesine yardımcı olacağını, bunun da çoğu yapıyı karşılıklı etkileşim neticesinde etkileyeceğini savunmaktadır. Panoptikon, düşünce olarak soyut olsa da özellikle 21. yüzyılda bu savı somutlaştıracak nitelikte yeni yorumlara sebebiyet vermiştir. Nitekim sürekli gözetlenme endişesi, sadece akıl hastaneleri ve çalışma kamplarındaki insanlarda değil, toplumun hemen hemen her kesimindeki insanlarda mevcut olmuştur.[1] Bu çalışmada çağdaş dünyadaki panoptikon üzerine düşünceler belirtilecek olup, bu modelin 21. yüzyıl üzerindeki git gide artan etkileri ve sonuçları üzerinde çeşitli örnekler ile zenginleştirilerek tartışılacaktır.

1. Düşüncenin Gelişimi

Fransız düşünür Michel Foucault, gözetimin ve gözetim araçlarının modern kurumlarda insanları yönetmek için temel enstrüman olarak kullanıldığını düşünmektedir. Michel Foucault söz konusu bu kavrama daha felsefi bir şekilde bakmaktadır. “İktidarın Gözü”, “Hapishanenin Doğuşu”, “Disiplin ve Ceza” ve “1975” isimli eserlerinde de bu konuyu detaylı bir şekilde ele almaktadır:

Feodal tipteki bir toplumda siyasi iktidar esas olarak yoksulların senyöre ve zaten zengin insanlara vergi ödediği, aynı zamanda onlar için askerlik hizmeti yaptığı bir iktidardı. Fakat kişilerin ne yaptığıyla hiç ilgilenilmiyordu, siyasi iktidar buna, sonuç itibarıyla, ilgisizdi. Bir senyörün gözünde varolan şey, toprak, köyü, köyünde oturanlardı, ailelerdi, fakat bireyler, somut olarak, iktidarın gözüne gözükmüyordu.Bir an geldi ki, herkesin iktidarın gözü tarafından fiilen algılanması gerekli oldu, kapitalist türde bir toplum olsun istendi, yani mümkün olduğunda yaygınlaştırılmış, mümkün olduğunca verimli bir üretimle birlikte; işbölümünde kimilerinin şu işi, kimilerinin bu işi yapmasına ihtiyaç olduğunda, halkın direniş hareketlerinin, ataletin ya da isyanın, doğmakta olan tüm bu kapitalist düzeni altüst etmesinden korkulduğunda, o zaman, her bireyin somut ve keskin gözetlenmesi gerekli oldu…”[2]

Bentham’ın geliştirdiği bu panoptikon isimli tasarı Michel Foucault’nun düşünce yapısını ciddi bir şekilde etkilemiştir. Foucault’nun iktidar anlayışının temelinde panoptikon sistemde bulunan öz denetim yatmaktadır. Foucault, panoptikon fikrinin modern kuvvetin temelini oluşturduğunu düşünmektedir. Gözaltında tutulan her insan için bir iktidar işlevi gördüğünü savunmakta ve panoptikonu nihai bir iktidar aracı olarak tanımlamaktadır. Mahkumlar; sürekli gözetim altında olduğundan dolayı bir yandan kendisini bireyden uzaklaştıran, diğer yandan da ona maruz kalanları bireyleştiren bir kişisel olmayan bir iktidar ilişkisinin tuzağına düşmektedirler. Foucault, iktidar gözetiminin genişlemesini; hiyerarşi, disiplin ve modern toplum sınıflandırmaları içindeki temel gelişme olarak görmüştür. Nitekim kurumlar karşısında denetim ve gözetim altındaki bireyler, her geçen gün daha fazla düzen ve denetime bağlı hale geleceklerdir.

Çağdaş toplumlarda denetimi sağlayan en önemli aracın kameralar olduğu bilinmektedir. Kameralar sayesinde yasa dışı hareket eden biri kolayca bulunabilmekte veya kamera kayıtları bir kanıt olarak sayılabilmektedir. Ancak bu kameralar bir yerde caydırıcı özelliğe de sahiptir. Sokakta her an izlendiğini düşünen bir insanı denetlemek ve onun davranışlarını dolaylı yoldan kontrol altına almak çok daha kolay niteliktedir. Kameraların olduğu bir sokakta sürücülerin kurallara aykırı olma olasılığı çok daha düşüktür. Kameranın çalışıyor olması ise bu noktada önemli değildir. Kısacası bu tarz gözetim araçları sayesinde sosyal kuralların işlemesi kolaylaşır. Bu tarz denetimler ile yasa dışı hareketler kolayca tespit edilebilir ve düzeni sağlayan kuralların yıkılmaması sağlanır. Ancak bir yerde, bu denetimlerin oldukça olumsuz etkileri de vardır. Nitekim Foucault da bu yöne odaklanmıştır. “Modern iktidar büyük gözaltıdır.” diyen Foucault, denetim altındaki toplumun yabancılaşmasına vurgu yapmaktadır.

İnsan zamanla, yakalanma ve cezalandırılma korkusu ile esasında olduğundan çok daha farklı bir insan gibi davranmaya başlamaktadır. Foucault bu durumu “dinamik normalleştirme” olarak adlandırmaktadır. Dinamik normalleştirme, aslında demokratik olmayan, özgürlüğü ve özgür seçimi kısıtlayan, özgür düşünceye taban tabana zıt olan bir niteliktedir. Bireylerin devamlı aynı ve belirli hareketler yapabildiğini ve benzer şekilde düşündüğünü göz önüne alınırsa onların robotikleştiğini yani “mekanikleştiği” söylenebilmektedir. Foucault’ya göre bu durum, insanların orijinal fikirler üretmesini ve orijinal tepkiler verme isteğini bastıracaktır.[3] Şüphesiz bu durum insanların kendine has özelliklerinin ve özgünlüğünün sadece kalıtsal bir özellik olmasına yol açmakla birlikte toplumu, “tek tip insan” bataklığına sürüklemektedir.

2. Çağdaş Dünyada Panoptikon

David Lyon’a göre iktidarın artık elektronik teknolojiler vasıtasıyla ifade bulduğu günümüzdeki değişken ve mobil örgütlenmeler, duvarları ve pencereleri (sanal “güvenlik duvarları” ve “pencereler” hariç) büyük ölçüde gereksiz kılmaktadır. Gözetim ve kontrol, hapishane şeklinde değil, sanal ortam olarak varlık göstermektedir. Üstelik bu o kadar eğlenceli gözükmektedir ki, insanlar bu sisteme gönüllü olarak ve büyük bir keyifle dâhil olmaktadır. Her şeyin izlendiği bir dünyada asıl tehlike mahremiyet kaybından çok, sınıflandırma kolaylığı gibi görünmektedir. 21. yüzyıl panoptiğinin asıl amacı toplumsal sınıflandırma olarak belirtilmektedir.

Sosyal medya ve gözetim çoğu kez birlikte hareket etmektedir. Sistemin takibine sunulan kişisel veriler, beğeniler, tercihler ve ilgi alanlarıyla birlikte insanlar kendilerini hep bir sınıflandırmanın içinde bulunmaktadır. Facebook’ta “arkadaşlar” Twitter’da “takipçi” gibi farklı nitelendirilse de aslında hizmet ettiği amaç aynı gözükmektedir. 21. yüzyıl akışkan gözetiminin en yaygın gerekçelerinden biri güvenliği sağlamaktır. Gittikçe bireyselleşen, atomize olan ve “öteki”den uzaklaşan yaşamlar süren bireylerin korkuları ve kaygıları her geçen gün artmaktadır. X kuşağına göre Y ve Z kuşağı, fiziksel olarak daha güvenli mekânlarda yaşasa da bu kuşaktaki insanların hiper-kaygılı ve huzursuz hali bir kısır döngü biçiminde devam etmektedir.Bireyin kendini güvende hissetmek için yaptığı her yeni şey, güvensizliği daha da pekiştirmektedir.[4]

Nitekim son zamanlarda gerçekleşen, dünyadaki hemen hemen her insanın kullandığı uygulama olan Facebook’un kullanıcı kişisel bilgilerini sızdırması bu savı kanıtlar niteliktedir. İnsanların hayatını kolaylaştıran ve kişisel bilgiler vermesi kaçınılmaz olan 21. yüzyıl çağdaş dünyasında teknolojik açıdan onları güvenli hissettirecek güvenlik denetimi yüksek yazılımlar, siber saldırılara potansiyeli yüksek yazılımlardır.

3. Örnekler Üzerine Değerlendirme

Panoptikon modeli, sosyal hayatta çoğu kez karşımıza çıkmaktadır. Bireyin sürekli gözetlenmesi ve takip edilmesinin bireydeki tek tipleşme etkilerine, kontrol mekanizmalarına ve kimlik bunalımlarına yönelik çok sayıda dizi-film çekilmiştir. Bunlara örnek olarak: Truman Show, Eagle Eye, 1984, Modern Times, V for Vendetta, Snatch, Guguk Kuşu adlı filmler gösterilebilir.

Örneğin Jack Nicholson’un başrolünü oynadığı Guguk Kuşu filmi değerlendirildiğinde:

“Nicholson’ın canlandırdığı McMurphy isimli karakter, hapishane cezasından bir şekilde kıl payı kurtulmuş ve deli olduğu şüphesi ile kliniğe getirilmiştir. McMurphy karakteri aslında deli değildir ancak hapishanede kalmaktansa klinikte akıl hastaları ile kalmayı daha eğlenceli bir aktivite olarak görür. Başta her şey iyidir, hastalar ile oyunlar oynar, günlerini geçirir ancak hapishaneden kurtulduğunu zanneden McMurphy’ye göre akıl hastalığı kliniği de birer hapishane gibidir. Gün geçtikçe ufak tefek isteklerini bile aslında gerçekleştiremediğini ve özgürlüğünün elinden kayıp gittiğini fark eder. Aynı Foucault’nun etkilendiği panoptikon düzendeki gibi hastaların sürekli olarak kaldığı yer hemşirelere ait olan küçük bir camlı bölme tarafından izlenir. Bu camlı bölme panoptikon teorisindeki kuleye benzemektedir. McMurphy kaldığı sürede deli olarak orada tutulan hastalardan hiçbirinin gerçekten deli olmadığını fark eder. Hemşireler tarafından onlara uygulanan kısıtlayıcı ve saçma tedaviler onları deli olduklarına ikna etmiştir. McMurphy, hemşire Ratched’in hastalar ile yaptığı toplu seanslarda onlara hasta olduklarını telkin ettiğini görür. Hemşire Ratched, aslında her bir hastanın zaafını biliyordur ve hepsini bu yönleri ile vurmaya çalışarak gün geçtikçe onların kendilerine olan öz güvenlerini yok ediyordur. Oradan çıkamayacağını, çok ciddi sorunları olduğunu düşünen hastalar biraz da olsa McMurphy’nin kışkırtmaları sayesinde bu düşüncelerden kurtulurlar. Yer yer hemşirelere ve hastaneye isyana kalkışırlar. McMurphy hastalara hemşirelerin uyguladığı tedavinin zıddını uygular ve başarılı olur. Elbette bu durum yönetimin gözünden kaçmaz çünkü yapılan aşırılıklar haddini aşar. Filmin sonunda, hastanede bir “kaos” oluşturduğu düşünülen McMurphy’ye elektroşok tedavisi uygulanır. Bu tedavi ile aslında tamamen akıllı olan McMurphy orada sonsuza kadar kilitli kalacağını anlar, günden güne agresifleşir ve akıl sağlını kaybeder. Hata yaptığı düşünülen kişinin, fiziksel acı duyacak şekilde cezalandırılması ve bu şekilde disipline edilmesi bir güç göstergesidir.”[5]

Filmden yola çıkılarak Foucault’nun söylemine varılmaktadır:

“İktidar her yerdedir. Hapishanede, tımarhanede, hastanede, okulda, bilgide, bilimde ve iş yerindedir iktidar. İktidar; kodlamada, kapatılmada, yasaklamada, baskıda, gözetlemede, denetlemede ve yönetmededir. Okulda okuduğumuz kitapta, evde karşılaştığımız baskıda, gönderildiğimiz odamızda, kilitlendiğimiz tuvalette, sokakta gördüğümüz şiddette, yediğimiz tokatta, tekmede, coptadır. Hastanede yediğimiz sakinleştirici iğnededir, klinikte bilinçaltımıza ulaşmaya çalışılan sözcüklerdedir iktidar. Politikacıların nutukları, anne ve babanın tavsiyeleri, öğretmenin cetveli ve komutanın sana verdiği tüfektedir iktidar. Aynı giydiğimiz önlükte, üniformada, takım elbisede, tulumdadır. İş yerinde kadın yöneticinin yere vuran uzun topuğunda, askerde rütbelinin botlarının parlaklığındadır. İktidar yönetmekte ve yönetilmektedir. İktidar yalnızca baskı uygulamaktan, bastırmaktan, engel çıkarmaktan, cezalandırmaktan ibaret olmadığını; arzuyu yaratarak, zevki kışkırtarak, bilgiyi üreterek; bundan daha derine nüfuz ettiğini de göstermektedir. İktidar bedeni çalıştırır, davranışa nüfuz eder, arzu ve zevkle iç içe girer.”[6]

Gözetim toplumlarında şüphesiz sosyal medyanın da büyük bir önemi vardır. Bireylerin birbirini gözetleme durumu hemen hemen her sosyal medya uygulamasının arayüzlerinde bulunmaktadır. Bu durumda Panoptikon kavramı, bireyin de gönüllü olması neticesinde, “süper panoptikon” adını almaktadır.[7] Sosyal ağlarda bireyler giderek gözetime gönüllü olarak katılmakta ve gözetlenmekten şikayetçi olmamaktadırlar. Facebook, Twitter, Instagram vb. sosyal ağlarda bireylerin özel hayatları kamusallaşırken, mahremiyet algısı da giderek aşınmaktadır. Modern çağın getirisi olan mahremiyeti, post-modern çağ geri almaktadır. Özellikle 21. yüzyılda şiddeti daha da artan küreselleşmenin sosyolojik boyutu, Mc Luhan’ın da dediği gibi insanları herkesin birbirinden haberdar olduğu “küresel bir köye” doğru sürüklemektedir.

Şüphesiz ki bu “süper panoptikon” durumu her zaman, her toplumda onaylanan bir bakış açısı değildir. Nitekim birçok toplumun ülkelerindeki politikaya, ekonomik duruma veya herhangi bir sıkıntıya karşı gösterilen hemen hemen her tepkinin içerisinde panoptikon vurgusuna rastlanmaktadır. Gözetlenme durumunun, iktidarın topluma kabul ettirmeye çalıştığı bir enstrüman olduğuna dair farkındalıkları bulunan toplum, mevcut durumlara boyun eğmemek adına özgürlüklerinin korunması için mücadele içerisinde bulunmaktadır. Bu mücadele etkin bir boyutta olmasa da hükümete, politikalara, sosyal haklara verilen her tepkide perde arkasında önemli bir rol oynamaktadır. Buna örnek olarak, Hong Kong’da iade yasası nedeniyle başlayan, daha sonra hükümet ve Çin karşıtı protestoya dönüşen gösteriler sürmektedir. Çin’in milyarlarca dolar yatırım yaptığı ve ülkede “kör nokta” bırakmadan izleme teknolojileri ile sanal dünya hakimiyeti, henüz Hong Kong’da etkili bir durumda değildir. Buna rağmen tepkinin şiddeti yeterince yüksek bir düzeydedir. Çoğunluğunu lise ve üniversitelerde okuyan gençlerin oluşturduğu protestolarda göstericiler, “Telegram, Facebook, Whatsapp, Twitter” gibi sosyal paylaşım ve mesajlaşma uygulamalarında kurulan ve üye sayılarının on binleri bulduğu mesaj gruplarından organize olmaktadır. Son olarak Çin karşıtı protestolarda eylemciler, kişisel verilerinin toplanmasını engellemek için yüz tanıma kulelerini yıkmıştır. İnternetin Çin tarafından denetim altına alınamadığı bu bölgede, protestocu gruplar kimliklerini açığa vurmamak için çeşitli aparatlarla yüzlerini kapatmaktadırlar. [8]

Bu örnekte de görüldüğü gibi iade tasarısından ortaya çıkan anlaşmazlık, tepkiler ve eylemlerin geldiği noktada sosyal haklara, gizlilik gerektiren özel alanlara vurgu yapılmaktadır. Bu tepkiyi gösterirken dahi, protestocuların organize olmak için başvurdukları araçlar da doğal olarak sosyal medya uygulamaları olmuştur. Bireylerin kendini özel hissettiği, ifade edebildiği, rahat olabildiği ortamların ellerinden alınması/alınabilme ihtimalinin olması bireyleri önce psikolojik sonra da fiziksel şiddete başvurmaya itmektedir.

Sonuç

Modern iktidar biçimi, toplumun içinde yaşayan her bir bireyi sınıflandırarak, bu bireyler etrafına bir gerçeklik örerek ve bu gerçeklik bağlamında bireyin kendisinin ve etrafındakilerin bireyi bu niteliklere göre konumlandırmasını ve sınırlandırmasını sağlamaktadır. İktidar bu durumu kullanarak gündelikyaşamaulaşmaktadır. Bu sebeple Foucault toplumu anlamak için toplumu oluşturan, bir araya gelmiş bireyi incelemek gerektiğine inanmaktadır. Bunu yaparken felsefi yaklaşımlardan ödünç alınmış özneler yerine toplumsal ilişkilerin bizzat içindeki özneleri seçmektedir. Bu öznelerin karşıtları ile var olduğunu savunan Foucault çalışmalarını öteki üzerine yoğunlaştırır ve ötekiyi denetimden çıkmış bir güç olarak değil, farklı olma hakkına sahip bir varoluş̧ olarak tanıtmak istemektedir.

Panoptik modelin günümüzde ne durumda olduğuna, bunun teknoloji ile birlikte nasıl bir hal aldığına, toplumun bunun farkındalık düzeyine, farkında olmasının yanında buna gönüllü olma durumlarına dair tartışmalar süregelmektedir. Şüphesiz çağdaş dünyada panoptik model varlığını sürdürmektedir. Panoptikon modern dönemde daha çok süper panoptikon modeli ile karşımıza çıkmakta ve varlığını devam ettirmektedir. Günümüzde gözetlemeyi sağlayan kameralar, panoptikonun en önemli ve en güncel biçimi olarak kendisini göstermektedir. Ancak her alana yerleştirilen kameralar, kredi kartları, cep telefonları, internet, hatta dijital televizyonlar süper panoptikon modeline geçtiğimizin kanıtlarını sunmaktadır. Hong Kong örneğinde de belirtildiği gibi toplumun en ufak politikaya verdiği tepkinin sac ayaklarından birini iktidarın veya aynı güçte başka bir aktörün bireylerin mahremiyetine yönelik müdahalesi oluşturmaktadır.


Kaynakça

Michel Foucault, İktidarın Gözü,İmge Kitabevi, İstanbul, 1992

Nilay Barlas, “Denetim Altında Tutulan İnsan ve Panoptikon Teorisi”, Wannart,19.02.2018,  https://www.wannart.com/denetim-altinda-tutulan-insan-ve-panoptikon-teorisi/ (Erişim Tarihi: 23.08.2019)

Berna Yalaz, “Panoptikon:Çağdaş Dünyada Kendi Hapishanelerimizi Yaratmak”, EPN Haber Merkezi,10.09.2016, https://epnext.com/panoptikon (Erişim Tarihi: 20.08.2019)

Serdar Öztürk, “Filmlerle Görünürlüğün Dönüşümü: Panoptikon, Süperpanoptikon, Sinoptikon”, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 2013, 36, http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423903266.pdf, (Erişim Tarihi: 26.08.2019), 149

TRT Haber, “Hong Kong protestocularından Çin’e mesaj: Yüz tanıma kuleleri yıkıldı”, 26.08.2019, https://www.trthaber.com/haber/dunya/hong-kong-protestocularindan-cine-mesaj-yuz-tanima-kuleleri-yikildi-428264.html/amp (Erişim Tarihi: 26.08.2019)

Michel Foucault-Okul Hakkında, youtube.com/watch?v=PxJaP-7dQbY (Erişim Tarihi: 23.08.2019)

Tüm Zamanların En İlginç Hapishane Projesi: Panoptikon, youtube.com/watch?v=_KnUT8Q6D4M (Erişim Tarihi: 23.08.2019)

Dipnotlar

[1] Tüm Zamanların En İlginç Hapishane Projesi: Panoptikon, youtube.com/watch?v=_KnUT8Q6D4M (Erişim Tarihi: 23.08.2019)

[2]Michel Foucault, İktidarın Gözü,İmge Kitabevi, İstanbul, 1992

[3]Nilay Barlas, “Denetim Altında Tutulan İnsan ve Panoptikon Teorisi”, Wannart,19.02.2018,  https://www.wannart.com/denetim-altinda-tutulan-insan-ve-panoptikon-teorisi/ (Erişim Tarihi: 23.08.2019), 1

[4]Berna Yalaz, “Panoptikon:Çağdaş Dünyada Kendi Hapishanelerimizi Yaratmak”, EPN Haber Merkezi,10.09.2016, https://epnext.com/panoptikon (Erişim Tarihi: 20.08.2019), 2-3

[5] Barlas, A.g.e. s. 2

[6] Michel Foucault-Okul Hakkında, youtube.com/watch?v=PxJaP-7dQbY (Erişim Tarihi: 23.08.2019)

[7] Serdar Öztürk, “Filmlerle Görünürlüğün Dönüşümü: Panoptikon, Süperpanoptikon, Sinoptikon”, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 2013, 36, http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423903266.pdf, (Erişim Tarihi: 26.08.2019), 149

[8] TRT Haber, “Hong Kong protestocularından Çin’e mesaj: Yüz tanıma kuleleri yıkıldı”, 26.08.2019, https://www.trthaber.com/haber/dunya/hong-kong-protestocularindan-cine-mesaj-yuz-tanima-kuleleri-yikildi-428264.html/amp (Erişim Tarihi: 26.08.2019)