Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
özgürlük
Kaynak: Zeit Online

Özgürlük

Yüz yıl önce Swabia’daki Forchtenberg’de bir kız ve Moskova’da bir oğlan dünyaya geldi: Sophie Scholl ve Andrey Saharov.

Sophie dünyaya geldiğinde aylardan mayıstı ve bütün ağaçlar ile bitkiler çiçek açmıştı. Andrey ise 2,400 kilometre daha doğuda, Moskova’da dünyaya gelmişti. Her ikisi de 1921’de, savaş sonrası ciddi şekilde hasar görmüş Avrupa’da doğdu. Her ikisi de büyük ailelerin oluşturduğu kalabalıkta hayatlarına başlamıştı ve bir gün her ikisi de dünyanın her yerinde gerçek özgürlüğün efsanesi olacaklardı.

Hatırlatma olarak birkaç anekdot:

Sophie Scholl 9 Mayıs’ta dünyaya geldi. Başlarda kendisi tam bir Hitler kızıydı ama savaşın başlangıcı onun için bir dönüm noktası oldu ve biyoloji ve felsefe öğrencisi olarak Nazi karşıtı “Beyaz Gül” üyesi sıfatıyla 22 Şubat 1943’te 21 yaşında ölüm cezasına çarptırıldı. İddianamenin arkasına kaligrafik harflerle kazınmış “özgürlük” kelimesini yazdıktan birkaç saat sonra giyotinin altında can verdi.

21 Mayıs’ta doğan, önce bir “sosyalist işçi kahramanı” olan Andrey Saharov, bir nükleer fizikçi olarak Sovyet hidrojen bombasını geliştirdi. 1950’lerin sonunda atom silahlarına karşı çıktı ve insan hakları için savaşmaya başladı. 1975’teki Nobel Barış Ödül Töreni’nde bulunamadı, 1979’da Gorki’ye sürgün edildi. 1989’da 68 yaşında ağır bir hasta olarak öldüğünde, Gorbaçov yönetimindeki Sovyetler Birliği’nde milletvekiliydi ve ülkesinde “Tolstoy’dan bu yana en yüksek ahlaki otorite” ve “kelimenin en köklü ve gerçek anlamıyla bir peygamber” olarak anıldı.

Neden bazı insanlar, kendilerine saygı duyacak kitleler günün birinde suskunluk ve tepkisizlik içinde kalırken, bu kadar radikal bir özgürlüğe sahiptir?

Buna yönelik birkaç yaklaşım:

İlk olarak Sophie’nin hayatına kısa bir göz atalım. Kasım 1919’da 27 yaşındaki Robert Scholl, hamile karısı Lina ve iki küçük çocuğuyla birlikte Swabian’ın Forchtenberg kasabasının birinci katındaki apartmana, belediye binasının hemen yukarısındaki daireye taşındı çünkü en basit kökenden gelen idari memur yeni belediye başkanı seçilmişti. On yaş büyük olan Lina Scholl, o zamanlar kadınların nadiren sahip olduğu bir özgürlükle bu genç adamı kendisine eş olarak seçmişti. Her yıl Scholl ailesinde yeni bir çocuk dünyaya gelirdi. 1921’de Sophie dördüncü çocuk olarak doğdu. 11 kişi mütevazı bir apartman dairesinde yaşıyordu: Ebeveynler, altı çocuk, iki çiftlik hizmetçisi ve ev hizmetçileri. Robert Scholl’un gayrimeşru bir çocuk olarak dünyaya geldiğini sadece ebeveynler biliyordu. Banyo yok, pencereler sızdırıyor, oda ısıtılmamış, mutfaktaki ocak odunla ateşleniyor, sebzeler şehir duvarının yanındaki küçük bir bahçede yetiştiriliyor, çamaşırlar papazın evinde kurutuluyor. Dışarıda, evin önünde saf hareket özgürlüğü, bahçeler, küçük Kocher Nehri üzerinde bir savak, bir kale kalıntısı, üzüm bağları ve çocuklar için bir cennet var. İçeride, apartmanda, bir özgürlük ruhu birkaç kez esiyor, kendisiyle güzel bir şekilde çelişiyor, bir pasifist ve liberal olan baba, Hıristiyanlıktan, özellikle kiliseden ve en önemlisi Nazilerden uzak duruyor. Aynı zamanda bir pasifist olan anne, kiliseye giden ve dindar bir Hıristiyan olmaya devam ediyor ve Nazilerden nefret ediyor. Scholl’lar eğitimli bir aile değildi. Çocuklar ilk eğitimli jenerasyondu ve arkadaşlarıyla aralarında Gogol, Dostoyevski ve Goncharov gibi Rus yazarların da bulunduğu kitapları ödün vermeden okurlardı.

Moskova’da ise, Granatgasse’deki evin birinci katında, 1918’den sonra yaşlı büyükanne Saharov iç savaştan, devrimden ve bunları takip eden korkunç yıllardan sağ çıkmayı başarmış, çocukları ve torunlarıyla yaşamış. Toplamda on dört aile üyesi, artı iki yabancı aile, her aile başına bir oda. Andrey, erkek kardeşi ve ebeveynleri ile 30 metrekarelik bir odada büyüdü. Rus Devrimi sırasında inşa edilen bu apartman dairesinin mutfağı ortaktı. Fakat her odanın ise kendi kütüphanesi vardı. En güzel oda ise büyükannenin odasıydı. Büyükanne, orada çocuklara Puşkin’in peri masallarını, Tom Amca’nın Kulübesi’ni ve Sefiller’i okurdu. Ve Kutsal Haftada, İncil.

Kommunalka’nın içinde, en dar alanlarda, Swabia’daki Scholls gibi çok çeşitli kaynaklardan doğan çoklu bir özgürlük ruhu vardı. Andrey’in annesi, ailesine Yunan özgürlük mücadele ruhunu ve Sovyetler iktidara geldikten sonra da çocuklarına yatmadan önce dua etmeyi öğretiyordu. Baba tarafından dedesi, okuyan on çocuktan sadece biriydi ve liberal bir avukat olarak, Lev Tolstoy ile yan yana, ölüm cezasına karşı mücadele verdi. Andrey Saharov’un fizikçi, ders kitabı yazarı ve piyanist olan babası, Rus kültürünü dünyevi bir mantıkla somutlaştırırken Hristiyanlıkla hiçbir alaka kurmuyordu. Sovyetler hakkındaki muhalif düşüncelerini kendi oğlundan bile gizlerdi.

“Gerçek Bilim ve Gerçek Düşünce Özgürlüğü ile İlgileniyoruz”

Granatgasse’nin avlusunda, 1920’li yıllarda birçok farklı kökenden 15 çocuk birbirleriyle oynuyordu ve Moskova’nın dört bir yanında kıtlık hakimdi. Devrim sonrası arta kalan bir coşku artı propaganda ve casusluk vardı. Tanıdıklar; silahlı çatışmalardan, sokak eylemlerinden, hastalıktan veya açlıktan ölüyordu. Sokakta gözleri oyulmuş ve dili kesilmiş Grischka adında bir komşu çocuğu vardı. Andrey Saharov, 13 yaşında ateist ve komünist oldu. Kendisini tamamen matematik ve fiziğe verdi. Çok yakın bir zamanda hayatını bilime tamamen adayacaktı. Ta ki Sovyet nükleer silah testlerinin, on binlerce insanın ölümüne sebep olduğunu öğrenene kadar. Fizikçinin çekingenliğinin bittiği yer burasıdır Saharov’a göre. İnsan yaşamının değeri, iktidarın bu denli aymazlığını yasaklıyor. Bu yüzden Sovyet hükümetine muhalif olup eylemlerinin merkezine düşünce özgürlüğünü koyuyor- tıpkı Sophie Scholl gibi.-

Sophie, 1939 Eylül’ünde arkadaşı Fritz’e şunları yazdı: “Artık insanların hayatlarının sürekli başkaları tarafından tehlikeye atılmasını anlayamıyorum. Bunu asla anlayamıyorum ve korkunç buluyorum. Bunu söylemek ve Yahudilerin öldürülmesini açıkça kınamak gerekiyor.” Beyaz Gül’ün beşinci broşüründe odak noktası “ifade ve inanç özgürlüğü” olacak ve son olarak, 6 Şubat 1943’te öğrenciler “Adolf Hitler’in ülkesinden gelen tüm Alman gençleri adına kişisel özgürlük” isteyecek ve Almanların en değerli özelliğini şöyle tarif edecekti: “Gerçek bilim ve gerçek düşünce özgürlüğü ile ilgileniyoruz.”

Neredeyse yüzyıl önceki gibi 1968 yazında da New York Times’a Moskova’dan bilinmeyen yollardan ulaşan Andrey Saharov’un bir metni, tarihi bir yankı gibi geliyor ve bu yankı şimdi de Zeit’da ses buluyor ve bir depremi tetikliyor: “Bağımsızlığa ve insani değerlere yönelik tehdit, insan hayatının anlamı için bir tehdittir.” Tehditler savaş, terör, açlık ve aptallaştırmadır ve bundan kurtulmak isteyen herkes entelektüel özgürlüğe izin vermelidir: “Bilgi alma ve yayma özgürlüğü, tarafsız ve korkusuz tartışma özgürlüğü ve otorite ve önyargı baskısından kurtulma özgürlüğü.”

Atom fizikçisi Saharov, özgürlük fikri için, annesi ve büyükannesinin çocukken ona sevdirmek istediği Tanrı’ya ihtiyaç duymadı, ancak Tanrı fikri onda bazı izler de bıraktı: “Evreni ve insan yaşamını, anlamlı bir başlangıç ​​olmadan, manevi bir sıcaklık kaynağı olmadan hayal edemiyorum. Bu, maddenin ve onun yasalarının dışında yatıyor.” diye yazdı yaşlı ve hasta bir adam olarak.

Öte yandan Sophie Scholl, Peder Augustine Kilisesi’ni okuduğundan beri Hristiyanların tanrısı ile derin şüpheler ve acı verici boşluklarla ilgili tekrar eden deneyimler içinde boğuşmaktadır. Giyotine götürülmeden önce annesiyle konuşabildiği son sözler Mesih hakkındaydı. “Ama buna değer değil mi İsa?” diye sordu anne ve kızı “Evet, senin için de.” diye cevap verdi.

Yazar: Elisabeth von Thadden

Kaynak: Zeit Online