Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Araştırma Yazıları / Otuz Yıl Savaşları ve Vestfalya Antlaşması

Otuz Yıl Savaşları ve Vestfalya Antlaşması

 

Yazan: Ceren ERCAN

Giriş

“Halkın dinsel olmayan konularda otoritelere boyun eğmesi gerektiği” görüşünü savunan hümanist rahip Martin Luther, Wittenberg Kilisesinin kapısına 95 maddelik tezini asarken, Avrupa’da tüm dengeleri değiştiren Protestan hareketine ilham kaynağı olacağını aklına getirebilir miydi?

Almanya’dan tüm Avrupa’ya yayılan Kilise karşıtı Reform hareketinin onlarca yıl sürecek bir mücadeleye dönüştüğü 30 Yıl Savaşları, her ne kadar “Din Savaşı” olarak anılsa da doğurduğu siyasi sonuçlar bakımından uluslararası ilişkiler disiplininin merceği altına girmiştir. Avrupa’yı, uluslararası ilişkilerin temellerinin atıldığı Vestfalya Antlaşması’na götüren süreci, yaklaşık yüz yıl önce ortaya çıkan Reform hareketlerinden başlayarak ele alalım.

1. Reform Hareketleri

15.yy Avrupasında Rönesans ile birlikte sanat ve bilimde yaşanan yenileşme hareketleri 16. yüzyılın başlarında Hristiyanlığı da etkisi altına aldı. 1517 yılında Almanya’da, Martin Luther tarafından Kilise’nin Endüljans(günah affı belgesi) satışı ve diğer sapkın faaliyetlerine karşı yazılan 95 maddelik tezin yayılması, halkın Kilise’yi sorgulamaya başlamasına sebep oldu. Bu sorgulamalar, Kilise’ye karşı ayaklanmaların da başlangıcı oldu.

Savaş boyutuna varan ayaklanmalar Avrupa’ya egemen olan Katolikliği bölerek Reform Kiliselerinin kurulmasını sağladı. Reform Kiliseleri Avusturya, İskandinavya, İsviçre, Hollanda ve İngiltere’de varlık göstermeye başladılar. Lutheryanlar ve Katolikler arasında süren mücadele 1555’te Augsburg Barışı’yla son buldu. Anlaşma her hükümdara kendi topraklarındaki dini belirleme hakkı veriyordu.

Luther’in öğretilerine benzer düşüncelere sahip bir Fransız olan Jean Calvin de Cenevre’de kendi düşüncelerine uygun bir kilise kurarak Katolik karşıtı bir oluşumu başlatmıştı. Bu oluşum daha sonra Hollanda, İskoçya, Almanya ve Fransa’da da kiliseler kurulmasıyla yayılmayı başardı. Fransa’da Nantes Fermanı ile Kalvenizm bir mezhep olarak kabul edildi.

Katoliklere karşı olarak kurulan Lutheryan, Kalven, Anglikan, Presbiteryan gibi mezhepler, haklarını büyük ayaklanmalar sayesinde kazandıklarından, “protesto” kelimesinden türetilen “Protestan” adını almışlardır.

1.2. Protestanlığın Siyasi ve Ekonomik Temelleri

Dinde reform düşüncesinin Avrupa’yı kasıp kavuran savaşlara sebebiyet verebileceği, reform fikrini ortaya atanlar tarafından öngörülemezdi. Ancak, Katolik Kilisesi Orta Çağ toplumunun öylesine temel bir unsuru haline gelmişti ki bu meselelerin toplumsal ve siyasal meseleler haline gelmesini önlemek olanaksızdı. Aslında Luther’in yaptığı şey; tüm feodal düzen adına ideolojik denetim sağlayan bir kuruma meydan okumaktı.[1]

Kilise’nin ideolojik denetiminden çıkar sağlayan Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu Luther’e verilen destekten oldukça rahatsızdı. Luther’in en büyük destekçileri ise İmparatorluğun gelirlerinin Papalığa akıtılmasından rahatsızlık duyan Saksonya ve Brandenburg gibi Alman prenslikleriydi. Habsburgların hüküm sürdüğü İspanya’dan ayrılmak için, uzun yıllar savaşan Niderland’ın kuzey vilayetleri de, bugünkü Hollanda, Protestanlığı destekleyenlerdendi.

Milano’dan Brüksel’e kadar birbirine bağlı bir İspanya memleketleri zincirini vücuda getirmek siyaseti gerçekleştirdiği takdirde Fransa, İspanyol çemberi içinde sıkışıp kalacak, bağımsız bir devlet olarak yaşayabilmesi tehlikeye düşecekti.[2] Bu nedenle Katolik bir devlet olarak Fransa, Protestanları desteklemek durumunda kalacaktır. Fransa’nın dinden önce devletin çıkarlarını gözetmesi, “ulus devlet” kavramının burada filizlenmeye başladığının göstergesidir.

Bunların yanı sıra Protestanlığın toplumdaki etkilerine bakacak olursak Köylü Savaşı bize önemli ipuçları verecektir: Köylüleri isyana sürükleyen nedenlerin başında Kilise’nin sapkın faaliyetleri vardı. Mediciler ya da Borgialar gibi büyük tüccar ailelerin üyeleri, kendi servetlerini artırabilmek için papa oldular ve servetlerini gayri meşru çocuklarına aktarabilmeyi umdular. Bol kazançlı piskoposluklara onlu yaşlardaki çocuklar tayin edildi. Soylular gelirlerinin yaklaşık yarısını Kilise’ye ödenen ondalık vergilerden sağlıyorlardı. Papazlar ve keşişler, tefecilik günah sayılsa da, yüksek faizle borç vererek yoksullaşmış köylüleri sıkıştırıyorlardı.[3] Bu şartlara daha fazla tahammülü kalmayan on binlerce köylü 1524’te, manastırları, şatoları yağmalayıp şehirleri talan ettiler. Burada çarpıcı olan bir ayrıntı; Luther’in soylulardan yana bir tavır takınıp isyancı köylüleri aşağılamasıydı.

İsyancıların istekleri, yerel cemaatlerin kendi papazlarını belirleme hakkı, Kilise’yeverilen ondalık vergisinin nasıl kullanılacağına karar verme hakkı gibi dine yönelik; lordlara ödenen vergilerin ve serfliğin kaldırılması, keyfi adalete son verilmesi gibi sınıfsal eşitsizliğin giderilmesine yönelik isteklerdi.

Tüm bunlar göz önüne alındığında Protestanlığın yayılması ve kabul edilmesi sürecinde yaşanan savaşların “Din Savaşı” olarak ifade edilmesi yetersiz kalacaktır.

2. 30 Yıl Savaşları

 

 1500’lü yılların ilk yarısında başlayan Protestan-Katolik çatışmasının, doğurduğu sonuçlar bakımından en önemli mücadelesi 30 Yıl Savaşları devrinde verildi. Avrupa’nın her yerini saran bu savaşları yakından incelemek, süreci değerlendirmede bize yarar sağlayacaktır.

 2.1. Bohemya – Palatina Savaşı (1618 – 1623)

 1609’da İmparator II.Rudolf tarafından Protestanlara tanınan hakların -1617’ye gelindiğinde- temsilciler heyeti tarafından, Protestanlara ait kiliselerin yaktırılması, Protestan kraliyet şehirlerine Katolik belediye başkanları atanması, şehirlerin bağımsızlığına son verilmesi gibi eylemlerle ihlal edilmişti. Bir toplantıda Protestanların, İmparatorluk temsilcilerini pencereden atarak verdikleri karşılık Bohemya’daki isyan hareketlerinin başlangıcıydı.

Bu olay İmparatorluk cephesinde büyük tepki çekmişti ve böylece 13 Ağustos 1618’de, Avusturya askerleri Bohemya’ya girdiler. Bohemyalılar, artık tanımadıkları Habsburglar yerine kendilerine münasip bir hükümdar aramışlar; Saksonya Elektörünün teklifi reddetmesi üzerine diğer bir Protestan elektör olan Palatina Dukası V. Friedrich üzerinde karar kılmışlar ve onu Bohemya Kralı ilan etmişlerdi.[4]

Bu sıralarda Erdel Beyi BethlenGabor, Avusturya Macaristanına girdi, Pressburg’u alarak Viyana önlerine kadar ilerledi.[5] Macar Meclisi, Gabor’u Macar Kralı ilan edince İmparator Ferdinand, Gabor’lamütareke yapma yoluna gitti. Bir yandan da Avusturyalılar Ferdinand’ı azletmişlerdi.

İmparator içine düştüğü bu zor durumdan kurtulmak için bir dizi ittifak arayışına girerek İspanya, Lehistan, Bavyera, Katolik Birliği(Liga) ve Kalvenist Palatina’yla çekişen Lutheryan Saksonya’yı yanına çekmeyi başardı. Buna karşın V. Friedrich ne damadı olduğu İngiltere Kralının ne de Union’ın(Protestan Birliği) desteğini alabilmişti.

Askeri harekâtlar başladığında Liga destekli İmparatorun orduları Aşağı ve Yukarı Avusturya’yı kontrol altına alarak Bohemya’ya girdiler. Burada Friedrich komutasındaki orduları yenerek Protestanları bastırdılar. Bu başarısızlıktan sonra Friedrich Hollanda’ya kaçtı. Bir yanda ise İmparator destekçisi Saksonya Elektörüsiyasi müzakerelerle Lausitz ve Silezya’yı itaat altına aldı.

Tüm bunlardan sonra tahtını geri kazanmak isteyen Friedrich, İmparatorun şartına uyarak, kendi adına savaşan komutanlarını azlettiğinde Protestanlar büsbütün ortada kalmıştı. Protestanların sahipsiz kalmasından yararlanan İmparatora bağlı kuvvetler,Mannheim ve Palatina’yı aldılar. Protestanlara karşı kesin bir üstünlük sağlayan İmparator Ferdinand, Cizvitlerin etkisinde kalarak ayaklanmaların bastırıldığı yerlerde sert Katolik yönetimler kurdu.

2.2. Aşağı Saksonya – Danimarka Savaşı (1623 – 1630)

Habsburg-Katolik hâkimiyeti etkisini artırırken diğer Avrupalı devletler için tehlike çanları çalıyordu. Böylece Habsburg karşıtı kuvvetler toplanmaya başladı: İngiltere Kralı I. James, oğlunu bir Fransız prensesi ile evlendirerek Fransa ile; bir anlaşma imzalayarak da Hollanda ile ittifak kurdu.

Fransa, Savoya Dukalığı ve Venedik Devleti ile İspanya’ya karşı ittifak yoluna giderek Habsburg-Katolik aleyhtarı siyasete dahil oldu. Fransa’yı buna sevkeden başlıca amil, İspanya’nın Palatina ile Veltin memleketlerini ele geçirmek emeli olmuştu.[6]

İsveç Kralı Gustav Adolf, Katolik Lehistan’a karşı, ülkesinin bağımsızlığını korumak için, Almanya’daki savaşa katılmaya hazırlanıyordu. Diğer bir yanda ise Danimarka ve Aşağı Saksonya da Katolik baskısından endişeleniyordu. İsveç ve Danimarka Katolik baskısından muzdarip iki devlet olarak ittifak kurmaya kalksalar da aralarındaki derin anlaşmazlık buna izin vermedi. Danimarka Kralı, İngiltere ile müzakerelere girişerek rakibi olan İsveç Kralını Almanya işlerine karışamayacak bir duruma düşürmeye muvaffak oldu.[7]

1626 yılında Protestan kuvvetler taarruza geçse de İmparatora bağlı Wallenstein komutasındaki ordular karşısında uzun süre ayakta kalamadılar. Protestan kuvvetlerin hatırı sayılır bir başarı elde ettikleri tek yer Stralsund oldu. Stralsund şehri, İmparatorun bir garnizonunu kabul etmeyi reddedince Wallenstein, şehrin karşısındaki Rügen adasını işgal ve Stralsund’u muhasara etmişti(Kuşatma).[8] Danimarkalılar Wallenstein’in gerisine bir çıkarma yaparak Katolik komutanın kuşatmayı kaldırmasını sağladılar.

Fransa ve İngiltere arasında savaş çıkması üzerine Habsburglara karşı yeterli desteği bulamayan Danimarka, İmparator ile Lübeck Barışını (22 Mayıs 1629) imzalayarak savaştan çekildi.

Wallenstein’ın zaferleriyle iyice güçlenen İmparator, Papanın ve Bavyera Prensi Maximilian’ın etkisinde kalarak İade Fermanı’nı çıkardı. İade Fermanı’na göre 1552 tarihli Passau Antlaşması’ndan beri Katoliklerin elinden alınmış bulunan bütün mal ve mülkler eski sahiplerine verilecekti; Katolik hükümdarlar, hâkimiyetleri altındaki topraklarda Protestanlığı ortadan kaldırabileceklerdi.[9]

2.3.İsveç Savaşı (1630 – 1635)

Lehistan ve İsveç arasında kısa bir müddet önce biten savaşta Wallenstein’ın maiyetindeki komutanlardan Von Arnim, Lehistan’a yardım etmişti. Eğer Almanya’da devam eden mücadeleden Katoliklik ve İmparator galip çıkacak olurlarsa Gustav Adolf’un tahtı, İsveç’in bağımsızlığı ve İsveç’teki Protestanlık yok olmak tehlikesine düşecekti. Bunları müdafaa etmek ve Baltık Denizi’ndeki hâkimiyetini tamamlamak isteyen İsveç Kralı Gustav Adolf Fransa’nın desteğini de alarak Almanya’ya çıktı.

İmparatorun ordularının tersine İsveç ordusu yüksek disiplinliydi. Kral Adolf, güçlü ordusu ve yüksek askeri dehası sayesinde Almanya topraklarının büyük bir kısmını ele geçirdi. Bu süreçte, başta anlaşmaya yanaşmayan Brandenburg ve Saksonya Elektörlerinin de desteğini aldı. Artık Alman halkı tarafından bir kahraman gibi görülüyordu fakat Lützen Meydan Savaşı sırasında, henüz 38 yaşındayken hayatını kaybetti.

Protestanlar 1934’te yapılan Nördlingen Meydan Savaşı’ndan yenilgiyle ayrıldılar. Bundan sonra Saksonya, İsveç’le olan ittifaktan ayrılıp yalnız Reich[10] ordusunun mevcudiyetini kabul ettiği Prag Barışı’nı imzaladı. Barış aynı zamanda İade Fermanı’nı fiilen ortadan kaldırıyordu. Böylece Saksonya Protestanlık haklarını da muhafaza ediyordu.

2.4. İsveç – Fransa Savaşı (1635 – 1648)

Prag Barışı’ndan sonra önemli Alman müttefiklerini kaybeden İsveç, öncesinde sadece para yardımı aldığı Fransa ile ittifak yaptı. Aynı zamanda Fransız Kral Richelieu, Hollanda ile ittifak kurarak İspanya’ya savaş ilan etti. 1629’da Richelieu’nün aracılığıyla Lehistan ve İsveç arasında akdedilmiş olan Stuhmsdorf mütarekesi müddetinin yirmi yıl daha uzatılmasını sağladı.[11] Bu anlaşma ile İsveç, Lehistan’a karşı hazırda tuttuğu askeri gücünü Almanya’ya karşı kullanabilecekti.

İsveçliler, Lehistan’dan gelen kuvvetlerle birlikte, Prag Barışı’yla ittifaklarından ayrılmış bulunan Saksonya, Pomeranya ve Brandenburg’u işgal ettiler. Savaş devam ederken, Pomeranya Dukasının ölmesiyle İsveç ve Brandenburg, Pomeranya üzerinde hak iddia etmeye başladılar. Bu anlaşmazlık BrandenburgElektörünün İmparator kuvvetlerine katılmasıyla sonuçlandı.

Savaşın devamı Fransa ve İsveç’in lehine gelişiyordu. Fransa Savoya ve kuzey İtalya’da İspanyolları yenilgiye uğratırken, İsveç de Avusturya ve Saksonya’dan sonra Bohemya, Silezya ve Morovya’yı ele geçirdi.

Fransız kuvvetleri Bavyeralılara karşı giriştikleri mücadeleden yenilgiyle ayrıldılar. Ertesi yıl Fransız ve İsveç generalleri birleşerek Bavyera’ya girdiler. Zor durumda kalan Bavyera Prensi Maximilan, 1647’de Ulm Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kaldı.

3. Vestfalya Barış Antlaşması (24 Kasım 1648)

  

Avrupa’da güç dengesini önemli ölçüde değiştiren savaşlar barış girişimleriyle nihayete eriyordu. Bu girişimler 1641’de Resenburg kararlarıyla başladı. Resenburg kararları gereğince, Hamburg’da yapılan müzakereler sonunda İmparator ile Fransa ve İsveç arasında barış müzakerelerine başlamak hususunda bir anlaşmaya varıldı.[12]

1945’te Münster ve Osnabrück’te iki taraf toplandı. İsveç’in müdahalesiyle konferans, Avrupalı diğer devletlerin de katılması suretiyle genişletilerek Avrupa kongresi şeklini aldı. Devletler siyasi çıkarlarını gözetirken bir yandan da dini meseleleri çözüme kavuşturmaya çalıştıklarından taraflar sürekli değişmekteydi. Üç yıl süren barış müzakereleri sonucunda 24 Kasım 1648 günü Münster şehrinde Vestfalya Barış Antlaşması imzalandı.

Anlaşmaya göre İmparatorluğa bağlı prenslere tam egemenlik ve yabancı devletlerle ittifak kurma hakkı veriliyordu. Dinle ilgili hükümlerde Protestanlar, 1552 Passau Barışı’ndaki[13] haklarına yeniden kavuşuyor; Katolik ve Protestan mezhepleri eşit konuma geliyordu. Papa X. Innocent, gücünün sarsılmasına sebep olan bu anlaşmaya itiraz ettiyse de anlaşma metnine eklenen bir madde ile itiraz hükümsüz bırakıldı.

3.1. Vestfalya Barışı’nın Önemi

 Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu Vestfalya Barışı’ndan tüm gücünü yitirerek ayrıldı.Daha önce Papa’dan yetki alan ve üst otorite olarak Vatikan’ı gören Avrupalı krallar kiliselerini ‘milli’ bir hale getirerek dini devletin tekeline almış ve devleti toprakları üzerindeki ‘mutlak egemen’ haline getirmişlerdi.[14]Reich topraklarında artık merkezi kuvvetleri elinde tutan Habsburgların değil, Alman hükümdarlara geniş haklar verilmesiyle ortaya çıkan, egemen devletlerin sözü geçecekti.

Almanya, uzun yıllar savaşlara ev sahipliği yaptığından ekonomik bir çöküntü içine girmiş; Vestfalya’dan toprak kazanarak çıkan Fransa’nın ise yükselişi başlamıştı. Burada Fransa’nın başarısını, Richelieu’nün ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutarak yaptığı önemli diplomatik hamlelere borçlu olduğunu unutmamalıyız. Fransa’nın izlediği bu politikalar, devlet kavramına yeni bir kimlik kazandıran Fransız İhtilali’ne de zemin hazırlamıştır. Tüm Avrupa’dan gelen temsilcilerin katılımıyla, milletlerarası bir kongre sonucunda imzalanması bakımından Vestfalya Antlaşması, modern uluslararası ilişkilere temel oluşturur.

 

Dipnotlar

[1]Chris HARMAN, Halkların Dünya Tarihi, Yordam Kitap, İstanbul 2017, s.181

[2]Bekir Sıtkı BAYKAL, Yeni Zamanda Avrupa Tarihi II.Cilt, 1.Kitap Otuz Yıl Savaşları Devri, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s.17

[3]Harman,a.g.e, s.185

[4]Baykal, a.g.e, s.29

[5]A.g.e, s.30

[6]A.g.e, s.36

[7]A.g.e, s.37

[8]A.g.e, s.42

[9]A.g.e, s.44

[10]Reich: Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu

[11]Baykal, a.g.e, s.62

[12]A.g.e, s.68

[13]Passau Barışı: Kutsal Roma İmparatoru V.Charles’ın otuz yıl süren iç savaştan sonra 1552’de, Lutheryan mezhep özgürlüğünü tanıdığı anlaşmadır.

[14]  http://www.gazetebilkent.com/2014/04/18/otuz-yil-savaslari-ve-vestfalya-anlasmasi/

 

Kaynakça 

  • HARMANChris, Halkların Dünya Tarihi, Yordam Kitap, İstanbul 2017. 
  • BAYKALBekir Sıtkı, Yeni Zamanda Avrupa Tarihi II.Cilt, 1.Kitap Otuz Yıl Savaşları Devri, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988.
  • ÖZKAZANÇ Alev, Devletin Örgütlenmesi, Yüksel Taşkın(ed.), Siyaset: Kavramlar, Kurumlar, Süreçler, içinde, İstanbul 2015. 
  • http://com/2013/10/20/ulus-ulus-devlet-ulusal-devlet/

Yazar Hakkında

Ceren Ercan

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir