Osmanlı Modernleşmesi: Tanzimat’a Hazırlık Dönemi (1789 – 1839)

OSMANLI MODERNLEŞMESİ: TANZİMAT’A HAZIRLIK DÖNEMİ (1789-1839)

“İnsanın toplumsal durumu onun kişisel durumuna uyar ve çoğu hususlarda biri diğerine paraleldir. Her şeyden önce, insanın tabiî hayatı büyüme, duraklama ve düşme yılları olmak üzere üç evre halinde hesaplanır. Kişilerde bu üç evrenin süreleri mukadder olmakla beraber bu süreler kişisel yapının sağlamlığına ya da zayıflığına göre değişir. Bu evreler farklı toplumlarda da değişir. Peygamberin(Kendisine salât ve selam olsun) hicretinden itibaren tarih 1061’e geldiği ve Devlet-i Aliyye-i Osmaniye 364’üncü yılına eriştiği zaman, Allah’ın geleneği, uygarlığın ve insan toplumlarının tabiî kanunları uyarınca, bu Devlet-i Aliyye’nin durumunda hastalık belirtileri, tabiatında ve güçlerinde ahenksizlik izleri göründü.”

Hacı Halife, “Düstûr ül-Amel”, 1653

Giriş

Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılılaşma hareketleri 1789’da, Nizam-ı Cedid ismiyle başlamıştır. Modernleşme hareketlerinin birincil amacı İmparatorluğun modern dünyayla rekabet edebilmesidir. Hareket Padişah iradesiyle başlamış, sivil ve askeri bürokrasi yürütücülüğünü üstlenmiştir.[1]Bülent Tanör bu dönem için: ”III. Selim reformlarıyla başlar, Sened-i İttifak köprüsünden geçer, II. Mahmut’un yenilik hareketiyle sürer.” der. [2] Bu araştırma yazısı Tanör’ün ifade ettiği süreci inceleyecektir.

Terim olarak inceleyecek olursak, “modern” tarihsel arka planı olan bir kavramdır ancak 18.yy’a gelindiğinde anlamsal boyutu ilk olarak yeni ülke sınırları çizecek daha sonra da bu sınırları aşarak fikri bir zemin kazanacaktır. Habermas, kavramı “modernite projesi” olarak ifade etmektedir. Modernite Projesi, aydınlanma düşünürlerinin “nesnel bilimi, evrensel ahlak ile hukuku ve kendi ayakları üzerinde duran sanatı, kendi iç mantıkları temelinde geliştirme” bahsinde ortaya koydukları olağanüstü bir çabadır. Hedef, özgür ve yaratıcı biçimde çalışan birçok kişinin katkıda bulunduğu bir paradigmayı, insanlığın özgürleşmesi ve günlük hayatın zenginleşmesi yolunda kullanmaktı. Teori doğa üzerinden hakimiyet vaat eden, rasyonel aklın önderliğinde dini hiçbir ihtivanın olmadığı, efsanenin, boş inancın akıldışılığından, keyfi iktidar kurmadan uzak, hümanist bir yaşayış tahayyülüdür. İlerleme fikri, aydınlanma düşüncesinin mihenk taşıdır. Bundan dolayı modernitenin savunduğu “tarih ve gelenekten kopuş” aktif bir biçimde desteklenmiştir.[3] 18. yüzyılın sonlarından 19.yüzyılın ilk çeyreği boyunca Avrupa medeniyeti derin bir kriz dönemi yaşamıştır. Politik ve askeri bir patlama yönüyle bize hiç de yabancı olmayan bir kriz.[4] Osmanlı’da çözülme Kanuni döneminden hemen sonra yani zirvedeyken başlamıştır. Çözülmenin siyasi ve askeri sebepleri olduğu gibi merkez ve taşra arasındaki bağlantısızlık en büyük etkenlerdendir.  Kısaca bahsedecek olursak, yeniçeri ocağının ve tımar sisteminin bozulması toplumsal, ekonomik sonuçlara yol açmıştır. Bütün bunlar iç sebeplerdir denilebilir. Dış sebepler ise yukarıda bahsetmeye çalıştığımız; aydınlanma düşüncesi, sanayi devrimi, Fransız ihtilali gibi Batı’da yaşanan gelişmelere karşılık verilemeyiştir. Yenilenme hareketi ile bilim, sanayi, silah teknolojisi ve orduların modernizasyonuna cevap verilmek istenmiştir.[5]

Sultan III. Selim ve Nizam-ı Cedid

Sultan yaşanmakta olan istikrarsızlığa bir son vermek istemektedir. Modernleşme hareketlerini güvendiği isimlerden layihalar isteyerek başlatmıştır. Bu şekilde yapıyor olmasındaki amacı ise tepkileri olabildiğince azaltmaktır. Sultan III. Selim’in reformcular içerisinde yeri farklıdır. Gelenek ile modern arasında bir köprü görevi görmektedir. Son gelenekçi ilk modern ıslahatçıdır. Almış olduğu eğitimin arka planı kendisini böyle bir noktada konumlandırmıştır. Şehzadelik döneminde XVI. Louis ile mektuplaşmış, ondan tavsiyeler almıştır, dönemini ve dünyayı iyi okumuştur.[6] III. Selim kendisinden önce yapılmak istenmiş olan ancak başarısızlıkla sonuçlanan Avrupa usulü modern bir ordu kurmayı ve devleti eski ihtişamına getirmeyi düşünmüş bu amaç ile meşgul olmuştur. Bu fikirlerini “lâyık olursa bana baht-ı şevket / eylemek mahz-ı safadır bana nâsâ hizmet” beytiyle dile getirmiştir.[7]

III. Selim, İmparatorluğun geleceği hususunda I.Abdülhamid’den daha fazla bir çaba içerisindedir. Ülkenin menfaatleri için devlet adamlarını bir çok konuda tehdit etmekten dahi çekinmiyor, sokaklarda dolaşıyor ve fiyatları tetkik ediyordu. Halkın durumunu önemsiyor yapılması gereken işlere anında müdahil oluyordu.[8]  Yani Sultan devletin sorunları ile hemhal olurken halktan kopuk bir hayat yaşamamakta ve halkta sultanı benimseyerek bu duruma olumlu karşılık vermektedir.

III. Selim, 1791 yılında çözülmelerin neler olduğunu ve sorunların nasıl giderileceğine dair fikirleri 19 Türk, 2 yabancıdan layihalar halinde almıştır. 21 layiha aynı noktayı göstermektedir: İmparatorluk, eski ihtişamını kaybetmiş, müesseseler bozulmuş yahut iş göremez hale gelmişti, ıslahat şarttı. Ancak layiha sahipleri çözüm yollarında ayrılıyorlardı. Öztuna fikirleri başlıca üç grupta incelemiştir;

Muhafazakar idealistler: “Osmanlı geçmişinde bir cihan devletiydi, kendisine bir denk devlette yoktu. O zaman bütün müesseseleri sorunsuz işlemekteydi. O kurumlara dönebilir ve onları canlandırabilirsek, devleti eski kudretine döndürebiliriz.”

Tavizci romantikler: “Avrupa bazı bakımlardan bir süredir bizden önde. Toplumsal düzenimizi ıskalamadan, acele etmeden, Avrupa’nın bizde olmayan tekniğini alalım ve hazmedelim. Zaten Avrupa ile aramızdaki mesafe 30 yıldan beri açılmıştır. Onlara yetişmemiz ve yeniden büyük devlet olmamız mümkündür.”

Düzen değiştirmek isteyen radikaller: “Avrupa’nın bizim önümüzde olduğu bir gerçektir. Bu düzende devam edersek her sahada bizi geçeceklerdir. Bizlerde de düzen değiştirerek onlara yetişelim ve geçelim. Bizim onlardan eksiğimiz nedir?” sorusunu sormuşlardır.[9]

III. Selim 21 layihayı okumuş uzun bir süre bekledikten sonra kararını vermiştir. Kuşku duymadan radikal reformlar uygulanacaktır. Düzeni değişmiş, ismine de: “Nizam-ı Cedid” denmiştir.[10]

Sözlük anlamına baktığımız zaman “nizam” tertip, yol, kaide; “cedid” yeni, kullanılmamış anlamındadır.[11] Terim ilk defa Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa tarafından devlete verilmek istenilen nizam hareketleri için kullanılmıştır.[12]

Sultan Avrupa’dan almaya özendiği modelleri sınırlı şekilde kavramış, yeterli mali kaynakları bulmada sorunlar yaşamıştır. Kökleri ile sıkı sıkıya bağlı geleneksel kurumlarda köklü değişimler yaptığını söylemek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Zürcher kendisi için, “Sultan bu iş için gereken acımasızlıktan ve kurnazlıktan yoksundu.” İfadesini kullanmıştır. [13] Mayıs 1807 yılında Yeniçeri ocağındaki askerlerin ayaklandıkları zaman sultan yeni askerlerini kullanmayı denememiş, boyun eğmiştir. Aynı gün tahttan indirilmiştir.[14]

II.Mahmut Dönemi ve Sened-i İttifak

28 Temmuz 1808’de IV. Mustafa’nın yerine tekrar III. Selim’in çıkartılması için gerçekleşen harekette III. Selim, IV. Mustafa tarafından öldürtülmüştür. Sultan Mahmut öldürülmekten Alemdar Mustafa Paşa sayesinde kurtulmuş ve tahtta getirilmiştir. Padişah olduktan sonra Alemdar Paşa’yı da sadrazamı olarak görevlendirmiştir. [15]

Osmanlı yenileşme hareketlerinin temeli III. Selim ile atılmış, II. Mahmut döneminde kendi karakteristik özellikleri ile inşa edilmiştir. Yeni sultan modernleşme hareketlerini III. Selim’in bıraktığı yerden sürdürmüştür. İlk olarak modern bir ordu sistemi kurulmaya çalışılmış ve kurumlar modernleştirilmeye çalışılmıştır. İç karışıklıklar bu dönemde modernleşme hareketiyle paralellik göstermiştir. Yunan isyanı, Rusya ile olan savaş, Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da ayaklanması sadece ordu sisteminin yenilenmesini değil, devletin bütün kurumlarının ve toplumsal hayatın yenilenmesine sebep oluşturmuştur. Bu dönemde Sultan Batı’ya daha çok yaklaşmış, Batı’dan danışmanlar getirtmiştir. 1932’de İngiliz elçisi Lord Straford Canning müşaviri olmuş, Tanzimat Fermanının duayeni Mustafa Reşid Paris elçiliğine atanmıştır. “Ne olacak bu devletin hali?” sorusuna verilen cevaplar merkezi bürokraside  fikir ayrılıklarına yol açmıştır.  Batılılaşma veya batılılaşmaya karşı olarak gelişen düşünceler halk tabanında destek görmemiştir. Etkili olmak bir yana halk ile devlet arasındaki yabancılaşmayı artmıştır. Batılılaşma yanlısı devlet adamları ile gelenekçi devlet adamları arasında çatışmalar artmıştır. [16]

Türk siyasal hayatının en reformcu ismi olan II. Mahmut’un dönemi ıslahatlar açısından iki döneme ayrılabilir. İlk dönem 1826 yılından önceki dönem, diğeri ise 1826 sonrası denilebilir. Vakay-ı Hayriye ıslahatlar için milat kabul edilirse öncesi hazırlık dönemini temsil eder, ikinci kısmı ise asıl reformları teşkil eder. İlk dönemde reformlar sürekli olarak yeniçerilerin baskı ve tehditleri altında sürdürülmüştür. Sultan Mahmud yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra devlet kurumlarında, sosyal hayatta köklü bir zihniyet değişikliği yapmıştır.  Bundan dolayı  padişahlar arasında seçkin yerini almıştır.[17]

II. Mahmud’un önem gösterdiği bir husus olarak ıslahatlara tek başına karar vermemesiydi. Ülke genelinde yapılması düşünülen reformları şahsen karar vermeyerek “meşveret-i amme” ile hareket etmektedir. Sadrazam tarafından Anadolu ve Rumeli ayanları ıslahat yapılması için merkeze çağrılmışlardır. Birçok ayan davet üzerine İstanbul’a geldi. Merkezde de ulema ve vükela Padişah’ın emri üzerine ıslahat projelerini hazırlamaya başlamışlardır. 1808’de bütün maddeleri kabul edilen metne “Sened-i İttifak” denilmiştir.[18]

Toplantıda Alemdar Paşa, son olaylar hakkında bilgi vermiş, zor ve sıkıntılı günler üzerinde uzunca durmuştur. Devletin içerisine düştüğü zor şartlardan nasıl çıkılacağı üzerinde tartışmalar gerçekleşti. Kendisinin de bir yeniçeri olduğunu, daha fazla eğitimli askere ihtiyaç duyulduğunu aksi takdirde devletin varlığını sürdüremeyeceğini söylemiştir. Bu günden sonra yaşanmış olan kırgınlık ve ayrılıklara bir son verilmesini, birlik ve beraberliğe dönülmesini, herkesin bu ittifakta yapılması gerekeni yapmasını ifade etmiştir. Almış oldukları kararların bütün halka faydalı olacağını söyleyerek ayanlardan destek istemiştir. [19]

Alınmış olan kararlar şu şekildedir:

  1. Padişah’ın kendisine ve egemenliğine dokunulmaycak eğer buna dokunmaya biri cesaret ederse kim olursa olsun hepimiz buna yelteneni cezalandıracağız.
  2. Devletin düzeni ve nizamı, askere bağlı olduğundan hepimiz asker yazılması için yardımcı olacağız. Buna karşı çıkan olursa hep birlikte cezalandıracağız.
  3. Hazine ve devlet gelirlerinin toplanmasında, korunmasında devlete yardımcı olacağımızı taahhüt ederiz. Bu konuda Padişah’ımızın verdiği emirlerine uymayanları hep birlikte cezalandıracağız.
  4. Padişah’ın mutlak vekili olan sadrazamın da emirlerine koşulsuz uyulacaktır. Fakat sadrazam kanuna aykırı hareket eder veya yolsuzluk yaparsa hep birlikte buna karşı çıkacağız.
  5. Hepimiz bu senedi imzalayarak padişahın egemenliğine ve devlet düzeninin korunmasına kefil oluyoruz. Senedin aksine suç işleyenlerin cezaları, suçlarının boyutuna göre sadrazamlıkça verilecektir.
  6. Eğer İstanbul’da bir ayaklanma olursa ayanlar izin istemeden gelecekler ve isyanı bastıracaktır. Eğer isyan bir ocak tarafından düzenlenirse ocak tamamen ortadan kaldırılacak ya esameleri ya dirlikleri kesilecektir. Eğer isyan bireyselse isyanı çıkaran idam edilecektir.
  7. Ayanlar kendi yönetimi altındaki halktan aşırı vergi almayacak ve onlara zulüm etmeyecektir. Hükümet emri ve şeriata aykırı hareket edenlere hep birlikte ceza verilecektir.[20]

Sened-i İttifak’ın uygulanışa gelince B. Tanör’ün ifadesiyle “uygulanamayışı” dememiz daha uygun olacaktır. Senedi İttifak’ın imzalanmasında beş hafta sonra bir ayaklanma olmuş ve Alemdar Paşa ortadan kaldırılmıştır. Paşa’nın ölümünden sonra senet unutulmuş ve hükümden düşmüştür. Böylelikle Sened-i İttifak’ın etkisi ve önemi çok sınırlı kalmıştır. [21]

Tanzimat’a Hazırlık Döneminde “Bürokrasi, Askeriye ve Eğitim” Alanında Yapılan Reform Düşünceleri

Bu dönem imparatorluğun merkezileşme dönemi olarak görülmüştür. Merkezileşmede öne çıkan temel özellik bürokrasinin gelişmesidir. Bürokrasi ile devlette yaşanılan çözülmeden, keyfiyetten kurtulma amaçlanarak nitelik-liyakat sorununun çözülmek istendiğini görmekteyiz. Devlet memurlarının hakları, görevleri, yetkileri ve sorumlulukları merkezden tanımlanmış olup devlet memurluğu tanımı genişletilmiştir. Taşraya, sınır uçlarına merkezden atamalar yapılmıştır. Bürokraside yapılan yeniliklerin sürdürülebilirliği için yetki ve sorumlulukların cezai hükümlerle sınırlandırılması ilkesi getirilmiştir. Bürokrasi: “İktidarı padişahtan devralacak ve devleti yönetecektir. Bürokrasi terimi, hem bir yönetsel örgütlenme kalıbı, hem de bu örgütlenmede çalışan kişiler olmak üzere iki anlamlı bir kullanıma sahiptir.”[22]

Bu dönemin ana vasfı “Batıyı taklit” olmuştur. Osmanlı aydınlarının ve devlet adamlarının çoğu batıya hayranlık duymuştur. Avrupa’nın kurum ve sistemlerini kendi toplumları ile kıyaslamışlar batıyı kendilerinden üstün bulmuşlardır. Avrupa ile alakalı ilk değerlendirmeler diplomatik görev ile gitmiş olan devlet adamlarından gelmiştir. Burada çarpıcı seyahatname örnekleri kayıtlara geçmiştir. Bir kaçını inceleyecek olursak Ahmet Haşim: “Paris herkesin gönlünde taht kurmuş bir şehirdir. Fakat fahişelerin ve hüznün kol gezdiği”[23] bir şehir olarak anılarına not düşmüştür. İbrahim Kalın bu ifadenin bir ironi mi yoksa hayranlık mı olduğunu, tam olarak anlayamayacağımızı ifade eder. Bir başka Avrupa seyahatname örneğini III. Ahmet döneminde Fransa’ya giden Çelebi Mehmet’te görmekteyiz. Çelebi’nin anılarında Kral’ı ziyaretinden sonra Paris’in hayvan ve botanik bahçelerini, üniversitelerini, kütüphanelerini, imalathanelerini gezdiğini, gözlemler yaptığını görüyoruz. En ilginç notlarından birisi Paris Opera binasına yaptığı ziyaret ve gizleyemediği hayranlığıdır. Burada bir mukayese yapmıştır. Eğitimden şehir planlamasına, devlet yapılanmasına, kültür ve yüksek kültür unsurlarına varıncaya dek İmparatorluk ile birçok kurumu mukayese etmiştir. Bu dönemde yapılmış en meşhur mukayeselerden birisi Ziya Paşa’nın ünlü şiirinde: “Diyar’ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm / Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm.”[24] şeklinde ifade edilmiştir. Bunlarla birlikte bu dönemde benzer birçok anı, seyahatname özelliği taşıyan eser mevcuttur. Lakin şunu söylemeliyiz ki özellikle Çelebi Mehmet için, Avrupa’ya duyulan hayranlık bir kültür şoku yaratmamıştır. Yapılan bütün mukayeseler bir eksiklik veya fazlalıktan ziyade “İslam medeniyeti neden geri kaldı?” sorusuna bir cevap arayışıdır.

Dönemin yaygın eğitim kurumu olan medreselere değinmek gerekirse: Medreseler Selçuklu ilim ve irfan müessesesi olmasına rağmen tarihi süreçte Selçuklunun devamı olarak nitelendirilebilen Osmanlı İmparatorluğu için de önemli bir eğitim kurumudur ve devletin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sistemleştirilmiştir.” Medreseler kısa bir ifade ile anlatılamayacak biçimde çok fazla işlevi olan yapılardır. Fonksiyonlarından bazılarını sıralarsak din eğitimi,  din adamı yetiştirme, üniversite hatta akademik çalışmalar anlamında birçok müesseseyi bünyesinde barındıran bir kurumdur. Modernleşme döneminde eğitim alanındaki çalışmalar genellikle batı tarzında yeni okulların kurulması üzerine ve bu okulların müfredatı üzerinden olmuştur. Buna karşılık medreseler daha çok içe kapanarak çalışmalarına devam etmiştir.[25] Konumuz olmadığı için fazla değinemeyeceğiz ancak burada ıskalanmaması gereken bir konu vardır ki,  o da merkezileşme ile birlikte medreselerin mali destek kaynağı olan vakıflar kapatılmış yahut görevini yerine getiremez olmuştur. Vakıfların yapısında yaşanan çözülme medreselere fazlaca yansımıştır. Tanzimat ile birlikte devlet kendi kurum ve teşkilatları için gerekli olan yetişmiş insan kaynağını kendi oluşturduğu okullardan sağlamaya başlayacaktır. Özünde medreselerden farklı bir amacı olmayan bu kurumların eğitim reformları ile karakterini Rönesans düşüncesinden almaya ve gerçek manası ile modernist öğrenciler yetiştirmeye başlayacaktır.[26]

Askeri alanda yapılan yenliklerin başını Nizam-ı Cedid ordusu çekmektedir. Padişah Kapıkulu Ocaklarının ve bunların en önemli kolunu oluşturan yeniçeri ocağını yenileyerek bunlardan faydalanamayacağını bilmektedir. Askerlik dışından birçok işle meşgul olmaya başlayan yeniçeriler, esamelerini açıkça satmaya başlamışlardır. Durum içinden çıkılmaz vahim bir hal almıştır. Artık kaldırılmaması için hiçbir şüphe götürmeyen ocağı fesetmek sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Padişah’ta bunu çok iyi bilmekteydi. Her şeyden evvel yeni ordu için geçerli sebepler bulunacaktı. Rusya’nın Karadeniz’den saldırabileceği öne sürülmüş ve yeni bir birlik kurulmuştur. 1793 yılında Bostancı Ocağı’na bağlı olarak kurulan birliğin 1924’te kanunnamesi hazırlandı. Levent Çifliği Kanunnamesi olarak kayıtlara geçen belge, Bostancı Tüfenkçisi Ocağına devlet adamlarından bir nazır ve dergah-ı ali kapıcıbaşlarından bir ağa atamaktaydı. Bu belgede erlerin rütbe atlayabileceklerini, rütbeleri, maaşlarının nasıl olacağı yazılıdır.

Yeni kurulan birlikte bir ilk olarak erlerin çoğu Anadolu’dan Türk ailelerinden alınmıştır. Erlere daha yüksek ulûfe verilmiş, aileleri vergiden muaf tutulmuştur. Amaçlandığı üzere 1807 yılına gelinceye kadar istikrarlı bir artış hedeflendiği üzere görülmüştür. İmparatorlukta yeni, disiplinli, sultana sadık birlikler oluşturulmuş hedeflenen başarılar kısa sürede sağlanmıştır. Bu birlikler taktik konusunda Avrupa’dan geri kalmayacak şekilde eğitilmiştir. Avrupalılar padişaha takdirlerini bildirmişlerdir.[27]

Sonuç Olarak

Avrupa’da yaşanmış olan iktisadi, siyasal, ideolojik krizler ve Fransız Devriminin etkisi Osmanlı devletinde bir hareketlenmeye yol açmıştır. 18.yy başında başlayan bu hareketlenmeler III.Selim zamanında ıslahat hareketleriyle bir zemin bulmuştur. Ancak muhalefetten kaynaklı olumsuzluklar sebebiyle ıslahatlar istenilen ölçüde gerçekleştirilememiştir. III. Selimden sonra, II. Mahmut dönemi Osmanlı devleti için şüphesiz hızlı bir değişim yaşadığı zaman dilimidir. Sultan Mahmud’un yaptıkları, yapamadıkları, planladıkları kendisini padişahlar içerisinde ayrıcalıklı bir yere koyduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

Kendisine belirlemiş olduğu misyon, devletin çözülmekte olan kurumlarını batılı tarzda yapılandırmak ve eski ihtişamını yeniden kazandırmak olmuştur. Doğrusuyla yanlışıyla bütün politikaları bu minval üzere olmuştur. Bu reformları gerçekleştirirken III. Selim’in tecrübelerinden fazlaca yararlanmış ve onun düştüğü hatalara düşmemeye özen göstermiştir.  Bu süreçte en büyük destekçisi Alemdar Mustafa Paşa olmuştur.  Paşa ile birlikte bugün hukukçular için çok önemli olan ve anayasaya ilk benzer metin olma özelliği taşıyan senedi ittifakı hazırlamıştır. Ancak gelişen siyasi olaylar metnin uygulanmasına uygun ortam sağlamamıştır. Her ne kadar olumsuzluklar içerisinde bir başarı söz konusu olmasa da, anayasal gelişmelerin ve ıslahatların önü bu dönemde açılmış, Tanzimat’a uygun ortam hazırlanmıştır.


KAYNAKÇA

Faruk Alpkaya & Bülent Duru, 1920’den Günümüze Türkiye’de Toplumsal Yapı ve Değişim, Phoenix Yayınevi, Eylül 2014, Ankara

Bülent Tanör, Osmanlı Türk Anayasal Gelişmeleri,  Yapı Kredi Yayınları, Eylül 2017, İstanbul

David Harvey, Postmodernliğin Durumu, Metis Yayınları

Alev Alatlı, Batıya Yön Veren Metinler, C.III,  Alfa Yayınları, Şubat 2016, İstanbul

Ahmet Şamil Gürer, Osmanlı Ulemasının III. Selim Ve II. Mahmud Reformları Karşısındaki Tavrı, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 1996

Uğur Ünal, III. Selim Dönemi Islahat Çabaları, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2001

Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devleti Siyasi Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016

Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat

Erik J. Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000

Ruveyda Nida Yıldırım, II. Mahmut Dönemi Islahat Hareketleri, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2006

Sibel Dündar, II. Mahmur Döneminde İstanbul’da Gündelik Hayatın Gravürlere Yansıma Biçimi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2010

Nurdal Agras, II.Mahmud Dönemi Islahat Hareketleri ve II.Mahmud’un Eğitim Öğretim Faaliyetleri, Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü

Ahmet Yavuz Şahin, Sultan II. Mahmud ve Dönemi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2009

Özgür Erbulut, Alemdar Mustafa Paşa ve Hayatı, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum, 2009

Serdal Fidan & Kamil Şahin & Fikret Çelik, Osmanlı Modernleşmesinin Temel Olgularından Biri: Bürokrasi, SDÜ Fen Edebiyat fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi

İbrahim Kalın, İslam ve Batı, İsam Yayınlar, 2016, İstanbul

Mustafa Çoban, Osmanlı Çöküş Sürecinde Modernleşme Ve Eğitime Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme, KSÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2012

DİPNOTLAR

[1] 1920’den Günümüze Türkiye’de Toplumsal Yapı ve Değişim, Faruk Alpkaya & Bülent Duru, Phoenix Yayınevi, Eylül 2014, Ankara S.12

[2] Osmanlı Türk Anayasal Gelişmeleri, Bülent Tanör, Yapı Kredi Yayınları, Eylül 2017, İstanbul, S. 33

[3] David Harvey, Postmodernliğin Durumu, Metis Yayınları, S. 25-26

[4] Batıya Yön Veren Metinler, C.III, Alev Alatlı, Alfa Yayınları, Şubat 2016, İstanbul, S. 1001

[5] Ahmet Şamil Gürer, Osmanlı Ulemasının III. Selim Ve II. Mahmud Reformları Karşısındaki Tavrı, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1996, Sy.8-9

[6] A.g.e, Sy. 10

[7] Uğur Ünal, III. Selim Dönemi Islahat Çabaları, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2001, Sy. 20

[8] Ünal, a.g.e, Sy 24-25

[9] Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devleti Siyasi Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2016, Sy. 411-412

[10] Öztuna, a.g.e, Sy. 412

[11] Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat

[12] Uğur Ünal, III. Selim Dönemi Islahat Çabaları, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2001, Sy.16

[13] Erik J. Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2000, Sy. 44

[14] Zürcher, a.g.e, Sy, 44

[15] Ruveyda Nida Yıldırım, II. Mahmut Dönemi Islahat Hareketleri, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2006, Sy.1

[16] Sibel Dündar, II. Mahmur Döneminde İstanbul’da Gündelik Hayatın Gravürlere Yansıma Biçimi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2010, Sy. 16

[17] Nurdal Agras, II.Mahmud Dönemi Islahat Hareketleri ve II.Mahmud’un Eğitim Öğretim Faaliyetleri, Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Konya 2010, Sy.13

[18]Agras, a.g.e Sy.14

[19]  Ahmet Yavuz Şahin, Sultan II. Mahmud ve Dönemi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2009, Sy.21

[20]  Özgür Erbulut, Alemdar Mustafa Paşa ve Hayatı, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 2009, Sy.48-49

[21] Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, Sy.49

[22] Serdal Fidan & Kamil Şahin & Fikret Çelik, Osmanlı Modernleşmesinin Temel Olgularından Biri: Bürokrasi, SDÜ Fen Edebiyat fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sy. 122

[23] İbrahim Kalın, İslam ve Batı, İsam Yayınlar, 2016 İstanbul, Sy.150

[24] Kalın, a.g.e, Sy.151-152

[25] Mustafa Çoban, Osmanlı Çöküş Sürecinde Modernleşme Ve Eğitime Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme, KSÜ İlahiyat Fakiltesi Dergisi 2012, Sy. 117

[26] Çoban, a.g.e, Sy. 120

[27] Uğur Ünal, III.Selim Dönemi Islahat Çabaları, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2001 Ankara, Sy.45-48

 

Yazar Hakkında

Ertuğrul Gazi Kefinsiz / TESAD Yazı Birimi Direktörü

Yıldız Teknik Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler