Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Osmanlı heykel

Osmanlı Devleti ve Heykel Sanatı

Özet

Osmanlı Devleti’nde İslam dini çerçevesinde tasvirin sıkı kurallarla yasaklanmış olması heykel sanatının gelişmesine imkân tanımamıştır. Heykelden esirgenen ilgi mimari, minyatür, oymacılık gibi başka alanlara aktarılmıştır. Sıkı kurallarla yasaklanmış olmasına rağmen Osmanlı Sarayının heykel ve resim gibi plastik sanatlara ilgisi devam etmiş, sultanlar zaman zaman gizlice bu merakı gidermiş, modernleşme döneminden itibarense alenen önemli adımlar atılmıştır. Fakat Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen sürede Osmanlı toplumunun tasvir sanatlarına olan önyargısı ve günah düşünceleri heykel sanatına doğru atılan hemen her adımın toplumsal hoşnutsuzlukla sonuçlanmasına neden olmuştur. Dolayısıyla Cumhuriyete kadar kamusal alanda heykel adına ancak tasvirden uzak ve işlevsel anıtlar dikilebilmiş, bunlar dahi çokça eleştirilmiştir. Sultan Abdülaziz’in özel ilgisi ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kurulmasıyla Osmanlı’da heykel ve resim konularında önemli adımlar atılmış, Osmanlı Devleti’nin ve Cumhuriyetin ilk heykeltıraş kadroları burada yetiştirilmiştir. Fakat bu bağlamda yaptırılan, yapılan ve sergilenen heykeller kamusal alanın seyrine açılmamıştır. Bunun için cumhuriyet dönemini beklemek gerekmiştir.

 

Anahtar Kavramlar: heykel, anıt, Sultan Abdülaziz, Sanayi-i Nefise Mektebi, Yervant Oskan Efendi

 

Giriş

Eski Türk devletlerinin kültürlerinde ve hayatın içinde heykelin önemli sayılabilecek bir yeri varken İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte aynı kültürler içerisinde heykel, çoğunlukla kaçınılan ve yasaklanan bir uğraş olmuştur. Selçuklular Dönemi’nde heykel sanatına nispeten ılımlı yaklaşılmasına rağmen Osmanlı Dönemi tasvire dayalı tüm sanatların sönümlendiği, bunlar yerine mimari, minyatür, oymacılık, kakmacılık gibi alanların yükseldiği görülür. Buna mukabil Osmanlı Sarayında kimi sultanlar heykel ve resim sanatlarına hususi özen göstermiş, bizzat kendileri (resim) icra etmiş ve hatta Avrupa’dan gizlice sanat eserleri getirterek incelemişlerdir. Toplumun resmi ve heykeli günahlara çağıran bir eylem olarak görmesi duyulan ilginin uzun zaman perde arkasında saklanmasına neden olmuştur. Geç Osmanlı Dönemi’nde önemli adımlar atılmasına rağmen Osmanlı’da figüratif plastik sanatların icrası için 20.yy’a kadar beklemek gerecektir. Bu çalışmada 20.yy’a geçen heykel adına atılan adımlar ve Geç Osmanlı’da heykel sanatının gelişimi toplumun bu süreçteki tepkileri de dikkate alarak incelenecektir.

 

1. Osmanlı Devleti Öncesinde Heykel Sanatı

İslam inancının Arabistan coğrafyası başta olmak üzere putlara tapınma ritüeline bir son verme kaygısı resim ve heykel gibi figüratif sanatlardan uzak durulması yönündeki tavrın yapı taşını oluşturmuştur. Bununla birlikte İslam inancının yaygın olduğu coğrafyalarda tasvire karşı tutum, ayet ve hadislerin yorumlanması neticesinde, ince farklılıklar gösterir. Anadolu coğrafyasında Selçuklular döneminde tipik denilemeyecek kadar az sayıda da olsa figürlü yontulara rastlamak mümkündür.[1] Bu dönemde üç boyutu plastikten uzaklaşılsa da heykel kültürü tamamen ortadan kalkmamış, cami, kümbet, kervansaray, kale gibi mimari yapılarda kullanılmaya devam edilmiştir.[2] Osmanlı’da ise kurallar nispeten katılaşmış ve üç boyutlu, gölgesi yere düşen ve etrafında tam tur atılabilecek heykel çalışmalarına sıcak bakılmamıştır.[3] Figüratif sanatlardan esirgenen enerji ise mimaride ve süsleme sanatında farklı boyutlarda kendini göstermiştir.

 

2. Osmanlı Devleti’nde “Heykel Meselesi”

İslam dininin yaygın olduğu Osmanlı topraklarında tasvir yasaklanmasına rağmen Osmanlı padişahlarının heykel ve resim sanatlarına oldukça meraklı olduğu bilinmektedir. Fatih Sultan Mehmet İtalyan ressam Gentille Bellini’ye portresini, heykeltıraş Bartelemeo Bellano’ya kabartma madalyalarını[4], III. Selim ve II. Mahmut kendi portrelerini yaptırmıştır. Ayrıca II. Mahmut portrelerini devlet dairelerine astırmıştır. En nihayetinde, ileride bahsedeceğimiz üzere II. Abdülaziz kendi heykelini yaptıran ilk Osmanlı Sultanı olmuştur.

Padişahların ve sarayın figüratif sanatlara ilgisini anlamakla birlikte aynı dönemlerde toplumun bu merakı nasıl karşıladığı da önemli bir meseledir. Sanata meraklı olan (Kanuni Sultan Süleyman’ın Vezir-i Azam’ı) Pargalı İbrahim Paşa, Mohaç seferi dönüşünde Budin’den Herkül, Apollon ve Diana’nın tunç heykellerini[5] beraberinde getirerek kendi sarayının hemen karşısına, bugün Sultanahmet Meydanı olarak anılan At Meydanı’na, diktirmiştir. At Meydanı’na diktirdiği heykeller sebebiyle İbrahim Paşa, “Frenk” ve “gâvur” İbrahim[6] gibi yakıştırmalara maruz kalmıştır. Sultan duruma bir tepki göstermese de toplum ve devlet erkânı tarafından ayıplanan İbrahim Paşa’ya ithafen Defterdar İskender Çelebi (nam-ı diğer Figâni) başka bir şiirden uyarlayarak şu beyitleri yazmıştır:

“Dü İbrahim âmed bedeyr-i cihan; Yeki put-şiken şüt, yeki put-nişan”[7].

İsmail Çelebi “Dünya sahnesine iki İbrahim geldi / Biri put yıktı, diğeri put dikti”[8] anlamına gele bu tek beyitlik hicvi ile idama mahkûm edilmiştir.[9] İbrahim Paşa’nın diktirdiği heykellerin ölümünden sonra put sayıldıkları gerekçesiyle parçalanması, türlü yorumlar, aşağılamalar ve hicivlere maruz kalmasından 16.yy Osmanlı’sının kamusal alanda heykel sergilemeye henüz hazır olmadığı anlaşılmaktadır.  Öte yandan Kanuni Sultan Süleyman döneminde Fransız Büyükelçiliği üyesi olarak bir dönem İstanbul’da yaşayan Pierre Giles, camiye dönüştürülmüş olan Studios Kilisesi avlusunda çıplak heykeller olduğuna dikkat çeker fakat buradaki heykellerin kiliseye ait olmaları sebebiyle tepki çekmediği görülür[10].

 

2.1. Figüratif Unsurlardan Uzakta Konulu Heykel Olarak Anıtlar

İnsan büstü olmamakla birlikte heykel yapımı içerisinde sayılan anıt yapımı henüz figüratif heykelin gelişmesine imkân olmayan Osmanlı coğrafyası içinde heykelin gelişine hazırlık açısından bir basamak sayılabilir. “Konusu olan heykel” olarak açıklanabilen anıtlar figüratif heykel anlayışının dışında oldukça geniş bir çalışma alanı sunmakta[11], böylelikle toplum tarafından kabul edilmeleri ve kamusal alanda sergilenmeleri nispeten mümkün olmaktadır. Bununla birlikte geç dönem Osmanlı Devleti’nde anıt dikme kültürünün yerleşmesi Cumhuriyet dönemine kadar mümkün olmamıştır. “Osmanlı İmparatorluğu toprakları içindeki en önemli eyaletlerden olan Mısır’da Anıt heykel yapımı Türkiye’den önce gerçekleşmiştir. 1867 yılında Abdülaziz tarafından Hıdiv unvanı verilen Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu İsmail Paşa, Dedesi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile Babası İbrahim Paşa’nın anıt heykellerini yaptırmıştır.”[12]

Osmanlı Devleti’nde anıtlar nişan taşları, mezar taşları, çeşmeler gibi ancak işlevsel olmaları sonucunda kalıcı olabilmiştir. Kent meydanlarında diğer yapılardan bağımsız olarak inşa edilen çeşmeler ve anıtlar Osmanlı’da modernleşmenin bir sonucu olarak 18.yy’da inşa edilmeye başlanır.[13] Tanzimat’a kadar anıt uygulamalarındaki esas kriter işlevsellik iken Tanzimat döneminde işlevi tanımsız anıt dikilmesine yönelik adımlar atılmış fakat Beyazıt Camii’nin avlusuna dikilmesi planlanan “Tanzimat Anıtı” tepkilerin artması sonucu dikilememiştir.[14] Aynı şekilde Yunan Harbi’yle ilgili olduğu düşünülen Zafer Anıtı’nın dikilmesi de mümkün olmamıştır.

Resim 1. Hürriyet Abidesi (Abide-i Hürriyet,1916, Şişli/İstanbul) [15]
Osmanlı’daki ilk anıtlar olarak sayılan Hürriyet Abidesi, 31 Mart Olaylarında hayatını kaybedenler anısına, Fatih’teki Tayyare Şehitleri Anıtı 1916’da mimar Vedat Tek tarafından ilk havacılık faaliyetleri sırasında hayatını kaybeden askeri pilotlar anısına dikilmiştir. Anıtlar bu dönem boyunca mimarlar tarafından tasarlanmış ve bir amaca hizmet etme kaygısıyla inşa edilmiştir. Şartlar nedeniyle dikilen anıtlarda sanatsal kaygılar aramak doğru olmayacaktır.

 

2.2. Modernleşme ve Sultan Abdülaziz Dönemi Gelişmeleri

Osmanlı Devleti’nin 18.yy’daki modernleşme ve Batılı yakalama çabaları kapsamında attığı yenilikçi adımlar etkisini sanat alanında da göstermeye başlamış, saray modern Batı sanatını ve mimarisini yakinen takibe almıştır. Sır kâtibinin notları ve güncelerinden III. Selim’in saraya gizlice balmumu heykeller getirterek bunları incelediği bilinmektedir.[16] Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz dönemlerinde Avrupa’dan çok sayıda sanatçı saraya getirilmiş, sanatçılar resimlerini sunmuş ve yenilerini yapmıştır.[17] En nihayetinde heykel sanatı adına önemli adımların atılması ancak Sultan Abdülaziz döneminde, Sultan’ın da özel ilgisi ve çabasıyla mümkün olmuştur.

19.yy’da modernleşme adımları çerçevesinde hanedana uzun zamandır ev sahipliği eden Topkapı Sarayı’ndan çıkılmış ve Yıldız, Dolmabahçe, Çırağan gibi yeni görkemli anıtsal yapılar -saraylar- inşa edilmiştir.[18] Yeni saraylar mimari, görsel ve sanatsal açılardan Osmanlı’da modernleşme çabalarının aynası olmuştur. Bu sarayların bahçeleri Sultanların yaptırdığı heykellere de ev sahipliği yapacak, böylece özel bir mekân içinde modernleşme anlayışını yansıtacaktır.

Sultan Abdülaziz’in on beş yıl süren hükümranlığı boyunca Osmanlı’da figüratif sanatlara olan ilgi ve alaka öncesinde hiç olmadığı kadar artmış, bu bağlamda geleceğe dönük nice adımları destekleyecek önemli adımlar atılmıştır. Sultan Abdülaziz’in gençlik çağlarından itibaren sanata olan merakı ve resimler icra ettiği bilinmektedir. Sultan, bu merakla bağlantılı olarak bir Avrupa seyahati tertip ettirir. Seyahati sırasında (1867’de) Paris Uluslararası Sergisi’nin açılışına katılır.

 

Resim 2. Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati sırasında İmparator III. Napolyon ve İmparatoriçe Eugénie’nin oğulları prens ile tanışmasına dair tasvir [19]

Sultan Avrupa kentlerinde gördüğü heykellerden ve kent merkezlerinde kamunun seyrine sunulan büyük liderlerin heykellerinden oldukça etkilenir. Buna binaen Gustave Garnier’in tasarımı ile 1871 yılında heykeltıraş C.F. Fuller’e, Sultanın bizzat kendisinin poz verdiği düşünülen, at üstünde bir heykelini yaptırır.[20] Münih’te dökülerek İstanbul’a getirilen heykel Avrupa kentlerinde görülenin aksine kamusal alandan oldukça uzakta, Sultan’ın ikamet ettiği Beylerbeyi Sarayı’nın bahçesine konulacaktır. Sultan’ın ölümünden sonra heykelin yeri çok kez değiştirilmiş olmasına rağmen günümüzde yeniden Beylerbeyi Sarayı’nda olduğu bilinmektedir.

 

Resim 3. C.F. Fuller imzalı Abdülaziz Heykeli (1871, Beylerbeyi Sarayı/İstanbul) [21]

Sultan’ın atlı heykeli dışında C. Fuller’e kendi büstü ve bir at heykeli siparişleri verdiği de bilinmektedir. “Abdülaziz’e ait gerek Garnier gerekse Fuller’in yapmış olduğu mermer yontular ile atlı bronz heykel dönemin sanat anlayışına uygun natüralist çalışmalar olup, padişahı başında fesi tören giysileri içinde betimlemişlerdir. Eserlerde padişahın tinsel portresi vakur ve düşünceli olarak başarıyla yansıtılabilmiştir.”[22] Söz konusu büstün günümüzde Topkapı Sarayı Müzesinde olduğu bilinmektedir.

Sultan Abdulaziz kendi heykel ve büstü dışında Pierre Louis Rouillard, Louis Joseph Leboeuf, Isidore Bonheur, Louis Doumas Toulon gibi Avrupalı sanatçılara sipariş üzerine çokça heykel yaptırmış ve bunların büyük bir kısmının saray bahçelerine yerleştirilmesini emretmiştir. Sultan Abdülaziz’in aslan ve kaplara meraklı olması nedeniyle heykellerin büyük bir kısmı buna göre tasarlanmıştır.

 

Resim 4. Top Tutan Aslan Heykeli, Beylerbeyi Sarayı [23]

Heykellerde aslan, kaplan ve boğa gibi hayvanların tercih edilmesinin bir diğer nedeni, kuvvetle muhtemel, güç simgesi olmalarıyla ilgilidir. Buna ilaveten atlar çoğunlukla güç, zafer ve sadakati simgelemektedir. Bir diğer sık kullanılan hayvan figürü ise geyiktir. Geyiklerin hayatları boyunca belirli periyodlarda boynuzları düşer ve yeniden çıkan boynuzlar her seferinde bir öncekinden daha güçlü ve daha sürgünlüdür. Geyiklerin ölümsüzlük sembolü olarak kullanılması, bu durumla bağlantılıdır. Sultan Abdülaziz’in sipariş ettiği geyik heykellerinde sultanın söz konusu simgeleri ne derece göz önünde bulundurduğu ise yoruma açık bir meseledir. Özellikle geyik heykellerinin arka planında sultanında av merakının olduğu düşünülebilir.

Resim 5. Dinlene Geyik Heykeli (Beylerbeyi Sarayı) [24]

19.yy Avrupa’sının hâkim rüzgârı olan romantizm akımıyla inşa edilen heykeller çoğunlukla kamusal alandan uzak tutulmuş; Beylerbeyi, Dolmabahçe ve Çırağan Saraylarında konumlandırılmıştır.

Resim 6. Kadıköy Altıyol’daki Boğa Heykeli (1864) [25]

2.3. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Kuruluşu ve Heykel Eğitimi

Öncesinde Avrupalı heykeltıraşlara verilen siparişlerden sarayın heykele meraklı olduğu anlaşılsa ve Abdülaziz’in özel ilgisi heykel alanında önemli adımlar atılmasına imkân sağlasa da Sanayi-i Nefise Mektebi’nin açılması bu alanda yeni bir soluk olmuştur. Modernleşme adımlarının bir sonucu olarak Ressam Osman Hamdi Bey tarafından 1883’te kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi (bugünkü adıyla Mimar Sinan Üniversitesi) Osmanlı’da batılı anlamda heykel öğrenimi veren ilk ve (uzun zaman boyunca) tek kuruluştur. Okul binası aynı zamanda okulun mimarlık bölümünün kurucusu ve ilk eğitmeni olan ünlü mimar Alexandre Vallury tarafından yapılmıştır.[26]

Sanayi-i Nefise’de açılan heykel bölümünün ilk eğitmeni ve bölüm başkanı Yervant Oskan Efendi’dir. Avrupa’da eğitim alan ilk Osmanlı öğrencisi olan Oskan Efendi Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde heykel eğitimi almış[27], bir süre Paris’te yaşayarak atölyelere katılmıştır. Oskan Efendinin heykel çalışmalarını önemli bir kısmı alçıdan yapıldığından günümüze ulaşabilmiş eser sayısı azdır.

Resim 7. Osman Hamdi Bey Büstü, Yervant Oskan Efendi [28]

Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk döneminde heykel bölümüne azınlık gruplardan öğrenciler daha fazla ilgi göstermiş, zamanla bu ilgi diğer kesimlere de yayılmıştır.[29] Oskan Efendi’nin yetiştirdiği Türkiye’nin ilk kuşak heykeltıraşları olan İhsan Özsoy, İsa Behzat, Mahir Tomruk ve Nijad Sirel gibi heykeltraşlarn eğitimindeki rolü kalıcı eserleri arasında sayılmalıdır. Bu kuşak cumhuriyet sonrası heykel sanatının taşıyıcıları olacaktır. Genellikle klasik ve natüralist bir üslupla çalışan bu kuşak içinden Mahir Tomruk ve Nijad Sirel, Sanayi-i Nefise’deki eğitimlerinin ardından Almanya’da eğitimlerine devam etmiş, ardından yurda dönerek Sanayi-i Nefise Mektebinde eğitimci olarak çalışmaya başlamıştır.[30]

Resim 8. Naile Hanım Büstü, Oskan Yervant [31]

Klasik ve natüralist bir üslupla çalışan Oskan Efendi Sanayi-i Nefise Mektebi’ndeki görevi boyunca bir yandan heykel üretme bir yanda da sergileme imkânı bulmuştur. Heykel bölümünde bu dönem boyunca alçı, taş ve bronzdan küçük boyutlu ve figüratif çalışmalar yapılmış, üretilen çalışmalar yalnızca okul ve ilgi çevrenin seyrine sunulmuştur.[32] Toplumun heykel sanatının günaha davetiye çıkardığına dair inanışı hala geçerli olduğundan, üretilen çalışmalar henüz kamusal alanda sergilenememiştir. Kurucu kadronun okulun heykel bölümünün kuruluş belgesinde bölüm adını oymacılık[33] olarak kaleme alması dikkat çekici olmakla birlikte, gelebilecek tepkilerin boyutunun anlaşılması açısından önemli bir detaydır. Sanayi-i Nefise’de önüne geçilmek istenen durumu okul mezunlarından heykeltıraş İhsan Özsoy ise bizzat yaşamıştır. Mezuniyetinin ardından atölyelere katılma amacıyla Paris’e giden Özsoy, İstanbul’a döndüğünde kendi atölyesini açarak heykel çalışmalarına devam etmek istemiştir. Atölyenin önünde heykel çalışmalarını gören halk tarafından kolluk kuvvetlerine şikâyet edilen Özsoy hakkında soruşturma başlatılmıştır. [34] Atölye bundan sonraki çalışmalarına heykellerini göstermeden devam etmiştir.

 

3. Kamusal Alanda İlk Figüratif Anıt: Osmangazi Büstü

Osmanlı Devleti döneminde figüratif heykelin kamusal alanda bugünkü şekilde seyre sunulduğu en iyi örnek Sivas’taki Osmangazi Büstü’dür. Osmangazi büstü literatürde ilk figürlü anıt örneği olarak kabul edilir.[35] Büst Hafik ilçesinde, 1916 yılında dönemin Sivas Valisi Muammer Bey tarafından yaptırılmıştır.[36] Nedeniyle ilgili kesin yargılara varmak zor olsa da büstün 1936 yılında dönemin kaymakamı tarafından yıktırıldığı bilinmektedir. Osmangazi Büstü günümüzde Sivas Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Resim 9. Osmangazi Büstü (1916, Sivas Arkeoloji Müzesi) [37]

Sonuç

Osmanlı’da modernleşme döneminden itibaren sanat alanında da yeniliğe ihtiyaç duyulması ve Avrupa sanatını takip edilmesi önemli bir adımdır. Özellikle II. Mehmet, II. Mahmut ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde sarayın plastik sanatlara merakı yüksek düzeylere ulaşmıştır. Heykel sanatı adına en önemli adımları ise sanatçıları sarayında ağırlayan, Avrupa’yı seyahate giderek heykelleri ve tabloları yakından gözlemleyen ve kendi heykeli de dâhil olmak üzere otuz civarında heykel yaptıran Sultan Abdülaziz atmıştır. Bu dönemdeki gelişmelerin de katkısıyla açılan Sanayi-i Nefise Mektebi heykel adına akademik ve pratik çalışmaların yapıldığı ilk resmi kurum olarak faaliyet göstermiş ve cumhuriyetin ilk heykeltıraş kadrosunu yetiştirmiştir. Tüm bu gelişmelere rağmen Osmanlı toplumunun heykel sanatına olan önyargıları kırılamamış ve halk atılan hemen her adıma büyük tepkiler göstermiştir. Konusuz anıtlar dışında kamusal alanda sergilenebilen tek heykel çalışması Sivas’taki Osmangazi Büstü olmuştur. Heykel sanatına hak ettiği kısmetin verilmesi ve üretilen eserlerin kamusal alanın seyrine açılabilmesi ise Cumhuriyet döneminde mümkün olmuştur.

 

 


Kaynakça

Alsaç, Birsen; Alsaç, Ürtün; Türk Resim ve Yontu Sanatı, İstanbul: İletişim: 1993.

At Meydanı’ndaki Heykeller | Figânî’nin Hicvi ve İdamı, “Fatih Ortaylı ile Tarih Dersleri”, Erişim Adresi: https://foyuk.wordpress.com/2014/10/03/at-meydanindaki-heykeller-figaninin-hicvi-ve-idami/, 17.12.2020.

Ataseven, Olcay; Oluşum Süreci İçinde Türk Heykel Sanatına İlişkin Kısa Bir Değerlendirme, “Türk Sanatları Araştırmaları Dergisi”, Cilt 1, Sayı 2, 2011, S.n.126-146.

Çetintaş, Vildan; Türk Heykel Sanatının Gelişim Aşamasında Abdülaziz Dönemi Sanat Etkinlikleri (1861-1876), “38. Icanas Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi”, TOBB Üniversitesi: Ankara, 10-15 Eylül 2007, S.n. 925-935.

Osma, Kıvanç; Cumhuriyet Dönemi (1923-1946) Anıt Heykellerinin Heykel Sanatımızın Gelişimine Katkısı, “Anadolu Sanat”, Sayı 5, Nisan, S.n.129-138.

Özfırat, H. Nezahat; Atatürk’ün Sanat Anlayışı ve Türk Sanatçısından Bekledikleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 1994.

Öztürk-Kurtaslan, Banu; Açık Alanlarda Heykel-Çevre İlişkisi ve Tasarımı, “Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi”, Sayı 18, 2005, S.n.193-222.

Parisa, Göker; Elmas, Erdoğan; Geç Osmanlı Döneminde Heykel, “International Journal of Social Humanities Sciences Research (JSHSR)”, Cilt 5, Sayı 24, Eylül 2018, ss.1422-1431.

Renda, Günsel; Yücel, Ünsal; Atagök, Tomur; Türk Resim ve Heykel Sanatı, Milliyet Sanat, Nisan 1983, (Erişim Adresi: https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/193805?mode=full, 16.12.2020.)

Seçen, Emine Atalay; Son Dönem Saray Bahçelerini Süsleyen Heykeller, “Milli Saraylar (Kültür-Sanat-Tarih Dergisi)”, Sayı 7, 2011, S.n.19-39.

Sülün, Ebru Nalan; Türkiye’de Cumhuriyet Öncesi Dönemde Heykel Dinamikleri, “Artist Modern”, Nisan-Mayıs 2011, S.n. 75-78.

Tezcan, Esma ; Pargalı İbrahim Paşa Çevresindeki Edebi Yaşam, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2004.

Uzun, Derya; Heykel Sanatının Türk Kültürü İçindeki Yeri ve Yervant Oskan Efendi, “Batman University Journal of Life Sciences”, Cilt 1, Sayı 1, 2012, S.n.279-291.

Uzun-Aydın, Derya; Cumhuriyet Dönemine Işık Tutan İki Heykeltıraş; Mahir Tomruk Ve Ali Nijat Sirel, “Istanbul Journal of Social Sciences”, Sayı 3, (2013 Bahar), s.1-17. (Erişim Adresi: https://arastirmax.com/tr/system/files/dergiler/128353/makaleler/3/1/arastrmx_128353_3_pp_1-17.pdf, 16.12.2020.)

Yeşilkaya, Neşe G.; Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Anıt-Heykeller ve Kentsel Mekan, “Sanat Dünyamız (Üç Aylık Kültür ve Sanat Dergisi)”, Sayı 82, İstanbul-Kış 2002, s. 147-153.

Dipnotlar

[1] Ebru Nalan Sülün, Türkiye’de Cumhuriyet Öncesi Dönemde Heykel Dinamikleri, “Artist Modern”, Nisan-Mayıs 2011, s. 75.

[2] Vildan, Çetintaş, Türk Heykel Sanatının Gelişim Aşamasında Abdülaziz Dönemi Sanat Etkinlikleri (1861-1876), “38. Icanas Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi”, TOBB Üniversitesi, Ankara, 10-15 Eylül 2007, s.926.

[3] Derya Uzun, Heykel Sanatının Türk Kültürü İçindeki Yeri ve Yervant Oskan Efendi, “Batman University Journal of Life Sciences”, Cilt 1, Sayı 1, 2012, s.283.

[4] Olcay Ataseven, Oluşum Süreci İçinde Türk Heykel Sanatına İlişkin Kısa Bir Değerlendirme, “Türk Sanatları Araştırmaları Dergisi”, Cilt 1, Sayı 2, 2011, s.129.

[5] Birsen Alsaç, Üstün Alsaç, Türk Resim ve Yontu Sanatı, (İstanbul: İletişim, 1993), s.70.

[6] A.g.e., Derya Uzun, s.285.

[7] Esma Tezcan, Pargalı İbrahim Paşa Çevresindeki Edebi Yaşam, (Yüksek Lisans Tezi), Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2004, S.18.

[8] At Meydanı’ndaki Heykeller | Figânî’nin Hicvi ve İdamı, “Fatih Ortaylı ile Tarih Dersleri”, Erişim Adresi: https://foyuk.wordpress.com/2014/10/03/at-meydanindaki-heykeller-figaninin-hicvi-ve-idami/, 17.12.2020.

[9] “İşin aslına bakılacak olursa, beyit Figânî’ye ait değildir. 16. yüzyıl divan şairlerinin Doğu edebiyatından şiir araklama geleneğine uyan talihsiz şair, zamanında Firdevsî’nin Gazneli Mahmud hakkında yazdığı, onun da başına bela açmış olan bu hicvi kendi gününe uyarlamıştı. Ancak çok başarılı bir araklama olduğunu belirtmemiz gerekir, çünkü beyit tam olarak o güne yakışmıştı. (Gazneli Mahmud’un bir diğer adı İbrahim’dir.)”, a.g.e., 17.12.2020.

[10]Gülsen Sevinç Kaya, Osmanlı Sanatı’nda Heykel ve 19. Yüzyıldaki Görünümü, “Milli Saraylar”, İstanbul: 2006, s. 145.

[11] Banu Öztürk-Kurtaslan, Açık Alanlarda Heykel-Çevre İlişkisi ve Tasarımı, “Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi”, Sayı 18, 2005, s.206.

[12] A.g.e., Vildan Çetintaş, s.930.

[13] Neşe G. Yeşilkaya, Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Anıt-Heykeller ve Kentsel Mekan, “Sanat Dünyamız (Üç Aylık Kültür ve Sanat Dergisi)”, Sayı 82, İstanbul-Kış 2002, s.147.

[14] A.g.e., Gülsen Sevinç Kaya, s.153.

[15] https://tr.pinterest.com/pin/387380005421332751/, adresinden alınmıştır.

[16] A.g.e., Gülsen Sevinç Kaya, s.146.

[17] Günsel Renda, Ünsal Yücel, Tomur Atagök, Türk Resim ve Heykel Sanatı, “Milliyet Sanat”, Nisan 1983, (Erişim Adresi: https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/193805?mode=full, 16.12.2020.)

[18] H. Nezahat Özfırat, Atatürk’ün Sanat Anlayışı ve Türk Sanatçısından Bekledikleri, (Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 1994, s.20.

[19] https://tr.pinterest.com/pin/183873597271620498/ adresinden alınmıştır.

[20] Kıvanç Osma, Cumhuriyet Dönemi (1923-1946) Anıt Heykellerinin Heykel Sanatımızın Gelişimine Katkısı, “Anadolu Sanat”, Sayı 5, Nisan, s.130.

[21] http://ebrunsulun.blogspot.com/2013/02/turk-heykelsanati-dosyasi-1-turkiyede.html adresinden alınmıştır.

[22] A.g.e., Vildan Çetintaş, s.933.

[23] Göker Parisa, Elmas Erdoğan, Geç Osmanlı Döneminde Heykel, “International Journal of Social Humanities Sciences Research (JSHSR)”, Cilt 5, Sayı 24, Eylül 2018, s.1425.

[24] http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=9879&start=6 adresinden alınmıştır.

[25] https://www.ntv.com.tr/turkiye/kadikoydeki-boga-heykeli-tescillendi,5QeiQmhNmUiikaDdHpFQgA adresinden alınmıştır.

[26] A.g.e., Gülsen Sevinç Kaya, s.154.

[27] A.g.e., Derya Uzun, s.286.

[28]A.g.e., Derya Uzun, s.289.

[29] A.g.e., H. Nezahat Özfırat, s. 29.

[30] Sanayi-i Nefiseden Cumhuriyet’e Türk Heykel Sanatı, “T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı E-Kitap”, Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-80275/sanayi-i-nefiseden-cumhuriyete-turk-heykel-sanati.html, 17.12.2020.

[31] http://1.bp.blogspot.com/-G6lDIlhXIEM/UlRoTQ2xhMI/AAAAAAAAGEw/Kctq0VxL_bM/s1600/naile+han%C4%B1m.jpg adrsinden alınmıştır.

[32] A.g.e., Kıvanç Osma, s.129.

[33] A.g.e., Ebru Nalan Sülün, s.76.

[34] A.g.e., Ebru Nalan Sülün, s.77.

[35] A.g.e., Derya Uzun-Aydın, s.2

[36] A.g.e., Birsen Alsaç, Üstün Alsaç, s.71.

[37] https://www.ntv.com.tr/turkiye/kadikoydeki-boga-heykeli-tescillendi,5QeiQmhNmUiikaDdHpFQgA adresinden alınmıştır.