Ana Sayfa / Çeviriler / Analiz Çevirileri / Ortadoğu’da Çin: Geçmiş, Şimdi ve Gelecek
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cübeyir (solda), 10 Temmuz 2018’de Pekin’de gerçekleşen 8. Çin-Arap Devletleri İş birliği Forumu Bakanlar Toplantısı’nın açılış konuşmasından sonra Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le el sıkışıyor.

Ortadoğu’da Çin: Geçmiş, Şimdi ve Gelecek

ABD’nin bölgede azalan gücüyle beraber “Bir Kuşak Bir Yol” projesi gibi girişimleriyle Çin, Ortadoğu’da bir güç olarak yükseliyor. Buna rağmen Ortadoğu’da Çin’in varlığının dinamikleri, diğer bölgelerle karşılaştırıldığında çok fazla dikkate alınmamıştır. Bundan dolayı çoğu gözlemci, özellikle savaş sonrası Suriye’nin durumu gibi durumlarda Pekin’in bölgede oynamaya başladığı önemli rolü anlamaya çalışıyor. Bu durumu anlayabilmek için Çin’in bölgedeki tarihini ve şu ana kadar Pekin’in varlığını yönlendiren büyük gelişmeleri açığa çıkarmaya başlamak öğretici olabilir.

1978-1991: ABD ve SSCB’nin gölgesinden yavaşça sıyrılma

Mao dönemi boyunca Pekin’in dış politikası ideolojik eksenliydi – Çin’in belirli devletlerle ilişkisi, o devletin Washington ya da Moskova’nın ilişkisine göre belirleniyordu. Ama 1978’de Deng Xiaoping döneminin başlamasıyla birlikte bu ideolojik yaklaşım, Çin’in şaşırtıcı modernleşme programını desteklemek için ticari ve ekonomik fırsatlara ağırlık veren pratik bir yaklaşımla yer değiştirdi. Buna bağlı olarak Pekin, Ortadoğu’daki devletlerle ilişki kurmaya başladı; silah satışı ve Çinli işçi ihracı yoluyla ekonomik bağlar kurdu.

Buna rağmen, Soğuk Savaş hala devam ettiği ve bölge ABD-SSCB rekabetinin önemli bir alanı olduğu için, üçüncü bir devletin gücünü ortaya koyabileceği bir alan yoktu. Gerçekte Ortadoğu, Çin dış politikasının önemli bir alanı olarak kaldı. Soğuk Savaş sona doğru yaklaştıkça ve Çin’in modernleşme programı daha fazla gücü yanında getirince, iki süper güçle mücadele etmek için Pekin, etkisini artırmaya odaklandı.

1992-2007: Petrol ihtiyacı

Soğuk Savaş’ın bitişi, Çin’in Ortadoğu’ya yaklaşımının sadece küresel gücünü artırma isteği değil aynı zamanda ekonomik gelişiminin önünü açmak için daha derin ekonomik bağlar kurmaya başladığını gördü. Çin’in Ortadoğu’da ekonomik bağlarını genişletmesi, 1992’de bölgedeki tüm ülkelerle diplomatik ilişki kurmasıyla desteklendi. Buna ek olarak Arap-İsrail barış sürecinin ilerlemesi, bölge devletleri için önceliği ekonomik iş birliğine odaklandırdı ve Çin de bu fırsatı avantaja çevirmeye çalıştı. Çin’in bölgedeki ekonomik varlığının en temel gelişmesi, 1993’te Çin’in petro-kimya ürünlerinin ithalatçısı haline gelmesidir. Çin’in ekonomisi 1990’larda uçuşa geçtiği için, Ortadoğu’yla olan petro-kimya ilişkisi hızlıca büyüdü. Bu dönem boyunca Çin’in bölgeyle ilişkisi, hızlı büyümesini devam ettirebilmek için gereken Körfez petro-kimyasallarına göre tanımlandı.

2008-Günümüz: Artan güvenlik önlemleri ve jeostratejik odak

1978’de Çin’in “reform ve dışa açılma” döneminin başlamasından beri Pekin, ekonomik kârını maksimize etme anlayışıyla kendisini Ortadoğu bölgesinde “gözlemci” ve “hazıra konucu” olarak tanımladı. Ama bölgedeki herhangi bir siyasi gelişmeye müdahil olmama anlayışı, 2008’de Pekin’in Aden Körfezi’ne çoklu anti-korsan operasyonlara katılmak için üç donanma gemisi göndermesiyle erimeye başladı. Bu güvenlik varlığı, 2011 Libya İç Savaşı sırasında Libya’da yaşayan 35.000 Çin vatandaşını tahliye etmek için Halk Kurtuluş Ordusu’nun hava ve donanma ikmali ile artarak devam etti. Kayda değer diğer bir gelişme ise, 2012’nin sonunda Çin’in Sudan’daki BM Barış Gücü’ne 700 asker göndermesi oldu. Burada dikkati çeken şey ve aynı zamanda Lübnan’daki BM Ara Gücü’ne yüzlerce mühendis ve sağlık ekibi göndermesi, Çin dış politikasının gelişmekte olan ülkelerin iç işlerine karışmama prensibini sorgulatıyor. Bu prensip, Çin’in 1955 Bandung Konferansı’nda deklare ettiği “Barış İçinde Bir Arada Yaşama” programının 5 ilkesinden birisiydi – Pekin’in gelişmekte olan ülkeler için yayılmacı olmayan ve iyi niyetli hedeflerini gösteren bir politika anlayışıydı.

Bu dönem boyunca Çin’in güvenlik konusuna ilgisi artarken bu durum, bölgenin problemlerine müdahale için ideolojik bir istekten ziyade milli güvenlik çıkarlarına göre müdahil olma anlayışını getiren Mao’nun politikasından bir vazgeçişi simgelemiyor. Çin’in enerji bağlamında varlığı büyüdüğü için güvenli bir bölge çok önemli hale geldi – enerjinin Çin dış politikasının önemli bir ayağı olma ihtiyacı var.

Çin’in Ortadoğu’yla ekonomik ilişkileri, 2013’te “Bir Kuşak Bir Yol” girişiminin duyurulmasıyla en önemli değişimini geçirdi. Girişimde, Ortadoğu’nun merkezi özelliği vurgulandı ve bölge, Kasım 2013 tarihli Çin Komünist Partisi 18. Merkezi Komitesinin Üçüncü Genel Kurul toplantısında “komşu” bölge ilan edildi, ki bu durum, bölgenin Pekin’in en öncelikli jeostratejik alanı haline geldiğini gösterdi. Ülkeler, “Orta Krallık’tan” (Çin’in Çince adı) ne kadar uzakta kaldığına göre 4 eş merkezli jeostratejik bölgeye ayrılır ve önemleri Çin tarafından sıralanır. Ortadoğu, Çin’e en yakın eş merkezli jeostratejik bölge olarak tanımlandığında, Yol ve Kuşak Girişimi aracılığıyla proaktif Çin diplomasisinin hedefi haline geldi. Girişim içerisinde Ortaoğu’nun öncelikli hale gelmesi, ki bu durum çağdaş Çin diplomasisinin en temel özelliğidir, Çin’in Arap devletleri ve İran’ın en büyük ticaret partneri haline geldiğini ve aynı zamanda İsrail’in önemli bir müttefiki haline geldiğini gördü.

Geleceğe bakmak: İçişlerine karışmama politikası nereye gidiyor?

Pekin’in içişlerine karışmama politikasına doğru bir eğilimi olmasına karşın Çin’in Ortadoğu’da büyüyen ekonomik varlığı, ülkenin siyasi olarak da oldu bitti şekilde dahil olacağı anlamına geliyor. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 2014’te “Çin’in Ortadoğu’daki rolü artacak. Bundan geri dönüş yok.” diyerek bu durumu kabul etti. Pekin’in Ortadoğu’daki hedefi, ekonomik gücünü ABD etkisine doğrudan karşı çıkmak yerine dengeleme amacıyla artırarak enerji güvenliğini ve bölgedeki büyük güç statüsünü artırmaktır. Çin için en büyük zorluk, bir yandan tarafsızlığını koruyarak ve siyasi çatışmalara dahil olmadan bu hedefleri gerçekleştirmektir.

Kaynak: https://thediplomat.com/2019/02/china-in-the-middle-east-past-present-and-future/

Çevirmen Hakkında

Sinan KARAOĞLU

TESA Çeviri Birimi Yardımcı Direktörü & İngilizce Çevirmeni

Sabancı Üniversitesi

Siyaset Bilimi & Uluslararası Çalışmalar

TESAD

Tarih Ekonomi ve Siyaset Araştırmaları Derneği

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir