Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Avrupa Tarihi / Orta Çağ Avrupası ve Modern Avrupa Kültürünün Temeli

Orta Çağ Avrupası ve Modern Avrupa Kültürünün Temeli

Yazan: Uğur PAMUKEL

Avrupa tarihini inceleyen tarihçilerin ve okurların bu tarihi incelerken uzun döneme yayılacak bir bakış açısıyla incelemeleri gerekmektedir. Bu sebeple, Orta Çağ olarak kabul ettiğimiz 4. ve 15. yüzyıllar arasındaki dönem ile sınırlandırılamazlar. Bu dönemden söz ederken önceki medeniyetlerin kültürlerinin, miraslarını ve Orta Çağ’ın bunu bir Avrupa bilincine dönüştürdüğünü akılda tutmak önemlidir.

Avrupa’nın Orta Çağ Şeması

Dördüncü ile sekizinci yüzyıllar arasında, barbar akınları ile barbarların Antik Çağ Roma İmparatorluğu’na yerleşmesi ardından, 8. ve 10. yüzyıllar arasında, tam oluşmamış bir Avrupa’ya rağmen ardında miras bırakmış Karolenj İmparatorluğu  gelir.[1] Bunu 11. Ve 13. yüzyıllar arasında, feodal Avrupa takip eder. 13 yüzyıl kentler, üniversiteler, skolastikçilik ve Gotik tarzda yapılar takip eder.

Avrupa’nın Doğuşu

Çoğu tarihçi 4. ve 8. yüzyıl arası dönemden bahsederken bu dönemden Geç Antik Çağ olarak bahsederler. Bu dönem Roma İmparatorluğu’nun doğudan, kuzeyden ve Afrika’dan gelen barbar saldırıları, ile yıkıldığı ve gelen bu barbarların yıkılan Roma İmparatorluğu topraklarına yerleştiği dönemdir. Şekil 1.1’ de görebileceğiniz doğrultuda gelip yerleşen bu barbarlar giderek Hristiyanlaştı ve yerel Avrupalılara dönüştüler. Günümüzde Antik Çağ’dan, Orta Çağ’a geçiş sürecini Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlaşma süreciyle denk tutabiliriz.[2] Ayrıca bu dönemin Orta Çağ’a değil, aslında Avrupa’nın belirlenmeye başladığı uzun geçiş dönemi olan Geç Antik Çağ’a ait olduğunu söylemek yanlış değildir. Bu söylemi Amerikalı tarihçi Patric Geary Merovenj[3] döneminin, geç Antik Çağ’a ait olduğunu inandırıcı bir şekilde göstermiştir. Bu dönemde, Orta Çağ’ın kültürel temelleri de atılmıştır. Kilise Babaları’nın [4] Orta Çağ’a ve Avrupa’ya bıraktığı birbiriyle karışmış Antik Çağ ve Hristiyan kültürüne ait mirasın etkisi ile kendilerini barbar idaresi altında bulmuş halkların, yeni barbar yöneticileri ile yaşadıkları problemler büyük kültürel çatışmalara sebep olmuştur. Bu çatışmaların sonucunda toplumlarda bazı isimler öne çıkmıştır.

Şekil 1.1

Bu isimleri Avrupa’nın kültürel babaları olarak adlandırmak uygun olacaktır. Bunlara Boethius [5] ve Cassiodorus [6] örnek olarak gösterilebilir. Bu döneme gelindiğinde, zamanında fazla şehirleşmiş olan Roma mirası, giderek yerini şehirden kırsala göç eden bir harekete bırakmıştır. Bu göçlere sebep olarak Roma halklarının barbar kralların yönetimi altına girmesi söylenilebilir. Göçler daha çok şehirden kırsala, villa, malikane sahiplerinin, mülkleri etrafında bulunan geniş tarım alanlarına işçi olarak gidilen göçlerdir. Bu göçlerin sonucu zaman içinde, hepimizin bildiği Orta Çağ feodalitesini doğuracaktır.

Karolenj İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Avrupa Mirasına Katkısı

Charles Martel ve oğlu Kısa Pepin, Karolenj hanedanının ilk kralları olarak bilinirler. Bu iki Karolenj soyluları bölge prensliklerini yendiler. 751’de Papa tarafından kutsanan Pepin, Karolenj hanedanın kralı oldu ve Karolenj hanedanlığı resmen kurulmuş oldu. Bu imparatorluğun en önemli ismi ne Pepin ne de Charles Martel’dir. Karolenj İmparatorluğu’nun en önemli ismi şüphesiz Şarlman’dır. Şarlman her şeyden önce Frankların ve barbarların geleneğine uygun olarak, büyük bir savaşçıydı. Yaptığı savaşlar aynı zamanda Hristiyanlık adına düzenlenen seferlerdi ancak bu seferler, kaba kuvvet ve zulüm içeriyordu. Şarlman’ın seferleri doğuda Bavyera’ya kadar uzanmıştır. Şarlman en önemli zaferini güneyde kazanmıştır. Lombardların Papa’nın, Roma’dakiler dahil mülklerini taciz etmesi üzerine Papa, Lombardlara karşı Şarlman’ı çağırmıştır. Şarlman tarafından bozguna uğrayan Lombardların kralı Didier, Şarlman’a Lombardların geleneksel demir tacını giydirmek zorunda kalmıştır. Şarlman batıda Endülüs Devleti ile mücadelesinde, İtalya’daki kadar başarılı olamasa da Müslümanları durdurmayı bir derece başarmıştır. Şarlman’ın Avrupa mirasına katkısına bakacak olursak, en büyük katkısının imparatorluğu sınırları altında yaşayan tüm kadın ve erkekleri tek bir yasaya tabi tutmak istemesi olduğunu söyleyebiliriz. İmparatorluğu altında yaşayan barbarların, hepsinin farklı yasaları vardı. Şarlman bunları kabul etmeyip ülke topraklarında herkes üzerinde geçerli olmak üzere tek bir yasa istedi. Hiçbir zaman tamamlanmamışsa da, bu plan Şarlman’ın en devrimci çabası olarak değerlendirilebilir. Bu çaba, çok kısa bir süre için Avrupa hukuk birliği ihtimalini gerçekleştirmiştir diyebiliriz. Şarlman’ın imparatorluğunun altında yaşayan, tüm uyruklar doğrudan hükümdara bağlıydı ve savaşçıydılar. Karolenj İmparatorluğu’nun ayakta kalmasının ve genişlemesinin en büyük sebebi, savaş ganimetleridir. Şarlman’ın imparatorluğunda hükümdarın emrindeki asker sayısı 50.000 olup bunun da 2000 ila 3000 kadarı zırhlı ağır süvariden oluşmuştur. Bu rakamlar Orta Çağ dönemi için inanılmaz büyüklükte bir ordu demektir. Fakat ordunun tamamı çok nadiren toplanmıştır. Sonuç olarak Karolenj Avrupa’sının en başarılı olduğu yanlardan biri, uygarlaştırıcı olmasıydı. Şarlman’ın kendisi kültürlü birisi değildi, hatta yazmayı bile bilmiyordu. Ancak bir yönetici olarak bilgiyi teşvik etmek ve korumak görevini üstlenmişti. Şarlman, Erken Orta Çağ döneminin en önemli karakterlerinden biridir ve ortak Avrupa mirasına katkısı çok fazladır.

  

Şekil 1.2

 11. Yüzyıldan 15. Yüzyıla Feodal Avrupa

Hristiyanlığın sağlam bir şekilde yerleştiği dönemde, tarıma bağlı feodal Avrupa zirve noktasını yaşamıştır. Feodal Avrupa kırsal, esasen toprağa bağlı bir Avrupa’ydı. İnsanlar Erken Orta Çağ döneminde kırsalda bulunan, soyluların malikanelerinin yanına yerleşmişti. Bu malikanelerin etrafı barbar saldırılarından korunmak için yavaş yavaş surlar ile örüldü ve bu zenginler git gide derebeylere dönüştüler. Bu derebeylerin feodal kaleleri, toplumun hücresel yapısında çok önemli bir yere sahiptir. Bu hücreleşmeyi, beşe ayırabiliriz: aşağıdan yukarıya; köylüler, burjuvalar (genelde tacirler), askerler, din adamlar ve soylular. Burada 11. yüzyıldan 15. yüzyılın başlarına kadar, tacirler yani şehirli burjuvanın gücü ve sayısı diğer sınıflara göre oldukça azdır. Bunun sebepleri olarak Avrupa’da bu dönemde ticarette takas usulü hala oldukça yaygın bir yöntemdi. Bu dönemde Marco Polo, Çin’den dönmüştü ve oradaki maceralarını 1290’ların sonunda yazdırdı. Avrupalıların genişleyen ufukları ve Çin, Hindistan gibi uzak diyarlar ile yapılan ticaretten çok büyük karlar elde etmeleri, Avrupa’yı dışarıya yöneltti. Ticaretin tarihi, Orta Çağ insanlarının malları nasıl değiş tokuş ettiklerinin ve onları bol ve ucuz oldukları yerlerden, az ve pahalı yerlere taşıyarak nasıl kazanç sağladıklarının hikayesidir. Orta Çağ tacirlerinin en büyük sorunlarından birisi de, ticaret yollarının yeterince güvenli ve sağlam olmamasıdır. Şekil1.3’te Avrupa ticaret yollarını görüyorsunuz.

Şekil 1.3

Bu yolların en kârlısı, Akdeniz üzerinde bulunan yollardı. Bunların çoğunun kontrolleri, Venedikli, Cenevizli ve Bizanslı tacirlerin ellerindeydi. Bundan dolayı Orta Çağ’da ticaret yollarının geçtiği yerler büyümüştür ve Orta Çağ şehirleri ortaya çıkmıştır. Orta Çağ’da nüfusun %95’i kırsalda yaşıyordu, kalan %5’in yaşadığı şehirler için genel olarak ticaret ile zengin olmuş ve gelişmiş şehirler diyebiliriz. Bu şehirler Brüj, Gent, Paris. Floransa, Napoli, Venedik, Palermo ve dönemin 200.000’e kadar yaklaşan nüfusuyla en büyük Avrupa şehri olan Konstantinopolis’i örnek olarak gösterebiliriz. Orta Çağ ticaretine kilise tarafından edilen müdahaleler de ticaretin hızlı gelişiminin önünü kesmiştir. Kilise ahlaki ve toplumsal açıdan doğru olanı yapıp tefeciliği ve faizciliğe katı kurallar getirmiştir, bu kurallar her ne kadar toplum tarafından sevilse de ticaretin gelişmesinin önünde durmuştur. Kilisenin getirdiği bu yasağa kendisinin ne kadar uyduğu ise ayrı bir tartışma konusudur. Bu gibi kilise müdahaleleri sonucunda, ufak çaplı tacirler daha çok köle ticaretine yönelmiştir. Köle ticareti daha çok günümüzde Hırvatistan olarak bildiğimiz bölgeden, Doğu Avrupa’dan ve Kuzey Avrupa’dan alınan esirler aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Yukarıda bahsettiğim ticari faaliyetler iyi-kötü bir şekilde kendisini, büyük açlık ve büyük ölüm olaylarının geçtiği belalı 14. yüzyıla kadar sürdürmüştür.

Belalı 14. Yüzyıl

Bu yüzyılın bu şekilde adlandırılmasında iki büyük olay etkili olmuştur. Bunlar 1315 ve 1322 yılları arasında Kuzey Avrupa’nın neredeyse tamamına yayılan ‘Büyük Kıtlık’ ve 1346’da başlayarak Avrupa’nın ve Orta Doğu’nun tamamına kolayca ulaşan ‘Büyük Ölüm’. Açlıktan ve hastalıktan kaynaklanan ölüm oranları Kuzey’in nüfusunun yüzde 5’ine mal oldu ve daha sonraki veba ilk birkaç yılda Avrupa halklarının en az üçte birini götürdü. Bu felaketlerin Avrupa’nın gelişimini yüzyıllar boyunca şekillendiren çok derin sonuçları oldu.

Büyük Açlık

Bu kıtlık feci bir geçim krizidir, bu kriz 1315’te başlayıp 1322’ye dek İrlanda’dan İngiltere’ye, Kuzey Fransa’ya, Hollanda, Lüksemburg, Belçika, İskandinavya’nın güneyine ve Kuzey Almanya’dan Polonya sınırlarına dek uzanan Kuzey Avrupa’nın çevresinde geniş bir alanda devam etti. Bu kıtlıkla ilgili üç mühim soru bulunmaktadır. İlki, neden o zaman gerçekleşti? İkincisi, kıtlık neden Kuzey’e hapsoldu ve Akdeniz Avrupası nasıl kurtuldu? Üçüncüsü, kıtlık bu güçlüklere göğüs geren toplumları nasıl etkiledi ve bu kıtlığın uzun vadeli sonuçları nelerdir? Gelin, ‘Büyük Açlık’ı bu üç soruya cevap verirken açıklayalım. İlk soru diğerlerine nazaran daha basit, kıtlık 1315’te başladı çünkü yağmurlu bir yazı soğuk ve sert bir kış takip etti. Bu sene tarladan ürün alınamadı, aynı sene özellikle büyükbaş hayvanlar arasında yaygınlaşan salgın hastalıklar, tarla sürerken kullanılan öküzlerin ölmesine sebep oldu. Tarlalardan yeterli ürünü elde edemeyen insanların da hayvanlarını kesip yemeleri verimi iyice düşürdü. Güney’den Kuzey’e ticaret de pek gelişmiş değildi, yolların tehlikesi, coğrafi zorluğu ve pahalılığı, burası ile yapılan ticareti kısıtlı hale getiriyordu. İkinci soruya gelecek olursak Akdeniz’in mikro-iklimlerin ve mikro-bölgelerin ekolojisi, buralarda her zaman ticari besin stoklarını insan hayatını sürdürmek için zaruri kılmıştır. Silolar ve yer altı çukurları tahıl stoklamayı daha kuru olan güneyde daha etkili kıldı. Üçüncü sorudan kısaca bahsetmek gerekirse, büyük kıtlık zamanında hayır ve yardım yuvası olarak tanınan ve tanıtılan kilisenin besin stoklarını halka açmaması, halka sırtını dönmesi, kiliseye olan güven duygusunun ciddi oranda azalmasına sebep olmuştur.

Kara Ölüm

Bu başlık başlı başına ayrı bir yazının konusu olabilecek genişlikte bir başlıktır. Kara ölüm olarak bahsettiğimiz şey 1346’dan 1352’ye kadar bütün Avrupa’yı etkilemiş veba salgınıdır. Etki alanını Şekil1.4 te görebilirsiniz. Veba salgının nasıl başladığı ile ilgili çok fazla söylem vardır. Bunların en yaygını, Cenevizlilerin Kırım’da bulunan ticaret kolonilerinin kalesinin Altınordu Devleti tarafından kuşatılırken, duvarlardan içeriye hastalıklı cesetlerin mancınık ile fırlatılması sonucu, hastalık koloniye yayılmıştır. Hastalığın asıl taşıyıcısı, Asya Fareleri üzerinde bulunan pireler ve sıcak esen zehirli havadır. Bu pireleri taşıyan farelerin Ceneviz gemileri ile Avrupa’ya gelmesi hastalığın kıtaya yayılışını başlatmıştır. Bu farelerin Avrupa’da uzun yıllar boyunca olduğu biliniyordu, bu sebeple vebanın bu fareler ile geldiğini söyleyemeyiz. Ancak fareler, hastalığı taşıyan pireler için çok iyi bir besin ve bulaştırıcıydı.

 Şekil1.4

Avrupa’da şehirlerin ve insanların hijyen problemleri bu taşıyıcı farelerin insanlar ile çok fazla ortak alanı paylaşmasına yol açmıştır, bu sebeple hastalık çok hızlı bir şekilde yayılmıştır. Hastalık çok ölümcül ve bulaşıcı olup, anlatılanlara göre insanlar sabah sağlıklı gördükleri birisinin akşam ölüm haberini alabiliyorlarmış. Bu hastalığın Avrupa tarihinde kuşkusuz yeri çok büyük.

Büyük Ölüm’ün Sonuçları

Salgın esnasında insanlar, suçlayacak bir şeyler aradı, kimisi bu hastalığın Yahudilerin şehir sularını zehirlemesi sonucu çıktığı söyleyerek Yahudileri katletmeye başladılar. Papa ise bu durumu insanların işledikleri günahlar yüzünden Tanrı’nın yeryüzüne gönderdiği bir ceza olarak değerlendirdi. Her ne kadar Yahudilerin bu salgından sorumlu olmadığını belirten fermanlar yayınlansa da çoğu bölgelerde Yahudilere karşı soykırım ve zorunlu göç durumları söz konusu olmuştur. Büyük Ölüm’ün zaten çok fazla olmayan Avrupa nüfusunu iyice azaltması, ekonomiyi olumsuz etkiledi. Kentlerde yaşayan insanlar, hastalıktan kaçmak için kimsenin olmadığı kırsal alanlara göç ettiler, çoğu şehir sokaklarında hastalıklı cesetlerin yattığı birer hayalet şehre dönüştü. Giovanni Boccaccio’nun Decameron isimli eseri bu dönemde şehirde yaşayan insanları anlatan bir eserdir. Büyük Ölüm, Geç Dönem Orta Çağ Avrupası olarak adlandırdığımız dönemin en büyük olaylarından birisidir.

Sonuç olarak, bahsettiğimiz tüm olaylar günümüzde ortak bir Avrupa kültürü oluşmasına katkı sağlamıştır. Bu ortak Avrupa kültüründe Roma, Yunan, Türk ve Orta Çağ’ın ilk zamanlarda barbar olarak adlandırılan, sonradan Avrupalı olan medeniyetlerinin katkısı çok fazladır. Bu olayların ve mirasların çoğu, günümüzü etkilemektedir.

KAYNAKÇA

Epstein, Steven Geç Dönem Ortaçağ Avrupası Ekonomik ve Sosyal Tarih, 1000-1500. Çev., Serap Işık. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları: 2014.

Le Goff, Jacques Avrupa’nın Doğuşu. Çev., M. Timuçin Biçer. İstanbul: Literatür Yayıncılık: 2017

‘Medieval Trade Routes’14 Temmuz 2018 tarihinde erişildi.

https://sites.google.com/site/annodomini1064/medieval-trade-routes

 Durmaz, Sayime. ‘Yükses Ortaçağ’da Papa- İmparator Çatışması: Kılıç ile Âsâ’nın Savaşı.’ 14 Temmuz 2018 tarihinde erişildi.  http://dergipark.gov.tr/jiss/issue/25901/273015

Dipnotlar;

[1] Karolenj İmparatorluğu 8. ve 9. Yüzyıllarda Frank kökenli Karolenj Hanedanı üyesi krallar tarafından yönetilmiş bir imparatorluktur. Hanedanın en tanınmış üyesi Şarlman’dır. Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, çev. M. Timuçin Binder (İstanbul: Literatür Yayınları,2017), 35-36.

[2] Bu dönemin toplumsal yapısını görmek isteyenler Alejandro Amenabar’ın 2009 yapımı Agora isimli filmini izleyebilirler.

 [3]Marovenj Hanedanı 5. ve 8. yüzyıllar arasında bugünkü Fransa ve Almanya arasında hüküm sürmüş Frank Hanedanı. Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, çev. M. Timuçin Binder (İstanbul: Literatür Yayınları,2017)

[4] Kilise Babaları Hristiyanlıkta yazıları  din konusunda kural olarak kabul edilen kişilere verilen unvan.

[5] 484-520 yılları arasında yaşamış köklü bir Roma ailesinden gelmiş, Ostrogotların barbar kralı Theoredich’in hizmetine girmiştir. Orta Çağ 12. yüzyıla kadar Aristoteles hakkında tüm bildiklerini Boethius’a borçludur. Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, çev. M. Timuçin Binder (İstanbul: Literatür Yayınları,2017), 20-21.

[6] 490-580 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Cassiodorus İtalya’da Roma-Bizans dünyasıyla barbar toplum arasında arabuluculuk yapmıştır. Ardından bir manastıra çekilip burada Yunanca ve Latince çeviriler yapıp entelektüelliğin öneminin altını çizen ve kütüphanelerden oluşan bir Avrupa fikrini teşvik eden ilk kişidir. Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, çev. M. Timuçin Binder (İstanbul: Literatür Yayınları,2017), 20-21.

Yazar Hakkında 

Uğur Pamukel / TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir